CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİSORUNUVETÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELERTasam Stratejik Öngörü Dergisi, Sayı:8, 2007, s.15-40.Prof. Dr. Muhammet AKDİŞPamukkale Üniversitesiİkt. ve İd. Bil. Fakültesihttp://makdis.pamukkale.edu.trÖZETCari hesaplar dengesinin açık vermesisorunu gelişmekte olan ülkeler kadar bazı gelişmiş ülkelerin de önemli problemlerinden birisidir. Aslında bir ülkenin gelirinden fazla harcama yapmasından veya tasarrufundan fazla yatırım yapmasından kaynaklanan bu durumun varlığından çok sürdürülebilirliği tartışma konusudur. Türkiye ekonomisi tarihi süreç içerisinde aşağı yukarı sürekli cari açık sorunları ile karşılaşmıştır. Ancak 2005 yılı cari açığının 22 milyar dolar gibi bir miktara ve GSMH’nın %6’sı gibi bir orana ulaşacak olması tedirginliği arttırmıştır. Özellikle cari açıkların GSMH’nın %5’ini aşmasının kriz işareti olarak yorumlandığı ve Türkiye’nin geçmişte de cari açıkların büyük olduğu dönemlerde krizlere uğradığıdikkate alındığındacari açıkların sürdürülüp sürdürülemeyeceğimerak edilmeye başlanmıştır.Cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda üzerinde durulan temel değişkenler, ihracat, ithalat, reel efektif döviz kuru, faiz oranları, kısa vadeli sermaye hareketleri, uzun vadeli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ortamının istikrarı gibi unsurlardır. Bu unsurlar açısından Türkiye ekonomisi incelendiğinde, diğer değişkenler itibariyle önemliiyileşmeler sağlandığı ancak özellikle döviz kuru ve faiz oranlarında dengeden uzakta olunduğu anlaşılmaktadır. THE SUSTAINABILITY PROBLEM OF CURRENT ACCOUNT DEFICITS ANDTHE DEVELOPMENTS IN TURKISH ECONOMYABSTRACTThe problem that the balance of current accounts give deficits is one of the major problems faced by developing countries as well as some developed ones. The point of discussion is the sustainability rather than the existence of this situation which is caused by the fact that a country spends more than its revenues or a country invests more than its savings.Turkish economy in her historical periods frequently faced with these current deficits problems. However, the raise of currents deficit in 2005 to 22 billion dollar and to the ratio of 6% of GNP has increased anxieties. Considering that current accounts exceeds the 5% of the GNP and it is seen as a sign of a crisis, and also thinking that crisis unfolded in the past with deficits of current accounts, the question whether deficits of current accounts will be lasted became an important discussion point.The main variables on the sustainability of the current deficits are various as the export, import, reel effective foreign exchange, interest rates, short term capital movements, long term capital movements, structure of debts, exchange reserves and the sustainability of investing environments. As the Turkish economy is analysed in terms of these factors, it is found out that the economy is far from the balance at exchange and interest rates, although significant improvements are seen regarding other variables. I-GİRİŞCari açık olgusu bazı gelişmiş ülkelerle birlikte özellikle gelişmekte olan ekonomilerin temel problemlerinden biridir. Gelişmiş ekonomilerin büyük çoğunluğu veya petrol gibi doğal kaynak zengini ülkeler dışında hemen hemen tüm gelişmekte olan ekonomilerin sıklıkla karşılaştıkları bu problem zaman zaman finansal krizlerin de çıkmasına yol açmıştır. Çünkü cari açığın finanse edilebilmesindeki güçlükler veya cari açığı finanse ediyor gözüken kalemlerdeki ciddi yön değişiklikleri finansal krizlerin de tetikleyicisi olmaktadır. Şili ve Meksika’da 1980’lerin başlarında, Meksika ve Arjantin’de 1990’ların ortalarında ve Güneydoğu Asya ülkelerinde 1990’ların sonlarında görülen finansal krizler hep büyük ve kalıcı cari denge açıkları ile birlikte görülmüşlerdir. Bu nedenle finansal krizlerin yayılmasında cari açıkların büyüklüğünün önemli roller üstlendiği kabul edilmiştir (Baharumshah, 2003). Türkiye ekonomisi uzun zamandır dış açık problemi ile karşı karşıyadır. Bu problem ülkemizde zaman zaman krizler ve istikrar programları ile sonuçlanan gelişmelere yol açmıştır. Dünya uygulaması ile Türkiye’nin geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, 2005 yıl sonu itibariyle cari açığın 22 milyar dolar seviyesine çıkacağı, cari açığın GSMH’ya oranının ise %6’yı aşacağı beklenmektedir. Cari açık miktarlarının daha önce karşılaşılmamış büyüklükte olması, cari açıkların GSMH’ya oranında da kritik eşik olarak kabul edilen %5 oranının (Freund, 2005) geçiliyor olması, Türkiye’de oluşan cari açığın bir krize yol açıp açmayacağını ve cari açığın sürdürülebilirliğini ciddi olarak tartışmaya açmıştır. IMF’de cari açıkların Türkiye ekonomisinin geleceğinde en dikkate değer konulardan birisi olduğunu ifade etmiştir (IMF, 2005). Bu nedenle cari denge olgusu Türkiye ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Aşağıda bu konudaki düşüncelerimiz açıklanacaktır. II-ÖDEMELER BİLANÇOSU DENGESİ VE CARİ AÇIKLARBir ülkenin dış alem ile olan ekonomik ilişkilerinin ayrıntılıbir dökümünü gösteren ödemeler bilançosu, özellikle dış ticaret dengesive cari dengekonusunda dikkatle takip edilmektedir. Çünkü, ithalat ve ihracat farkından oluşan dış ticaret dengesi eğeraçıkla kapanıyorsa bu açığın kapatılmasına yönelik bir dizi değişkenin devreye girmesi gerekmektedir. Oluşan dış ticaret açığı ilk olarak hizmet gelirleri ile kapatılmaya çalışılır. Bu gelirlerle açık kapanmıyorsao zaman yatırım gelirleri ve cari transferler gündeme gelecektir. Dış ticaret dengesinde oluşan açığın hizmet, yatırım ve cari transfer kalemleri ile ortadan kaldırılamaması cari işlemler hesabının açık vermesi sonucunu doğuracaktır.Geniş anlamda düşünüldüğünde cari açık, bir ülkenin harcamalarının tasarruflarından fazla olmasından kaynaklanmakta ve dış finansmanla kapatılmaya çalışılmaktadır. Yani, cari denge hesabındaki negatif büyüklük dış alem giderlerinin dış alem gelirlerinden fazla olmasının sonucudur. Toplam yurtiçi harcamaların, toplam yurt içi tasarruflardan fazla olması, bir dış tasarrufa ihtiyaç gösterecektir ki, bu da cari açık olarak karşımıza çıkacaktır. GSMH = C+I+G+(X-M)+F (dış alem gelirleri)ise, (1)GSMH-C-G-I=X-M+F’dir.(2)GSMH’dan tüketim ve devlet harcamalarını çıkardığımızda tasarruflar kalacağına göre; (GSMH-C-G)=S (3)olur.O zaman bu eşitliği; S-I=(X-M)+F (4)olarak da yazmamız mümkündür. Dış ticaret dengesini temsil eden (X-M) ile dış alem gelirlerini temsil eden (F) toplamı ise bize cari dengeyi, [CD=(X-M)+F](5)verecektir. Öyle ise eşitliğimiz, S-I=CD (6)haline gelmektedir. (6) nolu eşitlikte de görüldüğü gibi, bir ülkedeki tasarruflar ile yatırımlar arasındaki fark cari dengeyi oluşturmaktadır. Eğertasarruf yatırım eşitliği var ise cari denge sıfır bakiye vermekte; tasarruflar fazla ise cari denge pozitif (fazla), tasarruflar yetersiz ise cari denge negatif (açık) bakiye ile kapanmaktadır. Cari açık ortadan kaldırılmak isteniliyorsa, ya tasarruflar arttırılacak ya da yatırımlar kısılacaktır. Ekonomik büyümeyive tasarrufları da arttıracak olan geliri arttırmak için yatırımları arttırmak gerektiğine göre, tasarruf yetersizliği içindeki ülkelerin cari açık vermekten başka alternatifi kalmamaktadır. (2) Numaralı eşitliği; GSMH-C-G-I=CD (7)olarak yazdığımızda ise cari dengenin milli gelir ile harcamalar arasındaki fark olduğu görülecektir. Gelir harcamalardan yüksek ise bakiye pozitif (fazla), harcamalar gelirden büyükse bakiye negatif (açık) ortaya çıkmış olacaktır. Burada da aynı analizi yapmak mümkündür. Geliri arttırmak için yatırım yapmak gerektiğine göre, gelişmekte olan ülkelerin cari açık sorunu gelirile harcamaların dengelendiği noktaya kadar devam edecektir. Sonuç ne olursa olsun ödemeler bilançosu dengede olur. Her bilançoda bir kalemdeki fazlalık veya eksiklik, diğer kalemlerdeki fazlalık veya eksiklik tarafından kapatılır. Ancak açığı kapatan kalemlerin yapısı ve özellikleri bir ülke ekonomisinin gelecek perspektifi açısından çok önemlidir. Yani ödemeler bilançosunda ilk açığın oluştuğu dış ticaret dengesi ve sonrasındaki her alt kalem ülke ekonomisi açısından durumun nezaketini arttırmaktadır. Dış ticaret bilançosunun her kalemi ülkeye giren veya çıkan dövizlerin miktarını göstermektedir. Ödemeler bilançosunun ilk dengesini oluşturan dış ticaret açığı, eğer hizmetler dengesindeki gelir fazlalıkları ile karşılanabiliyorsa en iyi durum, eğer burada da açık veriliyor ve dengenin sağlanmasında sermaye hesabından yararlanılıyorsa daha az iyi bir durum; cari açığın kapanmasında kısa vadeli sermaye hareketleri daha önemli bir işlev görüyorsa riskli bir durum, cari açık sermaye hesabı ile de kapatılamıyor ve rezerv hareketlerine müracaat gerekiyorsa o zaman kötü bir durumdan bahsetmek mümkündür. Yani bilançonun ilk kaleminden başlayarak aşağıya doğru sıralanan bütün gelişmeler eğer bir öncekinin açığını kapatmaya yönelikse o ülke ekonomisindeki gelişmelerin ciddiyetle analiz edilmesine ihtiyaç vardır. Ancak açık oluşturan kalemlerin yapısı ve özellikleri de burada göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıda da bahsedildiği gibi cari açığın oluşumu çok önemlidir. Eğer bu oluşum ithalat harcamalarının büyüklüğünden kaynaklanıyorsa, o zaman da ithalat kalemlerinin özellikleri önem kazanmaktadır. İthalat, ara ve yatırım mallarının çokluğuna bağlı ise ekonomik büyümenin tetiklenmesi söz konusu olabilecektir. Ara ve yatırım malları ithalatının, yani büyümenin dış alem gelirleri ile finanse edilmesi özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından çok da büyük problem olmayabilecektir. Bu durumda yabancılar özel sektör yatırımlarını finanse edecekler, bu da milli ekonominin büyümesine katkı yapacak ve başkaca bir sorun doğurmayacaktır. III-DÜNYA’DA CARİ AÇIK PROBLEMİCari açık problemi öncelikle gelişmekte olan ülkelerin problemi olduğu kadar, bazı gelişmiş ekonomilerin de problemleri arasında yer alır. Özellikle ABD cari açık sorunu en başta gelen ülkelerdendir. Tablo.1’e baktığımızda gelişmiş ekonomiler içinde 2004 rakamları ile 668 milyar dolarlık açıkla ABD’nin başı çektiği görülecektir. Bunun dışında İspanya, Avustralya gibi ülkeler de cari açık problemine sahiptirler. Önemli miktardaki gelişmiş ülke ise cari fazlalar vermektedir. Hatta Japonya’nın 172 milyar dolarlık, AB ülkelerinin de toplamda 46 milyar dolarlık cari işlem fazlaları bulunmaktadır. Gelişmekte olan ekonomiler içinde ise yine 2004 rakamları ile Hindistan’ın 800 milyon dolarlık, Meksika’nın da 7.5 milyar dolarlık cari işlem açığı bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da bu açık sürecinin devam edeceği öngörülmektedir. Tablo.1 Seçilmiş Ülkeler İtibariyle Ödemeler Bilançosundaki Cari Açık Miktarları (Milyar Dolar)
2000
2001
2002
2003
2004
2005*
Gelişmiş EkonomilerABDAB BölgesiJaponyaDiğer gelişmiş ekonomiler2
–262.0–416.0–37.0119.671.4
–210.8–389.57.087.883.9
–222.5–475.248.5112.691.6
–219.6–519.726.7136.2137.2
–314.0–668.146.7172.1135.3
–451.1–759.023.7153.1131.1
Yeni Sanayileşen Asya Ülkeleri
40.1
50.6
59.3
84.4
90.2
78.0
Diğer gelişen piyasalar ve gelişen ülkeler(fazla veren asya ülkeleri hariç)
88.443.8
42.510.2
85.831.0
143.975.3
227.7134.6
410.1278.7
Bölgesel GuruplarAfrikaMerkezi ve Doğu AvrupaBağımsız devletler topluluğu
7.3–32.746.146.1
0.7–16.632.640.7
–8.2 –24.5 32.1 72.3 30.0 –16.0
–3.1 –37.3 35.9
0.6–50.163.193.0
12.5 –56.4 105.3 109.7 217.621.5
Rusya
44.6
33.4
30.9
35.4
59.9
101.8
Çin
20.5
17.4
35.4
45.9
68.7
115.6
Hindistan
–4.6
1.4
7.1
6.9
–0.8
–13.5
Brezilya
–24.2
–23.2
–7.6
4.2
11.7
13.1
Meksika
–18.6
–17.6
–13.5
–8.6
–7.4
–8.3
*TahminKaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.Bazı ülkeler itibariyle cari açığın GSMH’ya oranlarına baktığımızda ise yine ABD’yi bu konuda oldukça ileride görmekteyiz. Tablo.2’den de görüleceği üzere, ABD’nin yıllar itibariyle cari açığının GSMH’ya oranı devamlı artış göstermiş, 2000’de %4.2 olan bu oran 2004’de %5.7’ye yükselmiştir. Bu yükselişin devam edeceği de beklenmektedir. ABD’den sonra cari açığın GSMH’ya oranında dikkat çeken iki ülke yine 2004 rakamları ile%7.5 oranı ile Portekiz, %5.3 oranı ileİspanya’dır. Avustralya ve Yeni Zelanda %6.4,İzlanda %8.5, Meksika %5.5 oranları ile yine dikkat çeken farklı ülkelerdir. Tablo.1 ve Tablo.2’nin birlikte incelenmesi ile görülebileceği gibi ileri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler itibariyle farklı miktarlar ve oranlar söz konusu olsa bile dünyanın farklı ülkelerinde cari açık problemi bulunmaktadır. Bu problem Türkiye açısından da uzun dönemdir devam eden bir sorun olma özelliğini korumaktadır. Tablo.2 Seçilmiş Bazı Ülkeler İtibariyle Cari Açık/GSMH’ya Oranları (1997-2006/%)
Ülkeler/Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
İleri Ekonomiler
–1.0
–0.8
–0.9
–0.8
–1.0
–1.3
–1.4
ABD
–4.2
–3.8
–4.5
–4.7
–5.7
–6.1
–6.1
AB Bölgesi
–1.2
—
0.9
0.3
0.6
0.4
0.3
Almanya
–1.6
0.2
2.2
2.1
3.8
4.3
4.4
Fransa
1.3
1.6
1.0
0.4
–0.4
–1.3
–1.5
Italya
–0.5
–0.1
–0.8
–1.3
–0.9
–1.7
–1.4
İspanya
–4.0
–3.9
–3.3
–3.6
–5.3
–6.2
–6.9
Yunanistan
–6.9
–6.2
–6.1
–5.6
–3.9
–3.9
–4.0
Portekiz
–10.3
–10.1
–7.6
–5.4
–7.5
–8.4
–7.7
İngiltere
–2.6
–2.2
–1.6
–1.5
–2.0
–1.9
–1.8
Avustralya
–4.1
–2.3
–4.1
–5.9
–6.4
–5.7
–5.0
Yeni Zelanda
–4.8
–2.5
–3.7
–4.2
–6.4
–7.4
–7.7
İzlanda
–10.5
–4.6
1.4
–5.1
–8.5
–12.0
–11.4
Rusya
38.9
29.7
25.7
23.3
29.4
35.8
36.5
Çin
7.3
5.8
9.7
9.5
10.5
14.0
12.1
Hindistan
–7.7
2.3
10.0
8.3
–0.7
–8.8
–9.0
Brezilya
–37.5
–34.4
–10.9
5.0
10.8
10.0
4.3
Meksika
–15.7
–15.5
–11.8
–7.3
–5.5
–5.4
–3.9
Kaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir. IV-TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIK PROBLEMİTürkiye ekonomisi aşağı yukarı bütün gelişme tarihi içinde dış açık problemi ile karşılaşmıştır. Yukarıda anlatılan çerçevedeTürkiye ekonomisindeki gelişmelerin son beş yılına baktığımızda (Tablo.3) gördüğümüz şudur: Türkiye ekonomisi son beş yılda sürekli cari açık problemi ile yüz yüze gelmiştir. 2000 yılı ve sonrasına bakıldığında her yıl verilen dış ticaret açıklarıöncelikle hizmet gelirleri ile finanse edilmeye çalışılmış, bu gelirler hiçbir zaman ticaret açıklarını finanse etmeye yetmediği için de cari açıklarla karşılaşılmıştır. Yıllar itibariyle de cari açıklar önemli ölçüde sermaye hesabındaki gelişmelerle kapatılmışlardır.Örneğin 2004 yılında verilen 23,8 milyar dolarlık dış ticaret açığının 12,8 milyar dolarlık kısmı hizmet gelirleri ile finanse edilmiştir. Ancak yatırım gelirleri de 5,5 milyar dolara yakın açık verdiği için toplam açık 16milyar doları geçmiş, 1,1 milyar dolarlık cari transfer sonrası dönem cari açığı 15,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu açık ise sermaye hesabındaki 17,6 milyar dolarlık fazlalık ile kapatılmıştır. Tablo.3’ü grafikleştirdiğimizde durum daha açık olarak görülecektir. Grafik.1’den de izlenebileceği gibi, dış ticaret dengesi vecari denge izlenen tüm yıllarda birlikte gelişme göstermiş; dış ticaret dengesi cari dengenin de sürükleyicisi olmuştur. 2000-2005 arasında dış ticaret dengesindeki açık ve fazlalar, cari dengenin da aynı şekilde sonuçlanmasına neden olmuşlardır. Ancak tabii ki ne dış ticaret açığı, ne de cari açık tek başına ekonominin bütününü açıklamaktan uzaktır. Cari açıktan hareketle ekonominin tümü hakkında veya ekonominin geleceği hakkında hüküm verebilmek için Cari açık/GSYİH oranına bakılması gerekmektedir. Büyüyen bir ekonomide cari açıklar verilmesi normal; ancak, GSYİH’nın belli bir yüzdesini geçen cari açıklar ise sürdürülemez olarak kabul edilmektedir. Türkiye ekonomisinin dışa açıldığı 1980 yılından itibaren gelişen dış ticaret, cari açık ve cari açık/GSMH dengelerine bakmak konuyu daha iyi aydınlatmak açısından gerekli olmaktadır. Tablo.4’de de görüldüğü gibi, Türkiye ekonomisi Cumhuriyeti 1980’li yıllar itibariyle 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve2001 yıllarında cari işlemler bilançosunu az veya çok fazla ile kapatmıştır. Sayılan yılların dışındaki yılların tamamında ise cari işlemler dengesi hep negatif sonuç vermiştir. 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve 2001 yıllarında ise yine dış ticaret dengesi fazla vermesine rağmen, cari işlemler dengesi açıkla kapanmıştır. Cari işlemler dengesinin GSMH’ya oranına baktığımızda ise oransal olarak en büyük açığın, 1980, 2000 ve 2004 yıllarında gerçekleştiği görülecektir. Bu yıllardaki açık diğer yılların hepsinden daha büyük bir oran olan %5’tir. Cari işlemler açıklarının en büyük oranlara ulaştığı, 1980 ve 2000 yıllarının ekonomik krizlerinpatlak verdiği ve ekonomik istikrar programlarının da uygulamaya konulduğu yıllar olmasına da dikkat edilmelidir. Grafik.1. Türkiye’de Yıllar İtibariyle Dış Ticaret Açıkları ve Cari Açıklar (2000-2005)Kaynak. Tablo.3 ‘deki verilere göre tarafımızdan düzenlenmiştir. Tablo.3 Türkiye’de Ödemeler Bilançosu Gelişmeleri (Analitik Sunum-Milyon $)
İşlemler/Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005*
A-
CARİ İŞLEMLER HESABI
-9819
3390
-1524
-8035
-15604
-18740
1.
İhracat f.o.b.
30721
34373
40124
51206
67047
69326
2.
İthalat f.o.b.
-52680
-38106
-47407
-65216
-90925
-98294
Mal Dengesi
-21959
-3733
-7283
-14010
-23878
-28968
3.
Hizmet Gelirleri
20364
16030
14783
19025
22928
24657
4.
Hizmet Giderleri
-8996
-6900
-6904
-8520
-10144
-10496
Mal ve Hizmet Dengesi
-10591
5397
596
-3505
-11094
-14807
5.
Yatırım Gelirleri
2836
2753
2486
2246
2651
3416
6.
Yatırım Giderleri
-6838
-7753
-7042
-7803
-8288
-8648
Mal, Hizmet ve Yatırım Geliri Dengesi
-14593
397
-3960
-9062
-16731
-20039
7.
Cari Transferler
4774
2993
2436
1027
1127
1299
B.
SERMAYE HESABI
C.
FİNANS HESABI
9584
-14641
1158
7120
17652
36729
8.
Yurtdışında Doğrudan Yatırım
-870
-497
-175
-499
-859
-938
9.
Yurtiçinde Doğrudan Yatırım
982
3268
1005
1706
2776
7249
10.
Portföy Hesabı-Varlıklar
-593
-788
-2096
-1386
-1388
-1218
11.
Portföy Hesabı-Yükümlülükler
1615
-3727
1503
3851
9411
12421
11.1.
Hisse Senetleri
489
-79
-16
905
1427
5528
11.2.
Borç Senetleri
1126
-3648
1519
2946
7984
6893
12.
Diğer Yatırımlar-Varlıklar
-1939
-601
-777
-986
-6955
2102
12.1.
Merkez Bankası
1
-39
-30
-28
-24
-16
12.2.
Genel Hükumet
0
0
0
0
12.3.
Bankalar
-1574
233
643
348
-5324
1129
12.4.
Diğer Sektörler
-366
-795
-1390
-1306
-1607
989
13.
Diğer Yatırımlar-Yükümlülükler
10389
-12296
1698
4434
14667
17113
13.1.
Merkez Bankası
619
735
1336
497
-209
-709
13.2.
Genel Hükumet
117
-1977
-669
-2194
-1163
-1977
13.3.
Bankalar
3736
-9644
-2016
2846
6564
8650
13.4.
Diğer Sektörler
5917
-1410
3047
3285
9475
11149
Cari,Sermaye ve Finansal Hesaplar
-235
-11251
-366
-915
2048
17989
D.
NET HATA VE NOKSAN
-2762
-1673
154
5012
2294
3826
GENEL DENGE
-2997
-12924
-212
4097
4342
21815
E.
REZERV VARLIKLAR(*)
2997
12924
212
-4097
-4342
-21815
14.
Resmi Rezervler
-354
2694
-6153
-4047
-824
-15350
15.
Uluslararası Para Fonu Kredileri
3351
10230
6365
-50
-3518
-6465
16.
Ödemeler Dengesi Finansmanı
*Ocak-Kasım/2005Kaynak:TCMBTablo.4 Türkiye’de GSMH-Dış Ticaret Dengesi ve Cari Denge (1923-2004)
GSMH (C.F.)
İHRACAT
İTHALAT
DIŞ TİC.DENG.
CARİ DENGE
C.DENGE/GSMH
YILLAR
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
1980
68.390,6
2.910,1
7.909,4
(4.999,3)
(3.408,0)
-0,05
81
56.418,7
4.702,9
8.933,4
(4.230,5)
(1.936,0)
-0,03
82
64.209,2
5.746,0
8.842,7
(3.096,7)
(952,0)
-0,01
83
60.491,5
5.727,8
9.235,0
(3.507,2)
(1.923,0)
-0,03
84
59.098,2
7.133,6
10.756,9
(3.623,3)
(1.439,0)
-0,02
85
66.890,6
7.958,0
11.343,3
(3.385,3)
(1.013,0)
-0,02
86
75.173,3
7.456,7
11.104,8
(3.648,1)
(1.465,0)
-0,02
87
85.980,1
10.190,1
14.157,8
(3.967,7)
(806,0)
-0,01
88
90.460,0
11.662,0
14.335,4
(2.673,4)
1.596,0
0,02
89
107.563,1
11.624,7
15.792,1
(4.167,4)
938,0
0,01
1990
152.000,6
12.959,3
22.302,3
(9.343,0)
(2.625,0)
-0,02
91
151.705,2
13.598,0
21.047,0
(7.449,0)
250,0
0,00
92
160.256,0
14.714,0
22.871,0
(8.157,0)
(974,0)
-0,01
93
181.806,2
15.345,0
29.428,0
(14.083,0)
(6.433,0)
-0,04
94
130.900,0
18.105,0
23.270,0
(5.165,0)
2.631,0
0,02
95
171.900,0
21.637,0
35.709,0
(14.072,0)
(2.339,0)
-0,01
96
184.600,0
23.224,0
43.627,0
(20.403,0)
(2.437,0)
-0,01
97
191.100,0
26.261,0
48.559,0
(22.298,0)
(2.638,0)
-0,01
98
204.725,6
26.973,0
45.921,0
(18.948,0)
1.984,0
0,01
99
186.911,8
26.587,0
40.671,0
(14.084,0)
(1.344,0)
-0,01
2000
201.500,0
30.721,0
53.131,0
(22.410,0)
(9.819,0)
-0,05
2001
144.600,0
34.373,0
(38.106,0)
(3.733,0)
3.390,0
0,02
2002
182.900,0
40.124,0
(47.407,0)
(7.283,0)
(1.524,0)
-0,01
2003
238.400,0
51.206,0
(65.216,0)
(14.010,0)
(8.035,0)
-0,03
2004
301.600,0
67.001,0
(90.925,0)
(23.924,0)
(15.647,0)
-0,05
2005*
360,0
73.1
(116.4)
(43,3)
(22,0)
-0,06
*GeçiciKaynak: www.mahfiegilmez.nom.tr-www.ceterisparibus.net- Hazine, Dış Ticaret Müst. ve TCMB Kaynaklarından derlenerek hazırlanmıştır. V-TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SEBEPLERİNE BAKIŞEkonomistler ikinci dünya savaşından sonra dünyanın farklı ülkelerinde ortaya çıkan cari açık problemlerini analiz etme konusunda zaman zaman farklı değişkenlerin üzerinde odaklanmışlardır. Bu odaklanma büyük ölçüde konjonktürel kriz oluşturan unsurların farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki gelişmeleri Edwards (2001)’den yararlanarak aşağıdaki şekilde özetlememiz mümkündür: A-İlk Cari Açıklar ve Elastikiyet Yaklaşımıİkinci dünya savaşından sonra oluşan cari açık krizleri genellikle iktisatçılar tarafından elastikiyet yaklaşımını içeren ödemeler dengesi teorisi çerçevesinde tartışılmıştır. Buna göre cari açık oluşumu, gelirler ile harcamalar arasındaki farktan meydana gelmektedir. Bu farkı oluşturan ise nisbi fiyat değişmelerine bağlı olarak ortaya çıkan ticari akım değişmeleridir. Bu durumda da cari dengesi açık veren ülkelerin devalüasyon yapması gerekmektedir. Devalüasyon nispi fiyatları açık veren ülke lehine değiştirerek cari dengenin kurulmasına hizmet edecektir. Gelişmekte olan ülkeler 1970’lere kadar bu politikanın etkisi ve baskısı ile hareket etmişlerdir. Ödemler dengesi krizleri konusundaki yaklaşımlar daha çok Krugman’ın (1979) yılındaki seminer çalışmasından sonra yayılmıştır. Bu çalışmalar ödemeler dengesi krizlerinin uluslararası rezervleri bitirten ve sonuçta da hükümetleri döviz kurunda değişikliğe gitmeye zorlayan yoğun genişletici para ve maliye politikaları gibi zayıf ekonomik temellerden kaynaklandığını belirtmişlerdir (Kaminsky v.d., 1998). B-Cari Açığın Zamanlararası Olgu Olduğu Düşüncesi, 1980’ler Borç Krizi ve Lawson Doktrini1970’lerin ikinci yarısından sonra özellikle 1973 petrol şokunu takip eden yıllarda pek çok gelişmekte olan ülke cari dengelerinde dalgalanmalar yaşamışlardır. Bu durum ekonomistleri dengesizliğin üzerinde düşünmeye itmiş ve sonuçta ticaret akımlarından hareketle cari dengenin zamanlararası boyutu üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu yaklaşımın iki temel öğesi vardır: Birincisi,temel ulusal hesaplara göre cari denge, tasarruflarla yatırımların farkına eşittir. İkincisi ise tasarruflar ve yatırımlar, yatırımların beklenen getirisive hayatın geleceği konusundaki düşünceler gibi zamanlararası değişkenlere bağlıdır. Öyle ise cari açık da zorunlu olarak zamanlararası bir olgudur. Bu dönemdeki iktisatçılar, yüksek cari açıkların yeni yatırım fırsatları oluşturacağını ve dolayısı ile bu konuyu büyütmemek gerektiğini ifade etmişlerdir. Sonuçta daha fazla yatırım yapılmış, bu da cari dengeyi daha fazla bozmuş; ancak bu konu çok önemli görülmemiştir. IMF ekonomistleri de bu düşünceyi onaylamışlardır. 1982’lerde baş gösteren dış borç krizinde bu anlayış ve uygulamaların büyük rolü olmuştur. Cari açıkların özel sektörün daha fazla yatırım ve daha az tasarrufunun sonucu olduğunu söyleyen bu yaklaşım dönemin İngiltere Maliye Bakanı Nigel Lawson’a atfen “Lawson Doktrini” olarak isim yapmıştır. Bu yaklaşıma göre cari açıklara göre, bütçe açıkları daha önemlidir ve üzerinde durulması gereken konu bütçe açıklarıdır (Reisen, 1998). Bu yaklaşıma, benzer analizi Avustralya ekonomisi için yapan iktisatçı J.D. Pitchford’un ismine izafeten “PitchfordTezi” de denilmektedir. Pitchford (1989), Avustralya ekonomisinde 1980’lerin ikinci yarısından sonra ortaya çıkan büyük cari açıkların önemli olmadığını, çünkü bu açıkların özel sektörün yatırımları ile tasarrufları arasındaki farktan kaynaklandığını; yatırımların kar fırsatlarının, tüketimlerin de zamanlararası uyum düzeltmesinin bir sonucu olduğunu, dolayısı ile sıkı mali disiplin uygulayan bir hükümetin bu konuda müdahalesinin olamayacağını belirtmiştir. Pitchford’un yaklaşımları Avustralya ekonomisi için büyük oranda doğru çıkmış; Avustralya 1991-2005 arasında büyük cari açıklarla (ortalama %5), ekonomik büyümesini de (ortalama %3) birlikte devam ettirmiştir. C-1982 Borç Krizi Sonrası Cari Açığa Bakışlar1982 borç krizinden sonra iktisatçılar Lawson doktrininden vazgeçmişler ve tasarruflar yüksek ve artıyor olsa bilecari açıkların önemli problemlerin habercisi olduğunu açıklamaya başlamışlardır. Özellikle Şili’nin 1982 yılında uğradığı krizin özel sektöre yönelik sermaye girişlerinin yol açtığı %14 oranındaki cari açıklardan kaynaklandığının tartışılması Lawson doktrininde de önemli bir çatlağa yol açmıştır. D-Sermaye Hareketlerinde 1990’lardaki Şişme, Cari Denge ve Meksika Krizi1980’lerde pek çok gelişmekte olan ülke uluslararası sermaye piyasaları ile ilişkisini kesmişti. Uluslararası sermaye piyasaları ile ilgisine kesen ülkelerden bazılarıaz miktarda cari açık verdi, bazıları ise cari dengelerini fazlalarla kapattılar. 1990’ların başlarında ise pek çok gelişmekte olan ülke özel sermaye akımları için cazibe merkezi haline geldi. Özellikle Latin Amerika ülkeleri bu süreçte ihracatlarının %35’ini aşanmiktarda net fon girişine sahne oldular. Bu ülkeler geniş kapital girişlerinin karşılığında, doğal olarak rezervlerindeki hızlıartış kadar sermaye hesaplarında da geniş açıklar verdiler. 1990’lardaMeksika’ya da hızlı bir uluslararası sermaye girişi oldu. 1992-1994 arasında Meksika GSMH’nın %7’si kadar cari açık verdi.Ancak Lawson Doktrini bazı çevrelerde hala geçerliliğini sürdürüyordu ve bu durumun problem olmayacağı; çünkü mali dengenin kontrol altında olduğu, bu açığın özel sektörün kararlarından oluştuğu söyleniyordu. Sonuçta 1994 Meksika krizi patlak verdi.E-1990 Finansal Krizleri Sonrası Cari Denge Konusuna Yaklaşımlar1994 Meksika krizinden sonra pek çok iktisatçı Lawson Doktrininin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünmeye başladı. Cari açıkların iyi huylu bir olgu olamayacağı tartışılmaya açıldı. Hele hele üç-dört yıl süreyle gerçekleşen ve GSMH’nın %5’in geçen cari açıkların tehlike işareti olarak görüldüğü ve hemen karşı tedbirlerin alınması gerektiği ifade edildi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a). 1997 yılında patlak veren ve tüm bölgeyi etkisi altına alan Asya krizinde de bu ülkelerin büyük cari açıklar içerisinde olmaları tartışıldı (Kaminsky v.d, 1998). 1997 krizi öncesinde Güney Doğu Asya ülkelerinin Malezya hariç büyük cari açıklar içinde olmasından hareketle, cari açıkların kriz habercisi olduğu vurgulandı (Baharumshah v.d., 2003). Ancak yenilerde yapılan daha ileri kriz modelleri cari açıkların finansal krizlerde merkezi bir role sahip olmadığını ortaya koymaktadırlar (Edwards, 2001). Bu çalışmalarda finansal krizlerin finansal kırılganlıkların bir sonucu olduğu ve cari açıklardan bağımsız olduğu vurgulanmıştır. Finansal krizlerin kendi kendini tetikleyen beklentilerin bir sonucu olduğu, bankaların yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı, borçlanma kısıtlamalarına bağlı olduğu şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Gelinen aşama ise cari açıkların varlığı bir kriz işareti olarak görülmezken, bu açıkların sürdürülüp, sürdürülemeyeceği konusu önem kazanmıştır. Özellikle kritik eşik olan %5’lik sınır geçildiğinde gelir düşmeleri ve döviz kuru değişmeleri olarak ayarlama sürecinin başlayacağı ve bunun da üç-dört yıl alacağı açıklanmaya çalışılmıştır (Freund, 2005). VI-CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SORUNUGünümüz iktisat dünyasında tartışılan konu cari açıkların sürdürülebilir olup olmadığıdır. Doğal olarak cari açıkların sürdürülebilirliği, cari açık oluşturan unsurların neler olduğunun tespitine bağlı bulunmaktadır. Aslında cari açıkları oluşturan sorunlar bellidir. Çünkü dış ticaret açığı kalemleri olan ithalat ve ihracatın miktarlarını etkileyen faktörler ile hizmet gelirlerini oluşturan kalemlerin miktarlarını etkileyen faktörler bilinmektedir. Dış ticaret dengesini oluşturan ithalat (M), milli gelir (Ye) ile reel döviz kurlarının (R); ihracat (X) ise gene reel döviz kuru ile ihracat yapılan ülkelerin milli gelirinin (Yf) bir fonksiyonu olmaktadır.Cari denge, dış ticaret dengesi ile net dış alem faktör gelirlerinden (iNFA) meydana gelmektedir.Dış alem faktör gelirleri net dış varlıkların (NFA) getirisi olarak hesaplanır. Yani, NFA=Dış varlıklar(FA)-Dış yükümlükler(FL)’dir. Dış alem faktör gelirleri ise faiz oranı ile net dış varlıkların çarpımından oluşur (iNFA=NFA.i). Bu durumda cari denge, bir ülkenin milli gelirinin, diğer ülkelerin milli gelirinin, döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının bir fonksiyonu olmaktadır. Yani; CD= f(Ye, Yf, R, NFA, i)’dir. (8)Bu durumda bir ülkedeki milli gelir değişmelerinin, ülkenin ticaret yaptığı ülkelerdeki milli gelir değişmelerinin, reel döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının tümünün cari dengenin oluşmasında belli oranda etkili olduklarını kabul etmek gerekmektedir.Cari açıklar üzerinde yapılan ekonometrik analizler de benzer unsurları dikkate almışlardır. Finlandiya (1992), Meksika (1992), İsveç (1992) ve Şili (1992)’de karşılaşılan ödemeler dengesi krizlerinin bir bankacılık krizi ile başladığından hareketle sermaye hareketleri ile bu ikiz krizler arasındaki bağlantıyı açıklayan yaklaşımlar (Goldfajn and Valdes, 1997); kurumsal ve makroekonomik istikrar yanında her ülkenin kendi parası ile borçlanmasını sağlayacak bir uluslararası sermaye piyasasının yokluğu (Özmen, 2005); döviz kurundaki ani değişikliklerin tetikleyeceği sermaye hareketleri (Apergis v.d, 2000); yabancı yatırımcıların ülke menkul kıymetlerine olan aşırı talebi, özellikle ABD için yapılan çalışmalarda net uluslararası yatırım pozisyonu, dolar kurunun düşüklüğü, euro-dolar, yen-dolar paritesi gibi değişkenler (Edwards, 2005);gelir artış seviyesindeki düşmeler (Freund and Warnock, 2005); dış yükümlülüklerin seviyesi, yatırımların dağılımı, makroekonomik politikalardaki esneklik (Ostry, 1997); yüksek tasarruf düzeyi, yüksek açıklık derecesi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996b); ticarete konu olan ve olmayan mallar yanında tasarruf ve verimlilik davranışlarının altında yatan sebepler, reel döviz kuru değişmeleri( Obstfeld and Rogoff, 2004); verimlilikteki ve sermaye piyasalarındaki gelişmeye bağlı servet artışları (Holman, 2001); dünya ekonomisindeki durgunluk, konjonktürel dalgalanmalar, verimlilik değişmeleri, küreselleşme ve piyasa esneklikleri, menkul kıymetlerin getirileri (Mann, 2000), dış borç verme ve alma konusundaki yapı, gelişme ve kalkınma stratejileri ve uluslararası parasal sistem (Dooley v.d., 2004); döviz kuru politikası ile birlikte dış borçların seviyesi ve kompozisyonu, yatırım-tasarruf düzeyi, uluslararası ticaretin bileşimi ve açıklık düzeyi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a); dışa açık menkul kıymet fiyatlarındaki gelişmeler, yüksek enerji fiyatları, para ve maliye politikalarındaki değişmeler, sosyal güvenlik harcamalarındaki değişmeler ( Obstfeld and Rogoff, 2004) gibi pek çok faktör cari açıkların oluşumu ve sürdürülebilirliğianalizlerine konu edilmişlerdir. Türkiye’de özellikle 2005 sonu itibariyle beklenen önemli büyüklükteki cari açık konusunda da farklı açıklamalar olmuştur. Bazı iktisatçılar bu açığın TL’nin aşırı değerlenmesine yol açan yüksek faiz oranlarından kaynaklandığını (Cansen, 2006); ülkenin tasarruf açığından veya tasarruflarından daha fazla yatırım ve tüketim yapılmasından doğduğu (Kumcu, 2005); uygulanan yanlış para politikasının TL’yi aşırı değerli hale getirerek iç talep balonunu şişirdiği (Akat, 2006); cari denge açığının artışında döviz kuru ve reel büyüme etkisinin bariz olduğu (Gökçe, 2005); kısa süreli sermaye hareketlerindeki giriş artışı ve yüksek faiz oranlarından kaynaklandığı (Aysan, 2005); özel kesim tüketim harcamalarının özel kesim tasarruflarını aşması veya özel kesimin tasarruf yetersizliğine bağlı olduğu (Öztrak, 2005); döviz ucuzluğunun tetiklediği ithalat artışından kaynaklandığı (Uras, 2005); yüksek reel faizlerden kaynaklanan kısa vadeli spekülatif sermaye akımlarına bağlı olduğu (Yeldan, 2005); özel borçlanma ve talepteki artışların etkili olduğu (IMF, 2005); kurdaki değerlenme, petrol fiyatlarındaki artış ve büyüme artışının (Yıldırım, 2005a) önemli etkisi olduğu gibi farklı değişkenleri öne çıkaran farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Cari açık oluşturan unsurlar üzerinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan analizler, yatırım ve tasarruflar, yatırımların sektörel dağılımı, ülkenin dışarıya açıklığı, ihracat ve ithalatın dağılımı, ülkenin mali yapısı, bütçe ve dış borç dinamikleri, cari açıkları finanse eden sermayenin yapısı, dış ticaret hadleri, ülkenin diğer ülkelere göre rekabet gücü, uygulanan döviz kuru programı, politik istikrar, ülkenin sahip olduğu rezervler, piyasa beklentilerine göre oluşan faiz oranları ve tahvil fiyatları, enflasyonun düşüklüğü (Babaoğlu,2005) gibi pek çok değişkenin de rollerine değinmişlerdir. VII-TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLERCari açıkları oluşturan unsurların hepsini Türkiye açısından incelediğimizde ülkemizde, ihracat miktarındaki gelişmeler, ithalat kalemlerinin yapısı, dış ticareti doğrudan ilgilendiren reel döviz kurları, cari açığı finanse eden kısa ve uzun vadeli sermaye hareketlerindeki gelişmeler ve beklentiler, ülke rezervleri, faiz oranları, borçların büyüklüğü ve yapısı, yatırım ortamının istikrarı gibi değişkenler öne çıkmaktadır. A-Türkiye’de İhracatın Gelişimiİhracat performansı dışa açık bir ekonominin sürükleyici gücüdür. Kısa vadede dış ticaret bilançosundan kaynaklanan açıkların kapatılması, uzun vadede ise ülkenin cari dengesine ulaşması ihracatında gösterdiği gelişmeye bağlıdır. Ekonomistler ihracatın milli gelire oranının artmasını cari açıkların krize yol açmadan sürdürülebilmesi açısından önemli görmektedirler (Babaoğlu, 2005).Tablo.5 Türkiye’de geçen on yıllık süreçte dış ticaretteki gelişmeleri göstermektedir. Tablo.5’in incelenmesi ile de görüleceği gibi Türkiye’de ihracat hem rakamsal olarak, hem de milli gelirin bir yüzdesi olarak devamlı artmaktadır. Dolar kurunda sırasıyla %170 ve %96 gibi büyük oranlı yükselişlerin yaşandığı 1994 ve 2001 yılları dışında ihracatın ithalatı karşılama oranı da %60’lar civarında seyretmiştir. Hele hele döviz kurlarında 2002 yılından beri negatif değişmeler olan Türkiye’nin bu yıldan itibaren ihracatını düzenli olarak arttırması, cari işlemler dengesi açısından olumlu bir gelişme olarak görülebilir.Tablo.5 Türkiye’de Dış Ticaret Gelişmeleri (1994-2005)
Yıllar
DIŞ TİCARET (Milyon $)
İHR / İTH
DÖVİZPARİTE
İHRACAT
Değ.%
İTHALAT
Değ.%
DENGE
HACiM
%
$/TL
Değ.%
1993
15.345
4,3
29.428
28,7
-14.083
44.773
52,1
11.008
59,9
1994
18.106
18,0
23.270
-20,9
-5.164
41.376
77,8
29.764
170,4
1995
21.637
19,5
35.709
53,5
-14.072
57.346
60,6
45.918
54,3
1996
23.224
7,3
43.627
22,2
-20.402
66.851
53,2
81.544
77,6
1997
26.261
13,1
48.559
11,3
-22.298
74.820
54,1
152.161
86,6
1998
26.974
2,7
45.921
-5,4
-18.947
72.895
58,7
261.293
71,7
1999
26.587
-1,4
40.671
-11,4
-14.084
67.258
65,4
419.542
60,6
2000
27.775
4,5
54.503
34,0
-26.728
82.278
51,0
626.486
49,3
2001
31.334
12,8
41.399
-24,0
-10.065
72.733
75,7
1.228.837
96,1
2002
36.059
15,1
51.554
24,5
-15.495
87.613
69,9
1.511.055
23,0
2003
47.253
31,0
69.340
34,5
-22.087
116.593
68,1
1.502.995
-0,5
2004
63.121
33,6
97.540
40,7
-34.419
160.661
64,7
1.429.778
-4,9
2005 (G)
73.122
14,7
116,48
16,3
-43,358
189,602
62,9
1,3350
-6,6
Kaynak: DTM.B-Türkiye’de İthalatın Gelişimi ve YapısıDış ticaret açıklarına ve dolayısı ile de cari açıklara ithalat artışının sebep olduğu açıktır. İhracattan fazla olan ithalat, hizmet gelirleri ile de finanse edilemezse cari dengesizliklere sebebiyet vermektedir. Öyle ise ithalat artışını sınırlamak veya ithalatı azaltmak dış ticaret ve cari açıkların ortadan kaldırılmasına yarayabilecektir. Gerçekten böyle midir? Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ithalat artışını durdurmak veya ithalatı azaltmak mümkün müdür? Bu sorulara ülkemiz açısından doğru cevaplar verebilmek için ithalatın bileşimine bakmak gerekmektedir.Tablo.6’da görüldüğü gibi Türkiye’de ithalatın %85’i ara ve yatırım mallarından oluşmaktadır. %15’lik bölüm ise tüketim malı kaynaklı ithalattır. Günümüz gümrük birliği, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) standartları gibi engeller sebebiyle gelir ve refah artışına bağlı tüketim malı ithalatını frenlemek ne kadar mümkün değilse; yatırım ve üretim gücünü, rekabet gücünü devam ettirebilmek için gerekli ara ve yatırım malı ithalatınıkısmak da o derecede mümkün görülmemektedir. Kaldı ki, tüketim malı denilen kalemlerin içinde dayanıklı, yarı dayanıklı mallar ve ilaç da önemli bir oran tutmaktadır. Ayrıca yapılan ara ve yatırım malları ithalatının ticarete konu olmayan malların üretimine yönelik yatırımlara gitmesinin uzun vadede ihracata bir katkısının olmayacağı iddiası ise (Babaoğlu, 2005), mevcut dönem için doğru olsa bile ithalatı ve ihracatı etkileyen üretim kapasitesi itibariyle düşünüldüğünde gelecek için doğru değildir. Tablo.6 Türkiye’de İthalatve İthalat Kompozisyonu
YILLIK
2000
2001
2002
2003
2004
YATIRIM MALLARI
11.380
6.954
8.400
11.326
17.397
ARA MALLARI
35.995
30.286
37.656
49.735
67.549
İşlenmemiş madeni yakıt ve yağlar (petrol v.b)
6.125
5.633
6.204
7.978
9.933
TÜKETİM MALLARI
6.928
3.814
4.898
7.813
12.100
İşlenmemiş gıda maddeleri
178
115
127
119
149
İşlenmiş gıda maddeleri
317
239
300
404
528
Benzin
344
166
329
494
556
Binek otomobilleri
2.596
588
814
2.220
4.214
Sanayide kullanılmayan taşıt araçları
66
35
33
39
119
Diğer tüketim malları
3.429
2.671
3.295
4.537
6.535
Dayanıklı tüketim malları
1.126
623
687
917
1.440
Evde kullanılan elektrikli ve elektriksiz cihazlar
392
191
176
261
404
Mobilyalar
185
115
126
170
283
Diğerleri
549
317
386
486
751
Yarı dayanıklı tüketim malları
932
731
869
1.265
1.911
Dayanıksız tüketim malları
1.371
1.317
1.739
2.355
3.184
İlaçlar
806
884
1.208
1.675
2.258
Diğerleri
565
433
531
680
926
DİĞERLERİ
199
345
600
466
493
TOPLAM
54.503
41.399
51.554
69.340
97.540
Kaynak:DTM.Türkiye’de cari açığın 2005 yılı itibariyle büyük çıkmasına sebep olan 2002 yılından itibaren artan ithalat rakamlarında yükselen enerji fiyatlarının da etkisini ihmal etmemek gerekmektedir. Kasım 2002'de Irak ile ilgili 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı alınmasından önce 19-27 dolar aralığında seyreden varil petrol fiyatı,2005 sonu itibariyle 60 dolar seviyelerini test etmiştir. Türkiye’nin ham petrol faturası 2000-2004 yılları arasında yaklaşık %50 artarken, 2005’in Ocak-Ekim döneminde 2004’ ün aynı dönemine göre %50’ye yakın oranda artmıştır (DTM). Tüm bunlar göz önüne alındığında ithalat artışını durdurmanın, ara ve yatırım malları gibi büyüme için, ilaç v.b. tüketim malları gibi yaşam standartları içinzorunlu mallar dolayısı ile mümkün olmadığı görülecektir. Bu durumda ithalat artışından doğacakcari denge açıklarını ortadan kaldırmak için ihracat ve hizmet gelirlerini arttırmak daha öne çıkmaktadır. C-Türkiye’de Reel Döviz Kurundaki GelişmelerCari dengenin sürdürülebilirliği açısından pek çok çalışmada dikkate alınan en önemli gösterge reel döviz kurundaki değişmelerdir. Reel döviz kurunda milli para lehine meydana gelen değişmeler, yani milli paranın değerlenmesi, yurtdışı malları yurtiçi mallara göre daha ucuz hale getirerek hem ülkenin rekabet gücünü kırarak ihracatını, hem de fiyat avantajları ile ithalatını olumsuz etkilemektedir. Milli paradaki değerlenme, talebi, yurtiçi mallardan yurtdışı mallara kaydırmaktadır. Özellikle döviz kurlarındaki beklenmeyen dalgalanmalar, milli para talebi, ithalat ve ihracat yoluyla toplam talebi ve ithal edilen ara ve yatırım malları fiyatları yoluyla da toplam arzı etkilemektedir (Kandil and Mirzaie, 2003). Dolayısı ile reel döviz kurlarındaki değişmeler ithalat ve ihracat hacminin belirlenmesinde büyük rol üstlenmektedir.
Türkiye’de reel efektif döviz kurunda görülen gelişmelerTablo.7’de gösterilmektedir. Buna göre 1995=100 hesabıyla ve Türkiye’nin yoğun ticaretinin olduğu 19 ülke tüketici fiyatlarını esas alan hesaplamaya göre Türk Lirası 2005/Kasım ayı itibariyle %71 değerli görülmektedir. 17 ülkeyi esas alan toptan eşya veya üretici fiyatlarına göre hesaplanan üretici fiyatları bazlı göstergede demilli paranın değerlilik oranı %46’dır. Bu durum Türkiye’nin rekabet gücünü, yurtiçi-yurtdışı mal talebini ve dolayısı ile de dış ticaret dengesi yolu ile cari dengesini olumsuz etkileyen unsurlardan en önemlisidir. Reel efektif döviz kurundaki yükseklik, ithal, ara ve yatırım malları fiyatlarının düşüklüğü dolayısı ile maliyet avantajları sağlasa da,bu durum ithal girdi kullanan sanayi sektörleri dışındaki sektörleri etkilememektedir. Dolayısı ile milli paradaki yaklaşık %71 değerlenmenin mevcut cari denge açıklarında büyük rol oynadığı açıkça söylenebilecektir.Reel efektif döviz kurundaki yüksekliğin devamı uzun vadeli cari denge perspektifinde de en önemli olumsuz unsur olma özelliğini korumaktadır. D-Türkiye’de Faiz OranlarıBir ekonomide milli faiz oranları ile uluslararası faiz oranları arasındaki farklar kısa süreli sermaye hareketlerinin yön ve yer değiştirmesinesebep olmaktadır. Milli piyasalardaki nisbi faiz yüksekliği uluslararası fonları cezbederek (Dadush v.d, 2000), ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasına katkı sağladığı gibi milli paranın aşırı değerlenmesine yol açarak dış ticaret ve dolayısı ile cari dengenin bozulmasına da sebep olmaktadır. Güneydoğu Asya krizinde de aşırı ölçüde giren kısa vadeli fonların oluşturduğu ihracatı düşürücü ve banka borçlarını arttırıcıetkiler görülmüştür (Fontaine, 2005). IMF ‘de Türkiye’deki yüksek faiz oranlarını bir kırılganlık işareti olarak gördüğünü ifade etmiştir (IMF, 2005).
Tablo.7 Türkiye’de Reel Efektif Döviz Kuru İndeksi
TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)
ÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)*
Ara-95
103,1
97,0
Ara-96
101,7
100,1
Ara-97
115,9
110,7
Ara-98
120,9
107,9
Ara-99
127,3
108,8
Ara-00
147,6
118,3
Ara-01
116,3
107,3
Ara-02
125,4
117,1
Ara-03
140,6
126,3
Ara-04
143,2
131,3
Ara-05
171,2
146,7
* Endekste artış TL'nin reel değer kazancını ifade etmektedir.
Kaynak: TCMB
Tablo.8’de Türkiye’de geçmiş on yıllık süreç itibariyle faiz oranları ve reel faizler gösterilmiştir. Tablo.8’in incelenmesi ile de anlaşılacağı gibi on yıllık periyotta sadece 2000 yılında negatif reel faiz yaşanmış, onun dışındaki yıllarda tümüyle pozitif reel faiz söz konusu olmuştur. Hazine’nin sıkı disiplin uyguladığı, kamu borçlanma gereğinin azalmaya, kamu bütçesinin fazla vermeye başladığı 2005 yılında bile reel faizler %8,5 gibi dünya ortalamasının çok üzerinde bir büyüklük göstermiştir. Milli paranın değerini belirleyen TCMB’nın gecelik borç almafaiz oranları da günümüz itibariyle yüksek bir orandır. Gecelik faiz oranları 2002’lerdeki %57 düzeyinden, Ocak-2006 başı itibariyle %13,5 seviyelerine inmiştir (TCMB). Ancak 2006 yılında beklenen enflasyonunun TÜFE’de %6 olduğu düşünüldüğünde gecelik faiz oranları yaklaşık bir mislireel fazlalığa tekabül etmektedir.Tablo.8 Türkiye’de yıllar itibariyle kamu borçlanmafaiz oranları ve reel faizler(1994-2005)
Yıllar
Ort. İç Borçl.Faizi(%)
Tüfe (%Artış)
Reel Faiz (%)
1994
164,4
125,5
38,9
1995
121,9
78,9
43,0
1996
135,2
79,8
55,4
1997
127,2
99,1
28,1
1998
122,5
69,7
52,8
1999
109,5
68,8
40,7
2000
36,1
39
-2,9
2001
99,8
68,5
31,3
2002
63,9
29,7
34,2
2003
44,5
18,4
26,1
2004
24,9
9,3
15,6
2005
16,2
7,7
8,5
Kaynak: Hazine, TUİK, Yıldırım(2005b)’den yararlanılarak tarafımızdan düzenlenmiştir. Hazinenin ve TCMB’nin faizlerindeki bu büyüklükler hem milli paranın değerliliği, hemsıcak paranın cezbedilmesi, hem de kamu borçlanma maliyetleri açısından çok önemlidir. Zaten de böyle olmuş ve 2005 yılı itibariyle aşırı sıcak para girişlerive yüksek faizler dolayısı ile TL aşırı değerliliğini koruyarak cari dengeyi olumsuz şekilde etkilemiştir. Türkiye’nin cari dengesini istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi için reel efektif döviz kurlarının normal seviyelerine inmesi, TL’nin aşırı değerli pozisyondan kurtarılması gerekmektedir.E-Türkiye’de Kısa Vadeli Sermaye HareketleriKısa vadeli sermaye hareketleri ülkelere kısa vadeli amaçlar için gelmektedirler. Onun için bütün finansal krizlerde kısa vadeli sermaye hareketleri hemen hızlı bir geri dönüş sürecine girmişlerdir (Lipsey, 2000). Kısa vadeli sermaye hareketlerinin ve sermaye piyasalarındaki yabancı varlığının uzun vadeli kontratlarını bozarak dövize dönmeleri ile sürü etkisini tetikledikleri ve krizin derinleşmesi sağladıkları ortaya konulmuştur (Ghysels and Seon, 2005). Latin Amerika, Güneydoğu Asya, Rusya ve Türkiye’de meydana gelen krizlerde kısa vadeli spekülatif sermaye hareketlerinin ani çıkışlarının önemli rolleri olmuştur (Akdiş, 2000). Türkiye’de kısa vadeli sermaye hareketlerinin hesaplanması konusunda farklı tartışmalar söz konusudur. Çünkü özellikle son yıllarda ödemeler bilançosunun net hata-noksan kalemindeki artışların büyük oranda kaynağı tam tespit edilemeyen kısa vadeli sermaye hareketlerinden meydana geldiği tahmin edilmektedir. Bu durum dikkate alınarak hazırlanan Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişi Tablo.9’da verilmiştir. Tablo.9’da da görüleceği gibi sadece Ekim-2005’e kadar giren sıcak para miktarı 13,8 milyar dolara ulaşmıştır. Türkiye’ye sermaye hareketleri yoluyla son bir yılda net hata ve noksan hariç net 30 milyar 911 milyon dolarlık giriş yaşandığı da belirtilmektedir. Yapılan hesaplamalara göre bu miktarın 2 milyar 821 milyon doları net doğrudan yabancı yatırımlardan, 11 milyar 287 milyon doları portföy yatırımlarından, 15 milyar 166 milyon doları kredi yoluyla bankalar ve diğer sektörlerin borçlanmalarından, 858 milyon doları mevduat girişlerinden kaynaklanmıştır (Hurriyet, 2005a). Yine yapılan hesaplamalara göre, geçen yıl kasım ayı sonunda YTL’ye dönüştürülüp bir yıl süreyle hisse senetlerinde tutulan "sıcak para", hem döviz kurundaki düşüş hem de hisse senedi fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar nedeniyle son bir yıllık dönemde dolar bazında yüzde 78.9 oranında getiri sağlamıştır. Hisse senetlerinin YTL bazındaki getirisi ise yüzde 69.4 düzeyinde gerçekleşmiştir (Hürriyet, 2005b).Kısa vadeli yüksek getiri amacıyla yurda giden kısa vadeli sermayenin büyük boyutlara ulaşması, milli paranın değerlenmesi ile meydana getirdiği olumsuz sonuçlar yanında, ani çıkış hareketleri ile krizi tetikleme ve arttırma deneylerini de akla getirmektedir. Kısa vadeli sermaye hareketlerine bu açıdan bakıldığında Türkiye’de önemli miktarda sıcak para olduğu görülecektir. 1994, 2000 ve 2001 krizlerinde 5-7 milyar dolarlık sıcak para çıkışlarının krizi derinleştirdiği düşünüldüğünde (Akdiş, 2004), sıcak para açısından Türkiye’de hassas bir durumun varlığından söz edilebilir. Her ne kadar kısa vadeli sermaye hareketlerinin önlenmesi, vergilenmesi gibi yaklaşımlar globalleşme eğilimleri ile bağdaştırılamasa da, ülkenin kısa vadeli sermaye açısından cazip olmaktan çıkarılmasında ekonomik istikrarın devamı açısından büyük fayda bulunmaktadır. Buna da en başta merkez bankasının gecelik faizlerinin düşürülmesiyle başlamak gerekmektedir. Tablo.9 Türkiye’de Yıllar İtibariyle Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri (milyon dolar)
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005/10
Portföy Hesabı (Yükümlülükler)
1123
703
1950
2344
-5089
4188
1.615
-3.727
1.503
3.957
9.209
10.276
Net Hata ve Noksan
1911
2459
1499
-987
-697
1721
-2.762
-1.671
152
5.033
2.349
3.583
TOPLAM (Net Sıcak Para Girişi)
3034
3162
3449
1357
-5786
5909
-1147
-5398
1655
8990
11558
13859
Kaynak: TCMB verilerinden yararlanarak tarafımızdan oluşturulmuştur. F-Türkiye’de Uzun Vadeli Sermaye HareketleriUzun vadeli sermaye hareketleri ev sahibi ülkeye, finansal yatırımlarla ve dış ticaretle sağlayamayacağı teknoloji transferini getirmek, beşeri sermayeyi geliştirmek, kar ve gelirlerini kısa süreli sermaye hareketleri gibi yurtdışına çıkarmamak, ölçek ekonomileri, marka, araştırma-geliştirme gibi aktiviteleri arttırmak gibi faydalar sağlar (Feldstein, 2000). Ayrıca uzun vadeli sermaye hareketleri, kriz dönemlerinde kısa vadeli sermaye hareketleri, borçlanmalar gibi araçlara göre daha istikrarlı ve daha dayanıklıdırlar. 1980’lerde Latin Amerika’da, 1994-1995 Meksika krizlerinde ve 1997 Güney Doğu Asya krizlerinde uzun vadeli sermaye hareketlerinin istikrarlı yapısı açıkça ortaya çıkmıştır. Çünkü uzun vadeli sermaye hareketleri milli ekonomiye ilk problemde ülkeden kaçamayacak kadar bağlanmışlardır. Bu özellikleri sebebi ile de pek çok gelişmekte olan ülke diğer yatırım araçlarına göre uzun vadeli sermaye hareketlerine dönüş yapmışlardır (Loungani, 2001).Türkiye’ye yıllar itibariyle giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları Grafik.2’de gösterilmektedir. Grafik.2’den de izlenebileceği gibi özellikle son yıllar itibariyle Türkiye’ye giren dış doğrudan yabancı yatırımlar artmaktadır. Ekim-2005 tarihi itibariyle Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 11.707’ye, toplam dış doğrudan yabancı yatırım da 4 milyar dolara; toplam yatırım miktarı ise Ocak-Ekim/2005 arasında olmak üzere 25 milyar dolara yaklaşmıştır (Hazine).Bu durum Türkiye’nin bugünkü ve gelecekteki cari denge sorununun çözümü açısından büyük öneme sahip bulunmaktadır. Uzun vadeli sermaye hareketlerinin AB üyelik sürecinde artarak devam edeceği beklentisi ise cari denge sorununun sürdürülebilirliği noktasından geleceğe umutla bakılmasına sebep olmaktadır. Grafik.2 Türkiye’de dış doğrudan yabancı yatırım miktarları (milyon dolar)Kaynak: HazineG-Türkiye’de Toplam Borçlar ve Borç Ödeme Kapasitesi 1990-1997 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerin yabancı bankalara olan borcu175 milyar dolardan 454 milyar dolara çıkmıştır.Kısa vadeli borçlardaki bu yükselme Meksika (1994-1995), Güney Doğu Asya (1997-1998), Rusya ve Brezilya (1998-1999) krizlerinin anahtar değişkenidir ( Dadush v.d, 2000). Dolayısı ile kısa vadeli borçların artması, cari dengenin sürdürülebilirliği açısından da bir risk oluşturmaktadır. Türkiye’nin borç gelişimi ve gelinen son durum Tablo.10’da gösterilmektedir. Tablo.10’dan da izlenebileceği gibi Türkiye’nin toplam borçları 2000 yılından itibaren sürekli artmaktadır. Ancak kamu toplam borç yükünün GSMH’ya oranı özellikle 2001 yılında yükseldiği %110’luk seviyesinden sonra 2003 yılından itibaren azalma eğilimine girmiş ve %70’ler seviyesine düşmüştür. Doğal olarak burada Maastrich kriterlerine göre 10 puanlık bir yükseklik söz konusudur. Ancak trendin azalma yönünde olduğu gözlemlenmektedir. Ayrıca borçların vade yapılarında ve faiz oranlarında da belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. TL cinsinden borçlanma kağıtlarında ortalama faizler bileşik bazda%16’lara inmiş;vadeler ise ortalamada 27,5 ay düzeylerine yükselmiştir. Bu oranların 2002 yılında sırası ile %62 ve 9 ay olduğu göz önünde bulundurulduğunda iç borçlanmada belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. Dış borçlanmalarda da benzer şekilde, 2002’lerde %10’larda olan euro cinsi tahvillerin faizleri %6’lar düzeyine inmiştir. Hazine’nin 4 Ocak 2006 tarihinde ihraç ettiği 30 yıl vadelitahvillerinkupon faizi yüzde 6.8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran Amerikan tahvillerine göre 25 baz puanlık bir getiri farkına karşılık gelmektedir. Bu tahvillere 18 ülkeden ihraç miktarının 4 katı oranında talep gelmesi de önemlidir. Kamu borçlanma gereği de 1993-2002 ortalaması %10’lar düzeyinde iken, 2005 sonu itibariyle %1’ler düzeyine inmiştir (Hazine, 2005, 2006). Dolayısı ile tüm bu gelişmeler borçlar, borçların çevrilebilirliği ve cari dengenin sürdürülebilirliği açısından Türkiye’de önümüzdeki dönemde herhangi bir risk bulunmadığını, hatta bu konularda cari dengeyi daha da rahatlatacak gelişmeler yaşanabileceğini göstermektedir. Tablo.10 Yıllar itibariyle borçlar ve borç rasyoları
BORÇ GÖSTERGELERİ
Birim
2000
2001
2002
2003
2004
2005
Kamu Brüt İç Borç Stoku
Milyar YTL
36,4
122,2
149,9
194,4
224,5
243,8
Kasım
Tahvil
Milyar YTL
34,4
102,1
112,8
169,0
194,2
225,9
Kasım
Bono
Milyar YTL
2,1
20,0
37,0
25,4
30,3
17,9
Kasım
Kamu Kesimi İç Borç Stoku ($)
Milyar $
58,1
99,2
99,0
129,6
155,2
180,6
Kasım
Toplam Dış Borç Stoku
Milyar USD
118,6
113,7
130,2
145,3
161,8
165,2
II Ç
Orta Uzun Vadeli Dış Borçlar
Milyar USD
90,3
97,3
113,8
122,3
129,9
128,3
II Ç
Kısa Vadeli DışBorçlar
Milyar USD
28,3
16,4
16,4
23,0
31,9
36,9
II Ç
Kamu Brüt Dış Borç Stoku
Milyar USD
53,0
59,8
71,8
76,9
76,8
69,0
II Ç
Kamu Toplam Brüt Borç Yükü
GSMH’Nın %
55,4
110,9
94,5
86,8
77,0
69,3
Kas.; II Ç
İç borçlanma faizleri
Yıllık bileşik %
62,7
46,0
24,7
16,3
Kasım
Dış borçlanma maliyetleri
Euro%
9,9
9,9
6,3
5,3
İç borçlanmanın ort.vadesi
Ay
9,0
11,5
14,7
27,4
Kaynak: Hazine, http://www.mahfiegilmez.nom.trH-Türkiye’de Döviz RezervleriDöviz rezervlerindeki azalmaların ve yetersizliğin Güneydoğu Asya krizlerinde önemli bir rol oynadığından bahsedilmektedir (Fontain, 2005).Ayrıca Krugman ‘da (1979), döviz rezervlerindeki azalışla birlikte ödemeler dengesi krizlerinin artacağını belirtmiştir. Birinci ve ikinci nesil kriz modellerinde rezervlerin önemli rollere sahip oldukları anlaşılmıştır. Özellikle Meksika krizinde 1994 yıl sonuna doğrurezervlerin çok düşük seviyelere geldiği görülmüştür (Flood and Marion, 1996). Krizlere dayanıklılık yanında sürdürülebilir bir cari açık için de yeterli düzeyde bir rezerv zorunluluğu bulunmaktadır (Apergis v.d, 1998). Gelişmiş ülkeler itibariyle konu değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerde rezervlerin kısa vadeli borçlara oranının %13 (Fransa) ile %65 (ABD) arasında bir değer aldığı görülür. Rezervlerin ithalata oranı ise %7(İngiltere),%48(İsviçre) arasındaki değerlerdir (IMF, 2000).Türkiye Grafik.3’den de izlenebileceği gibi uluslararası rezervlerini sürekli yükseltmiş; 2001/Kasım ayında meydana gelen krizle birlikte 18 milyar dolara gerileyen döviz rezervleri, 2005 sonları itibariyle 50 milyar doları aşmıştır. Türkiye’nin kısa vadeli borçlarının toplamının yaklaşık 180 milyar dolar, ithalatının dayaklaşık 110 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde; rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %27, rezervlerin ithalata oranı ise %45’dir. Dolayısı ile gelişmiş ülke oranları ile karşılaştırıldığında şu an itibariyle gerek dış borç ve gerekse ithalatın finansmanı konusunda rezervler açısından bir risk görünmemektedir. Ancak rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %1,44 ile %2,50 arasında gayet yüksek düzeylerde olan Kolombiya, Venezüella ve Malezya 1994-1997 arasında krizlerle karşılaşmışlardır (IMF, 2000). Bu nedenle Türkiye’nin rezervlerini biraz daha arttırmasında yarar görülebilir.Ayrıca düşük döviz kurları sebebiyle Türkiye’nin rezervlerini şu aşamalarda daha da arttırması daha kolaydır. Böyle bir operasyon Türkiye açısından hem döviz kurunun dengesini bulması, hem kriz risklerini azaltması, hem de milli parasının istikrarını güvence altına alması açısından çok yararlı olacaktır. Grafik.3 Türkiye’de brüt uluslararası döviz rezerv miktarları (milyar dolar)Kaynak: TCMBİ-Türkiye’nin Uluslar arası Piyasalardaki Kredi DerecesiBir ülkenin uluslararası piyasalardaki kredi derecesi, o ülkeye olan kısa ve uzun vadeli sermaye akımlarının belirleyicisi olmaktadır. Kredi dereceleri o ülkenin borçlanma risk pirimi üzerinde önemli etkilere sahip olmakta, borçlanmasındaki kolaylık ve zorluk derecelendirmelerle irtibatlı bulunmaktadır (Reinhart, 2002). Her ne kadar sermaye girişi ile kredi derecelendirme arasında doğrusal bir bağdan bahsedilemese bile özellikle bir ülkeden sermaye kaçışının, o ülkenin kredi derecesinin düşürülmesi ile yakından ilgili olduğunu geçmiş deneyler ortaya koymuştur (Gande and Parsley, 2004). Ayrıca en azından mevcut yapının ve trendin korunması, yatırım ikliminin devam etmesi açısından kredi derecelerindeki artışların önemi büyüktür. Bu anlamda baktığımızda Türkiye’nin kredi notu 2002 yılından itibaren önemli iyileştirmeler göstermektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s’un 2002 sonrasındaki değerlendirmeleri Tablo.11’de sunulmuştur. Tablo.11’den de görüleceği gibi Türkiye’nin kredi notu Ocak-2002 tarihinden itibaren düzenli olarak yükselmiştir. Özellikle son yıl ve aylar itibariyle kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu sürekli yükselttikleri görülmüştür. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notu görünümünü durağandan pozitife çevirdiğini ve “BB-” olan uzun vadeli hem döviz hem de lira cinsi kredi notlarını teyit ettiğini açıklamıştır (6.12.2005). Daha sonra Mart-1997'den bu yana Türkiye’nin notunu değiştirmeyen Moody's’inkredi notunu B1'den Ba3'e yükselterek Standart and Poor’s ve Fitch ile aynı düzeye geldiği ilan edilmiştir (15.12.2005). Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düzenli olarak yükseltmeleri, Türkiye’ye kısa ve uzun vadelisermaye girmesi, Türkiye’nin borçlanma faizlerindeki risk prim aralığını daraltması, kolay borçlanabilmesi vecari açıklarını finanse etmesi konusunda da güvende olmasını sağlamaktadır. Bu açıdan Türkiye’de yatırım ikliminin iyileştiği, ekonomik istikrar ve mali disiplin devam ettiği sürece de Türkiye’ye olan ilginin artacağı beklenmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de gelecek dönemde cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda bir risk görülmemektedir. Tablo.11 Standart and Poor’s’un Türkiye Derecelendirmesi
Dönemler
Dereceler
Notlar
2002/1
B-
Durağan
2002/3
B-
Pozitif
2002/7
B-
Negatif
2002/11
B-
Durağan
2003/7
B-
Durağan
2003/10
B-
Durağan
2003/11
B+
Durağan
2004/3
B+
Pozitif
2004/10
BB-
Durağan
Kaynak: Hazine(2005)’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir. VIII-SONUÇTürkiye uzun yıllardan beridış ticaret açığı ve cari açık problemleri ile karşı karşıyadır. 2005 yılı itibariyle ise 22 milyar dolara yakın ve GSMH’ya oranı %6’yı aşan bir cari açıkla tarihi bir açık rekorunun arifesinde bulunmaktadır. Özellikle cari açıkların yüksek olduğu dönemlerde ülkemizin krizlerle karşılaşmış olması, diğer gelişmekte olan ekonomilerde görülen krizlerin de bir ödemeler dengesi krizi ile birlikte ortaya çıkmış olması, ekonomimizin geleceği açısından tedirginliği arttırmıştır. Dünya’da cari açık problemi ile karşılaşan tek ülke ülkemiz değildir. Ayrıca başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkeler de uzun yıllardır büyük cari açıklarla birlikte yaşamışlardır. Özellikle Avustralya yüksek cari açıkları, yüksek büyüme oranları ile birlikte götürmeyi başarmıştır. Ekonomisi büyüyen, tasarrufları harcamalarına yetmeyen veya döviz gelirinden daha fazla döviz gideri olan ülkeler açısından cari dengenin açık vermesi kaçınılmazdır. Bu nedenlerle artıkcari açığın varlığı ve büyüklüğünden ziyade sürdürülebilir olup olmadığı tartışılmaktadır. Cari açığın sürdürülebilir olup olmadığı ise çok farklı verilerle analiz edilmektedir. Cari açığın sürdürülebilirliği açısından dikkate alınan çeşitli göstergeler vardır. Bu göstergeler ihracat, ithalat, döviz kuru, faiz oranları, kısa ve uzun dönemli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ikliminin devamlılığı gibi unsurlarıdır. Türkiye’de ihracatın gelişimi önemli bir performans göstermektedir. Özellikle döviz kurlarındaki düşme ve rakip ülkelerdeki maliyet avantajlarına rağmen 2005 yılında Türkiye’nin ihracatı bir önceki yıla göre %15 civarında artarak 73 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatla birlikte ithalat da artmakla birlikte bu artış Türkiye’nin büyümesi açısından gerekli ara ve yatırım malları ithalatından meydana gelmektir. Uzun vadeli sermaye hareketleri açısından Türkiye özellikle son yıllar itibariyle cazibe merkezi olmaya başlamış, özellikle 2005 yılında ülkeye giren uzun vadeli sermaye bir önceki yıla göre neredeyse %100 oranında artarak 5 milyar dolara yaklaşmıştır. Türkiye borçlanmasında da önemli bir iyileşme sağlamış ve kamu borçlanma gereğini azaltarak, toplam kamu borç oranını Maastrich kriterlerine yaklaştırmıştır. Döviz rezervleri itibariyle 50 milyar doları geçen bir hacimle uluslararası standartlara göre yine iyi bir durumdadır. Yatırım ikliminin devamlılığı, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının art arda artan not düzeyleri ile de teyit edilmektedir. Türkiye’dekicari açıklarının sürdürülebilirliğinde döviz kurunun düşüklüğü ve faiz oranlarının yüksekliğien önemli kırılma noktaları olarak görülmektedir. Türk Lirasının reel efektif döviz kuru indeksine göre %70 oranında değerli olması, hem ihracatı hem de ithalatı olumsuz etkilemektedir. Uzun vadede de Türk Lirasının aşırı değerliliği ihracat, ithalat ve döviz kazandırıcı diğer faaliyetleri olumsuz etkilemeye devam edecektir. Zaman içinde düşme göstermekle birlikte dünya ortalamasına göre yüksek düzeylerde bulunan reel faiz oranları da kısa vadeli sermaye hareketleri açısından yüksek karlı bir ortam sunarak, Türk Lirasının aşırı değerlenmesine katkıda bulunmaktadır. Türkiye ekonomisinin yakalamış olduğu istikrar ortamı ekonomik göstergelere de yansımakta ve Türkiye’de genel ekonomik yapı önemli bir iyileşmeye işaret etmektedir. Türkiye bu olumlu eğilimi AB üyelik süreci gibi dış olumlu göstergelerle destekleyerek diğer ekonomik sorunları ile birlikte cari hesaplarındaki dengesizlik problemine de çözüm üretebilecektir.Ancak özellikle kısa vadede döviz kuru ve faiz oranlarındaki dengesizliği ortadan kaldıracak politika değişikliklerine ihtiyaç bulunmaktadır. FAYDALANILAN KAYNAKLAR1.AKAT, Asaf Savaş, (2006),“2006 tahminleri (1)”, Vatan, (1 Ocak).2.AKDİŞ, Muhammet (2000), Global Finansal Sistem, Finansal Krizler ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları.3.AKDİŞ, Muhammet (2004), "Kısa Vadeli Sermaye Hareketlerinin Yol Açtığı Finansal Krizler ve Bu Krizleri Önlemede Kullanılabilecek Araçlar: Tobin Vergisi", Active Bankacılık ve Finans Dergisi, Yıl:6, Sayı:36, (Mayıs-Haziran), s.36-48.4.APERGIS, Nicholas, Konstantinos P. KATRAKILIS., and Nicholas M. TABAKIS, “Current account deficit sustainability: The case of Greece”, Applied Economics Letters, 2000, 7, 599-603. 5.AYSAN, Mustafa (2005), “Ekonominin Döviz Açığı”, Radikal, (16 Mart).6.BABAOĞLU, Barış (2005), Türkiye’de Cari İşlemler Dengesi Sürdürülebilirliği, TCMB Uzmanlık Tezi, Ankara.7.BAHARUMSHAH Ahmad Zubaidi, Evan LAU and Stilianos FOUNTAS (2003),“On the sustainability of current account deficits:evidence from four ASEAN countries”, Journal of Asian Economics, Volume 14, Issue 3,June, 465-487. 8.CANSEN, Ege (2006), “Ekonomide dışa açılma nitelik değiştiriyor”, Hürriyet, 4 Ocak. 9.DADUSH Uri, Dipak DASGUPTA, and Dilip RATHA (2000) “The Role of Short-Term Debt in Recent Crises”, IMF-Finance and Development, December, Volume 37, Number 4.
10.DOOLEY Michael P., David Folkerts LANDAU, Peter M GARBER., “The US Current account deficit and economic development: collateral for a total return swap”, NBER Working Paper, 10727.
11.EDWARDS, Sebastian (2001), “Does The Current Account Matter”, Nber Working Paper 8275.12.------------------------------(2005), “Is the US Current Account Deficit Sustainable? And if not, how costly is adjustment likely to be?”, Draft for confererence peresentation, march 16,2005.www.nber.org.13.FELDSTEIN, Martin (2000)“Aspects of Global Economic Intergration: Outlook for the Future” NBER Working Paper,7899. 14.FLOOD, Robert P. and Nancy P. MARION (1996),“Speculative attacks:Fundamentals and self-fulfillig prophecies”, Nber,Working Paper, 5789.15.FONTAINE, Thomson (2005), Currency Crises in developed and emerging market economies: E comparative empirical treatment, IMF Working Paper, WP/05/13.
16.FREUND, Caroline (2005), “Current account adjustment in industrial countries”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 1278-1298.
17.FREUND, Caroline and Frank WARNOCK (2005), “ Current account deficits in industrial countries: the bigger they are, the harder they fall”, www.nber.org.
18.GANDE,Amar and David PARSLEY (2004), “Sovereign Credit Ratings and International Portfolio Flows , Presented at the Joint ECB/IMF Workshop, November 16-17, www.imf.org.
19.GHYSELS, Eric and Junghoon SEON (2005), “The Asian financial crises: The role of derivativ securities trading and foreign investors in Korea”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 607-630.
20.GÖKÇE, Deniz (2005), “İthalat Artışının Kaynakları, Akşam, (29 Aralık).21.GOLDFAJN, Ilan and Rodrigo O VALDES. (1997), “Capital Flows and the Twin Crises: The Role of Liquidity”, IMF Working Paper, WP/97/87. 22.GÜNEŞ, Hurşit (2006), “2006'ya girerken: Ekonomide kritik yıl”, Milliyet, (6 Ocak). 23.Hazine (2005),http://www.hazine.gov.tr/guncelduyuru/2006finasmanprograi_sunum.pdf24.Hazine (2006), 5.1.2006 TarihliBasın Duyurusu.
25.HOLMAN, Jıll A. (2001), “Is the large US current account deficit sustainable”, FRBKS Economic Rewiew, 1/2001, www.kc.frb.org
26.Hurriyet (2005a), (12 Ekim).
27.---------- (2005b), (2 Aralık).
28.IMF (2000), “Debt- and Reserve-Related Indicators of External Vulnerability”, March-23.
29.----- (2005), Country Report-Turkey, November-2005, 05/412. 30.KAMINSKY, Graciela, Saul LIZONDO and Carmen M. (REINHART (1998), “Leading Indicators of Currency Crises”, IMF Staff Papers, Vol.45, No.1,1-45.
31.KANDIL, Magda andIda Aghdas MIRZAIE (2003), “The effects of exchange fluctiations on output and prices: Evidence form developing countries”, IMF Working Paper, WP/03/200.
32.KRUGMAN, Paul (1979), “A model of balance –of- payment crises”, Journal of money, credit and banking”, Vol. 11, August, 311-25.
33.KUMCU, Ercan (2005), “Kaynaklarımızın üzerinde harcıyoruz”, Hürriyet, (24 Kasım).34.LIPSEY, Robert, E (2001). “Foreign Direct Investors in Three Financial Crises”, Nber, Working Papers, 8084.35.LOUNGANI, Prakash and Assaf RAZIN (2001), “How Beneficial Is Foreign Direct Investment for Developing Countries?”, IMF- Finance and Development, June, Volume 38, Number 2.
36.MANN, Catherine, L. “Is the US current account deficit sustainable?”, IMF, Finance and Development, Marc 2000, Volume 37, Number 1.
37.MILESI-FERRETI, Gian Maria and Assaf RAZIN (1996a), “Sustainability of persistent current account deficits”, Nber Working Paper Series, 5467. 38.-------------------------------------------------------------- (1996b), “Current Account Sustainability: Selected East Asian and Latin American experiences”, Nber Working Paper Series, 5791.
39.OBSTFELD, Maurice and Kenneth ROGOFF (2004), “Is the Current Account Deficit Sustainable?” Nber Working Paper,10869.
40.OSTRY, Jonathan D. “ Current Account Imbalances in ASEAN Countries: Are they a problem?”, IMF Working Paper, WP/97/51. 41.ÖZMEN, Erdal (2005), “Macroeconomic and institutional determinants of current account deficits”, Applied Economic Letters, 2005, 12, 557-560. 42.ÖZTRAK, Faik (2005), “Tüketim Cari Açığı Arttırıyor”, Milliyet, (28 Ekim).43.PITCHFORD, J.D. (1989), A Sceptical View of Australia’s Current Account and Debt Problem, Australian Economic Review 86, 5-14.44.REINHART, Carmen M. (2002), Default, “Default, currency crises and sovereign credit ratings”, NBER, Working Papers,8738.
45.REISEN, Helmut, “Sustainable and excessive current account deficits”, OECD Development Centre, Working Paper, 132.
CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİSORUNUVETÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELERTasam Stratejik Öngörü Dergisi, Sayı:8, 2007, s.15-40.Prof. Dr. Muhammet AKDİŞPamukkale Üniversitesiİkt. ve İd. Bil. Fakültesihttp://makdis.pamukkale.edu.trÖZETCari hesaplar dengesinin açık vermesisorunu gelişmekte olan ülkeler kadar bazı gelişmiş ülkelerin de önemli problemlerinden birisidir. Aslında bir ülkenin gelirinden fazla harcama yapmasından veya tasarrufundan fazla yatırım yapmasından kaynaklanan bu durumun varlığından çok sürdürülebilirliği tartışma konusudur. Türkiye ekonomisi tarihi süreç içerisinde aşağı yukarı sürekli cari açık sorunları ile karşılaşmıştır. Ancak 2005 yılı cari açığının 22 milyar dolar gibi bir miktara ve GSMH’nın %6’sı gibi bir orana ulaşacak olması tedirginliği arttırmıştır. Özellikle cari açıkların GSMH’nın %5’ini aşmasının kriz işareti olarak yorumlandığı ve Türkiye’nin geçmişte de cari açıkların büyük olduğu dönemlerde krizlere uğradığıdikkate alındığındacari açıkların sürdürülüp sürdürülemeyeceğimerak edilmeye başlanmıştır.Cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda üzerinde durulan temel değişkenler, ihracat, ithalat, reel efektif döviz kuru, faiz oranları, kısa vadeli sermaye hareketleri, uzun vadeli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ortamının istikrarı gibi unsurlardır. Bu unsurlar açısından Türkiye ekonomisi incelendiğinde, diğer değişkenler itibariyle önemliiyileşmeler sağlandığı ancak özellikle döviz kuru ve faiz oranlarında dengeden uzakta olunduğu anlaşılmaktadır. THE SUSTAINABILITY PROBLEM OF CURRENT ACCOUNT DEFICITS ANDTHE DEVELOPMENTS IN TURKISH ECONOMYABSTRACTThe problem that the balance of current accounts give deficits is one of the major problems faced by developing countries as well as some developed ones. The point of discussion is the sustainability rather than the existence of this situation which is caused by the fact that a country spends more than its revenues or a country invests more than its savings.Turkish economy in her historical periods frequently faced with these current deficits problems. However, the raise of currents deficit in 2005 to 22 billion dollar and to the ratio of 6% of GNP has increased anxieties. Considering that current accounts exceeds the 5% of the GNP and it is seen as a sign of a crisis, and also thinking that crisis unfolded in the past with deficits of current accounts, the question whether deficits of current accounts will be lasted became an important discussion point.The main variables on the sustainability of the current deficits are various as the export, import, reel effective foreign exchange, interest rates, short term capital movements, long term capital movements, structure of debts, exchange reserves and the sustainability of investing environments. As the Turkish economy is analysed in terms of these factors, it is found out that the economy is far from the balance at exchange and interest rates, although significant improvements are seen regarding other variables. I-GİRİŞCari açık olgusu bazı gelişmiş ülkelerle birlikte özellikle gelişmekte olan ekonomilerin temel problemlerinden biridir. Gelişmiş ekonomilerin büyük çoğunluğu veya petrol gibi doğal kaynak zengini ülkeler dışında hemen hemen tüm gelişmekte olan ekonomilerin sıklıkla karşılaştıkları bu problem zaman zaman finansal krizlerin de çıkmasına yol açmıştır. Çünkü cari açığın finanse edilebilmesindeki güçlükler veya cari açığı finanse ediyor gözüken kalemlerdeki ciddi yön değişiklikleri finansal krizlerin de tetikleyicisi olmaktadır. Şili ve Meksika’da 1980’lerin başlarında, Meksika ve Arjantin’de 1990’ların ortalarında ve Güneydoğu Asya ülkelerinde 1990’ların sonlarında görülen finansal krizler hep büyük ve kalıcı cari denge açıkları ile birlikte görülmüşlerdir. Bu nedenle finansal krizlerin yayılmasında cari açıkların büyüklüğünün önemli roller üstlendiği kabul edilmiştir (Baharumshah, 2003). Türkiye ekonomisi uzun zamandır dış açık problemi ile karşı karşıyadır. Bu problem ülkemizde zaman zaman krizler ve istikrar programları ile sonuçlanan gelişmelere yol açmıştır. Dünya uygulaması ile Türkiye’nin geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, 2005 yıl sonu itibariyle cari açığın 22 milyar dolar seviyesine çıkacağı, cari açığın GSMH’ya oranının ise %6’yı aşacağı beklenmektedir. Cari açık miktarlarının daha önce karşılaşılmamış büyüklükte olması, cari açıkların GSMH’ya oranında da kritik eşik olarak kabul edilen %5 oranının (Freund, 2005) geçiliyor olması, Türkiye’de oluşan cari açığın bir krize yol açıp açmayacağını ve cari açığın sürdürülebilirliğini ciddi olarak tartışmaya açmıştır. IMF’de cari açıkların Türkiye ekonomisinin geleceğinde en dikkate değer konulardan birisi olduğunu ifade etmiştir (IMF, 2005). Bu nedenle cari denge olgusu Türkiye ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Aşağıda bu konudaki düşüncelerimiz açıklanacaktır. II-ÖDEMELER BİLANÇOSU DENGESİ VE CARİ AÇIKLARBir ülkenin dış alem ile olan ekonomik ilişkilerinin ayrıntılıbir dökümünü gösteren ödemeler bilançosu, özellikle dış ticaret dengesive cari dengekonusunda dikkatle takip edilmektedir. Çünkü, ithalat ve ihracat farkından oluşan dış ticaret dengesi eğeraçıkla kapanıyorsa bu açığın kapatılmasına yönelik bir dizi değişkenin devreye girmesi gerekmektedir. Oluşan dış ticaret açığı ilk olarak hizmet gelirleri ile kapatılmaya çalışılır. Bu gelirlerle açık kapanmıyorsao zaman yatırım gelirleri ve cari transferler gündeme gelecektir. Dış ticaret dengesinde oluşan açığın hizmet, yatırım ve cari transfer kalemleri ile ortadan kaldırılamaması cari işlemler hesabının açık vermesi sonucunu doğuracaktır.Geniş anlamda düşünüldüğünde cari açık, bir ülkenin harcamalarının tasarruflarından fazla olmasından kaynaklanmakta ve dış finansmanla kapatılmaya çalışılmaktadır. Yani, cari denge hesabındaki negatif büyüklük dış alem giderlerinin dış alem gelirlerinden fazla olmasının sonucudur. Toplam yurtiçi harcamaların, toplam yurt içi tasarruflardan fazla olması, bir dış tasarrufa ihtiyaç gösterecektir ki, bu da cari açık olarak karşımıza çıkacaktır. GSMH = C+I+G+(X-M)+F (dış alem gelirleri)ise, (1)GSMH-C-G-I=X-M+F’dir.(2)GSMH’dan tüketim ve devlet harcamalarını çıkardığımızda tasarruflar kalacağına göre; (GSMH-C-G)=S (3)olur.O zaman bu eşitliği; S-I=(X-M)+F (4)olarak da yazmamız mümkündür. Dış ticaret dengesini temsil eden (X-M) ile dış alem gelirlerini temsil eden (F) toplamı ise bize cari dengeyi, [CD=(X-M)+F](5)verecektir. Öyle ise eşitliğimiz, S-I=CD (6)haline gelmektedir. (6) nolu eşitlikte de görüldüğü gibi, bir ülkedeki tasarruflar ile yatırımlar arasındaki fark cari dengeyi oluşturmaktadır. Eğertasarruf yatırım eşitliği var ise cari denge sıfır bakiye vermekte; tasarruflar fazla ise cari denge pozitif (fazla), tasarruflar yetersiz ise cari denge negatif (açık) bakiye ile kapanmaktadır. Cari açık ortadan kaldırılmak isteniliyorsa, ya tasarruflar arttırılacak ya da yatırımlar kısılacaktır. Ekonomik büyümeyive tasarrufları da arttıracak olan geliri arttırmak için yatırımları arttırmak gerektiğine göre, tasarruf yetersizliği içindeki ülkelerin cari açık vermekten başka alternatifi kalmamaktadır. (2) Numaralı eşitliği; GSMH-C-G-I=CD (7)olarak yazdığımızda ise cari dengenin milli gelir ile harcamalar arasındaki fark olduğu görülecektir. Gelir harcamalardan yüksek ise bakiye pozitif (fazla), harcamalar gelirden büyükse bakiye negatif (açık) ortaya çıkmış olacaktır. Burada da aynı analizi yapmak mümkündür. Geliri arttırmak için yatırım yapmak gerektiğine göre, gelişmekte olan ülkelerin cari açık sorunu gelirile harcamaların dengelendiği noktaya kadar devam edecektir. Sonuç ne olursa olsun ödemeler bilançosu dengede olur. Her bilançoda bir kalemdeki fazlalık veya eksiklik, diğer kalemlerdeki fazlalık veya eksiklik tarafından kapatılır. Ancak açığı kapatan kalemlerin yapısı ve özellikleri bir ülke ekonomisinin gelecek perspektifi açısından çok önemlidir. Yani ödemeler bilançosunda ilk açığın oluştuğu dış ticaret dengesi ve sonrasındaki her alt kalem ülke ekonomisi açısından durumun nezaketini arttırmaktadır. Dış ticaret bilançosunun her kalemi ülkeye giren veya çıkan dövizlerin miktarını göstermektedir. Ödemeler bilançosunun ilk dengesini oluşturan dış ticaret açığı, eğer hizmetler dengesindeki gelir fazlalıkları ile karşılanabiliyorsa en iyi durum, eğer burada da açık veriliyor ve dengenin sağlanmasında sermaye hesabından yararlanılıyorsa daha az iyi bir durum; cari açığın kapanmasında kısa vadeli sermaye hareketleri daha önemli bir işlev görüyorsa riskli bir durum, cari açık sermaye hesabı ile de kapatılamıyor ve rezerv hareketlerine müracaat gerekiyorsa o zaman kötü bir durumdan bahsetmek mümkündür. Yani bilançonun ilk kaleminden başlayarak aşağıya doğru sıralanan bütün gelişmeler eğer bir öncekinin açığını kapatmaya yönelikse o ülke ekonomisindeki gelişmelerin ciddiyetle analiz edilmesine ihtiyaç vardır. Ancak açık oluşturan kalemlerin yapısı ve özellikleri de burada göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıda da bahsedildiği gibi cari açığın oluşumu çok önemlidir. Eğer bu oluşum ithalat harcamalarının büyüklüğünden kaynaklanıyorsa, o zaman da ithalat kalemlerinin özellikleri önem kazanmaktadır. İthalat, ara ve yatırım mallarının çokluğuna bağlı ise ekonomik büyümenin tetiklenmesi söz konusu olabilecektir. Ara ve yatırım malları ithalatının, yani büyümenin dış alem gelirleri ile finanse edilmesi özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından çok da büyük problem olmayabilecektir. Bu durumda yabancılar özel sektör yatırımlarını finanse edecekler, bu da milli ekonominin büyümesine katkı yapacak ve başkaca bir sorun doğurmayacaktır. III-DÜNYA’DA CARİ AÇIK PROBLEMİCari açık problemi öncelikle gelişmekte olan ülkelerin problemi olduğu kadar, bazı gelişmiş ekonomilerin de problemleri arasında yer alır. Özellikle ABD cari açık sorunu en başta gelen ülkelerdendir. Tablo.1’e baktığımızda gelişmiş ekonomiler içinde 2004 rakamları ile 668 milyar dolarlık açıkla ABD’nin başı çektiği görülecektir. Bunun dışında İspanya, Avustralya gibi ülkeler de cari açık problemine sahiptirler. Önemli miktardaki gelişmiş ülke ise cari fazlalar vermektedir. Hatta Japonya’nın 172 milyar dolarlık, AB ülkelerinin de toplamda 46 milyar dolarlık cari işlem fazlaları bulunmaktadır. Gelişmekte olan ekonomiler içinde ise yine 2004 rakamları ile Hindistan’ın 800 milyon dolarlık, Meksika’nın da 7.5 milyar dolarlık cari işlem açığı bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da bu açık sürecinin devam edeceği öngörülmektedir. Tablo.1 Seçilmiş Ülkeler İtibariyle Ödemeler Bilançosundaki Cari Açık Miktarları (Milyar Dolar)
2000
2001
2002
2003
2004
2005*
Gelişmiş EkonomilerABDAB BölgesiJaponyaDiğer gelişmiş ekonomiler2
–262.0–416.0–37.0119.671.4
–210.8–389.57.087.883.9
–222.5–475.248.5112.691.6
–219.6–519.726.7136.2137.2
–314.0–668.146.7172.1135.3
–451.1–759.023.7153.1131.1
Yeni Sanayileşen Asya Ülkeleri
40.1
50.6
59.3
84.4
90.2
78.0
Diğer gelişen piyasalar ve gelişen ülkeler(fazla veren asya ülkeleri hariç)
88.443.8
42.510.2
85.831.0
143.975.3
227.7134.6
410.1278.7
Bölgesel GuruplarAfrikaMerkezi ve Doğu AvrupaBağımsız devletler topluluğu
7.3–32.746.146.1
0.7–16.632.640.7
–8.2 –24.5 32.1 72.3 30.0 –16.0
–3.1 –37.3 35.9
0.6–50.163.193.0
12.5 –56.4 105.3 109.7 217.621.5
Rusya
44.6
33.4
30.9
35.4
59.9
101.8
Çin
20.5
17.4
35.4
45.9
68.7
115.6
Hindistan
–4.6
1.4
7.1
6.9
–0.8
–13.5
Brezilya
–24.2
–23.2
–7.6
4.2
11.7
13.1
Meksika
–18.6
–17.6
–13.5
–8.6
–7.4
–8.3
*TahminKaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.Bazı ülkeler itibariyle cari açığın GSMH’ya oranlarına baktığımızda ise yine ABD’yi bu konuda oldukça ileride görmekteyiz. Tablo.2’den de görüleceği üzere, ABD’nin yıllar itibariyle cari açığının GSMH’ya oranı devamlı artış göstermiş, 2000’de %4.2 olan bu oran 2004’de %5.7’ye yükselmiştir. Bu yükselişin devam edeceği de beklenmektedir. ABD’den sonra cari açığın GSMH’ya oranında dikkat çeken iki ülke yine 2004 rakamları ile%7.5 oranı ile Portekiz, %5.3 oranı ileİspanya’dır. Avustralya ve Yeni Zelanda %6.4,İzlanda %8.5, Meksika %5.5 oranları ile yine dikkat çeken farklı ülkelerdir. Tablo.1 ve Tablo.2’nin birlikte incelenmesi ile görülebileceği gibi ileri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler itibariyle farklı miktarlar ve oranlar söz konusu olsa bile dünyanın farklı ülkelerinde cari açık problemi bulunmaktadır. Bu problem Türkiye açısından da uzun dönemdir devam eden bir sorun olma özelliğini korumaktadır. Tablo.2 Seçilmiş Bazı Ülkeler İtibariyle Cari Açık/GSMH’ya Oranları (1997-2006/%)
Ülkeler/Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
İleri Ekonomiler
–1.0
–0.8
–0.9
–0.8
–1.0
–1.3
–1.4
ABD
–4.2
–3.8
–4.5
–4.7
–5.7
–6.1
–6.1
AB Bölgesi
–1.2
—
0.9
0.3
0.6
0.4
0.3
Almanya
–1.6
0.2
2.2
2.1
3.8
4.3
4.4
Fransa
1.3
1.6
1.0
0.4
–0.4
–1.3
–1.5
Italya
–0.5
–0.1
–0.8
–1.3
–0.9
–1.7
–1.4
İspanya
–4.0
–3.9
–3.3
–3.6
–5.3
–6.2
–6.9
Yunanistan
–6.9
–6.2
–6.1
–5.6
–3.9
–3.9
–4.0
Portekiz
–10.3
–10.1
–7.6
–5.4
–7.5
–8.4
–7.7
İngiltere
–2.6
–2.2
–1.6
–1.5
–2.0
–1.9
–1.8
Avustralya
–4.1
–2.3
–4.1
–5.9
–6.4
–5.7
–5.0
Yeni Zelanda
–4.8
–2.5
–3.7
–4.2
–6.4
–7.4
–7.7
İzlanda
–10.5
–4.6
1.4
–5.1
–8.5
–12.0
–11.4
Rusya
38.9
29.7
25.7
23.3
29.4
35.8
36.5
Çin
7.3
5.8
9.7
9.5
10.5
14.0
12.1
Hindistan
–7.7
2.3
10.0
8.3
–0.7
–8.8
–9.0
Brezilya
–37.5
–34.4
–10.9
5.0
10.8
10.0
4.3
Meksika
–15.7
–15.5
–11.8
–7.3
–5.5
–5.4
–3.9
Kaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir. IV-TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIK PROBLEMİTürkiye ekonomisi aşağı yukarı bütün gelişme tarihi içinde dış açık problemi ile karşılaşmıştır. Yukarıda anlatılan çerçevedeTürkiye ekonomisindeki gelişmelerin son beş yılına baktığımızda (Tablo.3) gördüğümüz şudur: Türkiye ekonomisi son beş yılda sürekli cari açık problemi ile yüz yüze gelmiştir. 2000 yılı ve sonrasına bakıldığında her yıl verilen dış ticaret açıklarıöncelikle hizmet gelirleri ile finanse edilmeye çalışılmış, bu gelirler hiçbir zaman ticaret açıklarını finanse etmeye yetmediği için de cari açıklarla karşılaşılmıştır. Yıllar itibariyle de cari açıklar önemli ölçüde sermaye hesabındaki gelişmelerle kapatılmışlardır.Örneğin 2004 yılında verilen 23,8 milyar dolarlık dış ticaret açığının 12,8 milyar dolarlık kısmı hizmet gelirleri ile finanse edilmiştir. Ancak yatırım gelirleri de 5,5 milyar dolara yakın açık verdiği için toplam açık 16milyar doları geçmiş, 1,1 milyar dolarlık cari transfer sonrası dönem cari açığı 15,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu açık ise sermaye hesabındaki 17,6 milyar dolarlık fazlalık ile kapatılmıştır. Tablo.3’ü grafikleştirdiğimizde durum daha açık olarak görülecektir. Grafik.1’den de izlenebileceği gibi, dış ticaret dengesi vecari denge izlenen tüm yıllarda birlikte gelişme göstermiş; dış ticaret dengesi cari dengenin de sürükleyicisi olmuştur. 2000-2005 arasında dış ticaret dengesindeki açık ve fazlalar, cari dengenin da aynı şekilde sonuçlanmasına neden olmuşlardır. Ancak tabii ki ne dış ticaret açığı, ne de cari açık tek başına ekonominin bütününü açıklamaktan uzaktır. Cari açıktan hareketle ekonominin tümü hakkında veya ekonominin geleceği hakkında hüküm verebilmek için Cari açık/GSYİH oranına bakılması gerekmektedir. Büyüyen bir ekonomide cari açıklar verilmesi normal; ancak, GSYİH’nın belli bir yüzdesini geçen cari açıklar ise sürdürülemez olarak kabul edilmektedir. Türkiye ekonomisinin dışa açıldığı 1980 yılından itibaren gelişen dış ticaret, cari açık ve cari açık/GSMH dengelerine bakmak konuyu daha iyi aydınlatmak açısından gerekli olmaktadır. Tablo.4’de de görüldüğü gibi, Türkiye ekonomisi Cumhuriyeti 1980’li yıllar itibariyle 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve2001 yıllarında cari işlemler bilançosunu az veya çok fazla ile kapatmıştır. Sayılan yılların dışındaki yılların tamamında ise cari işlemler dengesi hep negatif sonuç vermiştir. 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve 2001 yıllarında ise yine dış ticaret dengesi fazla vermesine rağmen, cari işlemler dengesi açıkla kapanmıştır. Cari işlemler dengesinin GSMH’ya oranına baktığımızda ise oransal olarak en büyük açığın, 1980, 2000 ve 2004 yıllarında gerçekleştiği görülecektir. Bu yıllardaki açık diğer yılların hepsinden daha büyük bir oran olan %5’tir. Cari işlemler açıklarının en büyük oranlara ulaştığı, 1980 ve 2000 yıllarının ekonomik krizlerinpatlak verdiği ve ekonomik istikrar programlarının da uygulamaya konulduğu yıllar olmasına da dikkat edilmelidir. Grafik.1. Türkiye’de Yıllar İtibariyle Dış Ticaret Açıkları ve Cari Açıklar (2000-2005)Kaynak. Tablo.3 ‘deki verilere göre tarafımızdan düzenlenmiştir. Tablo.3 Türkiye’de Ödemeler Bilançosu Gelişmeleri (Analitik Sunum-Milyon $)
İşlemler/Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005*
A-
CARİ İŞLEMLER HESABI
-9819
3390
-1524
-8035
-15604
-18740
1.
İhracat f.o.b.
30721
34373
40124
51206
67047
69326
2.
İthalat f.o.b.
-52680
-38106
-47407
-65216
-90925
-98294
Mal Dengesi
-21959
-3733
-7283
-14010
-23878
-28968
3.
Hizmet Gelirleri
20364
16030
14783
19025
22928
24657
4.
Hizmet Giderleri
-8996
-6900
-6904
-8520
-10144
-10496
Mal ve Hizmet Dengesi
-10591
5397
596
-3505
-11094
-14807
5.
Yatırım Gelirleri
2836
2753
2486
2246
2651
3416
6.
Yatırım Giderleri
-6838
-7753
-7042
-7803
-8288
-8648
Mal, Hizmet ve Yatırım Geliri Dengesi
-14593
397
-3960
-9062
-16731
-20039
7.
Cari Transferler
4774
2993
2436
1027
1127
1299
B.
SERMAYE HESABI
C.
FİNANS HESABI
9584
-14641
1158
7120
17652
36729
8.
Yurtdışında Doğrudan Yatırım
-870
-497
-175
-499
-859
-938
9.
Yurtiçinde Doğrudan Yatırım
982
3268
1005
1706
2776
7249
10.
Portföy Hesabı-Varlıklar
-593
-788
-2096
-1386
-1388
-1218
11.
Portföy Hesabı-Yükümlülükler
1615
-3727
1503
3851
9411
12421
11.1.
Hisse Senetleri
489
-79
-16
905
1427
5528
11.2.
Borç Senetleri
1126
-3648
1519
2946
7984
6893
12.
Diğer Yatırımlar-Varlıklar
-1939
-601
-777
-986
-6955
2102
12.1.
Merkez Bankası
1
-39
-30
-28
-24
-16
12.2.
Genel Hükumet
0
0
0
0
12.3.
Bankalar
-1574
233
643
348
-5324
1129
12.4.
Diğer Sektörler
-366
-795
-1390
-1306
-1607
989
13.
Diğer Yatırımlar-Yükümlülükler
10389
-12296
1698
4434
14667
17113
13.1.
Merkez Bankası
619
735
1336
497
-209
-709
13.2.
Genel Hükumet
117
-1977
-669
-2194
-1163
-1977
13.3.
Bankalar
3736
-9644
-2016
2846
6564
8650
13.4.
Diğer Sektörler
5917
-1410
3047
3285
9475
11149
Cari,Sermaye ve Finansal Hesaplar
-235
-11251
-366
-915
2048
17989
D.
NET HATA VE NOKSAN
-2762
-1673
154
5012
2294
3826
GENEL DENGE
-2997
-12924
-212
4097
4342
21815
E.
REZERV VARLIKLAR(*)
2997
12924
212
-4097
-4342
-21815
14.
Resmi Rezervler
-354
2694
-6153
-4047
-824
-15350
15.
Uluslararası Para Fonu Kredileri
3351
10230
6365
-50
-3518
-6465
16.
Ödemeler Dengesi Finansmanı
*Ocak-Kasım/2005Kaynak:TCMBTablo.4 Türkiye’de GSMH-Dış Ticaret Dengesi ve Cari Denge (1923-2004)
GSMH (C.F.)
İHRACAT
İTHALAT
DIŞ TİC.DENG.
CARİ DENGE
C.DENGE/GSMH
YILLAR
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
1980
68.390,6
2.910,1
7.909,4
(4.999,3)
(3.408,0)
-0,05
81
56.418,7
4.702,9
8.933,4
(4.230,5)
(1.936,0)
-0,03
82
64.209,2
5.746,0
8.842,7
(3.096,7)
(952,0)
-0,01
83
60.491,5
5.727,8
9.235,0
(3.507,2)
(1.923,0)
-0,03
84
59.098,2
7.133,6
10.756,9
(3.623,3)
(1.439,0)
-0,02
85
66.890,6
7.958,0
11.343,3
(3.385,3)
(1.013,0)
-0,02
86
75.173,3
7.456,7
11.104,8
(3.648,1)
(1.465,0)
-0,02
87
85.980,1
10.190,1
14.157,8
(3.967,7)
(806,0)
-0,01
88
90.460,0
11.662,0
14.335,4
(2.673,4)
1.596,0
0,02
89
107.563,1
11.624,7
15.792,1
(4.167,4)
938,0
0,01
1990
152.000,6
12.959,3
22.302,3
(9.343,0)
(2.625,0)
-0,02
91
151.705,2
13.598,0
21.047,0
(7.449,0)
250,0
0,00
92
160.256,0
14.714,0
22.871,0
(8.157,0)
(974,0)
-0,01
93
181.806,2
15.345,0
29.428,0
(14.083,0)
(6.433,0)
-0,04
94
130.900,0
18.105,0
23.270,0
(5.165,0)
2.631,0
0,02
95
171.900,0
21.637,0
35.709,0
(14.072,0)
(2.339,0)
-0,01
96
184.600,0
23.224,0
43.627,0
(20.403,0)
(2.437,0)
-0,01
97
191.100,0
26.261,0
48.559,0
(22.298,0)
(2.638,0)
-0,01
98
204.725,6
26.973,0
45.921,0
(18.948,0)
1.984,0
0,01
99
186.911,8
26.587,0
40.671,0
(14.084,0)
(1.344,0)
-0,01
2000
201.500,0
30.721,0
53.131,0
(22.410,0)
(9.819,0)
-0,05
2001
144.600,0
34.373,0
(38.106,0)
(3.733,0)
3.390,0
0,02
2002
182.900,0
40.124,0
(47.407,0)
(7.283,0)
(1.524,0)
-0,01
2003
238.400,0
51.206,0
(65.216,0)
(14.010,0)
(8.035,0)
-0,03
2004
301.600,0
67.001,0
(90.925,0)
(23.924,0)
(15.647,0)
-0,05
2005*
360,0
73.1
(116.4)
(43,3)
(22,0)
-0,06
*GeçiciKaynak: www.mahfiegilmez.nom.tr-www.ceterisparibus.net- Hazine, Dış Ticaret Müst. ve TCMB Kaynaklarından derlenerek hazırlanmıştır. V-TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SEBEPLERİNE BAKIŞEkonomistler ikinci dünya savaşından sonra dünyanın farklı ülkelerinde ortaya çıkan cari açık problemlerini analiz etme konusunda zaman zaman farklı değişkenlerin üzerinde odaklanmışlardır. Bu odaklanma büyük ölçüde konjonktürel kriz oluşturan unsurların farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki gelişmeleri Edwards (2001)’den yararlanarak aşağıdaki şekilde özetlememiz mümkündür: A-İlk Cari Açıklar ve Elastikiyet Yaklaşımıİkinci dünya savaşından sonra oluşan cari açık krizleri genellikle iktisatçılar tarafından elastikiyet yaklaşımını içeren ödemeler dengesi teorisi çerçevesinde tartışılmıştır. Buna göre cari açık oluşumu, gelirler ile harcamalar arasındaki farktan meydana gelmektedir. Bu farkı oluşturan ise nisbi fiyat değişmelerine bağlı olarak ortaya çıkan ticari akım değişmeleridir. Bu durumda da cari dengesi açık veren ülkelerin devalüasyon yapması gerekmektedir. Devalüasyon nispi fiyatları açık veren ülke lehine değiştirerek cari dengenin kurulmasına hizmet edecektir. Gelişmekte olan ülkeler 1970’lere kadar bu politikanın etkisi ve baskısı ile hareket etmişlerdir. Ödemler dengesi krizleri konusundaki yaklaşımlar daha çok Krugman’ın (1979) yılındaki seminer çalışmasından sonra yayılmıştır. Bu çalışmalar ödemeler dengesi krizlerinin uluslararası rezervleri bitirten ve sonuçta da hükümetleri döviz kurunda değişikliğe gitmeye zorlayan yoğun genişletici para ve maliye politikaları gibi zayıf ekonomik temellerden kaynaklandığını belirtmişlerdir (Kaminsky v.d., 1998). B-Cari Açığın Zamanlararası Olgu Olduğu Düşüncesi, 1980’ler Borç Krizi ve Lawson Doktrini1970’lerin ikinci yarısından sonra özellikle 1973 petrol şokunu takip eden yıllarda pek çok gelişmekte olan ülke cari dengelerinde dalgalanmalar yaşamışlardır. Bu durum ekonomistleri dengesizliğin üzerinde düşünmeye itmiş ve sonuçta ticaret akımlarından hareketle cari dengenin zamanlararası boyutu üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu yaklaşımın iki temel öğesi vardır: Birincisi,temel ulusal hesaplara göre cari denge, tasarruflarla yatırımların farkına eşittir. İkincisi ise tasarruflar ve yatırımlar, yatırımların beklenen getirisive hayatın geleceği konusundaki düşünceler gibi zamanlararası değişkenlere bağlıdır. Öyle ise cari açık da zorunlu olarak zamanlararası bir olgudur. Bu dönemdeki iktisatçılar, yüksek cari açıkların yeni yatırım fırsatları oluşturacağını ve dolayısı ile bu konuyu büyütmemek gerektiğini ifade etmişlerdir. Sonuçta daha fazla yatırım yapılmış, bu da cari dengeyi daha fazla bozmuş; ancak bu konu çok önemli görülmemiştir. IMF ekonomistleri de bu düşünceyi onaylamışlardır. 1982’lerde baş gösteren dış borç krizinde bu anlayış ve uygulamaların büyük rolü olmuştur. Cari açıkların özel sektörün daha fazla yatırım ve daha az tasarrufunun sonucu olduğunu söyleyen bu yaklaşım dönemin İngiltere Maliye Bakanı Nigel Lawson’a atfen “Lawson Doktrini” olarak isim yapmıştır. Bu yaklaşıma göre cari açıklara göre, bütçe açıkları daha önemlidir ve üzerinde durulması gereken konu bütçe açıklarıdır (Reisen, 1998). Bu yaklaşıma, benzer analizi Avustralya ekonomisi için yapan iktisatçı J.D. Pitchford’un ismine izafeten “PitchfordTezi” de denilmektedir. Pitchford (1989), Avustralya ekonomisinde 1980’lerin ikinci yarısından sonra ortaya çıkan büyük cari açıkların önemli olmadığını, çünkü bu açıkların özel sektörün yatırımları ile tasarrufları arasındaki farktan kaynaklandığını; yatırımların kar fırsatlarının, tüketimlerin de zamanlararası uyum düzeltmesinin bir sonucu olduğunu, dolayısı ile sıkı mali disiplin uygulayan bir hükümetin bu konuda müdahalesinin olamayacağını belirtmiştir. Pitchford’un yaklaşımları Avustralya ekonomisi için büyük oranda doğru çıkmış; Avustralya 1991-2005 arasında büyük cari açıklarla (ortalama %5), ekonomik büyümesini de (ortalama %3) birlikte devam ettirmiştir. C-1982 Borç Krizi Sonrası Cari Açığa Bakışlar1982 borç krizinden sonra iktisatçılar Lawson doktrininden vazgeçmişler ve tasarruflar yüksek ve artıyor olsa bilecari açıkların önemli problemlerin habercisi olduğunu açıklamaya başlamışlardır. Özellikle Şili’nin 1982 yılında uğradığı krizin özel sektöre yönelik sermaye girişlerinin yol açtığı %14 oranındaki cari açıklardan kaynaklandığının tartışılması Lawson doktrininde de önemli bir çatlağa yol açmıştır. D-Sermaye Hareketlerinde 1990’lardaki Şişme, Cari Denge ve Meksika Krizi1980’lerde pek çok gelişmekte olan ülke uluslararası sermaye piyasaları ile ilişkisini kesmişti. Uluslararası sermaye piyasaları ile ilgisine kesen ülkelerden bazılarıaz miktarda cari açık verdi, bazıları ise cari dengelerini fazlalarla kapattılar. 1990’ların başlarında ise pek çok gelişmekte olan ülke özel sermaye akımları için cazibe merkezi haline geldi. Özellikle Latin Amerika ülkeleri bu süreçte ihracatlarının %35’ini aşanmiktarda net fon girişine sahne oldular. Bu ülkeler geniş kapital girişlerinin karşılığında, doğal olarak rezervlerindeki hızlıartış kadar sermaye hesaplarında da geniş açıklar verdiler. 1990’lardaMeksika’ya da hızlı bir uluslararası sermaye girişi oldu. 1992-1994 arasında Meksika GSMH’nın %7’si kadar cari açık verdi.Ancak Lawson Doktrini bazı çevrelerde hala geçerliliğini sürdürüyordu ve bu durumun problem olmayacağı; çünkü mali dengenin kontrol altında olduğu, bu açığın özel sektörün kararlarından oluştuğu söyleniyordu. Sonuçta 1994 Meksika krizi patlak verdi.E-1990 Finansal Krizleri Sonrası Cari Denge Konusuna Yaklaşımlar1994 Meksika krizinden sonra pek çok iktisatçı Lawson Doktrininin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünmeye başladı. Cari açıkların iyi huylu bir olgu olamayacağı tartışılmaya açıldı. Hele hele üç-dört yıl süreyle gerçekleşen ve GSMH’nın %5’in geçen cari açıkların tehlike işareti olarak görüldüğü ve hemen karşı tedbirlerin alınması gerektiği ifade edildi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a). 1997 yılında patlak veren ve tüm bölgeyi etkisi altına alan Asya krizinde de bu ülkelerin büyük cari açıklar içerisinde olmaları tartışıldı (Kaminsky v.d, 1998). 1997 krizi öncesinde Güney Doğu Asya ülkelerinin Malezya hariç büyük cari açıklar içinde olmasından hareketle, cari açıkların kriz habercisi olduğu vurgulandı (Baharumshah v.d., 2003). Ancak yenilerde yapılan daha ileri kriz modelleri cari açıkların finansal krizlerde merkezi bir role sahip olmadığını ortaya koymaktadırlar (Edwards, 2001). Bu çalışmalarda finansal krizlerin finansal kırılganlıkların bir sonucu olduğu ve cari açıklardan bağımsız olduğu vurgulanmıştır. Finansal krizlerin kendi kendini tetikleyen beklentilerin bir sonucu olduğu, bankaların yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı, borçlanma kısıtlamalarına bağlı olduğu şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Gelinen aşama ise cari açıkların varlığı bir kriz işareti olarak görülmezken, bu açıkların sürdürülüp, sürdürülemeyeceği konusu önem kazanmıştır. Özellikle kritik eşik olan %5’lik sınır geçildiğinde gelir düşmeleri ve döviz kuru değişmeleri olarak ayarlama sürecinin başlayacağı ve bunun da üç-dört yıl alacağı açıklanmaya çalışılmıştır (Freund, 2005). VI-CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SORUNUGünümüz iktisat dünyasında tartışılan konu cari açıkların sürdürülebilir olup olmadığıdır. Doğal olarak cari açıkların sürdürülebilirliği, cari açık oluşturan unsurların neler olduğunun tespitine bağlı bulunmaktadır. Aslında cari açıkları oluşturan sorunlar bellidir. Çünkü dış ticaret açığı kalemleri olan ithalat ve ihracatın miktarlarını etkileyen faktörler ile hizmet gelirlerini oluşturan kalemlerin miktarlarını etkileyen faktörler bilinmektedir. Dış ticaret dengesini oluşturan ithalat (M), milli gelir (Ye) ile reel döviz kurlarının (R); ihracat (X) ise gene reel döviz kuru ile ihracat yapılan ülkelerin milli gelirinin (Yf) bir fonksiyonu olmaktadır.Cari denge, dış ticaret dengesi ile net dış alem faktör gelirlerinden (iNFA) meydana gelmektedir.Dış alem faktör gelirleri net dış varlıkların (NFA) getirisi olarak hesaplanır. Yani, NFA=Dış varlıklar(FA)-Dış yükümlükler(FL)’dir. Dış alem faktör gelirleri ise faiz oranı ile net dış varlıkların çarpımından oluşur (iNFA=NFA.i). Bu durumda cari denge, bir ülkenin milli gelirinin, diğer ülkelerin milli gelirinin, döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının bir fonksiyonu olmaktadır. Yani; CD= f(Ye, Yf, R, NFA, i)’dir. (8)Bu durumda bir ülkedeki milli gelir değişmelerinin, ülkenin ticaret yaptığı ülkelerdeki milli gelir değişmelerinin, reel döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının tümünün cari dengenin oluşmasında belli oranda etkili olduklarını kabul etmek gerekmektedir.Cari açıklar üzerinde yapılan ekonometrik analizler de benzer unsurları dikkate almışlardır. Finlandiya (1992), Meksika (1992), İsveç (1992) ve Şili (1992)’de karşılaşılan ödemeler dengesi krizlerinin bir bankacılık krizi ile başladığından hareketle sermaye hareketleri ile bu ikiz krizler arasındaki bağlantıyı açıklayan yaklaşımlar (Goldfajn and Valdes, 1997); kurumsal ve makroekonomik istikrar yanında her ülkenin kendi parası ile borçlanmasını sağlayacak bir uluslararası sermaye piyasasının yokluğu (Özmen, 2005); döviz kurundaki ani değişikliklerin tetikleyeceği sermaye hareketleri (Apergis v.d, 2000); yabancı yatırımcıların ülke menkul kıymetlerine olan aşırı talebi, özellikle ABD için yapılan çalışmalarda net uluslararası yatırım pozisyonu, dolar kurunun düşüklüğü, euro-dolar, yen-dolar paritesi gibi değişkenler (Edwards, 2005);gelir artış seviyesindeki düşmeler (Freund and Warnock, 2005); dış yükümlülüklerin seviyesi, yatırımların dağılımı, makroekonomik politikalardaki esneklik (Ostry, 1997); yüksek tasarruf düzeyi, yüksek açıklık derecesi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996b); ticarete konu olan ve olmayan mallar yanında tasarruf ve verimlilik davranışlarının altında yatan sebepler, reel döviz kuru değişmeleri( Obstfeld and Rogoff, 2004); verimlilikteki ve sermaye piyasalarındaki gelişmeye bağlı servet artışları (Holman, 2001); dünya ekonomisindeki durgunluk, konjonktürel dalgalanmalar, verimlilik değişmeleri, küreselleşme ve piyasa esneklikleri, menkul kıymetlerin getirileri (Mann, 2000), dış borç verme ve alma konusundaki yapı, gelişme ve kalkınma stratejileri ve uluslararası parasal sistem (Dooley v.d., 2004); döviz kuru politikası ile birlikte dış borçların seviyesi ve kompozisyonu, yatırım-tasarruf düzeyi, uluslararası ticaretin bileşimi ve açıklık düzeyi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a); dışa açık menkul kıymet fiyatlarındaki gelişmeler, yüksek enerji fiyatları, para ve maliye politikalarındaki değişmeler, sosyal güvenlik harcamalarındaki değişmeler ( Obstfeld and Rogoff, 2004) gibi pek çok faktör cari açıkların oluşumu ve sürdürülebilirliğianalizlerine konu edilmişlerdir. Türkiye’de özellikle 2005 sonu itibariyle beklenen önemli büyüklükteki cari açık konusunda da farklı açıklamalar olmuştur. Bazı iktisatçılar bu açığın TL’nin aşırı değerlenmesine yol açan yüksek faiz oranlarından kaynaklandığını (Cansen, 2006); ülkenin tasarruf açığından veya tasarruflarından daha fazla yatırım ve tüketim yapılmasından doğduğu (Kumcu, 2005); uygulanan yanlış para politikasının TL’yi aşırı değerli hale getirerek iç talep balonunu şişirdiği (Akat, 2006); cari denge açığının artışında döviz kuru ve reel büyüme etkisinin bariz olduğu (Gökçe, 2005); kısa süreli sermaye hareketlerindeki giriş artışı ve yüksek faiz oranlarından kaynaklandığı (Aysan, 2005); özel kesim tüketim harcamalarının özel kesim tasarruflarını aşması veya özel kesimin tasarruf yetersizliğine bağlı olduğu (Öztrak, 2005); döviz ucuzluğunun tetiklediği ithalat artışından kaynaklandığı (Uras, 2005); yüksek reel faizlerden kaynaklanan kısa vadeli spekülatif sermaye akımlarına bağlı olduğu (Yeldan, 2005); özel borçlanma ve talepteki artışların etkili olduğu (IMF, 2005); kurdaki değerlenme, petrol fiyatlarındaki artış ve büyüme artışının (Yıldırım, 2005a) önemli etkisi olduğu gibi farklı değişkenleri öne çıkaran farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Cari açık oluşturan unsurlar üzerinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan analizler, yatırım ve tasarruflar, yatırımların sektörel dağılımı, ülkenin dışarıya açıklığı, ihracat ve ithalatın dağılımı, ülkenin mali yapısı, bütçe ve dış borç dinamikleri, cari açıkları finanse eden sermayenin yapısı, dış ticaret hadleri, ülkenin diğer ülkelere göre rekabet gücü, uygulanan döviz kuru programı, politik istikrar, ülkenin sahip olduğu rezervler, piyasa beklentilerine göre oluşan faiz oranları ve tahvil fiyatları, enflasyonun düşüklüğü (Babaoğlu,2005) gibi pek çok değişkenin de rollerine değinmişlerdir. VII-TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLERCari açıkları oluşturan unsurların hepsini Türkiye açısından incelediğimizde ülkemizde, ihracat miktarındaki gelişmeler, ithalat kalemlerinin yapısı, dış ticareti doğrudan ilgilendiren reel döviz kurları, cari açığı finanse eden kısa ve uzun vadeli sermaye hareketlerindeki gelişmeler ve beklentiler, ülke rezervleri, faiz oranları, borçların büyüklüğü ve yapısı, yatırım ortamının istikrarı gibi değişkenler öne çıkmaktadır. A-Türkiye’de İhracatın Gelişimiİhracat performansı dışa açık bir ekonominin sürükleyici gücüdür. Kısa vadede dış ticaret bilançosundan kaynaklanan açıkların kapatılması, uzun vadede ise ülkenin cari dengesine ulaşması ihracatında gösterdiği gelişmeye bağlıdır. Ekonomistler ihracatın milli gelire oranının artmasını cari açıkların krize yol açmadan sürdürülebilmesi açısından önemli görmektedirler (Babaoğlu, 2005).Tablo.5 Türkiye’de geçen on yıllık süreçte dış ticaretteki gelişmeleri göstermektedir. Tablo.5’in incelenmesi ile de görüleceği gibi Türkiye’de ihracat hem rakamsal olarak, hem de milli gelirin bir yüzdesi olarak devamlı artmaktadır. Dolar kurunda sırasıyla %170 ve %96 gibi büyük oranlı yükselişlerin yaşandığı 1994 ve 2001 yılları dışında ihracatın ithalatı karşılama oranı da %60’lar civarında seyretmiştir. Hele hele döviz kurlarında 2002 yılından beri negatif değişmeler olan Türkiye’nin bu yıldan itibaren ihracatını düzenli olarak arttırması, cari işlemler dengesi açısından olumlu bir gelişme olarak görülebilir.Tablo.5 Türkiye’de Dış Ticaret Gelişmeleri (1994-2005)
Yıllar
DIŞ TİCARET (Milyon $)
İHR / İTH
DÖVİZPARİTE
İHRACAT
Değ.%
İTHALAT
Değ.%
DENGE
HACiM
%
$/TL
Değ.%
1993
15.345
4,3
29.428
28,7
-14.083
44.773
52,1
11.008
59,9
1994
18.106
18,0
23.270
-20,9
-5.164
41.376
77,8
29.764
170,4
1995
21.637
19,5
35.709
53,5
-14.072
57.346
60,6
45.918
54,3
1996
23.224
7,3
43.627
22,2
-20.402
66.851
53,2
81.544
77,6
1997
26.261
13,1
48.559
11,3
-22.298
74.820
54,1
152.161
86,6
1998
26.974
2,7
45.921
-5,4
-18.947
72.895
58,7
261.293
71,7
1999
26.587
-1,4
40.671
-11,4
-14.084
67.258
65,4
419.542
60,6
2000
27.775
4,5
54.503
34,0
-26.728
82.278
51,0
626.486
49,3
2001
31.334
12,8
41.399
-24,0
-10.065
72.733
75,7
1.228.837
96,1
2002
36.059
15,1
51.554
24,5
-15.495
87.613
69,9
1.511.055
23,0
2003
47.253
31,0
69.340
34,5
-22.087
116.593
68,1
1.502.995
-0,5
2004
63.121
33,6
97.540
40,7
-34.419
160.661
64,7
1.429.778
-4,9
2005 (G)
73.122
14,7
116,48
16,3
-43,358
189,602
62,9
1,3350
-6,6
Kaynak: DTM.B-Türkiye’de İthalatın Gelişimi ve YapısıDış ticaret açıklarına ve dolayısı ile de cari açıklara ithalat artışının sebep olduğu açıktır. İhracattan fazla olan ithalat, hizmet gelirleri ile de finanse edilemezse cari dengesizliklere sebebiyet vermektedir. Öyle ise ithalat artışını sınırlamak veya ithalatı azaltmak dış ticaret ve cari açıkların ortadan kaldırılmasına yarayabilecektir. Gerçekten böyle midir? Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ithalat artışını durdurmak veya ithalatı azaltmak mümkün müdür? Bu sorulara ülkemiz açısından doğru cevaplar verebilmek için ithalatın bileşimine bakmak gerekmektedir.Tablo.6’da görüldüğü gibi Türkiye’de ithalatın %85’i ara ve yatırım mallarından oluşmaktadır. %15’lik bölüm ise tüketim malı kaynaklı ithalattır. Günümüz gümrük birliği, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) standartları gibi engeller sebebiyle gelir ve refah artışına bağlı tüketim malı ithalatını frenlemek ne kadar mümkün değilse; yatırım ve üretim gücünü, rekabet gücünü devam ettirebilmek için gerekli ara ve yatırım malı ithalatınıkısmak da o derecede mümkün görülmemektedir. Kaldı ki, tüketim malı denilen kalemlerin içinde dayanıklı, yarı dayanıklı mallar ve ilaç da önemli bir oran tutmaktadır. Ayrıca yapılan ara ve yatırım malları ithalatının ticarete konu olmayan malların üretimine yönelik yatırımlara gitmesinin uzun vadede ihracata bir katkısının olmayacağı iddiası ise (Babaoğlu, 2005), mevcut dönem için doğru olsa bile ithalatı ve ihracatı etkileyen üretim kapasitesi itibariyle düşünüldüğünde gelecek için doğru değildir. Tablo.6 Türkiye’de İthalatve İthalat Kompozisyonu
YILLIK
2000
2001
2002
2003
2004
YATIRIM MALLARI
11.380
6.954
8.400
11.326
17.397
ARA MALLARI
35.995
30.286
37.656
49.735
67.549
İşlenmemiş madeni yakıt ve yağlar (petrol v.b)
6.125
5.633
6.204
7.978
9.933
TÜKETİM MALLARI
6.928
3.814
4.898
7.813
12.100
İşlenmemiş gıda maddeleri
178
115
127
119
149
İşlenmiş gıda maddeleri
317
239
300
404
528
Benzin
344
166
329
494
556
Binek otomobilleri
2.596
588
814
2.220
4.214
Sanayide kullanılmayan taşıt araçları
66
35
33
39
119
Diğer tüketim malları
3.429
2.671
3.295
4.537
6.535
Dayanıklı tüketim malları
1.126
623
687
917
1.440
Evde kullanılan elektrikli ve elektriksiz cihazlar
392
191
176
261
404
Mobilyalar
185
115
126
170
283
Diğerleri
549
317
386
486
751
Yarı dayanıklı tüketim malları
932
731
869
1.265
1.911
Dayanıksız tüketim malları
1.371
1.317
1.739
2.355
3.184
İlaçlar
806
884
1.208
1.675
2.258
Diğerleri
565
433
531
680
926
DİĞERLERİ
199
345
600
466
493
TOPLAM
54.503
41.399
51.554
69.340
97.540
Kaynak:DTM.Türkiye’de cari açığın 2005 yılı itibariyle büyük çıkmasına sebep olan 2002 yılından itibaren artan ithalat rakamlarında yükselen enerji fiyatlarının da etkisini ihmal etmemek gerekmektedir. Kasım 2002'de Irak ile ilgili 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı alınmasından önce 19-27 dolar aralığında seyreden varil petrol fiyatı,2005 sonu itibariyle 60 dolar seviyelerini test etmiştir. Türkiye’nin ham petrol faturası 2000-2004 yılları arasında yaklaşık %50 artarken, 2005’in Ocak-Ekim döneminde 2004’ ün aynı dönemine göre %50’ye yakın oranda artmıştır (DTM). Tüm bunlar göz önüne alındığında ithalat artışını durdurmanın, ara ve yatırım malları gibi büyüme için, ilaç v.b. tüketim malları gibi yaşam standartları içinzorunlu mallar dolayısı ile mümkün olmadığı görülecektir. Bu durumda ithalat artışından doğacakcari denge açıklarını ortadan kaldırmak için ihracat ve hizmet gelirlerini arttırmak daha öne çıkmaktadır. C-Türkiye’de Reel Döviz Kurundaki GelişmelerCari dengenin sürdürülebilirliği açısından pek çok çalışmada dikkate alınan en önemli gösterge reel döviz kurundaki değişmelerdir. Reel döviz kurunda milli para lehine meydana gelen değişmeler, yani milli paranın değerlenmesi, yurtdışı malları yurtiçi mallara göre daha ucuz hale getirerek hem ülkenin rekabet gücünü kırarak ihracatını, hem de fiyat avantajları ile ithalatını olumsuz etkilemektedir. Milli paradaki değerlenme, talebi, yurtiçi mallardan yurtdışı mallara kaydırmaktadır. Özellikle döviz kurlarındaki beklenmeyen dalgalanmalar, milli para talebi, ithalat ve ihracat yoluyla toplam talebi ve ithal edilen ara ve yatırım malları fiyatları yoluyla da toplam arzı etkilemektedir (Kandil and Mirzaie, 2003). Dolayısı ile reel döviz kurlarındaki değişmeler ithalat ve ihracat hacminin belirlenmesinde büyük rol üstlenmektedir.
Türkiye’de reel efektif döviz kurunda görülen gelişmelerTablo.7’de gösterilmektedir. Buna göre 1995=100 hesabıyla ve Türkiye’nin yoğun ticaretinin olduğu 19 ülke tüketici fiyatlarını esas alan hesaplamaya göre Türk Lirası 2005/Kasım ayı itibariyle %71 değerli görülmektedir. 17 ülkeyi esas alan toptan eşya veya üretici fiyatlarına göre hesaplanan üretici fiyatları bazlı göstergede demilli paranın değerlilik oranı %46’dır. Bu durum Türkiye’nin rekabet gücünü, yurtiçi-yurtdışı mal talebini ve dolayısı ile de dış ticaret dengesi yolu ile cari dengesini olumsuz etkileyen unsurlardan en önemlisidir. Reel efektif döviz kurundaki yükseklik, ithal, ara ve yatırım malları fiyatlarının düşüklüğü dolayısı ile maliyet avantajları sağlasa da,bu durum ithal girdi kullanan sanayi sektörleri dışındaki sektörleri etkilememektedir. Dolayısı ile milli paradaki yaklaşık %71 değerlenmenin mevcut cari denge açıklarında büyük rol oynadığı açıkça söylenebilecektir.Reel efektif döviz kurundaki yüksekliğin devamı uzun vadeli cari denge perspektifinde de en önemli olumsuz unsur olma özelliğini korumaktadır. D-Türkiye’de Faiz OranlarıBir ekonomide milli faiz oranları ile uluslararası faiz oranları arasındaki farklar kısa süreli sermaye hareketlerinin yön ve yer değiştirmesinesebep olmaktadır. Milli piyasalardaki nisbi faiz yüksekliği uluslararası fonları cezbederek (Dadush v.d, 2000), ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasına katkı sağladığı gibi milli paranın aşırı değerlenmesine yol açarak dış ticaret ve dolayısı ile cari dengenin bozulmasına da sebep olmaktadır. Güneydoğu Asya krizinde de aşırı ölçüde giren kısa vadeli fonların oluşturduğu ihracatı düşürücü ve banka borçlarını arttırıcıetkiler görülmüştür (Fontaine, 2005). IMF ‘de Türkiye’deki yüksek faiz oranlarını bir kırılganlık işareti olarak gördüğünü ifade etmiştir (IMF, 2005).
Tablo.7 Türkiye’de Reel Efektif Döviz Kuru İndeksi
TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)
ÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)*
Ara-95
103,1
97,0
Ara-96
101,7
100,1
Ara-97
115,9
110,7
Ara-98
120,9
107,9
Ara-99
127,3
108,8
Ara-00
147,6
118,3
Ara-01
116,3
107,3
Ara-02
125,4
117,1
Ara-03
140,6
126,3
Ara-04
143,2
131,3
Ara-05
171,2
146,7
* Endekste artış TL'nin reel değer kazancını ifade etmektedir.
Kaynak: TCMB
Tablo.8’de Türkiye’de geçmiş on yıllık süreç itibariyle faiz oranları ve reel faizler gösterilmiştir. Tablo.8’in incelenmesi ile de anlaşılacağı gibi on yıllık periyotta sadece 2000 yılında negatif reel faiz yaşanmış, onun dışındaki yıllarda tümüyle pozitif reel faiz söz konusu olmuştur. Hazine’nin sıkı disiplin uyguladığı, kamu borçlanma gereğinin azalmaya, kamu bütçesinin fazla vermeye başladığı 2005 yılında bile reel faizler %8,5 gibi dünya ortalamasının çok üzerinde bir büyüklük göstermiştir. Milli paranın değerini belirleyen TCMB’nın gecelik borç almafaiz oranları da günümüz itibariyle yüksek bir orandır. Gecelik faiz oranları 2002’lerdeki %57 düzeyinden, Ocak-2006 başı itibariyle %13,5 seviyelerine inmiştir (TCMB). Ancak 2006 yılında beklenen enflasyonunun TÜFE’de %6 olduğu düşünüldüğünde gecelik faiz oranları yaklaşık bir mislireel fazlalığa tekabül etmektedir.Tablo.8 Türkiye’de yıllar itibariyle kamu borçlanmafaiz oranları ve reel faizler(1994-2005)
Yıllar
Ort. İç Borçl.Faizi(%)
Tüfe (%Artış)
Reel Faiz (%)
1994
164,4
125,5
38,9
1995
121,9
78,9
43,0
1996
135,2
79,8
55,4
1997
127,2
99,1
28,1
1998
122,5
69,7
52,8
1999
109,5
68,8
40,7
2000
36,1
39
-2,9
2001
99,8
68,5
31,3
2002
63,9
29,7
34,2
2003
44,5
18,4
26,1
2004
24,9
9,3
15,6
2005
16,2
7,7
8,5
Kaynak: Hazine, TUİK, Yıldırım(2005b)’den yararlanılarak tarafımızdan düzenlenmiştir. Hazinenin ve TCMB’nin faizlerindeki bu büyüklükler hem milli paranın değerliliği, hemsıcak paranın cezbedilmesi, hem de kamu borçlanma maliyetleri açısından çok önemlidir. Zaten de böyle olmuş ve 2005 yılı itibariyle aşırı sıcak para girişlerive yüksek faizler dolayısı ile TL aşırı değerliliğini koruyarak cari dengeyi olumsuz şekilde etkilemiştir. Türkiye’nin cari dengesini istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi için reel efektif döviz kurlarının normal seviyelerine inmesi, TL’nin aşırı değerli pozisyondan kurtarılması gerekmektedir.E-Türkiye’de Kısa Vadeli Sermaye HareketleriKısa vadeli sermaye hareketleri ülkelere kısa vadeli amaçlar için gelmektedirler. Onun için bütün finansal krizlerde kısa vadeli sermaye hareketleri hemen hızlı bir geri dönüş sürecine girmişlerdir (Lipsey, 2000). Kısa vadeli sermaye hareketlerinin ve sermaye piyasalarındaki yabancı varlığının uzun vadeli kontratlarını bozarak dövize dönmeleri ile sürü etkisini tetikledikleri ve krizin derinleşmesi sağladıkları ortaya konulmuştur (Ghysels and Seon, 2005). Latin Amerika, Güneydoğu Asya, Rusya ve Türkiye’de meydana gelen krizlerde kısa vadeli spekülatif sermaye hareketlerinin ani çıkışlarının önemli rolleri olmuştur (Akdiş, 2000). Türkiye’de kısa vadeli sermaye hareketlerinin hesaplanması konusunda farklı tartışmalar söz konusudur. Çünkü özellikle son yıllarda ödemeler bilançosunun net hata-noksan kalemindeki artışların büyük oranda kaynağı tam tespit edilemeyen kısa vadeli sermaye hareketlerinden meydana geldiği tahmin edilmektedir. Bu durum dikkate alınarak hazırlanan Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişi Tablo.9’da verilmiştir. Tablo.9’da da görüleceği gibi sadece Ekim-2005’e kadar giren sıcak para miktarı 13,8 milyar dolara ulaşmıştır. Türkiye’ye sermaye hareketleri yoluyla son bir yılda net hata ve noksan hariç net 30 milyar 911 milyon dolarlık giriş yaşandığı da belirtilmektedir. Yapılan hesaplamalara göre bu miktarın 2 milyar 821 milyon doları net doğrudan yabancı yatırımlardan, 11 milyar 287 milyon doları portföy yatırımlarından, 15 milyar 166 milyon doları kredi yoluyla bankalar ve diğer sektörlerin borçlanmalarından, 858 milyon doları mevduat girişlerinden kaynaklanmıştır (Hurriyet, 2005a). Yine yapılan hesaplamalara göre, geçen yıl kasım ayı sonunda YTL’ye dönüştürülüp bir yıl süreyle hisse senetlerinde tutulan "sıcak para", hem döviz kurundaki düşüş hem de hisse senedi fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar nedeniyle son bir yıllık dönemde dolar bazında yüzde 78.9 oranında getiri sağlamıştır. Hisse senetlerinin YTL bazındaki getirisi ise yüzde 69.4 düzeyinde gerçekleşmiştir (Hürriyet, 2005b).Kısa vadeli yüksek getiri amacıyla yurda giden kısa vadeli sermayenin büyük boyutlara ulaşması, milli paranın değerlenmesi ile meydana getirdiği olumsuz sonuçlar yanında, ani çıkış hareketleri ile krizi tetikleme ve arttırma deneylerini de akla getirmektedir. Kısa vadeli sermaye hareketlerine bu açıdan bakıldığında Türkiye’de önemli miktarda sıcak para olduğu görülecektir. 1994, 2000 ve 2001 krizlerinde 5-7 milyar dolarlık sıcak para çıkışlarının krizi derinleştirdiği düşünüldüğünde (Akdiş, 2004), sıcak para açısından Türkiye’de hassas bir durumun varlığından söz edilebilir. Her ne kadar kısa vadeli sermaye hareketlerinin önlenmesi, vergilenmesi gibi yaklaşımlar globalleşme eğilimleri ile bağdaştırılamasa da, ülkenin kısa vadeli sermaye açısından cazip olmaktan çıkarılmasında ekonomik istikrarın devamı açısından büyük fayda bulunmaktadır. Buna da en başta merkez bankasının gecelik faizlerinin düşürülmesiyle başlamak gerekmektedir. Tablo.9 Türkiye’de Yıllar İtibariyle Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri (milyon dolar)
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005/10
Portföy Hesabı (Yükümlülükler)
1123
703
1950
2344
-5089
4188
1.615
-3.727
1.503
3.957
9.209
10.276
Net Hata ve Noksan
1911
2459
1499
-987
-697
1721
-2.762
-1.671
152
5.033
2.349
3.583
TOPLAM (Net Sıcak Para Girişi)
3034
3162
3449
1357
-5786
5909
-1147
-5398
1655
8990
11558
13859
Kaynak: TCMB verilerinden yararlanarak tarafımızdan oluşturulmuştur. F-Türkiye’de Uzun Vadeli Sermaye HareketleriUzun vadeli sermaye hareketleri ev sahibi ülkeye, finansal yatırımlarla ve dış ticaretle sağlayamayacağı teknoloji transferini getirmek, beşeri sermayeyi geliştirmek, kar ve gelirlerini kısa süreli sermaye hareketleri gibi yurtdışına çıkarmamak, ölçek ekonomileri, marka, araştırma-geliştirme gibi aktiviteleri arttırmak gibi faydalar sağlar (Feldstein, 2000). Ayrıca uzun vadeli sermaye hareketleri, kriz dönemlerinde kısa vadeli sermaye hareketleri, borçlanmalar gibi araçlara göre daha istikrarlı ve daha dayanıklıdırlar. 1980’lerde Latin Amerika’da, 1994-1995 Meksika krizlerinde ve 1997 Güney Doğu Asya krizlerinde uzun vadeli sermaye hareketlerinin istikrarlı yapısı açıkça ortaya çıkmıştır. Çünkü uzun vadeli sermaye hareketleri milli ekonomiye ilk problemde ülkeden kaçamayacak kadar bağlanmışlardır. Bu özellikleri sebebi ile de pek çok gelişmekte olan ülke diğer yatırım araçlarına göre uzun vadeli sermaye hareketlerine dönüş yapmışlardır (Loungani, 2001).Türkiye’ye yıllar itibariyle giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları Grafik.2’de gösterilmektedir. Grafik.2’den de izlenebileceği gibi özellikle son yıllar itibariyle Türkiye’ye giren dış doğrudan yabancı yatırımlar artmaktadır. Ekim-2005 tarihi itibariyle Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 11.707’ye, toplam dış doğrudan yabancı yatırım da 4 milyar dolara; toplam yatırım miktarı ise Ocak-Ekim/2005 arasında olmak üzere 25 milyar dolara yaklaşmıştır (Hazine).Bu durum Türkiye’nin bugünkü ve gelecekteki cari denge sorununun çözümü açısından büyük öneme sahip bulunmaktadır. Uzun vadeli sermaye hareketlerinin AB üyelik sürecinde artarak devam edeceği beklentisi ise cari denge sorununun sürdürülebilirliği noktasından geleceğe umutla bakılmasına sebep olmaktadır. Grafik.2 Türkiye’de dış doğrudan yabancı yatırım miktarları (milyon dolar)Kaynak: HazineG-Türkiye’de Toplam Borçlar ve Borç Ödeme Kapasitesi 1990-1997 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerin yabancı bankalara olan borcu175 milyar dolardan 454 milyar dolara çıkmıştır.Kısa vadeli borçlardaki bu yükselme Meksika (1994-1995), Güney Doğu Asya (1997-1998), Rusya ve Brezilya (1998-1999) krizlerinin anahtar değişkenidir ( Dadush v.d, 2000). Dolayısı ile kısa vadeli borçların artması, cari dengenin sürdürülebilirliği açısından da bir risk oluşturmaktadır. Türkiye’nin borç gelişimi ve gelinen son durum Tablo.10’da gösterilmektedir. Tablo.10’dan da izlenebileceği gibi Türkiye’nin toplam borçları 2000 yılından itibaren sürekli artmaktadır. Ancak kamu toplam borç yükünün GSMH’ya oranı özellikle 2001 yılında yükseldiği %110’luk seviyesinden sonra 2003 yılından itibaren azalma eğilimine girmiş ve %70’ler seviyesine düşmüştür. Doğal olarak burada Maastrich kriterlerine göre 10 puanlık bir yükseklik söz konusudur. Ancak trendin azalma yönünde olduğu gözlemlenmektedir. Ayrıca borçların vade yapılarında ve faiz oranlarında da belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. TL cinsinden borçlanma kağıtlarında ortalama faizler bileşik bazda%16’lara inmiş;vadeler ise ortalamada 27,5 ay düzeylerine yükselmiştir. Bu oranların 2002 yılında sırası ile %62 ve 9 ay olduğu göz önünde bulundurulduğunda iç borçlanmada belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. Dış borçlanmalarda da benzer şekilde, 2002’lerde %10’larda olan euro cinsi tahvillerin faizleri %6’lar düzeyine inmiştir. Hazine’nin 4 Ocak 2006 tarihinde ihraç ettiği 30 yıl vadelitahvillerinkupon faizi yüzde 6.8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran Amerikan tahvillerine göre 25 baz puanlık bir getiri farkına karşılık gelmektedir. Bu tahvillere 18 ülkeden ihraç miktarının 4 katı oranında talep gelmesi de önemlidir. Kamu borçlanma gereği de 1993-2002 ortalaması %10’lar düzeyinde iken, 2005 sonu itibariyle %1’ler düzeyine inmiştir (Hazine, 2005, 2006). Dolayısı ile tüm bu gelişmeler borçlar, borçların çevrilebilirliği ve cari dengenin sürdürülebilirliği açısından Türkiye’de önümüzdeki dönemde herhangi bir risk bulunmadığını, hatta bu konularda cari dengeyi daha da rahatlatacak gelişmeler yaşanabileceğini göstermektedir. Tablo.10 Yıllar itibariyle borçlar ve borç rasyoları
BORÇ GÖSTERGELERİ
Birim
2000
2001
2002
2003
2004
2005
Kamu Brüt İç Borç Stoku
Milyar YTL
36,4
122,2
149,9
194,4
224,5
243,8
Kasım
Tahvil
Milyar YTL
34,4
102,1
112,8
169,0
194,2
225,9
Kasım
Bono
Milyar YTL
2,1
20,0
37,0
25,4
30,3
17,9
Kasım
Kamu Kesimi İç Borç Stoku ($)
Milyar $
58,1
99,2
99,0
129,6
155,2
180,6
Kasım
Toplam Dış Borç Stoku
Milyar USD
118,6
113,7
130,2
145,3
161,8
165,2
II Ç
Orta Uzun Vadeli Dış Borçlar
Milyar USD
90,3
97,3
113,8
122,3
129,9
128,3
II Ç
Kısa Vadeli DışBorçlar
Milyar USD
28,3
16,4
16,4
23,0
31,9
36,9
II Ç
Kamu Brüt Dış Borç Stoku
Milyar USD
53,0
59,8
71,8
76,9
76,8
69,0
II Ç
Kamu Toplam Brüt Borç Yükü
GSMH’Nın %
55,4
110,9
94,5
86,8
77,0
69,3
Kas.; II Ç
İç borçlanma faizleri
Yıllık bileşik %
62,7
46,0
24,7
16,3
Kasım
Dış borçlanma maliyetleri
Euro%
9,9
9,9
6,3
5,3
İç borçlanmanın ort.vadesi
Ay
9,0
11,5
14,7
27,4
Kaynak: Hazine, http://www.mahfiegilmez.nom.trH-Türkiye’de Döviz RezervleriDöviz rezervlerindeki azalmaların ve yetersizliğin Güneydoğu Asya krizlerinde önemli bir rol oynadığından bahsedilmektedir (Fontain, 2005).Ayrıca Krugman ‘da (1979), döviz rezervlerindeki azalışla birlikte ödemeler dengesi krizlerinin artacağını belirtmiştir. Birinci ve ikinci nesil kriz modellerinde rezervlerin önemli rollere sahip oldukları anlaşılmıştır. Özellikle Meksika krizinde 1994 yıl sonuna doğrurezervlerin çok düşük seviyelere geldiği görülmüştür (Flood and Marion, 1996). Krizlere dayanıklılık yanında sürdürülebilir bir cari açık için de yeterli düzeyde bir rezerv zorunluluğu bulunmaktadır (Apergis v.d, 1998). Gelişmiş ülkeler itibariyle konu değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerde rezervlerin kısa vadeli borçlara oranının %13 (Fransa) ile %65 (ABD) arasında bir değer aldığı görülür. Rezervlerin ithalata oranı ise %7(İngiltere),%48(İsviçre) arasındaki değerlerdir (IMF, 2000).Türkiye Grafik.3’den de izlenebileceği gibi uluslararası rezervlerini sürekli yükseltmiş; 2001/Kasım ayında meydana gelen krizle birlikte 18 milyar dolara gerileyen döviz rezervleri, 2005 sonları itibariyle 50 milyar doları aşmıştır. Türkiye’nin kısa vadeli borçlarının toplamının yaklaşık 180 milyar dolar, ithalatının dayaklaşık 110 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde; rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %27, rezervlerin ithalata oranı ise %45’dir. Dolayısı ile gelişmiş ülke oranları ile karşılaştırıldığında şu an itibariyle gerek dış borç ve gerekse ithalatın finansmanı konusunda rezervler açısından bir risk görünmemektedir. Ancak rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %1,44 ile %2,50 arasında gayet yüksek düzeylerde olan Kolombiya, Venezüella ve Malezya 1994-1997 arasında krizlerle karşılaşmışlardır (IMF, 2000). Bu nedenle Türkiye’nin rezervlerini biraz daha arttırmasında yarar görülebilir.Ayrıca düşük döviz kurları sebebiyle Türkiye’nin rezervlerini şu aşamalarda daha da arttırması daha kolaydır. Böyle bir operasyon Türkiye açısından hem döviz kurunun dengesini bulması, hem kriz risklerini azaltması, hem de milli parasının istikrarını güvence altına alması açısından çok yararlı olacaktır. Grafik.3 Türkiye’de brüt uluslararası döviz rezerv miktarları (milyar dolar)Kaynak: TCMBİ-Türkiye’nin Uluslar arası Piyasalardaki Kredi DerecesiBir ülkenin uluslararası piyasalardaki kredi derecesi, o ülkeye olan kısa ve uzun vadeli sermaye akımlarının belirleyicisi olmaktadır. Kredi dereceleri o ülkenin borçlanma risk pirimi üzerinde önemli etkilere sahip olmakta, borçlanmasındaki kolaylık ve zorluk derecelendirmelerle irtibatlı bulunmaktadır (Reinhart, 2002). Her ne kadar sermaye girişi ile kredi derecelendirme arasında doğrusal bir bağdan bahsedilemese bile özellikle bir ülkeden sermaye kaçışının, o ülkenin kredi derecesinin düşürülmesi ile yakından ilgili olduğunu geçmiş deneyler ortaya koymuştur (Gande and Parsley, 2004). Ayrıca en azından mevcut yapının ve trendin korunması, yatırım ikliminin devam etmesi açısından kredi derecelerindeki artışların önemi büyüktür. Bu anlamda baktığımızda Türkiye’nin kredi notu 2002 yılından itibaren önemli iyileştirmeler göstermektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s’un 2002 sonrasındaki değerlendirmeleri Tablo.11’de sunulmuştur. Tablo.11’den de görüleceği gibi Türkiye’nin kredi notu Ocak-2002 tarihinden itibaren düzenli olarak yükselmiştir. Özellikle son yıl ve aylar itibariyle kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu sürekli yükselttikleri görülmüştür. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notu görünümünü durağandan pozitife çevirdiğini ve “BB-” olan uzun vadeli hem döviz hem de lira cinsi kredi notlarını teyit ettiğini açıklamıştır (6.12.2005). Daha sonra Mart-1997'den bu yana Türkiye’nin notunu değiştirmeyen Moody's’inkredi notunu B1'den Ba3'e yükselterek Standart and Poor’s ve Fitch ile aynı düzeye geldiği ilan edilmiştir (15.12.2005). Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düzenli olarak yükseltmeleri, Türkiye’ye kısa ve uzun vadelisermaye girmesi, Türkiye’nin borçlanma faizlerindeki risk prim aralığını daraltması, kolay borçlanabilmesi vecari açıklarını finanse etmesi konusunda da güvende olmasını sağlamaktadır. Bu açıdan Türkiye’de yatırım ikliminin iyileştiği, ekonomik istikrar ve mali disiplin devam ettiği sürece de Türkiye’ye olan ilginin artacağı beklenmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de gelecek dönemde cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda bir risk görülmemektedir. Tablo.11 Standart and Poor’s’un Türkiye Derecelendirmesi
Dönemler
Dereceler
Notlar
2002/1
B-
Durağan
2002/3
B-
Pozitif
2002/7
B-
Negatif
2002/11
B-
Durağan
2003/7
B-
Durağan
2003/10
B-
Durağan
2003/11
B+
Durağan
2004/3
B+
Pozitif
2004/10
BB-
Durağan
Kaynak: Hazine(2005)’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir. VIII-SONUÇTürkiye uzun yıllardan beridış ticaret açığı ve cari açık problemleri ile karşı karşıyadır. 2005 yılı itibariyle ise 22 milyar dolara yakın ve GSMH’ya oranı %6’yı aşan bir cari açıkla tarihi bir açık rekorunun arifesinde bulunmaktadır. Özellikle cari açıkların yüksek olduğu dönemlerde ülkemizin krizlerle karşılaşmış olması, diğer gelişmekte olan ekonomilerde görülen krizlerin de bir ödemeler dengesi krizi ile birlikte ortaya çıkmış olması, ekonomimizin geleceği açısından tedirginliği arttırmıştır. Dünya’da cari açık problemi ile karşılaşan tek ülke ülkemiz değildir. Ayrıca başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkeler de uzun yıllardır büyük cari açıklarla birlikte yaşamışlardır. Özellikle Avustralya yüksek cari açıkları, yüksek büyüme oranları ile birlikte götürmeyi başarmıştır. Ekonomisi büyüyen, tasarrufları harcamalarına yetmeyen veya döviz gelirinden daha fazla döviz gideri olan ülkeler açısından cari dengenin açık vermesi kaçınılmazdır. Bu nedenlerle artıkcari açığın varlığı ve büyüklüğünden ziyade sürdürülebilir olup olmadığı tartışılmaktadır. Cari açığın sürdürülebilir olup olmadığı ise çok farklı verilerle analiz edilmektedir. Cari açığın sürdürülebilirliği açısından dikkate alınan çeşitli göstergeler vardır. Bu göstergeler ihracat, ithalat, döviz kuru, faiz oranları, kısa ve uzun dönemli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ikliminin devamlılığı gibi unsurlarıdır. Türkiye’de ihracatın gelişimi önemli bir performans göstermektedir. Özellikle döviz kurlarındaki düşme ve rakip ülkelerdeki maliyet avantajlarına rağmen 2005 yılında Türkiye’nin ihracatı bir önceki yıla göre %15 civarında artarak 73 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatla birlikte ithalat da artmakla birlikte bu artış Türkiye’nin büyümesi açısından gerekli ara ve yatırım malları ithalatından meydana gelmektir. Uzun vadeli sermaye hareketleri açısından Türkiye özellikle son yıllar itibariyle cazibe merkezi olmaya başlamış, özellikle 2005 yılında ülkeye giren uzun vadeli sermaye bir önceki yıla göre neredeyse %100 oranında artarak 5 milyar dolara yaklaşmıştır. Türkiye borçlanmasında da önemli bir iyileşme sağlamış ve kamu borçlanma gereğini azaltarak, toplam kamu borç oranını Maastrich kriterlerine yaklaştırmıştır. Döviz rezervleri itibariyle 50 milyar doları geçen bir hacimle uluslararası standartlara göre yine iyi bir durumdadır. Yatırım ikliminin devamlılığı, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının art arda artan not düzeyleri ile de teyit edilmektedir. Türkiye’dekicari açıklarının sürdürülebilirliğinde döviz kurunun düşüklüğü ve faiz oranlarının yüksekliğien önemli kırılma noktaları olarak görülmektedir. Türk Lirasının reel efektif döviz kuru indeksine göre %70 oranında değerli olması, hem ihracatı hem de ithalatı olumsuz etkilemektedir. Uzun vadede de Türk Lirasının aşırı değerliliği ihracat, ithalat ve döviz kazandırıcı diğer faaliyetleri olumsuz etkilemeye devam edecektir. Zaman içinde düşme göstermekle birlikte dünya ortalamasına göre yüksek düzeylerde bulunan reel faiz oranları da kısa vadeli sermaye hareketleri açısından yüksek karlı bir ortam sunarak, Türk Lirasının aşırı değerlenmesine katkıda bulunmaktadır. Türkiye ekonomisinin yakalamış olduğu istikrar ortamı ekonomik göstergelere de yansımakta ve Türkiye’de genel ekonomik yapı önemli bir iyileşmeye işaret etmektedir. Türkiye bu olumlu eğilimi AB üyelik süreci gibi dış olumlu göstergelerle destekleyerek diğer ekonomik sorunları ile birlikte cari hesaplarındaki dengesizlik problemine de çözüm üretebilecektir.Ancak özellikle kısa vadede döviz kuru ve faiz oranlarındaki dengesizliği ortadan kaldıracak politika değişikliklerine ihtiyaç bulunmaktadır. FAYDALANILAN KAYNAKLAR1.AKAT, Asaf Savaş, (2006),“2006 tahminleri (1)”, Vatan, (1 Ocak).2.AKDİŞ, Muhammet (2000), Global Finansal Sistem, Finansal Krizler ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları.3.AKDİŞ, Muhammet (2004), "Kısa Vadeli Sermaye Hareketlerinin Yol Açtığı Finansal Krizler ve Bu Krizleri Önlemede Kullanılabilecek Araçlar: Tobin Vergisi", Active Bankacılık ve Finans Dergisi, Yıl:6, Sayı:36, (Mayıs-Haziran), s.36-48.4.APERGIS, Nicholas, Konstantinos P. KATRAKILIS., and Nicholas M. TABAKIS, “Current account deficit sustainability: The case of Greece”, Applied Economics Letters, 2000, 7, 599-603. 5.AYSAN, Mustafa (2005), “Ekonominin Döviz Açığı”, Radikal, (16 Mart).6.BABAOĞLU, Barış (2005), Türkiye’de Cari İşlemler Dengesi Sürdürülebilirliği, TCMB Uzmanlık Tezi, Ankara.7.BAHARUMSHAH Ahmad Zubaidi, Evan LAU and Stilianos FOUNTAS (2003),“On the sustainability of current account deficits:evidence from four ASEAN countries”, Journal of Asian Economics, Volume 14, Issue 3,June, 465-487. 8.CANSEN, Ege (2006), “Ekonomide dışa açılma nitelik değiştiriyor”, Hürriyet, 4 Ocak. 9.DADUSH Uri, Dipak DASGUPTA, and Dilip RATHA (2000) “The Role of Short-Term Debt in Recent Crises”, IMF-Finance and Development, December, Volume 37, Number 4.
10.DOOLEY Michael P., David Folkerts LANDAU, Peter M GARBER., “The US Current account deficit and economic development: collateral for a total return swap”, NBER Working Paper, 10727.
11.EDWARDS, Sebastian (2001), “Does The Current Account Matter”, Nber Working Paper 8275.12.------------------------------(2005), “Is the US Current Account Deficit Sustainable? And if not, how costly is adjustment likely to be?”, Draft for confererence peresentation, march 16,2005.www.nber.org.13.FELDSTEIN, Martin (2000)“Aspects of Global Economic Intergration: Outlook for the Future” NBER Working Paper,7899. 14.FLOOD, Robert P. and Nancy P. MARION (1996),“Speculative attacks:Fundamentals and self-fulfillig prophecies”, Nber,Working Paper, 5789.15.FONTAINE, Thomson (2005), Currency Crises in developed and emerging market economies: E comparative empirical treatment, IMF Working Paper, WP/05/13.
16.FREUND, Caroline (2005), “Current account adjustment in industrial countries”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 1278-1298.
17.FREUND, Caroline and Frank WARNOCK (2005), “ Current account deficits in industrial countries: the bigger they are, the harder they fall”, www.nber.org.
18.GANDE,Amar and David PARSLEY (2004), “Sovereign Credit Ratings and International Portfolio Flows , Presented at the Joint ECB/IMF Workshop, November 16-17, www.imf.org.
19.GHYSELS, Eric and Junghoon SEON (2005), “The Asian financial crises: The role of derivativ securities trading and foreign investors in Korea”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 607-630.
20.GÖKÇE, Deniz (2005), “İthalat Artışının Kaynakları, Akşam, (29 Aralık).21.GOLDFAJN, Ilan and Rodrigo O VALDES. (1997), “Capital Flows and the Twin Crises: The Role of Liquidity”, IMF Working Paper, WP/97/87. 22.GÜNEŞ, Hurşit (2006), “2006'ya girerken: Ekonomide kritik yıl”, Milliyet, (6 Ocak). 23.Hazine (2005),http://www.hazine.gov.tr/guncelduyuru/2006finasmanprograi_sunum.pdf24.Hazine (2006), 5.1.2006 TarihliBasın Duyurusu.
25.HOLMAN, Jıll A. (2001), “Is the large US current account deficit sustainable”, FRBKS Economic Rewiew, 1/2001, www.kc.frb.org
26.Hurriyet (2005a), (12 Ekim).
27.---------- (2005b), (2 Aralık).
28.IMF (2000), “Debt- and Reserve-Related Indicators of External Vulnerability”, March-23.
29.----- (2005), Country Report-Turkey, November-2005, 05/412. 30.KAMINSKY, Graciela, Saul LIZONDO and Carmen M. (REINHART (1998), “Leading Indicators of Currency Crises”, IMF Staff Papers, Vol.45, No.1,1-45.
31.KANDIL, Magda andIda Aghdas MIRZAIE (2003), “The effects of exchange fluctiations on output and prices: Evidence form developing countries”, IMF Working Paper, WP/03/200.
32.KRUGMAN, Paul (1979), “A model of balance –of- payment crises”, Journal of money, credit and banking”, Vol. 11, August, 311-25.
33.KUMCU, Ercan (2005), “Kaynaklarımızın üzerinde harcıyoruz”, Hürriyet, (24 Kasım).34.LIPSEY, Robert, E (2001). “Foreign Direct Investors in Three Financial Crises”, Nber, Working Papers, 8084.35.LOUNGANI, Prakash and Assaf RAZIN (2001), “How Beneficial Is Foreign Direct Investment for Developing Countries?”, IMF- Finance and Development, June, Volume 38, Number 2.
36.MANN, Catherine, L. “Is the US current account deficit sustainable?”, IMF, Finance and Development, Marc 2000, Volume 37, Number 1.
37.MILESI-FERRETI, Gian Maria and Assaf RAZIN (1996a), “Sustainability of persistent current account deficits”, Nber Working Paper Series, 5467. 38.-------------------------------------------------------------- (1996b), “Current Account Sustainability: Selected East Asian and Latin American experiences”, Nber Working Paper Series, 5791.
39.OBSTFELD, Maurice and Kenneth ROGOFF (2004), “Is the Current Account Deficit Sustainable?” Nber Working Paper,10869.
40.OSTRY, Jonathan D. “ Current Account Imbalances in ASEAN Countries: Are they a problem?”, IMF Working Paper, WP/97/51. 41.ÖZMEN, Erdal (2005), “Macroeconomic and institutional determinants of current account deficits”, Applied Economic Letters, 2005, 12, 557-560. 42.ÖZTRAK, Faik (2005), “Tüketim Cari Açığı Arttırıyor”, Milliyet, (28 Ekim).43.PITCHFORD, J.D. (1989), A Sceptical View of Australia’s Current Account and Debt Problem, Australian Economic Review 86, 5-14.44.REINHART, Carmen M. (2002), Default, “Default, currency crises and sovereign credit ratings”, NBER, Working Papers,8738.
45.REISEN, Helmut, “Sustainable and excessive current account deficits”, OECD Development Centre, Working Paper, 132.
CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİSORUNUVETÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELERTasam Stratejik Öngörü Dergisi, Sayı:8, 2007, s.15-40.Prof. Dr. Muhammet AKDİŞPamukkale Üniversitesiİkt. ve İd. Bil. Fakültesihttp://makdis.pamukkale.edu.trÖZETCari hesaplar dengesinin açık vermesisorunu gelişmekte olan ülkeler kadar bazı gelişmiş ülkelerin de önemli problemlerinden birisidir. Aslında bir ülkenin gelirinden fazla harcama yapmasından veya tasarrufundan fazla yatırım yapmasından kaynaklanan bu durumun varlığından çok sürdürülebilirliği tartışma konusudur. Türkiye ekonomisi tarihi süreç içerisinde aşağı yukarı sürekli cari açık sorunları ile karşılaşmıştır. Ancak 2005 yılı cari açığının 22 milyar dolar gibi bir miktara ve GSMH’nın %6’sı gibi bir orana ulaşacak olması tedirginliği arttırmıştır. Özellikle cari açıkların GSMH’nın %5’ini aşmasının kriz işareti olarak yorumlandığı ve Türkiye’nin geçmişte de cari açıkların büyük olduğu dönemlerde krizlere uğradığıdikkate alındığındacari açıkların sürdürülüp sürdürülemeyeceğimerak edilmeye başlanmıştır.Cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda üzerinde durulan temel değişkenler, ihracat, ithalat, reel efektif döviz kuru, faiz oranları, kısa vadeli sermaye hareketleri, uzun vadeli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ortamının istikrarı gibi unsurlardır. Bu unsurlar açısından Türkiye ekonomisi incelendiğinde, diğer değişkenler itibariyle önemliiyileşmeler sağlandığı ancak özellikle döviz kuru ve faiz oranlarında dengeden uzakta olunduğu anlaşılmaktadır. THE SUSTAINABILITY PROBLEM OF CURRENT ACCOUNT DEFICITS ANDTHE DEVELOPMENTS IN TURKISH ECONOMYABSTRACTThe problem that the balance of current accounts give deficits is one of the major problems faced by developing countries as well as some developed ones. The point of discussion is the sustainability rather than the existence of this situation which is caused by the fact that a country spends more than its revenues or a country invests more than its savings.Turkish economy in her historical periods frequently faced with these current deficits problems. However, the raise of currents deficit in 2005 to 22 billion dollar and to the ratio of 6% of GNP has increased anxieties. Considering that current accounts exceeds the 5% of the GNP and it is seen as a sign of a crisis, and also thinking that crisis unfolded in the past with deficits of current accounts, the question whether deficits of current accounts will be lasted became an important discussion point.The main variables on the sustainability of the current deficits are various as the export, import, reel effective foreign exchange, interest rates, short term capital movements, long term capital movements, structure of debts, exchange reserves and the sustainability of investing environments. As the Turkish economy is analysed in terms of these factors, it is found out that the economy is far from the balance at exchange and interest rates, although significant improvements are seen regarding other variables. I-GİRİŞCari açık olgusu bazı gelişmiş ülkelerle birlikte özellikle gelişmekte olan ekonomilerin temel problemlerinden biridir. Gelişmiş ekonomilerin büyük çoğunluğu veya petrol gibi doğal kaynak zengini ülkeler dışında hemen hemen tüm gelişmekte olan ekonomilerin sıklıkla karşılaştıkları bu problem zaman zaman finansal krizlerin de çıkmasına yol açmıştır. Çünkü cari açığın finanse edilebilmesindeki güçlükler veya cari açığı finanse ediyor gözüken kalemlerdeki ciddi yön değişiklikleri finansal krizlerin de tetikleyicisi olmaktadır. Şili ve Meksika’da 1980’lerin başlarında, Meksika ve Arjantin’de 1990’ların ortalarında ve Güneydoğu Asya ülkelerinde 1990’ların sonlarında görülen finansal krizler hep büyük ve kalıcı cari denge açıkları ile birlikte görülmüşlerdir. Bu nedenle finansal krizlerin yayılmasında cari açıkların büyüklüğünün önemli roller üstlendiği kabul edilmiştir (Baharumshah, 2003). Türkiye ekonomisi uzun zamandır dış açık problemi ile karşı karşıyadır. Bu problem ülkemizde zaman zaman krizler ve istikrar programları ile sonuçlanan gelişmelere yol açmıştır. Dünya uygulaması ile Türkiye’nin geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, 2005 yıl sonu itibariyle cari açığın 22 milyar dolar seviyesine çıkacağı, cari açığın GSMH’ya oranının ise %6’yı aşacağı beklenmektedir. Cari açık miktarlarının daha önce karşılaşılmamış büyüklükte olması, cari açıkların GSMH’ya oranında da kritik eşik olarak kabul edilen %5 oranının (Freund, 2005) geçiliyor olması, Türkiye’de oluşan cari açığın bir krize yol açıp açmayacağını ve cari açığın sürdürülebilirliğini ciddi olarak tartışmaya açmıştır. IMF’de cari açıkların Türkiye ekonomisinin geleceğinde en dikkate değer konulardan birisi olduğunu ifade etmiştir (IMF, 2005). Bu nedenle cari denge olgusu Türkiye ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Aşağıda bu konudaki düşüncelerimiz açıklanacaktır. II-ÖDEMELER BİLANÇOSU DENGESİ VE CARİ AÇIKLARBir ülkenin dış alem ile olan ekonomik ilişkilerinin ayrıntılıbir dökümünü gösteren ödemeler bilançosu, özellikle dış ticaret dengesive cari dengekonusunda dikkatle takip edilmektedir. Çünkü, ithalat ve ihracat farkından oluşan dış ticaret dengesi eğeraçıkla kapanıyorsa bu açığın kapatılmasına yönelik bir dizi değişkenin devreye girmesi gerekmektedir. Oluşan dış ticaret açığı ilk olarak hizmet gelirleri ile kapatılmaya çalışılır. Bu gelirlerle açık kapanmıyorsao zaman yatırım gelirleri ve cari transferler gündeme gelecektir. Dış ticaret dengesinde oluşan açığın hizmet, yatırım ve cari transfer kalemleri ile ortadan kaldırılamaması cari işlemler hesabının açık vermesi sonucunu doğuracaktır.Geniş anlamda düşünüldüğünde cari açık, bir ülkenin harcamalarının tasarruflarından fazla olmasından kaynaklanmakta ve dış finansmanla kapatılmaya çalışılmaktadır. Yani, cari denge hesabındaki negatif büyüklük dış alem giderlerinin dış alem gelirlerinden fazla olmasının sonucudur. Toplam yurtiçi harcamaların, toplam yurt içi tasarruflardan fazla olması, bir dış tasarrufa ihtiyaç gösterecektir ki, bu da cari açık olarak karşımıza çıkacaktır. GSMH = C+I+G+(X-M)+F (dış alem gelirleri)ise, (1)GSMH-C-G-I=X-M+F’dir.(2)GSMH’dan tüketim ve devlet harcamalarını çıkardığımızda tasarruflar kalacağına göre; (GSMH-C-G)=S (3)olur.O zaman bu eşitliği; S-I=(X-M)+F (4)olarak da yazmamız mümkündür. Dış ticaret dengesini temsil eden (X-M) ile dış alem gelirlerini temsil eden (F) toplamı ise bize cari dengeyi, [CD=(X-M)+F](5)verecektir. Öyle ise eşitliğimiz, S-I=CD (6)haline gelmektedir. (6) nolu eşitlikte de görüldüğü gibi, bir ülkedeki tasarruflar ile yatırımlar arasındaki fark cari dengeyi oluşturmaktadır. Eğertasarruf yatırım eşitliği var ise cari denge sıfır bakiye vermekte; tasarruflar fazla ise cari denge pozitif (fazla), tasarruflar yetersiz ise cari denge negatif (açık) bakiye ile kapanmaktadır. Cari açık ortadan kaldırılmak isteniliyorsa, ya tasarruflar arttırılacak ya da yatırımlar kısılacaktır. Ekonomik büyümeyive tasarrufları da arttıracak olan geliri arttırmak için yatırımları arttırmak gerektiğine göre, tasarruf yetersizliği içindeki ülkelerin cari açık vermekten başka alternatifi kalmamaktadır. (2) Numaralı eşitliği; GSMH-C-G-I=CD (7)olarak yazdığımızda ise cari dengenin milli gelir ile harcamalar arasındaki fark olduğu görülecektir. Gelir harcamalardan yüksek ise bakiye pozitif (fazla), harcamalar gelirden büyükse bakiye negatif (açık) ortaya çıkmış olacaktır. Burada da aynı analizi yapmak mümkündür. Geliri arttırmak için yatırım yapmak gerektiğine göre, gelişmekte olan ülkelerin cari açık sorunu gelirile harcamaların dengelendiği noktaya kadar devam edecektir. Sonuç ne olursa olsun ödemeler bilançosu dengede olur. Her bilançoda bir kalemdeki fazlalık veya eksiklik, diğer kalemlerdeki fazlalık veya eksiklik tarafından kapatılır. Ancak açığı kapatan kalemlerin yapısı ve özellikleri bir ülke ekonomisinin gelecek perspektifi açısından çok önemlidir. Yani ödemeler bilançosunda ilk açığın oluştuğu dış ticaret dengesi ve sonrasındaki her alt kalem ülke ekonomisi açısından durumun nezaketini arttırmaktadır. Dış ticaret bilançosunun her kalemi ülkeye giren veya çıkan dövizlerin miktarını göstermektedir. Ödemeler bilançosunun ilk dengesini oluşturan dış ticaret açığı, eğer hizmetler dengesindeki gelir fazlalıkları ile karşılanabiliyorsa en iyi durum, eğer burada da açık veriliyor ve dengenin sağlanmasında sermaye hesabından yararlanılıyorsa daha az iyi bir durum; cari açığın kapanmasında kısa vadeli sermaye hareketleri daha önemli bir işlev görüyorsa riskli bir durum, cari açık sermaye hesabı ile de kapatılamıyor ve rezerv hareketlerine müracaat gerekiyorsa o zaman kötü bir durumdan bahsetmek mümkündür. Yani bilançonun ilk kaleminden başlayarak aşağıya doğru sıralanan bütün gelişmeler eğer bir öncekinin açığını kapatmaya yönelikse o ülke ekonomisindeki gelişmelerin ciddiyetle analiz edilmesine ihtiyaç vardır. Ancak açık oluşturan kalemlerin yapısı ve özellikleri de burada göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıda da bahsedildiği gibi cari açığın oluşumu çok önemlidir. Eğer bu oluşum ithalat harcamalarının büyüklüğünden kaynaklanıyorsa, o zaman da ithalat kalemlerinin özellikleri önem kazanmaktadır. İthalat, ara ve yatırım mallarının çokluğuna bağlı ise ekonomik büyümenin tetiklenmesi söz konusu olabilecektir. Ara ve yatırım malları ithalatının, yani büyümenin dış alem gelirleri ile finanse edilmesi özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından çok da büyük problem olmayabilecektir. Bu durumda yabancılar özel sektör yatırımlarını finanse edecekler, bu da milli ekonominin büyümesine katkı yapacak ve başkaca bir sorun doğurmayacaktır. III-DÜNYA’DA CARİ AÇIK PROBLEMİCari açık problemi öncelikle gelişmekte olan ülkelerin problemi olduğu kadar, bazı gelişmiş ekonomilerin de problemleri arasında yer alır. Özellikle ABD cari açık sorunu en başta gelen ülkelerdendir. Tablo.1’e baktığımızda gelişmiş ekonomiler içinde 2004 rakamları ile 668 milyar dolarlık açıkla ABD’nin başı çektiği görülecektir. Bunun dışında İspanya, Avustralya gibi ülkeler de cari açık problemine sahiptirler. Önemli miktardaki gelişmiş ülke ise cari fazlalar vermektedir. Hatta Japonya’nın 172 milyar dolarlık, AB ülkelerinin de toplamda 46 milyar dolarlık cari işlem fazlaları bulunmaktadır. Gelişmekte olan ekonomiler içinde ise yine 2004 rakamları ile Hindistan’ın 800 milyon dolarlık, Meksika’nın da 7.5 milyar dolarlık cari işlem açığı bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da bu açık sürecinin devam edeceği öngörülmektedir. Tablo.1 Seçilmiş Ülkeler İtibariyle Ödemeler Bilançosundaki Cari Açık Miktarları (Milyar Dolar)
2000
2001
2002
2003
2004
2005*
Gelişmiş EkonomilerABDAB BölgesiJaponyaDiğer gelişmiş ekonomiler2
–262.0–416.0–37.0119.671.4
–210.8–389.57.087.883.9
–222.5–475.248.5112.691.6
–219.6–519.726.7136.2137.2
–314.0–668.146.7172.1135.3
–451.1–759.023.7153.1131.1
Yeni Sanayileşen Asya Ülkeleri
40.1
50.6
59.3
84.4
90.2
78.0
Diğer gelişen piyasalar ve gelişen ülkeler(fazla veren asya ülkeleri hariç)
88.443.8
42.510.2
85.831.0
143.975.3
227.7134.6
410.1278.7
Bölgesel GuruplarAfrikaMerkezi ve Doğu AvrupaBağımsız devletler topluluğu
7.3–32.746.146.1
0.7–16.632.640.7
–8.2 –24.5 32.1 72.3 30.0 –16.0
–3.1 –37.3 35.9
0.6–50.163.193.0
12.5 –56.4 105.3 109.7 217.621.5
Rusya
44.6
33.4
30.9
35.4
59.9
101.8
Çin
20.5
17.4
35.4
45.9
68.7
115.6
Hindistan
–4.6
1.4
7.1
6.9
–0.8
–13.5
Brezilya
–24.2
–23.2
–7.6
4.2
11.7
13.1
Meksika
–18.6
–17.6
–13.5
–8.6
–7.4
–8.3
*TahminKaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.Bazı ülkeler itibariyle cari açığın GSMH’ya oranlarına baktığımızda ise yine ABD’yi bu konuda oldukça ileride görmekteyiz. Tablo.2’den de görüleceği üzere, ABD’nin yıllar itibariyle cari açığının GSMH’ya oranı devamlı artış göstermiş, 2000’de %4.2 olan bu oran 2004’de %5.7’ye yükselmiştir. Bu yükselişin devam edeceği de beklenmektedir. ABD’den sonra cari açığın GSMH’ya oranında dikkat çeken iki ülke yine 2004 rakamları ile%7.5 oranı ile Portekiz, %5.3 oranı ileİspanya’dır. Avustralya ve Yeni Zelanda %6.4,İzlanda %8.5, Meksika %5.5 oranları ile yine dikkat çeken farklı ülkelerdir. Tablo.1 ve Tablo.2’nin birlikte incelenmesi ile görülebileceği gibi ileri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler itibariyle farklı miktarlar ve oranlar söz konusu olsa bile dünyanın farklı ülkelerinde cari açık problemi bulunmaktadır. Bu problem Türkiye açısından da uzun dönemdir devam eden bir sorun olma özelliğini korumaktadır. Tablo.2 Seçilmiş Bazı Ülkeler İtibariyle Cari Açık/GSMH’ya Oranları (1997-2006/%)
Ülkeler/Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
İleri Ekonomiler
–1.0
–0.8
–0.9
–0.8
–1.0
–1.3
–1.4
ABD
–4.2
–3.8
–4.5
–4.7
–5.7
–6.1
–6.1
AB Bölgesi
–1.2
—
0.9
0.3
0.6
0.4
0.3
Almanya
–1.6
0.2
2.2
2.1
3.8
4.3
4.4
Fransa
1.3
1.6
1.0
0.4
–0.4
–1.3
–1.5
Italya
–0.5
–0.1
–0.8
–1.3
–0.9
–1.7
–1.4
İspanya
–4.0
–3.9
–3.3
–3.6
–5.3
–6.2
–6.9
Yunanistan
–6.9
–6.2
–6.1
–5.6
–3.9
–3.9
–4.0
Portekiz
–10.3
–10.1
–7.6
–5.4
–7.5
–8.4
–7.7
İngiltere
–2.6
–2.2
–1.6
–1.5
–2.0
–1.9
–1.8
Avustralya
–4.1
–2.3
–4.1
–5.9
–6.4
–5.7
–5.0
Yeni Zelanda
–4.8
–2.5
–3.7
–4.2
–6.4
–7.4
–7.7
İzlanda
–10.5
–4.6
1.4
–5.1
–8.5
–12.0
–11.4
Rusya
38.9
29.7
25.7
23.3
29.4
35.8
36.5
Çin
7.3
5.8
9.7
9.5
10.5
14.0
12.1
Hindistan
–7.7
2.3
10.0
8.3
–0.7
–8.8
–9.0
Brezilya
–37.5
–34.4
–10.9
5.0
10.8
10.0
4.3
Meksika
–15.7
–15.5
–11.8
–7.3
–5.5
–5.4
–3.9
Kaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir. IV-TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIK PROBLEMİTürkiye ekonomisi aşağı yukarı bütün gelişme tarihi içinde dış açık problemi ile karşılaşmıştır. Yukarıda anlatılan çerçevedeTürkiye ekonomisindeki gelişmelerin son beş yılına baktığımızda (Tablo.3) gördüğümüz şudur: Türkiye ekonomisi son beş yılda sürekli cari açık problemi ile yüz yüze gelmiştir. 2000 yılı ve sonrasına bakıldığında her yıl verilen dış ticaret açıklarıöncelikle hizmet gelirleri ile finanse edilmeye çalışılmış, bu gelirler hiçbir zaman ticaret açıklarını finanse etmeye yetmediği için de cari açıklarla karşılaşılmıştır. Yıllar itibariyle de cari açıklar önemli ölçüde sermaye hesabındaki gelişmelerle kapatılmışlardır.Örneğin 2004 yılında verilen 23,8 milyar dolarlık dış ticaret açığının 12,8 milyar dolarlık kısmı hizmet gelirleri ile finanse edilmiştir. Ancak yatırım gelirleri de 5,5 milyar dolara yakın açık verdiği için toplam açık 16milyar doları geçmiş, 1,1 milyar dolarlık cari transfer sonrası dönem cari açığı 15,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu açık ise sermaye hesabındaki 17,6 milyar dolarlık fazlalık ile kapatılmıştır. Tablo.3’ü grafikleştirdiğimizde durum daha açık olarak görülecektir. Grafik.1’den de izlenebileceği gibi, dış ticaret dengesi vecari denge izlenen tüm yıllarda birlikte gelişme göstermiş; dış ticaret dengesi cari dengenin de sürükleyicisi olmuştur. 2000-2005 arasında dış ticaret dengesindeki açık ve fazlalar, cari dengenin da aynı şekilde sonuçlanmasına neden olmuşlardır. Ancak tabii ki ne dış ticaret açığı, ne de cari açık tek başına ekonominin bütününü açıklamaktan uzaktır. Cari açıktan hareketle ekonominin tümü hakkında veya ekonominin geleceği hakkında hüküm verebilmek için Cari açık/GSYİH oranına bakılması gerekmektedir. Büyüyen bir ekonomide cari açıklar verilmesi normal; ancak, GSYİH’nın belli bir yüzdesini geçen cari açıklar ise sürdürülemez olarak kabul edilmektedir. Türkiye ekonomisinin dışa açıldığı 1980 yılından itibaren gelişen dış ticaret, cari açık ve cari açık/GSMH dengelerine bakmak konuyu daha iyi aydınlatmak açısından gerekli olmaktadır. Tablo.4’de de görüldüğü gibi, Türkiye ekonomisi Cumhuriyeti 1980’li yıllar itibariyle 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve2001 yıllarında cari işlemler bilançosunu az veya çok fazla ile kapatmıştır. Sayılan yılların dışındaki yılların tamamında ise cari işlemler dengesi hep negatif sonuç vermiştir. 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve 2001 yıllarında ise yine dış ticaret dengesi fazla vermesine rağmen, cari işlemler dengesi açıkla kapanmıştır. Cari işlemler dengesinin GSMH’ya oranına baktığımızda ise oransal olarak en büyük açığın, 1980, 2000 ve 2004 yıllarında gerçekleştiği görülecektir. Bu yıllardaki açık diğer yılların hepsinden daha büyük bir oran olan %5’tir. Cari işlemler açıklarının en büyük oranlara ulaştığı, 1980 ve 2000 yıllarının ekonomik krizlerinpatlak verdiği ve ekonomik istikrar programlarının da uygulamaya konulduğu yıllar olmasına da dikkat edilmelidir. Grafik.1. Türkiye’de Yıllar İtibariyle Dış Ticaret Açıkları ve Cari Açıklar (2000-2005)Kaynak. Tablo.3 ‘deki verilere göre tarafımızdan düzenlenmiştir. Tablo.3 Türkiye’de Ödemeler Bilançosu Gelişmeleri (Analitik Sunum-Milyon $)
İşlemler/Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005*
A-
CARİ İŞLEMLER HESABI
-9819
3390
-1524
-8035
-15604
-18740
1.
İhracat f.o.b.
30721
34373
40124
51206
67047
69326
2.
İthalat f.o.b.
-52680
-38106
-47407
-65216
-90925
-98294
Mal Dengesi
-21959
-3733
-7283
-14010
-23878
-28968
3.
Hizmet Gelirleri
20364
16030
14783
19025
22928
24657
4.
Hizmet Giderleri
-8996
-6900
-6904
-8520
-10144
-10496
Mal ve Hizmet Dengesi
-10591
5397
596
-3505
-11094
-14807
5.
Yatırım Gelirleri
2836
2753
2486
2246
2651
3416
6.
Yatırım Giderleri
-6838
-7753
-7042
-7803
-8288
-8648
Mal, Hizmet ve Yatırım Geliri Dengesi
-14593
397
-3960
-9062
-16731
-20039
7.
Cari Transferler
4774
2993
2436
1027
1127
1299
B.
SERMAYE HESABI
C.
FİNANS HESABI
9584
-14641
1158
7120
17652
36729
8.
Yurtdışında Doğrudan Yatırım
-870
-497
-175
-499
-859
-938
9.
Yurtiçinde Doğrudan Yatırım
982
3268
1005
1706
2776
7249
10.
Portföy Hesabı-Varlıklar
-593
-788
-2096
-1386
-1388
-1218
11.
Portföy Hesabı-Yükümlülükler
1615
-3727
1503
3851
9411
12421
11.1.
Hisse Senetleri
489
-79
-16
905
1427
5528
11.2.
Borç Senetleri
1126
-3648
1519
2946
7984
6893
12.
Diğer Yatırımlar-Varlıklar
-1939
-601
-777
-986
-6955
2102
12.1.
Merkez Bankası
1
-39
-30
-28
-24
-16
12.2.
Genel Hükumet
0
0
0
0
12.3.
Bankalar
-1574
233
643
348
-5324
1129
12.4.
Diğer Sektörler
-366
-795
-1390
-1306
-1607
989
13.
Diğer Yatırımlar-Yükümlülükler
10389
-12296
1698
4434
14667
17113
13.1.
Merkez Bankası
619
735
1336
497
-209
-709
13.2.
Genel Hükumet
117
-1977
-669
-2194
-1163
-1977
13.3.
Bankalar
3736
-9644
-2016
2846
6564
8650
13.4.
Diğer Sektörler
5917
-1410
3047
3285
9475
11149
Cari,Sermaye ve Finansal Hesaplar
-235
-11251
-366
-915
2048
17989
D.
NET HATA VE NOKSAN
-2762
-1673
154
5012
2294
3826
GENEL DENGE
-2997
-12924
-212
4097
4342
21815
E.
REZERV VARLIKLAR(*)
2997
12924
212
-4097
-4342
-21815
14.
Resmi Rezervler
-354
2694
-6153
-4047
-824
-15350
15.
Uluslararası Para Fonu Kredileri
3351
10230
6365
-50
-3518
-6465
16.
Ödemeler Dengesi Finansmanı
*Ocak-Kasım/2005Kaynak:TCMBTablo.4 Türkiye’de GSMH-Dış Ticaret Dengesi ve Cari Denge (1923-2004)
GSMH (C.F.)
İHRACAT
İTHALAT
DIŞ TİC.DENG.
CARİ DENGE
C.DENGE/GSMH
YILLAR
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
1980
68.390,6
2.910,1
7.909,4
(4.999,3)
(3.408,0)
-0,05
81
56.418,7
4.702,9
8.933,4
(4.230,5)
(1.936,0)
-0,03
82
64.209,2
5.746,0
8.842,7
(3.096,7)
(952,0)
-0,01
83
60.491,5
5.727,8
9.235,0
(3.507,2)
(1.923,0)
-0,03
84
59.098,2
7.133,6
10.756,9
(3.623,3)
(1.439,0)
-0,02
85
66.890,6
7.958,0
11.343,3
(3.385,3)
(1.013,0)
-0,02
86
75.173,3
7.456,7
11.104,8
(3.648,1)
(1.465,0)
-0,02
87
85.980,1
10.190,1
14.157,8
(3.967,7)
(806,0)
-0,01
88
90.460,0
11.662,0
14.335,4
(2.673,4)
1.596,0
0,02
89
107.563,1
11.624,7
15.792,1
(4.167,4)
938,0
0,01
1990
152.000,6
12.959,3
22.302,3
(9.343,0)
(2.625,0)
-0,02
91
151.705,2
13.598,0
21.047,0
(7.449,0)
250,0
0,00
92
160.256,0
14.714,0
22.871,0
(8.157,0)
(974,0)
-0,01
93
181.806,2
15.345,0
29.428,0
(14.083,0)
(6.433,0)
-0,04
94
130.900,0
18.105,0
23.270,0
(5.165,0)
2.631,0
0,02
95
171.900,0
21.637,0
35.709,0
(14.072,0)
(2.339,0)
-0,01
96
184.600,0
23.224,0
43.627,0
(20.403,0)
(2.437,0)
-0,01
97
191.100,0
26.261,0
48.559,0
(22.298,0)
(2.638,0)
-0,01
98
204.725,6
26.973,0
45.921,0
(18.948,0)
1.984,0
0,01
99
186.911,8
26.587,0
40.671,0
(14.084,0)
(1.344,0)
-0,01
2000
201.500,0
30.721,0
53.131,0
(22.410,0)
(9.819,0)
-0,05
2001
144.600,0
34.373,0
(38.106,0)
(3.733,0)
3.390,0
0,02
2002
182.900,0
40.124,0
(47.407,0)
(7.283,0)
(1.524,0)
-0,01
2003
238.400,0
51.206,0
(65.216,0)
(14.010,0)
(8.035,0)
-0,03
2004
301.600,0
67.001,0
(90.925,0)
(23.924,0)
(15.647,0)
-0,05
2005*
360,0
73.1
(116.4)
(43,3)
(22,0)
-0,06
*GeçiciKaynak: www.mahfiegilmez.nom.tr-www.ceterisparibus.net- Hazine, Dış Ticaret Müst. ve TCMB Kaynaklarından derlenerek hazırlanmıştır. V-TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SEBEPLERİNE BAKIŞEkonomistler ikinci dünya savaşından sonra dünyanın farklı ülkelerinde ortaya çıkan cari açık problemlerini analiz etme konusunda zaman zaman farklı değişkenlerin üzerinde odaklanmışlardır. Bu odaklanma büyük ölçüde konjonktürel kriz oluşturan unsurların farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki gelişmeleri Edwards (2001)’den yararlanarak aşağıdaki şekilde özetlememiz mümkündür: A-İlk Cari Açıklar ve Elastikiyet Yaklaşımıİkinci dünya savaşından sonra oluşan cari açık krizleri genellikle iktisatçılar tarafından elastikiyet yaklaşımını içeren ödemeler dengesi teorisi çerçevesinde tartışılmıştır. Buna göre cari açık oluşumu, gelirler ile harcamalar arasındaki farktan meydana gelmektedir. Bu farkı oluşturan ise nisbi fiyat değişmelerine bağlı olarak ortaya çıkan ticari akım değişmeleridir. Bu durumda da cari dengesi açık veren ülkelerin devalüasyon yapması gerekmektedir. Devalüasyon nispi fiyatları açık veren ülke lehine değiştirerek cari dengenin kurulmasına hizmet edecektir. Gelişmekte olan ülkeler 1970’lere kadar bu politikanın etkisi ve baskısı ile hareket etmişlerdir. Ödemler dengesi krizleri konusundaki yaklaşımlar daha çok Krugman’ın (1979) yılındaki seminer çalışmasından sonra yayılmıştır. Bu çalışmalar ödemeler dengesi krizlerinin uluslararası rezervleri bitirten ve sonuçta da hükümetleri döviz kurunda değişikliğe gitmeye zorlayan yoğun genişletici para ve maliye politikaları gibi zayıf ekonomik temellerden kaynaklandığını belirtmişlerdir (Kaminsky v.d., 1998). B-Cari Açığın Zamanlararası Olgu Olduğu Düşüncesi, 1980’ler Borç Krizi ve Lawson Doktrini1970’lerin ikinci yarısından sonra özellikle 1973 petrol şokunu takip eden yıllarda pek çok gelişmekte olan ülke cari dengelerinde dalgalanmalar yaşamışlardır. Bu durum ekonomistleri dengesizliğin üzerinde düşünmeye itmiş ve sonuçta ticaret akımlarından hareketle cari dengenin zamanlararası boyutu üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu yaklaşımın iki temel öğesi vardır: Birincisi,temel ulusal hesaplara göre cari denge, tasarruflarla yatırımların farkına eşittir. İkincisi ise tasarruflar ve yatırımlar, yatırımların beklenen getirisive hayatın geleceği konusundaki düşünceler gibi zamanlararası değişkenlere bağlıdır. Öyle ise cari açık da zorunlu olarak zamanlararası bir olgudur. Bu dönemdeki iktisatçılar, yüksek cari açıkların yeni yatırım fırsatları oluşturacağını ve dolayısı ile bu konuyu büyütmemek gerektiğini ifade etmişlerdir. Sonuçta daha fazla yatırım yapılmış, bu da cari dengeyi daha fazla bozmuş; ancak bu konu çok önemli görülmemiştir. IMF ekonomistleri de bu düşünceyi onaylamışlardır. 1982’lerde baş gösteren dış borç krizinde bu anlayış ve uygulamaların büyük rolü olmuştur. Cari açıkların özel sektörün daha fazla yatırım ve daha az tasarrufunun sonucu olduğunu söyleyen bu yaklaşım dönemin İngiltere Maliye Bakanı Nigel Lawson’a atfen “Lawson Doktrini” olarak isim yapmıştır. Bu yaklaşıma göre cari açıklara göre, bütçe açıkları daha önemlidir ve üzerinde durulması gereken konu bütçe açıklarıdır (Reisen, 1998). Bu yaklaşıma, benzer analizi Avustralya ekonomisi için yapan iktisatçı J.D. Pitchford’un ismine izafeten “PitchfordTezi” de denilmektedir. Pitchford (1989), Avustralya ekonomisinde 1980’lerin ikinci yarısından sonra ortaya çıkan büyük cari açıkların önemli olmadığını, çünkü bu açıkların özel sektörün yatırımları ile tasarrufları arasındaki farktan kaynaklandığını; yatırımların kar fırsatlarının, tüketimlerin de zamanlararası uyum düzeltmesinin bir sonucu olduğunu, dolayısı ile sıkı mali disiplin uygulayan bir hükümetin bu konuda müdahalesinin olamayacağını belirtmiştir. Pitchford’un yaklaşımları Avustralya ekonomisi için büyük oranda doğru çıkmış; Avustralya 1991-2005 arasında büyük cari açıklarla (ortalama %5), ekonomik büyümesini de (ortalama %3) birlikte devam ettirmiştir. C-1982 Borç Krizi Sonrası Cari Açığa Bakışlar1982 borç krizinden sonra iktisatçılar Lawson doktrininden vazgeçmişler ve tasarruflar yüksek ve artıyor olsa bilecari açıkların önemli problemlerin habercisi olduğunu açıklamaya başlamışlardır. Özellikle Şili’nin 1982 yılında uğradığı krizin özel sektöre yönelik sermaye girişlerinin yol açtığı %14 oranındaki cari açıklardan kaynaklandığının tartışılması Lawson doktrininde de önemli bir çatlağa yol açmıştır. D-Sermaye Hareketlerinde 1990’lardaki Şişme, Cari Denge ve Meksika Krizi1980’lerde pek çok gelişmekte olan ülke uluslararası sermaye piyasaları ile ilişkisini kesmişti. Uluslararası sermaye piyasaları ile ilgisine kesen ülkelerden bazılarıaz miktarda cari açık verdi, bazıları ise cari dengelerini fazlalarla kapattılar. 1990’ların başlarında ise pek çok gelişmekte olan ülke özel sermaye akımları için cazibe merkezi haline geldi. Özellikle Latin Amerika ülkeleri bu süreçte ihracatlarının %35’ini aşanmiktarda net fon girişine sahne oldular. Bu ülkeler geniş kapital girişlerinin karşılığında, doğal olarak rezervlerindeki hızlıartış kadar sermaye hesaplarında da geniş açıklar verdiler. 1990’lardaMeksika’ya da hızlı bir uluslararası sermaye girişi oldu. 1992-1994 arasında Meksika GSMH’nın %7’si kadar cari açık verdi.Ancak Lawson Doktrini bazı çevrelerde hala geçerliliğini sürdürüyordu ve bu durumun problem olmayacağı; çünkü mali dengenin kontrol altında olduğu, bu açığın özel sektörün kararlarından oluştuğu söyleniyordu. Sonuçta 1994 Meksika krizi patlak verdi.E-1990 Finansal Krizleri Sonrası Cari Denge Konusuna Yaklaşımlar1994 Meksika krizinden sonra pek çok iktisatçı Lawson Doktrininin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünmeye başladı. Cari açıkların iyi huylu bir olgu olamayacağı tartışılmaya açıldı. Hele hele üç-dört yıl süreyle gerçekleşen ve GSMH’nın %5’in geçen cari açıkların tehlike işareti olarak görüldüğü ve hemen karşı tedbirlerin alınması gerektiği ifade edildi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a). 1997 yılında patlak veren ve tüm bölgeyi etkisi altına alan Asya krizinde de bu ülkelerin büyük cari açıklar içerisinde olmaları tartışıldı (Kaminsky v.d, 1998). 1997 krizi öncesinde Güney Doğu Asya ülkelerinin Malezya hariç büyük cari açıklar içinde olmasından hareketle, cari açıkların kriz habercisi olduğu vurgulandı (Baharumshah v.d., 2003). Ancak yenilerde yapılan daha ileri kriz modelleri cari açıkların finansal krizlerde merkezi bir role sahip olmadığını ortaya koymaktadırlar (Edwards, 2001). Bu çalışmalarda finansal krizlerin finansal kırılganlıkların bir sonucu olduğu ve cari açıklardan bağımsız olduğu vurgulanmıştır. Finansal krizlerin kendi kendini tetikleyen beklentilerin bir sonucu olduğu, bankaların yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı, borçlanma kısıtlamalarına bağlı olduğu şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Gelinen aşama ise cari açıkların varlığı bir kriz işareti olarak görülmezken, bu açıkların sürdürülüp, sürdürülemeyeceği konusu önem kazanmıştır. Özellikle kritik eşik olan %5’lik sınır geçildiğinde gelir düşmeleri ve döviz kuru değişmeleri olarak ayarlama sürecinin başlayacağı ve bunun da üç-dört yıl alacağı açıklanmaya çalışılmıştır (Freund, 2005). VI-CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SORUNUGünümüz iktisat dünyasında tartışılan konu cari açıkların sürdürülebilir olup olmadığıdır. Doğal olarak cari açıkların sürdürülebilirliği, cari açık oluşturan unsurların neler olduğunun tespitine bağlı bulunmaktadır. Aslında cari açıkları oluşturan sorunlar bellidir. Çünkü dış ticaret açığı kalemleri olan ithalat ve ihracatın miktarlarını etkileyen faktörler ile hizmet gelirlerini oluşturan kalemlerin miktarlarını etkileyen faktörler bilinmektedir. Dış ticaret dengesini oluşturan ithalat (M), milli gelir (Ye) ile reel döviz kurlarının (R); ihracat (X) ise gene reel döviz kuru ile ihracat yapılan ülkelerin milli gelirinin (Yf) bir fonksiyonu olmaktadır.Cari denge, dış ticaret dengesi ile net dış alem faktör gelirlerinden (iNFA) meydana gelmektedir.Dış alem faktör gelirleri net dış varlıkların (NFA) getirisi olarak hesaplanır. Yani, NFA=Dış varlıklar(FA)-Dış yükümlükler(FL)’dir. Dış alem faktör gelirleri ise faiz oranı ile net dış varlıkların çarpımından oluşur (iNFA=NFA.i). Bu durumda cari denge, bir ülkenin milli gelirinin, diğer ülkelerin milli gelirinin, döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının bir fonksiyonu olmaktadır. Yani; CD= f(Ye, Yf, R, NFA, i)’dir. (8)Bu durumda bir ülkedeki milli gelir değişmelerinin, ülkenin ticaret yaptığı ülkelerdeki milli gelir değişmelerinin, reel döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının tümünün cari dengenin oluşmasında belli oranda etkili olduklarını kabul etmek gerekmektedir.Cari açıklar üzerinde yapılan ekonometrik analizler de benzer unsurları dikkate almışlardır. Finlandiya (1992), Meksika (1992), İsveç (1992) ve Şili (1992)’de karşılaşılan ödemeler dengesi krizlerinin bir bankacılık krizi ile başladığından hareketle sermaye hareketleri ile bu ikiz krizler arasındaki bağlantıyı açıklayan yaklaşımlar (Goldfajn and Valdes, 1997); kurumsal ve makroekonomik istikrar yanında her ülkenin kendi parası ile borçlanmasını sağlayacak bir uluslararası sermaye piyasasının yokluğu (Özmen, 2005); döviz kurundaki ani değişikliklerin tetikleyeceği sermaye hareketleri (Apergis v.d, 2000); yabancı yatırımcıların ülke menkul kıymetlerine olan aşırı talebi, özellikle ABD için yapılan çalışmalarda net uluslararası yatırım pozisyonu, dolar kurunun düşüklüğü, euro-dolar, yen-dolar paritesi gibi değişkenler (Edwards, 2005);gelir artış seviyesindeki düşmeler (Freund and Warnock, 2005); dış yükümlülüklerin seviyesi, yatırımların dağılımı, makroekonomik politikalardaki esneklik (Ostry, 1997); yüksek tasarruf düzeyi, yüksek açıklık derecesi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996b); ticarete konu olan ve olmayan mallar yanında tasarruf ve verimlilik davranışlarının altında yatan sebepler, reel döviz kuru değişmeleri( Obstfeld and Rogoff, 2004); verimlilikteki ve sermaye piyasalarındaki gelişmeye bağlı servet artışları (Holman, 2001); dünya ekonomisindeki durgunluk, konjonktürel dalgalanmalar, verimlilik değişmeleri, küreselleşme ve piyasa esneklikleri, menkul kıymetlerin getirileri (Mann, 2000), dış borç verme ve alma konusundaki yapı, gelişme ve kalkınma stratejileri ve uluslararası parasal sistem (Dooley v.d., 2004); döviz kuru politikası ile birlikte dış borçların seviyesi ve kompozisyonu, yatırım-tasarruf düzeyi, uluslararası ticaretin bileşimi ve açıklık düzeyi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a); dışa açık menkul kıymet fiyatlarındaki gelişmeler, yüksek enerji fiyatları, para ve maliye politikalarındaki değişmeler, sosyal güvenlik harcamalarındaki değişmeler ( Obstfeld and Rogoff, 2004) gibi pek çok faktör cari açıkların oluşumu ve sürdürülebilirliğianalizlerine konu edilmişlerdir. Türkiye’de özellikle 2005 sonu itibariyle beklenen önemli büyüklükteki cari açık konusunda da farklı açıklamalar olmuştur. Bazı iktisatçılar bu açığın TL’nin aşırı değerlenmesine yol açan yüksek faiz oranlarından kaynaklandığını (Cansen, 2006); ülkenin tasarruf açığından veya tasarruflarından daha fazla yatırım ve tüketim yapılmasından doğduğu (Kumcu, 2005); uygulanan yanlış para politikasının TL’yi aşırı değerli hale getirerek iç talep balonunu şişirdiği (Akat, 2006); cari denge açığının artışında döviz kuru ve reel büyüme etkisinin bariz olduğu (Gökçe, 2005); kısa süreli sermaye hareketlerindeki giriş artışı ve yüksek faiz oranlarından kaynaklandığı (Aysan, 2005); özel kesim tüketim harcamalarının özel kesim tasarruflarını aşması veya özel kesimin tasarruf yetersizliğine bağlı olduğu (Öztrak, 2005); döviz ucuzluğunun tetiklediği ithalat artışından kaynaklandığı (Uras, 2005); yüksek reel faizlerden kaynaklanan kısa vadeli spekülatif sermaye akımlarına bağlı olduğu (Yeldan, 2005); özel borçlanma ve talepteki artışların etkili olduğu (IMF, 2005); kurdaki değerlenme, petrol fiyatlarındaki artış ve büyüme artışının (Yıldırım, 2005a) önemli etkisi olduğu gibi farklı değişkenleri öne çıkaran farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Cari açık oluşturan unsurlar üzerinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan analizler, yatırım ve tasarruflar, yatırımların sektörel dağılımı, ülkenin dışarıya açıklığı, ihracat ve ithalatın dağılımı, ülkenin mali yapısı, bütçe ve dış borç dinamikleri, cari açıkları finanse eden sermayenin yapısı, dış ticaret hadleri, ülkenin diğer ülkelere göre rekabet gücü, uygulanan döviz kuru programı, politik istikrar, ülkenin sahip olduğu rezervler, piyasa beklentilerine göre oluşan faiz oranları ve tahvil fiyatları, enflasyonun düşüklüğü (Babaoğlu,2005) gibi pek çok değişkenin de rollerine değinmişlerdir. VII-TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLERCari açıkları oluşturan unsurların hepsini Türkiye açısından incelediğimizde ülkemizde, ihracat miktarındaki gelişmeler, ithalat kalemlerinin yapısı, dış ticareti doğrudan ilgilendiren reel döviz kurları, cari açığı finanse eden kısa ve uzun vadeli sermaye hareketlerindeki gelişmeler ve beklentiler, ülke rezervleri, faiz oranları, borçların büyüklüğü ve yapısı, yatırım ortamının istikrarı gibi değişkenler öne çıkmaktadır. A-Türkiye’de İhracatın Gelişimiİhracat performansı dışa açık bir ekonominin sürükleyici gücüdür. Kısa vadede dış ticaret bilançosundan kaynaklanan açıkların kapatılması, uzun vadede ise ülkenin cari dengesine ulaşması ihracatında gösterdiği gelişmeye bağlıdır. Ekonomistler ihracatın milli gelire oranının artmasını cari açıkların krize yol açmadan sürdürülebilmesi açısından önemli görmektedirler (Babaoğlu, 2005).Tablo.5 Türkiye’de geçen on yıllık süreçte dış ticaretteki gelişmeleri göstermektedir. Tablo.5’in incelenmesi ile de görüleceği gibi Türkiye’de ihracat hem rakamsal olarak, hem de milli gelirin bir yüzdesi olarak devamlı artmaktadır. Dolar kurunda sırasıyla %170 ve %96 gibi büyük oranlı yükselişlerin yaşandığı 1994 ve 2001 yılları dışında ihracatın ithalatı karşılama oranı da %60’lar civarında seyretmiştir. Hele hele döviz kurlarında 2002 yılından beri negatif değişmeler olan Türkiye’nin bu yıldan itibaren ihracatını düzenli olarak arttırması, cari işlemler dengesi açısından olumlu bir gelişme olarak görülebilir.Tablo.5 Türkiye’de Dış Ticaret Gelişmeleri (1994-2005)
Yıllar
DIŞ TİCARET (Milyon $)
İHR / İTH
DÖVİZPARİTE
İHRACAT
Değ.%
İTHALAT
Değ.%
DENGE
HACiM
%
$/TL
Değ.%
1993
15.345
4,3
29.428
28,7
-14.083
44.773
52,1
11.008
59,9
1994
18.106
18,0
23.270
-20,9
-5.164
41.376
77,8
29.764
170,4
1995
21.637
19,5
35.709
53,5
-14.072
57.346
60,6
45.918
54,3
1996
23.224
7,3
43.627
22,2
-20.402
66.851
53,2
81.544
77,6
1997
26.261
13,1
48.559
11,3
-22.298
74.820
54,1
152.161
86,6
1998
26.974
2,7
45.921
-5,4
-18.947
72.895
58,7
261.293
71,7
1999
26.587
-1,4
40.671
-11,4
-14.084
67.258
65,4
419.542
60,6
2000
27.775
4,5
54.503
34,0
-26.728
82.278
51,0
626.486
49,3
2001
31.334
12,8
41.399
-24,0
-10.065
72.733
75,7
1.228.837
96,1
2002
36.059
15,1
51.554
24,5
-15.495
87.613
69,9
1.511.055
23,0
2003
47.253
31,0
69.340
34,5
-22.087
116.593
68,1
1.502.995
-0,5
2004
63.121
33,6
97.540
40,7
-34.419
160.661
64,7
1.429.778
-4,9
2005 (G)
73.122
14,7
116,48
16,3
-43,358
189,602
62,9
1,3350
-6,6
Kaynak: DTM.B-Türkiye’de İthalatın Gelişimi ve YapısıDış ticaret açıklarına ve dolayısı ile de cari açıklara ithalat artışının sebep olduğu açıktır. İhracattan fazla olan ithalat, hizmet gelirleri ile de finanse edilemezse cari dengesizliklere sebebiyet vermektedir. Öyle ise ithalat artışını sınırlamak veya ithalatı azaltmak dış ticaret ve cari açıkların ortadan kaldırılmasına yarayabilecektir. Gerçekten böyle midir? Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ithalat artışını durdurmak veya ithalatı azaltmak mümkün müdür? Bu sorulara ülkemiz açısından doğru cevaplar verebilmek için ithalatın bileşimine bakmak gerekmektedir.Tablo.6’da görüldüğü gibi Türkiye’de ithalatın %85’i ara ve yatırım mallarından oluşmaktadır. %15’lik bölüm ise tüketim malı kaynaklı ithalattır. Günümüz gümrük birliği, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) standartları gibi engeller sebebiyle gelir ve refah artışına bağlı tüketim malı ithalatını frenlemek ne kadar mümkün değilse; yatırım ve üretim gücünü, rekabet gücünü devam ettirebilmek için gerekli ara ve yatırım malı ithalatınıkısmak da o derecede mümkün görülmemektedir. Kaldı ki, tüketim malı denilen kalemlerin içinde dayanıklı, yarı dayanıklı mallar ve ilaç da önemli bir oran tutmaktadır. Ayrıca yapılan ara ve yatırım malları ithalatının ticarete konu olmayan malların üretimine yönelik yatırımlara gitmesinin uzun vadede ihracata bir katkısının olmayacağı iddiası ise (Babaoğlu, 2005), mevcut dönem için doğru olsa bile ithalatı ve ihracatı etkileyen üretim kapasitesi itibariyle düşünüldüğünde gelecek için doğru değildir. Tablo.6 Türkiye’de İthalatve İthalat Kompozisyonu
YILLIK
2000
2001
2002
2003
2004
YATIRIM MALLARI
11.380
6.954
8.400
11.326
17.397
ARA MALLARI
35.995
30.286
37.656
49.735
67.549
İşlenmemiş madeni yakıt ve yağlar (petrol v.b)
6.125
5.633
6.204
7.978
9.933
TÜKETİM MALLARI
6.928
3.814
4.898
7.813
12.100
İşlenmemiş gıda maddeleri
178
115
127
119
149
İşlenmiş gıda maddeleri
317
239
300
404
528
Benzin
344
166
329
494
556
Binek otomobilleri
2.596
588
814
2.220
4.214
Sanayide kullanılmayan taşıt araçları
66
35
33
39
119
Diğer tüketim malları
3.429
2.671
3.295
4.537
6.535
Dayanıklı tüketim malları
1.126
623
687
917
1.440
Evde kullanılan elektrikli ve elektriksiz cihazlar
392
191
176
261
404
Mobilyalar
185
115
126
170
283
Diğerleri
549
317
386
486
751
Yarı dayanıklı tüketim malları
932
731
869
1.265
1.911
Dayanıksız tüketim malları
1.371
1.317
1.739
2.355
3.184
İlaçlar
806
884
1.208
1.675
2.258
Diğerleri
565
433
531
680
926
DİĞERLERİ
199
345
600
466
493
TOPLAM
54.503
41.399
51.554
69.340
97.540
Kaynak:DTM.Türkiye’de cari açığın 2005 yılı itibariyle büyük çıkmasına sebep olan 2002 yılından itibaren artan ithalat rakamlarında yükselen enerji fiyatlarının da etkisini ihmal etmemek gerekmektedir. Kasım 2002'de Irak ile ilgili 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı alınmasından önce 19-27 dolar aralığında seyreden varil petrol fiyatı,2005 sonu itibariyle 60 dolar seviyelerini test etmiştir. Türkiye’nin ham petrol faturası 2000-2004 yılları arasında yaklaşık %50 artarken, 2005’in Ocak-Ekim döneminde 2004’ ün aynı dönemine göre %50’ye yakın oranda artmıştır (DTM). Tüm bunlar göz önüne alındığında ithalat artışını durdurmanın, ara ve yatırım malları gibi büyüme için, ilaç v.b. tüketim malları gibi yaşam standartları içinzorunlu mallar dolayısı ile mümkün olmadığı görülecektir. Bu durumda ithalat artışından doğacakcari denge açıklarını ortadan kaldırmak için ihracat ve hizmet gelirlerini arttırmak daha öne çıkmaktadır. C-Türkiye’de Reel Döviz Kurundaki GelişmelerCari dengenin sürdürülebilirliği açısından pek çok çalışmada dikkate alınan en önemli gösterge reel döviz kurundaki değişmelerdir. Reel döviz kurunda milli para lehine meydana gelen değişmeler, yani milli paranın değerlenmesi, yurtdışı malları yurtiçi mallara göre daha ucuz hale getirerek hem ülkenin rekabet gücünü kırarak ihracatını, hem de fiyat avantajları ile ithalatını olumsuz etkilemektedir. Milli paradaki değerlenme, talebi, yurtiçi mallardan yurtdışı mallara kaydırmaktadır. Özellikle döviz kurlarındaki beklenmeyen dalgalanmalar, milli para talebi, ithalat ve ihracat yoluyla toplam talebi ve ithal edilen ara ve yatırım malları fiyatları yoluyla da toplam arzı etkilemektedir (Kandil and Mirzaie, 2003). Dolayısı ile reel döviz kurlarındaki değişmeler ithalat ve ihracat hacminin belirlenmesinde büyük rol üstlenmektedir.
Türkiye’de reel efektif döviz kurunda görülen gelişmelerTablo.7’de gösterilmektedir. Buna göre 1995=100 hesabıyla ve Türkiye’nin yoğun ticaretinin olduğu 19 ülke tüketici fiyatlarını esas alan hesaplamaya göre Türk Lirası 2005/Kasım ayı itibariyle %71 değerli görülmektedir. 17 ülkeyi esas alan toptan eşya veya üretici fiyatlarına göre hesaplanan üretici fiyatları bazlı göstergede demilli paranın değerlilik oranı %46’dır. Bu durum Türkiye’nin rekabet gücünü, yurtiçi-yurtdışı mal talebini ve dolayısı ile de dış ticaret dengesi yolu ile cari dengesini olumsuz etkileyen unsurlardan en önemlisidir. Reel efektif döviz kurundaki yükseklik, ithal, ara ve yatırım malları fiyatlarının düşüklüğü dolayısı ile maliyet avantajları sağlasa da,bu durum ithal girdi kullanan sanayi sektörleri dışındaki sektörleri etkilememektedir. Dolayısı ile milli paradaki yaklaşık %71 değerlenmenin mevcut cari denge açıklarında büyük rol oynadığı açıkça söylenebilecektir.Reel efektif döviz kurundaki yüksekliğin devamı uzun vadeli cari denge perspektifinde de en önemli olumsuz unsur olma özelliğini korumaktadır. D-Türkiye’de Faiz OranlarıBir ekonomide milli faiz oranları ile uluslararası faiz oranları arasındaki farklar kısa süreli sermaye hareketlerinin yön ve yer değiştirmesinesebep olmaktadır. Milli piyasalardaki nisbi faiz yüksekliği uluslararası fonları cezbederek (Dadush v.d, 2000), ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasına katkı sağladığı gibi milli paranın aşırı değerlenmesine yol açarak dış ticaret ve dolayısı ile cari dengenin bozulmasına da sebep olmaktadır. Güneydoğu Asya krizinde de aşırı ölçüde giren kısa vadeli fonların oluşturduğu ihracatı düşürücü ve banka borçlarını arttırıcıetkiler görülmüştür (Fontaine, 2005). IMF ‘de Türkiye’deki yüksek faiz oranlarını bir kırılganlık işareti olarak gördüğünü ifade etmiştir (IMF, 2005).
Tablo.7 Türkiye’de Reel Efektif Döviz Kuru İndeksi
TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)
ÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)*
Ara-95
103,1
97,0
Ara-96
101,7
100,1
Ara-97
115,9
110,7
Ara-98
120,9
107,9
Ara-99
127,3
108,8
Ara-00
147,6
118,3
Ara-01
116,3
107,3
Ara-02
125,4
117,1
Ara-03
140,6
126,3
Ara-04
143,2
131,3
Ara-05
171,2
146,7
* Endekste artış TL'nin reel değer kazancını ifade etmektedir.
Kaynak: TCMB
Tablo.8’de Türkiye’de geçmiş on yıllık süreç itibariyle faiz oranları ve reel faizler gösterilmiştir. Tablo.8’in incelenmesi ile de anlaşılacağı gibi on yıllık periyotta sadece 2000 yılında negatif reel faiz yaşanmış, onun dışındaki yıllarda tümüyle pozitif reel faiz söz konusu olmuştur. Hazine’nin sıkı disiplin uyguladığı, kamu borçlanma gereğinin azalmaya, kamu bütçesinin fazla vermeye başladığı 2005 yılında bile reel faizler %8,5 gibi dünya ortalamasının çok üzerinde bir büyüklük göstermiştir. Milli paranın değerini belirleyen TCMB’nın gecelik borç almafaiz oranları da günümüz itibariyle yüksek bir orandır. Gecelik faiz oranları 2002’lerdeki %57 düzeyinden, Ocak-2006 başı itibariyle %13,5 seviyelerine inmiştir (TCMB). Ancak 2006 yılında beklenen enflasyonunun TÜFE’de %6 olduğu düşünüldüğünde gecelik faiz oranları yaklaşık bir mislireel fazlalığa tekabül etmektedir.Tablo.8 Türkiye’de yıllar itibariyle kamu borçlanmafaiz oranları ve reel faizler(1994-2005)
Yıllar
Ort. İç Borçl.Faizi(%)
Tüfe (%Artış)
Reel Faiz (%)
1994
164,4
125,5
38,9
1995
121,9
78,9
43,0
1996
135,2
79,8
55,4
1997
127,2
99,1
28,1
1998
122,5
69,7
52,8
1999
109,5
68,8
40,7
2000
36,1
39
-2,9
2001
99,8
68,5
31,3
2002
63,9
29,7
34,2
2003
44,5
18,4
26,1
2004
24,9
9,3
15,6
2005
16,2
7,7
8,5
Kaynak: Hazine, TUİK, Yıldırım(2005b)’den yararlanılarak tarafımızdan düzenlenmiştir. Hazinenin ve TCMB’nin faizlerindeki bu büyüklükler hem milli paranın değerliliği, hemsıcak paranın cezbedilmesi, hem de kamu borçlanma maliyetleri açısından çok önemlidir. Zaten de böyle olmuş ve 2005 yılı itibariyle aşırı sıcak para girişlerive yüksek faizler dolayısı ile TL aşırı değerliliğini koruyarak cari dengeyi olumsuz şekilde etkilemiştir. Türkiye’nin cari dengesini istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi için reel efektif döviz kurlarının normal seviyelerine inmesi, TL’nin aşırı değerli pozisyondan kurtarılması gerekmektedir.E-Türkiye’de Kısa Vadeli Sermaye HareketleriKısa vadeli sermaye hareketleri ülkelere kısa vadeli amaçlar için gelmektedirler. Onun için bütün finansal krizlerde kısa vadeli sermaye hareketleri hemen hızlı bir geri dönüş sürecine girmişlerdir (Lipsey, 2000). Kısa vadeli sermaye hareketlerinin ve sermaye piyasalarındaki yabancı varlığının uzun vadeli kontratlarını bozarak dövize dönmeleri ile sürü etkisini tetikledikleri ve krizin derinleşmesi sağladıkları ortaya konulmuştur (Ghysels and Seon, 2005). Latin Amerika, Güneydoğu Asya, Rusya ve Türkiye’de meydana gelen krizlerde kısa vadeli spekülatif sermaye hareketlerinin ani çıkışlarının önemli rolleri olmuştur (Akdiş, 2000). Türkiye’de kısa vadeli sermaye hareketlerinin hesaplanması konusunda farklı tartışmalar söz konusudur. Çünkü özellikle son yıllarda ödemeler bilançosunun net hata-noksan kalemindeki artışların büyük oranda kaynağı tam tespit edilemeyen kısa vadeli sermaye hareketlerinden meydana geldiği tahmin edilmektedir. Bu durum dikkate alınarak hazırlanan Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişi Tablo.9’da verilmiştir. Tablo.9’da da görüleceği gibi sadece Ekim-2005’e kadar giren sıcak para miktarı 13,8 milyar dolara ulaşmıştır. Türkiye’ye sermaye hareketleri yoluyla son bir yılda net hata ve noksan hariç net 30 milyar 911 milyon dolarlık giriş yaşandığı da belirtilmektedir. Yapılan hesaplamalara göre bu miktarın 2 milyar 821 milyon doları net doğrudan yabancı yatırımlardan, 11 milyar 287 milyon doları portföy yatırımlarından, 15 milyar 166 milyon doları kredi yoluyla bankalar ve diğer sektörlerin borçlanmalarından, 858 milyon doları mevduat girişlerinden kaynaklanmıştır (Hurriyet, 2005a). Yine yapılan hesaplamalara göre, geçen yıl kasım ayı sonunda YTL’ye dönüştürülüp bir yıl süreyle hisse senetlerinde tutulan "sıcak para", hem döviz kurundaki düşüş hem de hisse senedi fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar nedeniyle son bir yıllık dönemde dolar bazında yüzde 78.9 oranında getiri sağlamıştır. Hisse senetlerinin YTL bazındaki getirisi ise yüzde 69.4 düzeyinde gerçekleşmiştir (Hürriyet, 2005b).Kısa vadeli yüksek getiri amacıyla yurda giden kısa vadeli sermayenin büyük boyutlara ulaşması, milli paranın değerlenmesi ile meydana getirdiği olumsuz sonuçlar yanında, ani çıkış hareketleri ile krizi tetikleme ve arttırma deneylerini de akla getirmektedir. Kısa vadeli sermaye hareketlerine bu açıdan bakıldığında Türkiye’de önemli miktarda sıcak para olduğu görülecektir. 1994, 2000 ve 2001 krizlerinde 5-7 milyar dolarlık sıcak para çıkışlarının krizi derinleştirdiği düşünüldüğünde (Akdiş, 2004), sıcak para açısından Türkiye’de hassas bir durumun varlığından söz edilebilir. Her ne kadar kısa vadeli sermaye hareketlerinin önlenmesi, vergilenmesi gibi yaklaşımlar globalleşme eğilimleri ile bağdaştırılamasa da, ülkenin kısa vadeli sermaye açısından cazip olmaktan çıkarılmasında ekonomik istikrarın devamı açısından büyük fayda bulunmaktadır. Buna da en başta merkez bankasının gecelik faizlerinin düşürülmesiyle başlamak gerekmektedir. Tablo.9 Türkiye’de Yıllar İtibariyle Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri (milyon dolar)
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005/10
Portföy Hesabı (Yükümlülükler)
1123
703
1950
2344
-5089
4188
1.615
-3.727
1.503
3.957
9.209
10.276
Net Hata ve Noksan
1911
2459
1499
-987
-697
1721
-2.762
-1.671
152
5.033
2.349
3.583
TOPLAM (Net Sıcak Para Girişi)
3034
3162
3449
1357
-5786
5909
-1147
-5398
1655
8990
11558
13859
Kaynak: TCMB verilerinden yararlanarak tarafımızdan oluşturulmuştur. F-Türkiye’de Uzun Vadeli Sermaye HareketleriUzun vadeli sermaye hareketleri ev sahibi ülkeye, finansal yatırımlarla ve dış ticaretle sağlayamayacağı teknoloji transferini getirmek, beşeri sermayeyi geliştirmek, kar ve gelirlerini kısa süreli sermaye hareketleri gibi yurtdışına çıkarmamak, ölçek ekonomileri, marka, araştırma-geliştirme gibi aktiviteleri arttırmak gibi faydalar sağlar (Feldstein, 2000). Ayrıca uzun vadeli sermaye hareketleri, kriz dönemlerinde kısa vadeli sermaye hareketleri, borçlanmalar gibi araçlara göre daha istikrarlı ve daha dayanıklıdırlar. 1980’lerde Latin Amerika’da, 1994-1995 Meksika krizlerinde ve 1997 Güney Doğu Asya krizlerinde uzun vadeli sermaye hareketlerinin istikrarlı yapısı açıkça ortaya çıkmıştır. Çünkü uzun vadeli sermaye hareketleri milli ekonomiye ilk problemde ülkeden kaçamayacak kadar bağlanmışlardır. Bu özellikleri sebebi ile de pek çok gelişmekte olan ülke diğer yatırım araçlarına göre uzun vadeli sermaye hareketlerine dönüş yapmışlardır (Loungani, 2001).Türkiye’ye yıllar itibariyle giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları Grafik.2’de gösterilmektedir. Grafik.2’den de izlenebileceği gibi özellikle son yıllar itibariyle Türkiye’ye giren dış doğrudan yabancı yatırımlar artmaktadır. Ekim-2005 tarihi itibariyle Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 11.707’ye, toplam dış doğrudan yabancı yatırım da 4 milyar dolara; toplam yatırım miktarı ise Ocak-Ekim/2005 arasında olmak üzere 25 milyar dolara yaklaşmıştır (Hazine).Bu durum Türkiye’nin bugünkü ve gelecekteki cari denge sorununun çözümü açısından büyük öneme sahip bulunmaktadır. Uzun vadeli sermaye hareketlerinin AB üyelik sürecinde artarak devam edeceği beklentisi ise cari denge sorununun sürdürülebilirliği noktasından geleceğe umutla bakılmasına sebep olmaktadır. Grafik.2 Türkiye’de dış doğrudan yabancı yatırım miktarları (milyon dolar)Kaynak: HazineG-Türkiye’de Toplam Borçlar ve Borç Ödeme Kapasitesi 1990-1997 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerin yabancı bankalara olan borcu175 milyar dolardan 454 milyar dolara çıkmıştır.Kısa vadeli borçlardaki bu yükselme Meksika (1994-1995), Güney Doğu Asya (1997-1998), Rusya ve Brezilya (1998-1999) krizlerinin anahtar değişkenidir ( Dadush v.d, 2000). Dolayısı ile kısa vadeli borçların artması, cari dengenin sürdürülebilirliği açısından da bir risk oluşturmaktadır. Türkiye’nin borç gelişimi ve gelinen son durum Tablo.10’da gösterilmektedir. Tablo.10’dan da izlenebileceği gibi Türkiye’nin toplam borçları 2000 yılından itibaren sürekli artmaktadır. Ancak kamu toplam borç yükünün GSMH’ya oranı özellikle 2001 yılında yükseldiği %110’luk seviyesinden sonra 2003 yılından itibaren azalma eğilimine girmiş ve %70’ler seviyesine düşmüştür. Doğal olarak burada Maastrich kriterlerine göre 10 puanlık bir yükseklik söz konusudur. Ancak trendin azalma yönünde olduğu gözlemlenmektedir. Ayrıca borçların vade yapılarında ve faiz oranlarında da belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. TL cinsinden borçlanma kağıtlarında ortalama faizler bileşik bazda%16’lara inmiş;vadeler ise ortalamada 27,5 ay düzeylerine yükselmiştir. Bu oranların 2002 yılında sırası ile %62 ve 9 ay olduğu göz önünde bulundurulduğunda iç borçlanmada belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. Dış borçlanmalarda da benzer şekilde, 2002’lerde %10’larda olan euro cinsi tahvillerin faizleri %6’lar düzeyine inmiştir. Hazine’nin 4 Ocak 2006 tarihinde ihraç ettiği 30 yıl vadelitahvillerinkupon faizi yüzde 6.8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran Amerikan tahvillerine göre 25 baz puanlık bir getiri farkına karşılık gelmektedir. Bu tahvillere 18 ülkeden ihraç miktarının 4 katı oranında talep gelmesi de önemlidir. Kamu borçlanma gereği de 1993-2002 ortalaması %10’lar düzeyinde iken, 2005 sonu itibariyle %1’ler düzeyine inmiştir (Hazine, 2005, 2006). Dolayısı ile tüm bu gelişmeler borçlar, borçların çevrilebilirliği ve cari dengenin sürdürülebilirliği açısından Türkiye’de önümüzdeki dönemde herhangi bir risk bulunmadığını, hatta bu konularda cari dengeyi daha da rahatlatacak gelişmeler yaşanabileceğini göstermektedir. Tablo.10 Yıllar itibariyle borçlar ve borç rasyoları
BORÇ GÖSTERGELERİ
Birim
2000
2001
2002
2003
2004
2005
Kamu Brüt İç Borç Stoku
Milyar YTL
36,4
122,2
149,9
194,4
224,5
243,8
Kasım
Tahvil
Milyar YTL
34,4
102,1
112,8
169,0
194,2
225,9
Kasım
Bono
Milyar YTL
2,1
20,0
37,0
25,4
30,3
17,9
Kasım
Kamu Kesimi İç Borç Stoku ($)
Milyar $
58,1
99,2
99,0
129,6
155,2
180,6
Kasım
Toplam Dış Borç Stoku
Milyar USD
118,6
113,7
130,2
145,3
161,8
165,2
II Ç
Orta Uzun Vadeli Dış Borçlar
Milyar USD
90,3
97,3
113,8
122,3
129,9
128,3
II Ç
Kısa Vadeli DışBorçlar
Milyar USD
28,3
16,4
16,4
23,0
31,9
36,9
II Ç
Kamu Brüt Dış Borç Stoku
Milyar USD
53,0
59,8
71,8
76,9
76,8
69,0
II Ç
Kamu Toplam Brüt Borç Yükü
GSMH’Nın %
55,4
110,9
94,5
86,8
77,0
69,3
Kas.; II Ç
İç borçlanma faizleri
Yıllık bileşik %
62,7
46,0
24,7
16,3
Kasım
Dış borçlanma maliyetleri
Euro%
9,9
9,9
6,3
5,3
İç borçlanmanın ort.vadesi
Ay
9,0
11,5
14,7
27,4
Kaynak: Hazine, http://www.mahfiegilmez.nom.trH-Türkiye’de Döviz RezervleriDöviz rezervlerindeki azalmaların ve yetersizliğin Güneydoğu Asya krizlerinde önemli bir rol oynadığından bahsedilmektedir (Fontain, 2005).Ayrıca Krugman ‘da (1979), döviz rezervlerindeki azalışla birlikte ödemeler dengesi krizlerinin artacağını belirtmiştir. Birinci ve ikinci nesil kriz modellerinde rezervlerin önemli rollere sahip oldukları anlaşılmıştır. Özellikle Meksika krizinde 1994 yıl sonuna doğrurezervlerin çok düşük seviyelere geldiği görülmüştür (Flood and Marion, 1996). Krizlere dayanıklılık yanında sürdürülebilir bir cari açık için de yeterli düzeyde bir rezerv zorunluluğu bulunmaktadır (Apergis v.d, 1998). Gelişmiş ülkeler itibariyle konu değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerde rezervlerin kısa vadeli borçlara oranının %13 (Fransa) ile %65 (ABD) arasında bir değer aldığı görülür. Rezervlerin ithalata oranı ise %7(İngiltere),%48(İsviçre) arasındaki değerlerdir (IMF, 2000).Türkiye Grafik.3’den de izlenebileceği gibi uluslararası rezervlerini sürekli yükseltmiş; 2001/Kasım ayında meydana gelen krizle birlikte 18 milyar dolara gerileyen döviz rezervleri, 2005 sonları itibariyle 50 milyar doları aşmıştır. Türkiye’nin kısa vadeli borçlarının toplamının yaklaşık 180 milyar dolar, ithalatının dayaklaşık 110 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde; rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %27, rezervlerin ithalata oranı ise %45’dir. Dolayısı ile gelişmiş ülke oranları ile karşılaştırıldığında şu an itibariyle gerek dış borç ve gerekse ithalatın finansmanı konusunda rezervler açısından bir risk görünmemektedir. Ancak rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %1,44 ile %2,50 arasında gayet yüksek düzeylerde olan Kolombiya, Venezüella ve Malezya 1994-1997 arasında krizlerle karşılaşmışlardır (IMF, 2000). Bu nedenle Türkiye’nin rezervlerini biraz daha arttırmasında yarar görülebilir.Ayrıca düşük döviz kurları sebebiyle Türkiye’nin rezervlerini şu aşamalarda daha da arttırması daha kolaydır. Böyle bir operasyon Türkiye açısından hem döviz kurunun dengesini bulması, hem kriz risklerini azaltması, hem de milli parasının istikrarını güvence altına alması açısından çok yararlı olacaktır. Grafik.3 Türkiye’de brüt uluslararası döviz rezerv miktarları (milyar dolar)Kaynak: TCMBİ-Türkiye’nin Uluslar arası Piyasalardaki Kredi DerecesiBir ülkenin uluslararası piyasalardaki kredi derecesi, o ülkeye olan kısa ve uzun vadeli sermaye akımlarının belirleyicisi olmaktadır. Kredi dereceleri o ülkenin borçlanma risk pirimi üzerinde önemli etkilere sahip olmakta, borçlanmasındaki kolaylık ve zorluk derecelendirmelerle irtibatlı bulunmaktadır (Reinhart, 2002). Her ne kadar sermaye girişi ile kredi derecelendirme arasında doğrusal bir bağdan bahsedilemese bile özellikle bir ülkeden sermaye kaçışının, o ülkenin kredi derecesinin düşürülmesi ile yakından ilgili olduğunu geçmiş deneyler ortaya koymuştur (Gande and Parsley, 2004). Ayrıca en azından mevcut yapının ve trendin korunması, yatırım ikliminin devam etmesi açısından kredi derecelerindeki artışların önemi büyüktür. Bu anlamda baktığımızda Türkiye’nin kredi notu 2002 yılından itibaren önemli iyileştirmeler göstermektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s’un 2002 sonrasındaki değerlendirmeleri Tablo.11’de sunulmuştur. Tablo.11’den de görüleceği gibi Türkiye’nin kredi notu Ocak-2002 tarihinden itibaren düzenli olarak yükselmiştir. Özellikle son yıl ve aylar itibariyle kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu sürekli yükselttikleri görülmüştür. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notu görünümünü durağandan pozitife çevirdiğini ve “BB-” olan uzun vadeli hem döviz hem de lira cinsi kredi notlarını teyit ettiğini açıklamıştır (6.12.2005). Daha sonra Mart-1997'den bu yana Türkiye’nin notunu değiştirmeyen Moody's’inkredi notunu B1'den Ba3'e yükselterek Standart and Poor’s ve Fitch ile aynı düzeye geldiği ilan edilmiştir (15.12.2005). Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düzenli olarak yükseltmeleri, Türkiye’ye kısa ve uzun vadelisermaye girmesi, Türkiye’nin borçlanma faizlerindeki risk prim aralığını daraltması, kolay borçlanabilmesi vecari açıklarını finanse etmesi konusunda da güvende olmasını sağlamaktadır. Bu açıdan Türkiye’de yatırım ikliminin iyileştiği, ekonomik istikrar ve mali disiplin devam ettiği sürece de Türkiye’ye olan ilginin artacağı beklenmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de gelecek dönemde cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda bir risk görülmemektedir. Tablo.11 Standart and Poor’s’un Türkiye Derecelendirmesi
Dönemler
Dereceler
Notlar
2002/1
B-
Durağan
2002/3
B-
Pozitif
2002/7
B-
Negatif
2002/11
B-
Durağan
2003/7
B-
Durağan
2003/10
B-
Durağan
2003/11
B+
Durağan
2004/3
B+
Pozitif
2004/10
BB-
Durağan
Kaynak: Hazine(2005)’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir. VIII-SONUÇTürkiye uzun yıllardan beridış ticaret açığı ve cari açık problemleri ile karşı karşıyadır. 2005 yılı itibariyle ise 22 milyar dolara yakın ve GSMH’ya oranı %6’yı aşan bir cari açıkla tarihi bir açık rekorunun arifesinde bulunmaktadır. Özellikle cari açıkların yüksek olduğu dönemlerde ülkemizin krizlerle karşılaşmış olması, diğer gelişmekte olan ekonomilerde görülen krizlerin de bir ödemeler dengesi krizi ile birlikte ortaya çıkmış olması, ekonomimizin geleceği açısından tedirginliği arttırmıştır. Dünya’da cari açık problemi ile karşılaşan tek ülke ülkemiz değildir. Ayrıca başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkeler de uzun yıllardır büyük cari açıklarla birlikte yaşamışlardır. Özellikle Avustralya yüksek cari açıkları, yüksek büyüme oranları ile birlikte götürmeyi başarmıştır. Ekonomisi büyüyen, tasarrufları harcamalarına yetmeyen veya döviz gelirinden daha fazla döviz gideri olan ülkeler açısından cari dengenin açık vermesi kaçınılmazdır. Bu nedenlerle artıkcari açığın varlığı ve büyüklüğünden ziyade sürdürülebilir olup olmadığı tartışılmaktadır. Cari açığın sürdürülebilir olup olmadığı ise çok farklı verilerle analiz edilmektedir. Cari açığın sürdürülebilirliği açısından dikkate alınan çeşitli göstergeler vardır. Bu göstergeler ihracat, ithalat, döviz kuru, faiz oranları, kısa ve uzun dönemli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ikliminin devamlılığı gibi unsurlarıdır. Türkiye’de ihracatın gelişimi önemli bir performans göstermektedir. Özellikle döviz kurlarındaki düşme ve rakip ülkelerdeki maliyet avantajlarına rağmen 2005 yılında Türkiye’nin ihracatı bir önceki yıla göre %15 civarında artarak 73 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatla birlikte ithalat da artmakla birlikte bu artış Türkiye’nin büyümesi açısından gerekli ara ve yatırım malları ithalatından meydana gelmektir. Uzun vadeli sermaye hareketleri açısından Türkiye özellikle son yıllar itibariyle cazibe merkezi olmaya başlamış, özellikle 2005 yılında ülkeye giren uzun vadeli sermaye bir önceki yıla göre neredeyse %100 oranında artarak 5 milyar dolara yaklaşmıştır. Türkiye borçlanmasında da önemli bir iyileşme sağlamış ve kamu borçlanma gereğini azaltarak, toplam kamu borç oranını Maastrich kriterlerine yaklaştırmıştır. Döviz rezervleri itibariyle 50 milyar doları geçen bir hacimle uluslararası standartlara göre yine iyi bir durumdadır. Yatırım ikliminin devamlılığı, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının art arda artan not düzeyleri ile de teyit edilmektedir. Türkiye’dekicari açıklarının sürdürülebilirliğinde döviz kurunun düşüklüğü ve faiz oranlarının yüksekliğien önemli kırılma noktaları olarak görülmektedir. Türk Lirasının reel efektif döviz kuru indeksine göre %70 oranında değerli olması, hem ihracatı hem de ithalatı olumsuz etkilemektedir. Uzun vadede de Türk Lirasının aşırı değerliliği ihracat, ithalat ve döviz kazandırıcı diğer faaliyetleri olumsuz etkilemeye devam edecektir. Zaman içinde düşme göstermekle birlikte dünya ortalamasına göre yüksek düzeylerde bulunan reel faiz oranları da kısa vadeli sermaye hareketleri açısından yüksek karlı bir ortam sunarak, Türk Lirasının aşırı değerlenmesine katkıda bulunmaktadır. Türkiye ekonomisinin yakalamış olduğu istikrar ortamı ekonomik göstergelere de yansımakta ve Türkiye’de genel ekonomik yapı önemli bir iyileşmeye işaret etmektedir. Türkiye bu olumlu eğilimi AB üyelik süreci gibi dış olumlu göstergelerle destekleyerek diğer ekonomik sorunları ile birlikte cari hesaplarındaki dengesizlik problemine de çözüm üretebilecektir.Ancak özellikle kısa vadede döviz kuru ve faiz oranlarındaki dengesizliği ortadan kaldıracak politika değişikliklerine ihtiyaç bulunmaktadır. FAYDALANILAN KAYNAKLAR1.AKAT, Asaf Savaş, (2006),“2006 tahminleri (1)”, Vatan, (1 Ocak).2.AKDİŞ, Muhammet (2000), Global Finansal Sistem, Finansal Krizler ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları.3.AKDİŞ, Muhammet (2004), "Kısa Vadeli Sermaye Hareketlerinin Yol Açtığı Finansal Krizler ve Bu Krizleri Önlemede Kullanılabilecek Araçlar: Tobin Vergisi", Active Bankacılık ve Finans Dergisi, Yıl:6, Sayı:36, (Mayıs-Haziran), s.36-48.4.APERGIS, Nicholas, Konstantinos P. KATRAKILIS., and Nicholas M. TABAKIS, “Current account deficit sustainability: The case of Greece”, Applied Economics Letters, 2000, 7, 599-603. 5.AYSAN, Mustafa (2005), “Ekonominin Döviz Açığı”, Radikal, (16 Mart).6.BABAOĞLU, Barış (2005), Türkiye’de Cari İşlemler Dengesi Sürdürülebilirliği, TCMB Uzmanlık Tezi, Ankara.7.BAHARUMSHAH Ahmad Zubaidi, Evan LAU and Stilianos FOUNTAS (2003),“On the sustainability of current account deficits:evidence from four ASEAN countries”, Journal of Asian Economics, Volume 14, Issue 3,June, 465-487. 8.CANSEN, Ege (2006), “Ekonomide dışa açılma nitelik değiştiriyor”, Hürriyet, 4 Ocak. 9.DADUSH Uri, Dipak DASGUPTA, and Dilip RATHA (2000) “The Role of Short-Term Debt in Recent Crises”, IMF-Finance and Development, December, Volume 37, Number 4.
10.DOOLEY Michael P., David Folkerts LANDAU, Peter M GARBER., “The US Current account deficit and economic development: collateral for a total return swap”, NBER Working Paper, 10727.
11.EDWARDS, Sebastian (2001), “Does The Current Account Matter”, Nber Working Paper 8275.12.------------------------------(2005), “Is the US Current Account Deficit Sustainable? And if not, how costly is adjustment likely to be?”, Draft for confererence peresentation, march 16,2005.www.nber.org.13.FELDSTEIN, Martin (2000)“Aspects of Global Economic Intergration: Outlook for the Future” NBER Working Paper,7899. 14.FLOOD, Robert P. and Nancy P. MARION (1996),“Speculative attacks:Fundamentals and self-fulfillig prophecies”, Nber,Working Paper, 5789.15.FONTAINE, Thomson (2005), Currency Crises in developed and emerging market economies: E comparative empirical treatment, IMF Working Paper, WP/05/13.
16.FREUND, Caroline (2005), “Current account adjustment in industrial countries”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 1278-1298.
17.FREUND, Caroline and Frank WARNOCK (2005), “ Current account deficits in industrial countries: the bigger they are, the harder they fall”, www.nber.org.
18.GANDE,Amar and David PARSLEY (2004), “Sovereign Credit Ratings and International Portfolio Flows , Presented at the Joint ECB/IMF Workshop, November 16-17, www.imf.org.
19.GHYSELS, Eric and Junghoon SEON (2005), “The Asian financial crises: The role of derivativ securities trading and foreign investors in Korea”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 607-630.
20.GÖKÇE, Deniz (2005), “İthalat Artışının Kaynakları, Akşam, (29 Aralık).21.GOLDFAJN, Ilan and Rodrigo O VALDES. (1997), “Capital Flows and the Twin Crises: The Role of Liquidity”, IMF Working Paper, WP/97/87. 22.GÜNEŞ, Hurşit (2006), “2006'ya girerken: Ekonomide kritik yıl”, Milliyet, (6 Ocak). 23.Hazine (2005),http://www.hazine.gov.tr/guncelduyuru/2006finasmanprograi_sunum.pdf24.Hazine (2006), 5.1.2006 TarihliBasın Duyurusu.
25.HOLMAN, Jıll A. (2001), “Is the large US current account deficit sustainable”, FRBKS Economic Rewiew, 1/2001, www.kc.frb.org
26.Hurriyet (2005a), (12 Ekim).
27.---------- (2005b), (2 Aralık).
28.IMF (2000), “Debt- and Reserve-Related Indicators of External Vulnerability”, March-23.
29.----- (2005), Country Report-Turkey, November-2005, 05/412. 30.KAMINSKY, Graciela, Saul LIZONDO and Carmen M. (REINHART (1998), “Leading Indicators of Currency Crises”, IMF Staff Papers, Vol.45, No.1,1-45.
31.KANDIL, Magda andIda Aghdas MIRZAIE (2003), “The effects of exchange fluctiations on output and prices: Evidence form developing countries”, IMF Working Paper, WP/03/200.
32.KRUGMAN, Paul (1979), “A model of balance –of- payment crises”, Journal of money, credit and banking”, Vol. 11, August, 311-25.
33.KUMCU, Ercan (2005), “Kaynaklarımızın üzerinde harcıyoruz”, Hürriyet, (24 Kasım).34.LIPSEY, Robert, E (2001). “Foreign Direct Investors in Three Financial Crises”, Nber, Working Papers, 8084.35.LOUNGANI, Prakash and Assaf RAZIN (2001), “How Beneficial Is Foreign Direct Investment for Developing Countries?”, IMF- Finance and Development, June, Volume 38, Number 2.
36.MANN, Catherine, L. “Is the US current account deficit sustainable?”, IMF, Finance and Development, Marc 2000, Volume 37, Number 1.
37.MILESI-FERRETI, Gian Maria and Assaf RAZIN (1996a), “Sustainability of persistent current account deficits”, Nber Working Paper Series, 5467. 38.-------------------------------------------------------------- (1996b), “Current Account Sustainability: Selected East Asian and Latin American experiences”, Nber Working Paper Series, 5791.
39.OBSTFELD, Maurice and Kenneth ROGOFF (2004), “Is the Current Account Deficit Sustainable?” Nber Working Paper,10869.
40.OSTRY, Jonathan D. “ Current Account Imbalances in ASEAN Countries: Are they a problem?”, IMF Working Paper, WP/97/51. 41.ÖZMEN, Erdal (2005), “Macroeconomic and institutional determinants of current account deficits”, Applied Economic Letters, 2005, 12, 557-560. 42.ÖZTRAK, Faik (2005), “Tüketim Cari Açığı Arttırıyor”, Milliyet, (28 Ekim).43.PITCHFORD, J.D. (1989), A Sceptical View of Australia’s Current Account and Debt Problem, Australian Economic Review 86, 5-14.44.REINHART, Carmen M. (2002), Default, “Default, currency crises and sovereign credit ratings”, NBER, Working Papers,8738.
45.REISEN, Helmut, “Sustainable and excessive current account deficits”, OECD Development Centre, Working Paper, 132.
CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİSORUNUVETÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELERTasam Stratejik Öngörü Dergisi, Sayı:8, 2007, s.15-40.Prof. Dr. Muhammet AKDİŞPamukkale Üniversitesiİkt. ve İd. Bil. Fakültesihttp://makdis.pamukkale.edu.trÖZETCari hesaplar dengesinin açık vermesisorunu gelişmekte olan ülkeler kadar bazı gelişmiş ülkelerin de önemli problemlerinden birisidir. Aslında bir ülkenin gelirinden fazla harcama yapmasından veya tasarrufundan fazla yatırım yapmasından kaynaklanan bu durumun varlığından çok sürdürülebilirliği tartışma konusudur. Türkiye ekonomisi tarihi süreç içerisinde aşağı yukarı sürekli cari açık sorunları ile karşılaşmıştır. Ancak 2005 yılı cari açığının 22 milyar dolar gibi bir miktara ve GSMH’nın %6’sı gibi bir orana ulaşacak olması tedirginliği arttırmıştır. Özellikle cari açıkların GSMH’nın %5’ini aşmasının kriz işareti olarak yorumlandığı ve Türkiye’nin geçmişte de cari açıkların büyük olduğu dönemlerde krizlere uğradığıdikkate alındığındacari açıkların sürdürülüp sürdürülemeyeceğimerak edilmeye başlanmıştır.Cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda üzerinde durulan temel değişkenler, ihracat, ithalat, reel efektif döviz kuru, faiz oranları, kısa vadeli sermaye hareketleri, uzun vadeli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ortamının istikrarı gibi unsurlardır. Bu unsurlar açısından Türkiye ekonomisi incelendiğinde, diğer değişkenler itibariyle önemliiyileşmeler sağlandığı ancak özellikle döviz kuru ve faiz oranlarında dengeden uzakta olunduğu anlaşılmaktadır. THE SUSTAINABILITY PROBLEM OF CURRENT ACCOUNT DEFICITS ANDTHE DEVELOPMENTS IN TURKISH ECONOMYABSTRACTThe problem that the balance of current accounts give deficits is one of the major problems faced by developing countries as well as some developed ones. The point of discussion is the sustainability rather than the existence of this situation which is caused by the fact that a country spends more than its revenues or a country invests more than its savings.Turkish economy in her historical periods frequently faced with these current deficits problems. However, the raise of currents deficit in 2005 to 22 billion dollar and to the ratio of 6% of GNP has increased anxieties. Considering that current accounts exceeds the 5% of the GNP and it is seen as a sign of a crisis, and also thinking that crisis unfolded in the past with deficits of current accounts, the question whether deficits of current accounts will be lasted became an important discussion point.The main variables on the sustainability of the current deficits are various as the export, import, reel effective foreign exchange, interest rates, short term capital movements, long term capital movements, structure of debts, exchange reserves and the sustainability of investing environments. As the Turkish economy is analysed in terms of these factors, it is found out that the economy is far from the balance at exchange and interest rates, although significant improvements are seen regarding other variables. I-GİRİŞCari açık olgusu bazı gelişmiş ülkelerle birlikte özellikle gelişmekte olan ekonomilerin temel problemlerinden biridir. Gelişmiş ekonomilerin büyük çoğunluğu veya petrol gibi doğal kaynak zengini ülkeler dışında hemen hemen tüm gelişmekte olan ekonomilerin sıklıkla karşılaştıkları bu problem zaman zaman finansal krizlerin de çıkmasına yol açmıştır. Çünkü cari açığın finanse edilebilmesindeki güçlükler veya cari açığı finanse ediyor gözüken kalemlerdeki ciddi yön değişiklikleri finansal krizlerin de tetikleyicisi olmaktadır. Şili ve Meksika’da 1980’lerin başlarında, Meksika ve Arjantin’de 1990’ların ortalarında ve Güneydoğu Asya ülkelerinde 1990’ların sonlarında görülen finansal krizler hep büyük ve kalıcı cari denge açıkları ile birlikte görülmüşlerdir. Bu nedenle finansal krizlerin yayılmasında cari açıkların büyüklüğünün önemli roller üstlendiği kabul edilmiştir (Baharumshah, 2003). Türkiye ekonomisi uzun zamandır dış açık problemi ile karşı karşıyadır. Bu problem ülkemizde zaman zaman krizler ve istikrar programları ile sonuçlanan gelişmelere yol açmıştır. Dünya uygulaması ile Türkiye’nin geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, 2005 yıl sonu itibariyle cari açığın 22 milyar dolar seviyesine çıkacağı, cari açığın GSMH’ya oranının ise %6’yı aşacağı beklenmektedir. Cari açık miktarlarının daha önce karşılaşılmamış büyüklükte olması, cari açıkların GSMH’ya oranında da kritik eşik olarak kabul edilen %5 oranının (Freund, 2005) geçiliyor olması, Türkiye’de oluşan cari açığın bir krize yol açıp açmayacağını ve cari açığın sürdürülebilirliğini ciddi olarak tartışmaya açmıştır. IMF’de cari açıkların Türkiye ekonomisinin geleceğinde en dikkate değer konulardan birisi olduğunu ifade etmiştir (IMF, 2005). Bu nedenle cari denge olgusu Türkiye ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Aşağıda bu konudaki düşüncelerimiz açıklanacaktır. II-ÖDEMELER BİLANÇOSU DENGESİ VE CARİ AÇIKLARBir ülkenin dış alem ile olan ekonomik ilişkilerinin ayrıntılıbir dökümünü gösteren ödemeler bilançosu, özellikle dış ticaret dengesive cari dengekonusunda dikkatle takip edilmektedir. Çünkü, ithalat ve ihracat farkından oluşan dış ticaret dengesi eğeraçıkla kapanıyorsa bu açığın kapatılmasına yönelik bir dizi değişkenin devreye girmesi gerekmektedir. Oluşan dış ticaret açığı ilk olarak hizmet gelirleri ile kapatılmaya çalışılır. Bu gelirlerle açık kapanmıyorsao zaman yatırım gelirleri ve cari transferler gündeme gelecektir. Dış ticaret dengesinde oluşan açığın hizmet, yatırım ve cari transfer kalemleri ile ortadan kaldırılamaması cari işlemler hesabının açık vermesi sonucunu doğuracaktır.Geniş anlamda düşünüldüğünde cari açık, bir ülkenin harcamalarının tasarruflarından fazla olmasından kaynaklanmakta ve dış finansmanla kapatılmaya çalışılmaktadır. Yani, cari denge hesabındaki negatif büyüklük dış alem giderlerinin dış alem gelirlerinden fazla olmasının sonucudur. Toplam yurtiçi harcamaların, toplam yurt içi tasarruflardan fazla olması, bir dış tasarrufa ihtiyaç gösterecektir ki, bu da cari açık olarak karşımıza çıkacaktır. GSMH = C+I+G+(X-M)+F (dış alem gelirleri)ise, (1)GSMH-C-G-I=X-M+F’dir.(2)GSMH’dan tüketim ve devlet harcamalarını çıkardığımızda tasarruflar kalacağına göre; (GSMH-C-G)=S (3)olur.O zaman bu eşitliği; S-I=(X-M)+F (4)olarak da yazmamız mümkündür. Dış ticaret dengesini temsil eden (X-M) ile dış alem gelirlerini temsil eden (F) toplamı ise bize cari dengeyi, [CD=(X-M)+F](5)verecektir. Öyle ise eşitliğimiz, S-I=CD (6)haline gelmektedir. (6) nolu eşitlikte de görüldüğü gibi, bir ülkedeki tasarruflar ile yatırımlar arasındaki fark cari dengeyi oluşturmaktadır. Eğertasarruf yatırım eşitliği var ise cari denge sıfır bakiye vermekte; tasarruflar fazla ise cari denge pozitif (fazla), tasarruflar yetersiz ise cari denge negatif (açık) bakiye ile kapanmaktadır. Cari açık ortadan kaldırılmak isteniliyorsa, ya tasarruflar arttırılacak ya da yatırımlar kısılacaktır. Ekonomik büyümeyive tasarrufları da arttıracak olan geliri arttırmak için yatırımları arttırmak gerektiğine göre, tasarruf yetersizliği içindeki ülkelerin cari açık vermekten başka alternatifi kalmamaktadır. (2) Numaralı eşitliği; GSMH-C-G-I=CD (7)olarak yazdığımızda ise cari dengenin milli gelir ile harcamalar arasındaki fark olduğu görülecektir. Gelir harcamalardan yüksek ise bakiye pozitif (fazla), harcamalar gelirden büyükse bakiye negatif (açık) ortaya çıkmış olacaktır. Burada da aynı analizi yapmak mümkündür. Geliri arttırmak için yatırım yapmak gerektiğine göre, gelişmekte olan ülkelerin cari açık sorunu gelirile harcamaların dengelendiği noktaya kadar devam edecektir. Sonuç ne olursa olsun ödemeler bilançosu dengede olur. Her bilançoda bir kalemdeki fazlalık veya eksiklik, diğer kalemlerdeki fazlalık veya eksiklik tarafından kapatılır. Ancak açığı kapatan kalemlerin yapısı ve özellikleri bir ülke ekonomisinin gelecek perspektifi açısından çok önemlidir. Yani ödemeler bilançosunda ilk açığın oluştuğu dış ticaret dengesi ve sonrasındaki her alt kalem ülke ekonomisi açısından durumun nezaketini arttırmaktadır. Dış ticaret bilançosunun her kalemi ülkeye giren veya çıkan dövizlerin miktarını göstermektedir. Ödemeler bilançosunun ilk dengesini oluşturan dış ticaret açığı, eğer hizmetler dengesindeki gelir fazlalıkları ile karşılanabiliyorsa en iyi durum, eğer burada da açık veriliyor ve dengenin sağlanmasında sermaye hesabından yararlanılıyorsa daha az iyi bir durum; cari açığın kapanmasında kısa vadeli sermaye hareketleri daha önemli bir işlev görüyorsa riskli bir durum, cari açık sermaye hesabı ile de kapatılamıyor ve rezerv hareketlerine müracaat gerekiyorsa o zaman kötü bir durumdan bahsetmek mümkündür. Yani bilançonun ilk kaleminden başlayarak aşağıya doğru sıralanan bütün gelişmeler eğer bir öncekinin açığını kapatmaya yönelikse o ülke ekonomisindeki gelişmelerin ciddiyetle analiz edilmesine ihtiyaç vardır. Ancak açık oluşturan kalemlerin yapısı ve özellikleri de burada göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıda da bahsedildiği gibi cari açığın oluşumu çok önemlidir. Eğer bu oluşum ithalat harcamalarının büyüklüğünden kaynaklanıyorsa, o zaman da ithalat kalemlerinin özellikleri önem kazanmaktadır. İthalat, ara ve yatırım mallarının çokluğuna bağlı ise ekonomik büyümenin tetiklenmesi söz konusu olabilecektir. Ara ve yatırım malları ithalatının, yani büyümenin dış alem gelirleri ile finanse edilmesi özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından çok da büyük problem olmayabilecektir. Bu durumda yabancılar özel sektör yatırımlarını finanse edecekler, bu da milli ekonominin büyümesine katkı yapacak ve başkaca bir sorun doğurmayacaktır. III-DÜNYA’DA CARİ AÇIK PROBLEMİCari açık problemi öncelikle gelişmekte olan ülkelerin problemi olduğu kadar, bazı gelişmiş ekonomilerin de problemleri arasında yer alır. Özellikle ABD cari açık sorunu en başta gelen ülkelerdendir. Tablo.1’e baktığımızda gelişmiş ekonomiler içinde 2004 rakamları ile 668 milyar dolarlık açıkla ABD’nin başı çektiği görülecektir. Bunun dışında İspanya, Avustralya gibi ülkeler de cari açık problemine sahiptirler. Önemli miktardaki gelişmiş ülke ise cari fazlalar vermektedir. Hatta Japonya’nın 172 milyar dolarlık, AB ülkelerinin de toplamda 46 milyar dolarlık cari işlem fazlaları bulunmaktadır. Gelişmekte olan ekonomiler içinde ise yine 2004 rakamları ile Hindistan’ın 800 milyon dolarlık, Meksika’nın da 7.5 milyar dolarlık cari işlem açığı bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da bu açık sürecinin devam edeceği öngörülmektedir. Tablo.1 Seçilmiş Ülkeler İtibariyle Ödemeler Bilançosundaki Cari Açık Miktarları (Milyar Dolar)
2000
2001
2002
2003
2004
2005*
Gelişmiş EkonomilerABDAB BölgesiJaponyaDiğer gelişmiş ekonomiler2
–262.0–416.0–37.0119.671.4
–210.8–389.57.087.883.9
–222.5–475.248.5112.691.6
–219.6–519.726.7136.2137.2
–314.0–668.146.7172.1135.3
–451.1–759.023.7153.1131.1
Yeni Sanayileşen Asya Ülkeleri
40.1
50.6
59.3
84.4
90.2
78.0
Diğer gelişen piyasalar ve gelişen ülkeler(fazla veren asya ülkeleri hariç)
88.443.8
42.510.2
85.831.0
143.975.3
227.7134.6
410.1278.7
Bölgesel GuruplarAfrikaMerkezi ve Doğu AvrupaBağımsız devletler topluluğu
7.3–32.746.146.1
0.7–16.632.640.7
–8.2 –24.5 32.1 72.3 30.0 –16.0
–3.1 –37.3 35.9
0.6–50.163.193.0
12.5 –56.4 105.3 109.7 217.621.5
Rusya
44.6
33.4
30.9
35.4
59.9
101.8
Çin
20.5
17.4
35.4
45.9
68.7
115.6
Hindistan
–4.6
1.4
7.1
6.9
–0.8
–13.5
Brezilya
–24.2
–23.2
–7.6
4.2
11.7
13.1
Meksika
–18.6
–17.6
–13.5
–8.6
–7.4
–8.3
*TahminKaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.Bazı ülkeler itibariyle cari açığın GSMH’ya oranlarına baktığımızda ise yine ABD’yi bu konuda oldukça ileride görmekteyiz. Tablo.2’den de görüleceği üzere, ABD’nin yıllar itibariyle cari açığının GSMH’ya oranı devamlı artış göstermiş, 2000’de %4.2 olan bu oran 2004’de %5.7’ye yükselmiştir. Bu yükselişin devam edeceği de beklenmektedir. ABD’den sonra cari açığın GSMH’ya oranında dikkat çeken iki ülke yine 2004 rakamları ile%7.5 oranı ile Portekiz, %5.3 oranı ileİspanya’dır. Avustralya ve Yeni Zelanda %6.4,İzlanda %8.5, Meksika %5.5 oranları ile yine dikkat çeken farklı ülkelerdir. Tablo.1 ve Tablo.2’nin birlikte incelenmesi ile görülebileceği gibi ileri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler itibariyle farklı miktarlar ve oranlar söz konusu olsa bile dünyanın farklı ülkelerinde cari açık problemi bulunmaktadır. Bu problem Türkiye açısından da uzun dönemdir devam eden bir sorun olma özelliğini korumaktadır. Tablo.2 Seçilmiş Bazı Ülkeler İtibariyle Cari Açık/GSMH’ya Oranları (1997-2006/%)
Ülkeler/Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
İleri Ekonomiler
–1.0
–0.8
–0.9
–0.8
–1.0
–1.3
–1.4
ABD
–4.2
–3.8
–4.5
–4.7
–5.7
–6.1
–6.1
AB Bölgesi
–1.2
—
0.9
0.3
0.6
0.4
0.3
Almanya
–1.6
0.2
2.2
2.1
3.8
4.3
4.4
Fransa
1.3
1.6
1.0
0.4
–0.4
–1.3
–1.5
Italya
–0.5
–0.1
–0.8
–1.3
–0.9
–1.7
–1.4
İspanya
–4.0
–3.9
–3.3
–3.6
–5.3
–6.2
–6.9
Yunanistan
–6.9
–6.2
–6.1
–5.6
–3.9
–3.9
–4.0
Portekiz
–10.3
–10.1
–7.6
–5.4
–7.5
–8.4
–7.7
İngiltere
–2.6
–2.2
–1.6
–1.5
–2.0
–1.9
–1.8
Avustralya
–4.1
–2.3
–4.1
–5.9
–6.4
–5.7
–5.0
Yeni Zelanda
–4.8
–2.5
–3.7
–4.2
–6.4
–7.4
–7.7
İzlanda
–10.5
–4.6
1.4
–5.1
–8.5
–12.0
–11.4
Rusya
38.9
29.7
25.7
23.3
29.4
35.8
36.5
Çin
7.3
5.8
9.7
9.5
10.5
14.0
12.1
Hindistan
–7.7
2.3
10.0
8.3
–0.7
–8.8
–9.0
Brezilya
–37.5
–34.4
–10.9
5.0
10.8
10.0
4.3
Meksika
–15.7
–15.5
–11.8
–7.3
–5.5
–5.4
–3.9
Kaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir. IV-TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIK PROBLEMİTürkiye ekonomisi aşağı yukarı bütün gelişme tarihi içinde dış açık problemi ile karşılaşmıştır. Yukarıda anlatılan çerçevedeTürkiye ekonomisindeki gelişmelerin son beş yılına baktığımızda (Tablo.3) gördüğümüz şudur: Türkiye ekonomisi son beş yılda sürekli cari açık problemi ile yüz yüze gelmiştir. 2000 yılı ve sonrasına bakıldığında her yıl verilen dış ticaret açıklarıöncelikle hizmet gelirleri ile finanse edilmeye çalışılmış, bu gelirler hiçbir zaman ticaret açıklarını finanse etmeye yetmediği için de cari açıklarla karşılaşılmıştır. Yıllar itibariyle de cari açıklar önemli ölçüde sermaye hesabındaki gelişmelerle kapatılmışlardır.Örneğin 2004 yılında verilen 23,8 milyar dolarlık dış ticaret açığının 12,8 milyar dolarlık kısmı hizmet gelirleri ile finanse edilmiştir. Ancak yatırım gelirleri de 5,5 milyar dolara yakın açık verdiği için toplam açık 16milyar doları geçmiş, 1,1 milyar dolarlık cari transfer sonrası dönem cari açığı 15,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu açık ise sermaye hesabındaki 17,6 milyar dolarlık fazlalık ile kapatılmıştır. Tablo.3’ü grafikleştirdiğimizde durum daha açık olarak görülecektir. Grafik.1’den de izlenebileceği gibi, dış ticaret dengesi vecari denge izlenen tüm yıllarda birlikte gelişme göstermiş; dış ticaret dengesi cari dengenin de sürükleyicisi olmuştur. 2000-2005 arasında dış ticaret dengesindeki açık ve fazlalar, cari dengenin da aynı şekilde sonuçlanmasına neden olmuşlardır. Ancak tabii ki ne dış ticaret açığı, ne de cari açık tek başına ekonominin bütününü açıklamaktan uzaktır. Cari açıktan hareketle ekonominin tümü hakkında veya ekonominin geleceği hakkında hüküm verebilmek için Cari açık/GSYİH oranına bakılması gerekmektedir. Büyüyen bir ekonomide cari açıklar verilmesi normal; ancak, GSYİH’nın belli bir yüzdesini geçen cari açıklar ise sürdürülemez olarak kabul edilmektedir. Türkiye ekonomisinin dışa açıldığı 1980 yılından itibaren gelişen dış ticaret, cari açık ve cari açık/GSMH dengelerine bakmak konuyu daha iyi aydınlatmak açısından gerekli olmaktadır. Tablo.4’de de görüldüğü gibi, Türkiye ekonomisi Cumhuriyeti 1980’li yıllar itibariyle 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve2001 yıllarında cari işlemler bilançosunu az veya çok fazla ile kapatmıştır. Sayılan yılların dışındaki yılların tamamında ise cari işlemler dengesi hep negatif sonuç vermiştir. 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve 2001 yıllarında ise yine dış ticaret dengesi fazla vermesine rağmen, cari işlemler dengesi açıkla kapanmıştır. Cari işlemler dengesinin GSMH’ya oranına baktığımızda ise oransal olarak en büyük açığın, 1980, 2000 ve 2004 yıllarında gerçekleştiği görülecektir. Bu yıllardaki açık diğer yılların hepsinden daha büyük bir oran olan %5’tir. Cari işlemler açıklarının en büyük oranlara ulaştığı, 1980 ve 2000 yıllarının ekonomik krizlerinpatlak verdiği ve ekonomik istikrar programlarının da uygulamaya konulduğu yıllar olmasına da dikkat edilmelidir. Grafik.1. Türkiye’de Yıllar İtibariyle Dış Ticaret Açıkları ve Cari Açıklar (2000-2005)Kaynak. Tablo.3 ‘deki verilere göre tarafımızdan düzenlenmiştir. Tablo.3 Türkiye’de Ödemeler Bilançosu Gelişmeleri (Analitik Sunum-Milyon $)
İşlemler/Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005*
A-
CARİ İŞLEMLER HESABI
-9819
3390
-1524
-8035
-15604
-18740
1.
İhracat f.o.b.
30721
34373
40124
51206
67047
69326
2.
İthalat f.o.b.
-52680
-38106
-47407
-65216
-90925
-98294
Mal Dengesi
-21959
-3733
-7283
-14010
-23878
-28968
3.
Hizmet Gelirleri
20364
16030
14783
19025
22928
24657
4.
Hizmet Giderleri
-8996
-6900
-6904
-8520
-10144
-10496
Mal ve Hizmet Dengesi
-10591
5397
596
-3505
-11094
-14807
5.
Yatırım Gelirleri
2836
2753
2486
2246
2651
3416
6.
Yatırım Giderleri
-6838
-7753
-7042
-7803
-8288
-8648
Mal, Hizmet ve Yatırım Geliri Dengesi
-14593
397
-3960
-9062
-16731
-20039
7.
Cari Transferler
4774
2993
2436
1027
1127
1299
B.
SERMAYE HESABI
C.
FİNANS HESABI
9584
-14641
1158
7120
17652
36729
8.
Yurtdışında Doğrudan Yatırım
-870
-497
-175
-499
-859
-938
9.
Yurtiçinde Doğrudan Yatırım
982
3268
1005
1706
2776
7249
10.
Portföy Hesabı-Varlıklar
-593
-788
-2096
-1386
-1388
-1218
11.
Portföy Hesabı-Yükümlülükler
1615
-3727
1503
3851
9411
12421
11.1.
Hisse Senetleri
489
-79
-16
905
1427
5528
11.2.
Borç Senetleri
1126
-3648
1519
2946
7984
6893
12.
Diğer Yatırımlar-Varlıklar
-1939
-601
-777
-986
-6955
2102
12.1.
Merkez Bankası
1
-39
-30
-28
-24
-16
12.2.
Genel Hükumet
0
0
0
0
12.3.
Bankalar
-1574
233
643
348
-5324
1129
12.4.
Diğer Sektörler
-366
-795
-1390
-1306
-1607
989
13.
Diğer Yatırımlar-Yükümlülükler
10389
-12296
1698
4434
14667
17113
13.1.
Merkez Bankası
619
735
1336
497
-209
-709
13.2.
Genel Hükumet
117
-1977
-669
-2194
-1163
-1977
13.3.
Bankalar
3736
-9644
-2016
2846
6564
8650
13.4.
Diğer Sektörler
5917
-1410
3047
3285
9475
11149
Cari,Sermaye ve Finansal Hesaplar
-235
-11251
-366
-915
2048
17989
D.
NET HATA VE NOKSAN
-2762
-1673
154
5012
2294
3826
GENEL DENGE
-2997
-12924
-212
4097
4342
21815
E.
REZERV VARLIKLAR(*)
2997
12924
212
-4097
-4342
-21815
14.
Resmi Rezervler
-354
2694
-6153
-4047
-824
-15350
15.
Uluslararası Para Fonu Kredileri
3351
10230
6365
-50
-3518
-6465
16.
Ödemeler Dengesi Finansmanı
*Ocak-Kasım/2005Kaynak:TCMBTablo.4 Türkiye’de GSMH-Dış Ticaret Dengesi ve Cari Denge (1923-2004)
GSMH (C.F.)
İHRACAT
İTHALAT
DIŞ TİC.DENG.
CARİ DENGE
C.DENGE/GSMH
YILLAR
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
(Milyon $)
1980
68.390,6
2.910,1
7.909,4
(4.999,3)
(3.408,0)
-0,05
81
56.418,7
4.702,9
8.933,4
(4.230,5)
(1.936,0)
-0,03
82
64.209,2
5.746,0
8.842,7
(3.096,7)
(952,0)
-0,01
83
60.491,5
5.727,8
9.235,0
(3.507,2)
(1.923,0)
-0,03
84
59.098,2
7.133,6
10.756,9
(3.623,3)
(1.439,0)
-0,02
85
66.890,6
7.958,0
11.343,3
(3.385,3)
(1.013,0)
-0,02
86
75.173,3
7.456,7
11.104,8
(3.648,1)
(1.465,0)
-0,02
87
85.980,1
10.190,1
14.157,8
(3.967,7)
(806,0)
-0,01
88
90.460,0
11.662,0
14.335,4
(2.673,4)
1.596,0
0,02
89
107.563,1
11.624,7
15.792,1
(4.167,4)
938,0
0,01
1990
152.000,6
12.959,3
22.302,3
(9.343,0)
(2.625,0)
-0,02
91
151.705,2
13.598,0
21.047,0
(7.449,0)
250,0
0,00
92
160.256,0
14.714,0
22.871,0
(8.157,0)
(974,0)
-0,01
93
181.806,2
15.345,0
29.428,0
(14.083,0)
(6.433,0)
-0,04
94
130.900,0
18.105,0
23.270,0
(5.165,0)
2.631,0
0,02
95
171.900,0
21.637,0
35.709,0
(14.072,0)
(2.339,0)
-0,01
96
184.600,0
23.224,0
43.627,0
(20.403,0)
(2.437,0)
-0,01
97
191.100,0
26.261,0
48.559,0
(22.298,0)
(2.638,0)
-0,01
98
204.725,6
26.973,0
45.921,0
(18.948,0)
1.984,0
0,01
99
186.911,8
26.587,0
40.671,0
(14.084,0)
(1.344,0)
-0,01
2000
201.500,0
30.721,0
53.131,0
(22.410,0)
(9.819,0)
-0,05
2001
144.600,0
34.373,0
(38.106,0)
(3.733,0)
3.390,0
0,02
2002
182.900,0
40.124,0
(47.407,0)
(7.283,0)
(1.524,0)
-0,01
2003
238.400,0
51.206,0
(65.216,0)
(14.010,0)
(8.035,0)
-0,03
2004
301.600,0
67.001,0
(90.925,0)
(23.924,0)
(15.647,0)
-0,05
2005*
360,0
73.1
(116.4)
(43,3)
(22,0)
-0,06
*GeçiciKaynak: www.mahfiegilmez.nom.tr-www.ceterisparibus.net- Hazine, Dış Ticaret Müst. ve TCMB Kaynaklarından derlenerek hazırlanmıştır. V-TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SEBEPLERİNE BAKIŞEkonomistler ikinci dünya savaşından sonra dünyanın farklı ülkelerinde ortaya çıkan cari açık problemlerini analiz etme konusunda zaman zaman farklı değişkenlerin üzerinde odaklanmışlardır. Bu odaklanma büyük ölçüde konjonktürel kriz oluşturan unsurların farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki gelişmeleri Edwards (2001)’den yararlanarak aşağıdaki şekilde özetlememiz mümkündür: A-İlk Cari Açıklar ve Elastikiyet Yaklaşımıİkinci dünya savaşından sonra oluşan cari açık krizleri genellikle iktisatçılar tarafından elastikiyet yaklaşımını içeren ödemeler dengesi teorisi çerçevesinde tartışılmıştır. Buna göre cari açık oluşumu, gelirler ile harcamalar arasındaki farktan meydana gelmektedir. Bu farkı oluşturan ise nisbi fiyat değişmelerine bağlı olarak ortaya çıkan ticari akım değişmeleridir. Bu durumda da cari dengesi açık veren ülkelerin devalüasyon yapması gerekmektedir. Devalüasyon nispi fiyatları açık veren ülke lehine değiştirerek cari dengenin kurulmasına hizmet edecektir. Gelişmekte olan ülkeler 1970’lere kadar bu politikanın etkisi ve baskısı ile hareket etmişlerdir. Ödemler dengesi krizleri konusundaki yaklaşımlar daha çok Krugman’ın (1979) yılındaki seminer çalışmasından sonra yayılmıştır. Bu çalışmalar ödemeler dengesi krizlerinin uluslararası rezervleri bitirten ve sonuçta da hükümetleri döviz kurunda değişikliğe gitmeye zorlayan yoğun genişletici para ve maliye politikaları gibi zayıf ekonomik temellerden kaynaklandığını belirtmişlerdir (Kaminsky v.d., 1998). B-Cari Açığın Zamanlararası Olgu Olduğu Düşüncesi, 1980’ler Borç Krizi ve Lawson Doktrini1970’lerin ikinci yarısından sonra özellikle 1973 petrol şokunu takip eden yıllarda pek çok gelişmekte olan ülke cari dengelerinde dalgalanmalar yaşamışlardır. Bu durum ekonomistleri dengesizliğin üzerinde düşünmeye itmiş ve sonuçta ticaret akımlarından hareketle cari dengenin zamanlararası boyutu üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu yaklaşımın iki temel öğesi vardır: Birincisi,temel ulusal hesaplara göre cari denge, tasarruflarla yatırımların farkına eşittir. İkincisi ise tasarruflar ve yatırımlar, yatırımların beklenen getirisive hayatın geleceği konusundaki düşünceler gibi zamanlararası değişkenlere bağlıdır. Öyle ise cari açık da zorunlu olarak zamanlararası bir olgudur. Bu dönemdeki iktisatçılar, yüksek cari açıkların yeni yatırım fırsatları oluşturacağını ve dolayısı ile bu konuyu büyütmemek gerektiğini ifade etmişlerdir. Sonuçta daha fazla yatırım yapılmış, bu da cari dengeyi daha fazla bozmuş; ancak bu konu çok önemli görülmemiştir. IMF ekonomistleri de bu düşünceyi onaylamışlardır. 1982’lerde baş gösteren dış borç krizinde bu anlayış ve uygulamaların büyük rolü olmuştur. Cari açıkların özel sektörün daha fazla yatırım ve daha az tasarrufunun sonucu olduğunu söyleyen bu yaklaşım dönemin İngiltere Maliye Bakanı Nigel Lawson’a atfen “Lawson Doktrini” olarak isim yapmıştır. Bu yaklaşıma göre cari açıklara göre, bütçe açıkları daha önemlidir ve üzerinde durulması gereken konu bütçe açıklarıdır (Reisen, 1998). Bu yaklaşıma, benzer analizi Avustralya ekonomisi için yapan iktisatçı J.D. Pitchford’un ismine izafeten “PitchfordTezi” de denilmektedir. Pitchford (1989), Avustralya ekonomisinde 1980’lerin ikinci yarısından sonra ortaya çıkan büyük cari açıkların önemli olmadığını, çünkü bu açıkların özel sektörün yatırımları ile tasarrufları arasındaki farktan kaynaklandığını; yatırımların kar fırsatlarının, tüketimlerin de zamanlararası uyum düzeltmesinin bir sonucu olduğunu, dolayısı ile sıkı mali disiplin uygulayan bir hükümetin bu konuda müdahalesinin olamayacağını belirtmiştir. Pitchford’un yaklaşımları Avustralya ekonomisi için büyük oranda doğru çıkmış; Avustralya 1991-2005 arasında büyük cari açıklarla (ortalama %5), ekonomik büyümesini de (ortalama %3) birlikte devam ettirmiştir. C-1982 Borç Krizi Sonrası Cari Açığa Bakışlar1982 borç krizinden sonra iktisatçılar Lawson doktrininden vazgeçmişler ve tasarruflar yüksek ve artıyor olsa bilecari açıkların önemli problemlerin habercisi olduğunu açıklamaya başlamışlardır. Özellikle Şili’nin 1982 yılında uğradığı krizin özel sektöre yönelik sermaye girişlerinin yol açtığı %14 oranındaki cari açıklardan kaynaklandığının tartışılması Lawson doktrininde de önemli bir çatlağa yol açmıştır. D-Sermaye Hareketlerinde 1990’lardaki Şişme, Cari Denge ve Meksika Krizi1980’lerde pek çok gelişmekte olan ülke uluslararası sermaye piyasaları ile ilişkisini kesmişti. Uluslararası sermaye piyasaları ile ilgisine kesen ülkelerden bazılarıaz miktarda cari açık verdi, bazıları ise cari dengelerini fazlalarla kapattılar. 1990’ların başlarında ise pek çok gelişmekte olan ülke özel sermaye akımları için cazibe merkezi haline geldi. Özellikle Latin Amerika ülkeleri bu süreçte ihracatlarının %35’ini aşanmiktarda net fon girişine sahne oldular. Bu ülkeler geniş kapital girişlerinin karşılığında, doğal olarak rezervlerindeki hızlıartış kadar sermaye hesaplarında da geniş açıklar verdiler. 1990’lardaMeksika’ya da hızlı bir uluslararası sermaye girişi oldu. 1992-1994 arasında Meksika GSMH’nın %7’si kadar cari açık verdi.Ancak Lawson Doktrini bazı çevrelerde hala geçerliliğini sürdürüyordu ve bu durumun problem olmayacağı; çünkü mali dengenin kontrol altında olduğu, bu açığın özel sektörün kararlarından oluştuğu söyleniyordu. Sonuçta 1994 Meksika krizi patlak verdi.E-1990 Finansal Krizleri Sonrası Cari Denge Konusuna Yaklaşımlar1994 Meksika krizinden sonra pek çok iktisatçı Lawson Doktrininin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünmeye başladı. Cari açıkların iyi huylu bir olgu olamayacağı tartışılmaya açıldı. Hele hele üç-dört yıl süreyle gerçekleşen ve GSMH’nın %5’in geçen cari açıkların tehlike işareti olarak görüldüğü ve hemen karşı tedbirlerin alınması gerektiği ifade edildi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a). 1997 yılında patlak veren ve tüm bölgeyi etkisi altına alan Asya krizinde de bu ülkelerin büyük cari açıklar içerisinde olmaları tartışıldı (Kaminsky v.d, 1998). 1997 krizi öncesinde Güney Doğu Asya ülkelerinin Malezya hariç büyük cari açıklar içinde olmasından hareketle, cari açıkların kriz habercisi olduğu vurgulandı (Baharumshah v.d., 2003). Ancak yenilerde yapılan daha ileri kriz modelleri cari açıkların finansal krizlerde merkezi bir role sahip olmadığını ortaya koymaktadırlar (Edwards, 2001). Bu çalışmalarda finansal krizlerin finansal kırılganlıkların bir sonucu olduğu ve cari açıklardan bağımsız olduğu vurgulanmıştır. Finansal krizlerin kendi kendini tetikleyen beklentilerin bir sonucu olduğu, bankaların yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı, borçlanma kısıtlamalarına bağlı olduğu şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Gelinen aşama ise cari açıkların varlığı bir kriz işareti olarak görülmezken, bu açıkların sürdürülüp, sürdürülemeyeceği konusu önem kazanmıştır. Özellikle kritik eşik olan %5’lik sınır geçildiğinde gelir düşmeleri ve döviz kuru değişmeleri olarak ayarlama sürecinin başlayacağı ve bunun da üç-dört yıl alacağı açıklanmaya çalışılmıştır (Freund, 2005). VI-CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SORUNUGünümüz iktisat dünyasında tartışılan konu cari açıkların sürdürülebilir olup olmadığıdır. Doğal olarak cari açıkların sürdürülebilirliği, cari açık oluşturan unsurların neler olduğunun tespitine bağlı bulunmaktadır. Aslında cari açıkları oluşturan sorunlar bellidir. Çünkü dış ticaret açığı kalemleri olan ithalat ve ihracatın miktarlarını etkileyen faktörler ile hizmet gelirlerini oluşturan kalemlerin miktarlarını etkileyen faktörler bilinmektedir. Dış ticaret dengesini oluşturan ithalat (M), milli gelir (Ye) ile reel döviz kurlarının (R); ihracat (X) ise gene reel döviz kuru ile ihracat yapılan ülkelerin milli gelirinin (Yf) bir fonksiyonu olmaktadır.Cari denge, dış ticaret dengesi ile net dış alem faktör gelirlerinden (iNFA) meydana gelmektedir.Dış alem faktör gelirleri net dış varlıkların (NFA) getirisi olarak hesaplanır. Yani, NFA=Dış varlıklar(FA)-Dış yükümlükler(FL)’dir. Dış alem faktör gelirleri ise faiz oranı ile net dış varlıkların çarpımından oluşur (iNFA=NFA.i). Bu durumda cari denge, bir ülkenin milli gelirinin, diğer ülkelerin milli gelirinin, döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının bir fonksiyonu olmaktadır. Yani; CD= f(Ye, Yf, R, NFA, i)’dir. (8)Bu durumda bir ülkedeki milli gelir değişmelerinin, ülkenin ticaret yaptığı ülkelerdeki milli gelir değişmelerinin, reel döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının tümünün cari dengenin oluşmasında belli oranda etkili olduklarını kabul etmek gerekmektedir.Cari açıklar üzerinde yapılan ekonometrik analizler de benzer unsurları dikkate almışlardır. Finlandiya (1992), Meksika (1992), İsveç (1992) ve Şili (1992)’de karşılaşılan ödemeler dengesi krizlerinin bir bankacılık krizi ile başladığından hareketle sermaye hareketleri ile bu ikiz krizler arasındaki bağlantıyı açıklayan yaklaşımlar (Goldfajn and Valdes, 1997); kurumsal ve makroekonomik istikrar yanında her ülkenin kendi parası ile borçlanmasını sağlayacak bir uluslararası sermaye piyasasının yokluğu (Özmen, 2005); döviz kurundaki ani değişikliklerin tetikleyeceği sermaye hareketleri (Apergis v.d, 2000); yabancı yatırımcıların ülke menkul kıymetlerine olan aşırı talebi, özellikle ABD için yapılan çalışmalarda net uluslararası yatırım pozisyonu, dolar kurunun düşüklüğü, euro-dolar, yen-dolar paritesi gibi değişkenler (Edwards, 2005);gelir artış seviyesindeki düşmeler (Freund and Warnock, 2005); dış yükümlülüklerin seviyesi, yatırımların dağılımı, makroekonomik politikalardaki esneklik (Ostry, 1997); yüksek tasarruf düzeyi, yüksek açıklık derecesi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996b); ticarete konu olan ve olmayan mallar yanında tasarruf ve verimlilik davranışlarının altında yatan sebepler, reel döviz kuru değişmeleri( Obstfeld and Rogoff, 2004); verimlilikteki ve sermaye piyasalarındaki gelişmeye bağlı servet artışları (Holman, 2001); dünya ekonomisindeki durgunluk, konjonktürel dalgalanmalar, verimlilik değişmeleri, küreselleşme ve piyasa esneklikleri, menkul kıymetlerin getirileri (Mann, 2000), dış borç verme ve alma konusundaki yapı, gelişme ve kalkınma stratejileri ve uluslararası parasal sistem (Dooley v.d., 2004); döviz kuru politikası ile birlikte dış borçların seviyesi ve kompozisyonu, yatırım-tasarruf düzeyi, uluslararası ticaretin bileşimi ve açıklık düzeyi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a); dışa açık menkul kıymet fiyatlarındaki gelişmeler, yüksek enerji fiyatları, para ve maliye politikalarındaki değişmeler, sosyal güvenlik harcamalarındaki değişmeler ( Obstfeld and Rogoff, 2004) gibi pek çok faktör cari açıkların oluşumu ve sürdürülebilirliğianalizlerine konu edilmişlerdir. Türkiye’de özellikle 2005 sonu itibariyle beklenen önemli büyüklükteki cari açık konusunda da farklı açıklamalar olmuştur. Bazı iktisatçılar bu açığın TL’nin aşırı değerlenmesine yol açan yüksek faiz oranlarından kaynaklandığını (Cansen, 2006); ülkenin tasarruf açığından veya tasarruflarından daha fazla yatırım ve tüketim yapılmasından doğduğu (Kumcu, 2005); uygulanan yanlış para politikasının TL’yi aşırı değerli hale getirerek iç talep balonunu şişirdiği (Akat, 2006); cari denge açığının artışında döviz kuru ve reel büyüme etkisinin bariz olduğu (Gökçe, 2005); kısa süreli sermaye hareketlerindeki giriş artışı ve yüksek faiz oranlarından kaynaklandığı (Aysan, 2005); özel kesim tüketim harcamalarının özel kesim tasarruflarını aşması veya özel kesimin tasarruf yetersizliğine bağlı olduğu (Öztrak, 2005); döviz ucuzluğunun tetiklediği ithalat artışından kaynaklandığı (Uras, 2005); yüksek reel faizlerden kaynaklanan kısa vadeli spekülatif sermaye akımlarına bağlı olduğu (Yeldan, 2005); özel borçlanma ve talepteki artışların etkili olduğu (IMF, 2005); kurdaki değerlenme, petrol fiyatlarındaki artış ve büyüme artışının (Yıldırım, 2005a) önemli etkisi olduğu gibi farklı değişkenleri öne çıkaran farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Cari açık oluşturan unsurlar üzerinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan analizler, yatırım ve tasarruflar, yatırımların sektörel dağılımı, ülkenin dışarıya açıklığı, ihracat ve ithalatın dağılımı, ülkenin mali yapısı, bütçe ve dış borç dinamikleri, cari açıkları finanse eden sermayenin yapısı, dış ticaret hadleri, ülkenin diğer ülkelere göre rekabet gücü, uygulanan döviz kuru programı, politik istikrar, ülkenin sahip olduğu rezervler, piyasa beklentilerine göre oluşan faiz oranları ve tahvil fiyatları, enflasyonun düşüklüğü (Babaoğlu,2005) gibi pek çok değişkenin de rollerine değinmişlerdir. VII-TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLERCari açıkları oluşturan unsurların hepsini Türkiye açısından incelediğimizde ülkemizde, ihracat miktarındaki gelişmeler, ithalat kalemlerinin yapısı, dış ticareti doğrudan ilgilendiren reel döviz kurları, cari açığı finanse eden kısa ve uzun vadeli sermaye hareketlerindeki gelişmeler ve beklentiler, ülke rezervleri, faiz oranları, borçların büyüklüğü ve yapısı, yatırım ortamının istikrarı gibi değişkenler öne çıkmaktadır. A-Türkiye’de İhracatın Gelişimiİhracat performansı dışa açık bir ekonominin sürükleyici gücüdür. Kısa vadede dış ticaret bilançosundan kaynaklanan açıkların kapatılması, uzun vadede ise ülkenin cari dengesine ulaşması ihracatında gösterdiği gelişmeye bağlıdır. Ekonomistler ihracatın milli gelire oranının artmasını cari açıkların krize yol açmadan sürdürülebilmesi açısından önemli görmektedirler (Babaoğlu, 2005).Tablo.5 Türkiye’de geçen on yıllık süreçte dış ticaretteki gelişmeleri göstermektedir. Tablo.5’in incelenmesi ile de görüleceği gibi Türkiye’de ihracat hem rakamsal olarak, hem de milli gelirin bir yüzdesi olarak devamlı artmaktadır. Dolar kurunda sırasıyla %170 ve %96 gibi büyük oranlı yükselişlerin yaşandığı 1994 ve 2001 yılları dışında ihracatın ithalatı karşılama oranı da %60’lar civarında seyretmiştir. Hele hele döviz kurlarında 2002 yılından beri negatif değişmeler olan Türkiye’nin bu yıldan itibaren ihracatını düzenli olarak arttırması, cari işlemler dengesi açısından olumlu bir gelişme olarak görülebilir.Tablo.5 Türkiye’de Dış Ticaret Gelişmeleri (1994-2005)
Yıllar
DIŞ TİCARET (Milyon $)
İHR / İTH
DÖVİZPARİTE
İHRACAT
Değ.%
İTHALAT
Değ.%
DENGE
HACiM
%
$/TL
Değ.%
1993
15.345
4,3
29.428
28,7
-14.083
44.773
52,1
11.008
59,9
1994
18.106
18,0
23.270
-20,9
-5.164
41.376
77,8
29.764
170,4
1995
21.637
19,5
35.709
53,5
-14.072
57.346
60,6
45.918
54,3
1996
23.224
7,3
43.627
22,2
-20.402
66.851
53,2
81.544
77,6
1997
26.261
13,1
48.559
11,3
-22.298
74.820
54,1
152.161
86,6
1998
26.974
2,7
45.921
-5,4
-18.947
72.895
58,7
261.293
71,7
1999
26.587
-1,4
40.671
-11,4
-14.084
67.258
65,4
419.542
60,6
2000
27.775
4,5
54.503
34,0
-26.728
82.278
51,0
626.486
49,3
2001
31.334
12,8
41.399
-24,0
-10.065
72.733
75,7
1.228.837
96,1
2002
36.059
15,1
51.554
24,5
-15.495
87.613
69,9
1.511.055
23,0
2003
47.253
31,0
69.340
34,5
-22.087
116.593
68,1
1.502.995
-0,5
2004
63.121
33,6
97.540
40,7
-34.419
160.661
64,7
1.429.778
-4,9
2005 (G)
73.122
14,7
116,48
16,3
-43,358
189,602
62,9
1,3350
-6,6
Kaynak: DTM.B-Türkiye’de İthalatın Gelişimi ve YapısıDış ticaret açıklarına ve dolayısı ile de cari açıklara ithalat artışının sebep olduğu açıktır. İhracattan fazla olan ithalat, hizmet gelirleri ile de finanse edilemezse cari dengesizliklere sebebiyet vermektedir. Öyle ise ithalat artışını sınırlamak veya ithalatı azaltmak dış ticaret ve cari açıkların ortadan kaldırılmasına yarayabilecektir. Gerçekten böyle midir? Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ithalat artışını durdurmak veya ithalatı azaltmak mümkün müdür? Bu sorulara ülkemiz açısından doğru cevaplar verebilmek için ithalatın bileşimine bakmak gerekmektedir.Tablo.6’da görüldüğü gibi Türkiye’de ithalatın %85’i ara ve yatırım mallarından oluşmaktadır. %15’lik bölüm ise tüketim malı kaynaklı ithalattır. Günümüz gümrük birliği, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) standartları gibi engeller sebebiyle gelir ve refah artışına bağlı tüketim malı ithalatını frenlemek ne kadar mümkün değilse; yatırım ve üretim gücünü, rekabet gücünü devam ettirebilmek için gerekli ara ve yatırım malı ithalatınıkısmak da o derecede mümkün görülmemektedir. Kaldı ki, tüketim malı denilen kalemlerin içinde dayanıklı, yarı dayanıklı mallar ve ilaç da önemli bir oran tutmaktadır. Ayrıca yapılan ara ve yatırım malları ithalatının ticarete konu olmayan malların üretimine yönelik yatırımlara gitmesinin uzun vadede ihracata bir katkısının olmayacağı iddiası ise (Babaoğlu, 2005), mevcut dönem için doğru olsa bile ithalatı ve ihracatı etkileyen üretim kapasitesi itibariyle düşünüldüğünde gelecek için doğru değildir. Tablo.6 Türkiye’de İthalatve İthalat Kompozisyonu
YILLIK
2000
2001
2002
2003
2004
YATIRIM MALLARI
11.380
6.954
8.400
11.326
17.397
ARA MALLARI
35.995
30.286
37.656
49.735
67.549
İşlenmemiş madeni yakıt ve yağlar (petrol v.b)
6.125
5.633
6.204
7.978
9.933
TÜKETİM MALLARI
6.928
3.814
4.898
7.813
12.100
İşlenmemiş gıda maddeleri
178
115
127
119
149
İşlenmiş gıda maddeleri
317
239
300
404
528
Benzin
344
166
329
494
556
Binek otomobilleri
2.596
588
814
2.220
4.214
Sanayide kullanılmayan taşıt araçları
66
35
33
39
119
Diğer tüketim malları
3.429
2.671
3.295
4.537
6.535
Dayanıklı tüketim malları
1.126
623
687
917
1.440
Evde kullanılan elektrikli ve elektriksiz cihazlar
392
191
176
261
404
Mobilyalar
185
115
126
170
283
Diğerleri
549
317
386
486
751
Yarı dayanıklı tüketim malları
932
731
869
1.265
1.911
Dayanıksız tüketim malları
1.371
1.317
1.739
2.355
3.184
İlaçlar
806
884
1.208
1.675
2.258
Diğerleri
565
433
531
680
926
DİĞERLERİ
199
345
600
466
493
TOPLAM
54.503
41.399
51.554
69.340
97.540
Kaynak:DTM.Türkiye’de cari açığın 2005 yılı itibariyle büyük çıkmasına sebep olan 2002 yılından itibaren artan ithalat rakamlarında yükselen enerji fiyatlarının da etkisini ihmal etmemek gerekmektedir. Kasım 2002'de Irak ile ilgili 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı alınmasından önce 19-27 dolar aralığında seyreden varil petrol fiyatı,2005 sonu itibariyle 60 dolar seviyelerini test etmiştir. Türkiye’nin ham petrol faturası 2000-2004 yılları arasında yaklaşık %50 artarken, 2005’in Ocak-Ekim döneminde 2004’ ün aynı dönemine göre %50’ye yakın oranda artmıştır (DTM). Tüm bunlar göz önüne alındığında ithalat artışını durdurmanın, ara ve yatırım malları gibi büyüme için, ilaç v.b. tüketim malları gibi yaşam standartları içinzorunlu mallar dolayısı ile mümkün olmadığı görülecektir. Bu durumda ithalat artışından doğacakcari denge açıklarını ortadan kaldırmak için ihracat ve hizmet gelirlerini arttırmak daha öne çıkmaktadır. C-Türkiye’de Reel Döviz Kurundaki GelişmelerCari dengenin sürdürülebilirliği açısından pek çok çalışmada dikkate alınan en önemli gösterge reel döviz kurundaki değişmelerdir. Reel döviz kurunda milli para lehine meydana gelen değişmeler, yani milli paranın değerlenmesi, yurtdışı malları yurtiçi mallara göre daha ucuz hale getirerek hem ülkenin rekabet gücünü kırarak ihracatını, hem de fiyat avantajları ile ithalatını olumsuz etkilemektedir. Milli paradaki değerlenme, talebi, yurtiçi mallardan yurtdışı mallara kaydırmaktadır. Özellikle döviz kurlarındaki beklenmeyen dalgalanmalar, milli para talebi, ithalat ve ihracat yoluyla toplam talebi ve ithal edilen ara ve yatırım malları fiyatları yoluyla da toplam arzı etkilemektedir (Kandil and Mirzaie, 2003). Dolayısı ile reel döviz kurlarındaki değişmeler ithalat ve ihracat hacminin belirlenmesinde büyük rol üstlenmektedir.
Türkiye’de reel efektif döviz kurunda görülen gelişmelerTablo.7’de gösterilmektedir. Buna göre 1995=100 hesabıyla ve Türkiye’nin yoğun ticaretinin olduğu 19 ülke tüketici fiyatlarını esas alan hesaplamaya göre Türk Lirası 2005/Kasım ayı itibariyle %71 değerli görülmektedir. 17 ülkeyi esas alan toptan eşya veya üretici fiyatlarına göre hesaplanan üretici fiyatları bazlı göstergede demilli paranın değerlilik oranı %46’dır. Bu durum Türkiye’nin rekabet gücünü, yurtiçi-yurtdışı mal talebini ve dolayısı ile de dış ticaret dengesi yolu ile cari dengesini olumsuz etkileyen unsurlardan en önemlisidir. Reel efektif döviz kurundaki yükseklik, ithal, ara ve yatırım malları fiyatlarının düşüklüğü dolayısı ile maliyet avantajları sağlasa da,bu durum ithal girdi kullanan sanayi sektörleri dışındaki sektörleri etkilememektedir. Dolayısı ile milli paradaki yaklaşık %71 değerlenmenin mevcut cari denge açıklarında büyük rol oynadığı açıkça söylenebilecektir.Reel efektif döviz kurundaki yüksekliğin devamı uzun vadeli cari denge perspektifinde de en önemli olumsuz unsur olma özelliğini korumaktadır. D-Türkiye’de Faiz OranlarıBir ekonomide milli faiz oranları ile uluslararası faiz oranları arasındaki farklar kısa süreli sermaye hareketlerinin yön ve yer değiştirmesinesebep olmaktadır. Milli piyasalardaki nisbi faiz yüksekliği uluslararası fonları cezbederek (Dadush v.d, 2000), ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasına katkı sağladığı gibi milli paranın aşırı değerlenmesine yol açarak dış ticaret ve dolayısı ile cari dengenin bozulmasına da sebep olmaktadır. Güneydoğu Asya krizinde de aşırı ölçüde giren kısa vadeli fonların oluşturduğu ihracatı düşürücü ve banka borçlarını arttırıcıetkiler görülmüştür (Fontaine, 2005). IMF ‘de Türkiye’deki yüksek faiz oranlarını bir kırılganlık işareti olarak gördüğünü ifade etmiştir (IMF, 2005).
Tablo.7 Türkiye’de Reel Efektif Döviz Kuru İndeksi
TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)
ÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)*
Ara-95
103,1
97,0
Ara-96
101,7
100,1
Ara-97
115,9
110,7
Ara-98
120,9
107,9
Ara-99
127,3
108,8
Ara-00
147,6
118,3
Ara-01
116,3
107,3
Ara-02
125,4
117,1
Ara-03
140,6
126,3
Ara-04
143,2
131,3
Ara-05
171,2
146,7
* Endekste artış TL'nin reel değer kazancını ifade etmektedir.
Kaynak: TCMB
Tablo.8’de Türkiye’de geçmiş on yıllık süreç itibariyle faiz oranları ve reel faizler gösterilmiştir. Tablo.8’in incelenmesi ile de anlaşılacağı gibi on yıllık periyotta sadece 2000 yılında negatif reel faiz yaşanmış, onun dışındaki yıllarda tümüyle pozitif reel faiz söz konusu olmuştur. Hazine’nin sıkı disiplin uyguladığı, kamu borçlanma gereğinin azalmaya, kamu bütçesinin fazla vermeye başladığı 2005 yılında bile reel faizler %8,5 gibi dünya ortalamasının çok üzerinde bir büyüklük göstermiştir. Milli paranın değerini belirleyen TCMB’nın gecelik borç almafaiz oranları da günümüz itibariyle yüksek bir orandır. Gecelik faiz oranları 2002’lerdeki %57 düzeyinden, Ocak-2006 başı itibariyle %13,5 seviyelerine inmiştir (TCMB). Ancak 2006 yılında beklenen enflasyonunun TÜFE’de %6 olduğu düşünüldüğünde gecelik faiz oranları yaklaşık bir mislireel fazlalığa tekabül etmektedir.Tablo.8 Türkiye’de yıllar itibariyle kamu borçlanmafaiz oranları ve reel faizler(1994-2005)
Yıllar
Ort. İç Borçl.Faizi(%)
Tüfe (%Artış)
Reel Faiz (%)
1994
164,4
125,5
38,9
1995
121,9
78,9
43,0
1996
135,2
79,8
55,4
1997
127,2
99,1
28,1
1998
122,5
69,7
52,8
1999
109,5
68,8
40,7
2000
36,1
39
-2,9
2001
99,8
68,5
31,3
2002
63,9
29,7
34,2
2003
44,5
18,4
26,1
2004
24,9
9,3
15,6
2005
16,2
7,7
8,5
Kaynak: Hazine, TUİK, Yıldırım(2005b)’den yararlanılarak tarafımızdan düzenlenmiştir. Hazinenin ve TCMB’nin faizlerindeki bu büyüklükler hem milli paranın değerliliği, hemsıcak paranın cezbedilmesi, hem de kamu borçlanma maliyetleri açısından çok önemlidir. Zaten de böyle olmuş ve 2005 yılı itibariyle aşırı sıcak para girişlerive yüksek faizler dolayısı ile TL aşırı değerliliğini koruyarak cari dengeyi olumsuz şekilde etkilemiştir. Türkiye’nin cari dengesini istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi için reel efektif döviz kurlarının normal seviyelerine inmesi, TL’nin aşırı değerli pozisyondan kurtarılması gerekmektedir.E-Türkiye’de Kısa Vadeli Sermaye HareketleriKısa vadeli sermaye hareketleri ülkelere kısa vadeli amaçlar için gelmektedirler. Onun için bütün finansal krizlerde kısa vadeli sermaye hareketleri hemen hızlı bir geri dönüş sürecine girmişlerdir (Lipsey, 2000). Kısa vadeli sermaye hareketlerinin ve sermaye piyasalarındaki yabancı varlığının uzun vadeli kontratlarını bozarak dövize dönmeleri ile sürü etkisini tetikledikleri ve krizin derinleşmesi sağladıkları ortaya konulmuştur (Ghysels and Seon, 2005). Latin Amerika, Güneydoğu Asya, Rusya ve Türkiye’de meydana gelen krizlerde kısa vadeli spekülatif sermaye hareketlerinin ani çıkışlarının önemli rolleri olmuştur (Akdiş, 2000). Türkiye’de kısa vadeli sermaye hareketlerinin hesaplanması konusunda farklı tartışmalar söz konusudur. Çünkü özellikle son yıllarda ödemeler bilançosunun net hata-noksan kalemindeki artışların büyük oranda kaynağı tam tespit edilemeyen kısa vadeli sermaye hareketlerinden meydana geldiği tahmin edilmektedir. Bu durum dikkate alınarak hazırlanan Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişi Tablo.9’da verilmiştir. Tablo.9’da da görüleceği gibi sadece Ekim-2005’e kadar giren sıcak para miktarı 13,8 milyar dolara ulaşmıştır. Türkiye’ye sermaye hareketleri yoluyla son bir yılda net hata ve noksan hariç net 30 milyar 911 milyon dolarlık giriş yaşandığı da belirtilmektedir. Yapılan hesaplamalara göre bu miktarın 2 milyar 821 milyon doları net doğrudan yabancı yatırımlardan, 11 milyar 287 milyon doları portföy yatırımlarından, 15 milyar 166 milyon doları kredi yoluyla bankalar ve diğer sektörlerin borçlanmalarından, 858 milyon doları mevduat girişlerinden kaynaklanmıştır (Hurriyet, 2005a). Yine yapılan hesaplamalara göre, geçen yıl kasım ayı sonunda YTL’ye dönüştürülüp bir yıl süreyle hisse senetlerinde tutulan "sıcak para", hem döviz kurundaki düşüş hem de hisse senedi fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar nedeniyle son bir yıllık dönemde dolar bazında yüzde 78.9 oranında getiri sağlamıştır. Hisse senetlerinin YTL bazındaki getirisi ise yüzde 69.4 düzeyinde gerçekleşmiştir (Hürriyet, 2005b).Kısa vadeli yüksek getiri amacıyla yurda giden kısa vadeli sermayenin büyük boyutlara ulaşması, milli paranın değerlenmesi ile meydana getirdiği olumsuz sonuçlar yanında, ani çıkış hareketleri ile krizi tetikleme ve arttırma deneylerini de akla getirmektedir. Kısa vadeli sermaye hareketlerine bu açıdan bakıldığında Türkiye’de önemli miktarda sıcak para olduğu görülecektir. 1994, 2000 ve 2001 krizlerinde 5-7 milyar dolarlık sıcak para çıkışlarının krizi derinleştirdiği düşünüldüğünde (Akdiş, 2004), sıcak para açısından Türkiye’de hassas bir durumun varlığından söz edilebilir. Her ne kadar kısa vadeli sermaye hareketlerinin önlenmesi, vergilenmesi gibi yaklaşımlar globalleşme eğilimleri ile bağdaştırılamasa da, ülkenin kısa vadeli sermaye açısından cazip olmaktan çıkarılmasında ekonomik istikrarın devamı açısından büyük fayda bulunmaktadır. Buna da en başta merkez bankasının gecelik faizlerinin düşürülmesiyle başlamak gerekmektedir. Tablo.9 Türkiye’de Yıllar İtibariyle Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri (milyon dolar)
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005/10
Portföy Hesabı (Yükümlülükler)
1123
703
1950
2344
-5089
4188
1.615
-3.727
1.503
3.957
9.209
10.276
Net Hata ve Noksan
1911
2459
1499
-987
-697
1721
-2.762
-1.671
152
5.033
2.349
3.583
TOPLAM (Net Sıcak Para Girişi)
3034
3162
3449
1357
-5786
5909
-1147
-5398
1655
8990
11558
13859
Kaynak: TCMB verilerinden yararlanarak tarafımızdan oluşturulmuştur. F-Türkiye’de Uzun Vadeli Sermaye HareketleriUzun vadeli sermaye hareketleri ev sahibi ülkeye, finansal yatırımlarla ve dış ticaretle sağlayamayacağı teknoloji transferini getirmek, beşeri sermayeyi geliştirmek, kar ve gelirlerini kısa süreli sermaye hareketleri gibi yurtdışına çıkarmamak, ölçek ekonomileri, marka, araştırma-geliştirme gibi aktiviteleri arttırmak gibi faydalar sağlar (Feldstein, 2000). Ayrıca uzun vadeli sermaye hareketleri, kriz dönemlerinde kısa vadeli sermaye hareketleri, borçlanmalar gibi araçlara göre daha istikrarlı ve daha dayanıklıdırlar. 1980’lerde Latin Amerika’da, 1994-1995 Meksika krizlerinde ve 1997 Güney Doğu Asya krizlerinde uzun vadeli sermaye hareketlerinin istikrarlı yapısı açıkça ortaya çıkmıştır. Çünkü uzun vadeli sermaye hareketleri milli ekonomiye ilk problemde ülkeden kaçamayacak kadar bağlanmışlardır. Bu özellikleri sebebi ile de pek çok gelişmekte olan ülke diğer yatırım araçlarına göre uzun vadeli sermaye hareketlerine dönüş yapmışlardır (Loungani, 2001).Türkiye’ye yıllar itibariyle giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları Grafik.2’de gösterilmektedir. Grafik.2’den de izlenebileceği gibi özellikle son yıllar itibariyle Türkiye’ye giren dış doğrudan yabancı yatırımlar artmaktadır. Ekim-2005 tarihi itibariyle Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 11.707’ye, toplam dış doğrudan yabancı yatırım da 4 milyar dolara; toplam yatırım miktarı ise Ocak-Ekim/2005 arasında olmak üzere 25 milyar dolara yaklaşmıştır (Hazine).Bu durum Türkiye’nin bugünkü ve gelecekteki cari denge sorununun çözümü açısından büyük öneme sahip bulunmaktadır. Uzun vadeli sermaye hareketlerinin AB üyelik sürecinde artarak devam edeceği beklentisi ise cari denge sorununun sürdürülebilirliği noktasından geleceğe umutla bakılmasına sebep olmaktadır. Grafik.2 Türkiye’de dış doğrudan yabancı yatırım miktarları (milyon dolar)Kaynak: HazineG-Türkiye’de Toplam Borçlar ve Borç Ödeme Kapasitesi 1990-1997 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerin yabancı bankalara olan borcu175 milyar dolardan 454 milyar dolara çıkmıştır.Kısa vadeli borçlardaki bu yükselme Meksika (1994-1995), Güney Doğu Asya (1997-1998), Rusya ve Brezilya (1998-1999) krizlerinin anahtar değişkenidir ( Dadush v.d, 2000). Dolayısı ile kısa vadeli borçların artması, cari dengenin sürdürülebilirliği açısından da bir risk oluşturmaktadır. Türkiye’nin borç gelişimi ve gelinen son durum Tablo.10’da gösterilmektedir. Tablo.10’dan da izlenebileceği gibi Türkiye’nin toplam borçları 2000 yılından itibaren sürekli artmaktadır. Ancak kamu toplam borç yükünün GSMH’ya oranı özellikle 2001 yılında yükseldiği %110’luk seviyesinden sonra 2003 yılından itibaren azalma eğilimine girmiş ve %70’ler seviyesine düşmüştür. Doğal olarak burada Maastrich kriterlerine göre 10 puanlık bir yükseklik söz konusudur. Ancak trendin azalma yönünde olduğu gözlemlenmektedir. Ayrıca borçların vade yapılarında ve faiz oranlarında da belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. TL cinsinden borçlanma kağıtlarında ortalama faizler bileşik bazda%16’lara inmiş;vadeler ise ortalamada 27,5 ay düzeylerine yükselmiştir. Bu oranların 2002 yılında sırası ile %62 ve 9 ay olduğu göz önünde bulundurulduğunda iç borçlanmada belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. Dış borçlanmalarda da benzer şekilde, 2002’lerde %10’larda olan euro cinsi tahvillerin faizleri %6’lar düzeyine inmiştir. Hazine’nin 4 Ocak 2006 tarihinde ihraç ettiği 30 yıl vadelitahvillerinkupon faizi yüzde 6.8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran Amerikan tahvillerine göre 25 baz puanlık bir getiri farkına karşılık gelmektedir. Bu tahvillere 18 ülkeden ihraç miktarının 4 katı oranında talep gelmesi de önemlidir. Kamu borçlanma gereği de 1993-2002 ortalaması %10’lar düzeyinde iken, 2005 sonu itibariyle %1’ler düzeyine inmiştir (Hazine, 2005, 2006). Dolayısı ile tüm bu gelişmeler borçlar, borçların çevrilebilirliği ve cari dengenin sürdürülebilirliği açısından Türkiye’de önümüzdeki dönemde herhangi bir risk bulunmadığını, hatta bu konularda cari dengeyi daha da rahatlatacak gelişmeler yaşanabileceğini göstermektedir. Tablo.10 Yıllar itibariyle borçlar ve borç rasyoları
BORÇ GÖSTERGELERİ
Birim
2000
2001
2002
2003
2004
2005
Kamu Brüt İç Borç Stoku
Milyar YTL
36,4
122,2
149,9
194,4
224,5
243,8
Kasım
Tahvil
Milyar YTL
34,4
102,1
112,8
169,0
194,2
225,9
Kasım
Bono
Milyar YTL
2,1
20,0
37,0
25,4
30,3
17,9
Kasım
Kamu Kesimi İç Borç Stoku ($)
Milyar $
58,1
99,2
99,0
129,6
155,2
180,6
Kasım
Toplam Dış Borç Stoku
Milyar USD
118,6
113,7
130,2
145,3
161,8
165,2
II Ç
Orta Uzun Vadeli Dış Borçlar
Milyar USD
90,3
97,3
113,8
122,3
129,9
128,3
II Ç
Kısa Vadeli DışBorçlar
Milyar USD
28,3
16,4
16,4
23,0
31,9
36,9
II Ç
Kamu Brüt Dış Borç Stoku
Milyar USD
53,0
59,8
71,8
76,9
76,8
69,0
II Ç
Kamu Toplam Brüt Borç Yükü
GSMH’Nın %
55,4
110,9
94,5
86,8
77,0
69,3
Kas.; II Ç
İç borçlanma faizleri
Yıllık bileşik %
62,7
46,0
24,7
16,3
Kasım
Dış borçlanma maliyetleri
Euro%
9,9
9,9
6,3
5,3
İç borçlanmanın ort.vadesi
Ay
9,0
11,5
14,7
27,4
Kaynak: Hazine, http://www.mahfiegilmez.nom.trH-Türkiye’de Döviz RezervleriDöviz rezervlerindeki azalmaların ve yetersizliğin Güneydoğu Asya krizlerinde önemli bir rol oynadığından bahsedilmektedir (Fontain, 2005).Ayrıca Krugman ‘da (1979), döviz rezervlerindeki azalışla birlikte ödemeler dengesi krizlerinin artacağını belirtmiştir. Birinci ve ikinci nesil kriz modellerinde rezervlerin önemli rollere sahip oldukları anlaşılmıştır. Özellikle Meksika krizinde 1994 yıl sonuna doğrurezervlerin çok düşük seviyelere geldiği görülmüştür (Flood and Marion, 1996). Krizlere dayanıklılık yanında sürdürülebilir bir cari açık için de yeterli düzeyde bir rezerv zorunluluğu bulunmaktadır (Apergis v.d, 1998). Gelişmiş ülkeler itibariyle konu değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerde rezervlerin kısa vadeli borçlara oranının %13 (Fransa) ile %65 (ABD) arasında bir değer aldığı görülür. Rezervlerin ithalata oranı ise %7(İngiltere),%48(İsviçre) arasındaki değerlerdir (IMF, 2000).Türkiye Grafik.3’den de izlenebileceği gibi uluslararası rezervlerini sürekli yükseltmiş; 2001/Kasım ayında meydana gelen krizle birlikte 18 milyar dolara gerileyen döviz rezervleri, 2005 sonları itibariyle 50 milyar doları aşmıştır. Türkiye’nin kısa vadeli borçlarının toplamının yaklaşık 180 milyar dolar, ithalatının dayaklaşık 110 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde; rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %27, rezervlerin ithalata oranı ise %45’dir. Dolayısı ile gelişmiş ülke oranları ile karşılaştırıldığında şu an itibariyle gerek dış borç ve gerekse ithalatın finansmanı konusunda rezervler açısından bir risk görünmemektedir. Ancak rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %1,44 ile %2,50 arasında gayet yüksek düzeylerde olan Kolombiya, Venezüella ve Malezya 1994-1997 arasında krizlerle karşılaşmışlardır (IMF, 2000). Bu nedenle Türkiye’nin rezervlerini biraz daha arttırmasında yarar görülebilir.Ayrıca düşük döviz kurları sebebiyle Türkiye’nin rezervlerini şu aşamalarda daha da arttırması daha kolaydır. Böyle bir operasyon Türkiye açısından hem döviz kurunun dengesini bulması, hem kriz risklerini azaltması, hem de milli parasının istikrarını güvence altına alması açısından çok yararlı olacaktır. Grafik.3 Türkiye’de brüt uluslararası döviz rezerv miktarları (milyar dolar)Kaynak: TCMBİ-Türkiye’nin Uluslar arası Piyasalardaki Kredi DerecesiBir ülkenin uluslararası piyasalardaki kredi derecesi, o ülkeye olan kısa ve uzun vadeli sermaye akımlarının belirleyicisi olmaktadır. Kredi dereceleri o ülkenin borçlanma risk pirimi üzerinde önemli etkilere sahip olmakta, borçlanmasındaki kolaylık ve zorluk derecelendirmelerle irtibatlı bulunmaktadır (Reinhart, 2002). Her ne kadar sermaye girişi ile kredi derecelendirme arasında doğrusal bir bağdan bahsedilemese bile özellikle bir ülkeden sermaye kaçışının, o ülkenin kredi derecesinin düşürülmesi ile yakından ilgili olduğunu geçmiş deneyler ortaya koymuştur (Gande and Parsley, 2004). Ayrıca en azından mevcut yapının ve trendin korunması, yatırım ikliminin devam etmesi açısından kredi derecelerindeki artışların önemi büyüktür. Bu anlamda baktığımızda Türkiye’nin kredi notu 2002 yılından itibaren önemli iyileştirmeler göstermektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s’un 2002 sonrasındaki değerlendirmeleri Tablo.11’de sunulmuştur. Tablo.11’den de görüleceği gibi Türkiye’nin kredi notu Ocak-2002 tarihinden itibaren düzenli olarak yükselmiştir. Özellikle son yıl ve aylar itibariyle kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu sürekli yükselttikleri görülmüştür. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notu görünümünü durağandan pozitife çevirdiğini ve “BB-” olan uzun vadeli hem döviz hem de lira cinsi kredi notlarını teyit ettiğini açıklamıştır (6.12.2005). Daha sonra Mart-1997'den bu yana Türkiye’nin notunu değiştirmeyen Moody's’inkredi notunu B1'den Ba3'e yükselterek Standart and Poor’s ve Fitch ile aynı düzeye geldiği ilan edilmiştir (15.12.2005). Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düzenli olarak yükseltmeleri, Türkiye’ye kısa ve uzun vadelisermaye girmesi, Türkiye’nin borçlanma faizlerindeki risk prim aralığını daraltması, kolay borçlanabilmesi vecari açıklarını finanse etmesi konusunda da güvende olmasını sağlamaktadır. Bu açıdan Türkiye’de yatırım ikliminin iyileştiği, ekonomik istikrar ve mali disiplin devam ettiği sürece de Türkiye’ye olan ilginin artacağı beklenmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de gelecek dönemde cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda bir risk görülmemektedir. Tablo.11 Standart and Poor’s’un Türkiye Derecelendirmesi
Dönemler
Dereceler
Notlar
2002/1
B-
Durağan
2002/3
B-
Pozitif
2002/7
B-
Negatif
2002/11
B-
Durağan
2003/7
B-
Durağan
2003/10
B-
Durağan
2003/11
B+
Durağan
2004/3
B+
Pozitif
2004/10
BB-
Durağan
Kaynak: Hazine(2005)’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir. VIII-SONUÇTürkiye uzun yıllardan beridış ticaret açığı ve cari açık problemleri ile karşı karşıyadır. 2005 yılı itibariyle ise 22 milyar dolara yakın ve GSMH’ya oranı %6’yı aşan bir cari açıkla tarihi bir açık rekorunun arifesinde bulunmaktadır. Özellikle cari açıkların yüksek olduğu dönemlerde ülkemizin krizlerle karşılaşmış olması, diğer gelişmekte olan ekonomilerde görülen krizlerin de bir ödemeler dengesi krizi ile birlikte ortaya çıkmış olması, ekonomimizin geleceği açısından tedirginliği arttırmıştır. Dünya’da cari açık problemi ile karşılaşan tek ülke ülkemiz değildir. Ayrıca başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkeler de uzun yıllardır büyük cari açıklarla birlikte yaşamışlardır. Özellikle Avustralya yüksek cari açıkları, yüksek büyüme oranları ile birlikte götürmeyi başarmıştır. Ekonomisi büyüyen, tasarrufları harcamalarına yetmeyen veya döviz gelirinden daha fazla döviz gideri olan ülkeler açısından cari dengenin açık vermesi kaçınılmazdır. Bu nedenlerle artıkcari açığın varlığı ve büyüklüğünden ziyade sürdürülebilir olup olmadığı tartışılmaktadır. Cari açığın sürdürülebilir olup olmadığı ise çok farklı verilerle analiz edilmektedir. Cari açığın sürdürülebilirliği açısından dikkate alınan çeşitli göstergeler vardır. Bu göstergeler ihracat, ithalat, döviz kuru, faiz oranları, kısa ve uzun dönemli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ikliminin devamlılığı gibi unsurlarıdır. Türkiye’de ihracatın gelişimi önemli bir performans göstermektedir. Özellikle döviz kurlarındaki düşme ve rakip ülkelerdeki maliyet avantajlarına rağmen 2005 yılında Türkiye’nin ihracatı bir önceki yıla göre %15 civarında artarak 73 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatla birlikte ithalat da artmakla birlikte bu artış Türkiye’nin büyümesi açısından gerekli ara ve yatırım malları ithalatından meydana gelmektir. Uzun vadeli sermaye hareketleri açısından Türkiye özellikle son yıllar itibariyle cazibe merkezi olmaya başlamış, özellikle 2005 yılında ülkeye giren uzun vadeli sermaye bir önceki yıla göre neredeyse %100 oranında artarak 5 milyar dolara yaklaşmıştır. Türkiye borçlanmasında da önemli bir iyileşme sağlamış ve kamu borçlanma gereğini azaltarak, toplam kamu borç oranını Maastrich kriterlerine yaklaştırmıştır. Döviz rezervleri itibariyle 50 milyar doları geçen bir hacimle uluslararası standartlara göre yine iyi bir durumdadır. Yatırım ikliminin devamlılığı, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının art arda artan not düzeyleri ile de teyit edilmektedir. Türkiye’dekicari açıklarının sürdürülebilirliğinde döviz kurunun düşüklüğü ve faiz oranlarının yüksekliğien önemli kırılma noktaları olarak görülmektedir. Türk Lirasının reel efektif döviz kuru indeksine göre %70 oranında değerli olması, hem ihracatı hem de ithalatı olumsuz etkilemektedir. Uzun vadede de Türk Lirasının aşırı değerliliği ihracat, ithalat ve döviz kazandırıcı diğer faaliyetleri olumsuz etkilemeye devam edecektir. Zaman içinde düşme göstermekle birlikte dünya ortalamasına göre yüksek düzeylerde bulunan reel faiz oranları da kısa vadeli sermaye hareketleri açısından yüksek karlı bir ortam sunarak, Türk Lirasının aşırı değerlenmesine katkıda bulunmaktadır. Türkiye ekonomisinin yakalamış olduğu istikrar ortamı ekonomik göstergelere de yansımakta ve Türkiye’de genel ekonomik yapı önemli bir iyileşmeye işaret etmektedir. Türkiye bu olumlu eğilimi AB üyelik süreci gibi dış olumlu göstergelerle destekleyerek diğer ekonomik sorunları ile birlikte cari hesaplarındaki dengesizlik problemine de çözüm üretebilecektir.Ancak özellikle kısa vadede döviz kuru ve faiz oranlarındaki dengesizliği ortadan kaldıracak politika değişikliklerine ihtiyaç bulunmaktadır. FAYDALANILAN KAYNAKLAR1.AKAT, Asaf Savaş, (2006),“2006 tahminleri (1)”, Vatan, (1 Ocak).2.AKDİŞ, Muhammet (2000), Global Finansal Sistem, Finansal Krizler ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları.3.AKDİŞ, Muhammet (2004), "Kısa Vadeli Sermaye Hareketlerinin Yol Açtığı Finansal Krizler ve Bu Krizleri Önlemede Kullanılabilecek Araçlar: Tobin Vergisi", Active Bankacılık ve Finans Dergisi, Yıl:6, Sayı:36, (Mayıs-Haziran), s.36-48.4.APERGIS, Nicholas, Konstantinos P. KATRAKILIS., and Nicholas M. TABAKIS, “Current account deficit sustainability: The case of Greece”, Applied Economics Letters, 2000, 7, 599-603. 5.AYSAN, Mustafa (2005), “Ekonominin Döviz Açığı”, Radikal, (16 Mart).6.BABAOĞLU, Barış (2005), Türkiye’de Cari İşlemler Dengesi Sürdürülebilirliği, TCMB Uzmanlık Tezi, Ankara.7.BAHARUMSHAH Ahmad Zubaidi, Evan LAU and Stilianos FOUNTAS (2003),“On the sustainability of current account deficits:evidence from four ASEAN countries”, Journal of Asian Economics, Volume 14, Issue 3,June, 465-487. 8.CANSEN, Ege (2006), “Ekonomide dışa açılma nitelik değiştiriyor”, Hürriyet, 4 Ocak. 9.DADUSH Uri, Dipak DASGUPTA, and Dilip RATHA (2000) “The Role of Short-Term Debt in Recent Crises”, IMF-Finance and Development, December, Volume 37, Number 4.
10.DOOLEY Michael P., David Folkerts LANDAU, Peter M GARBER., “The US Current account deficit and economic development: collateral for a total return swap”, NBER Working Paper, 10727.
11.EDWARDS, Sebastian (2001), “Does The Current Account Matter”, Nber Working Paper 8275.12.------------------------------(2005), “Is the US Current Account Deficit Sustainable? And if not, how costly is adjustment likely to be?”, Draft for confererence peresentation, march 16,2005.www.nber.org.13.FELDSTEIN, Martin (2000)“Aspects of Global Economic Intergration: Outlook for the Future” NBER Working Paper,7899. 14.FLOOD, Robert P. and Nancy P. MARION (1996),“Speculative attacks:Fundamentals and self-fulfillig prophecies”, Nber,Working Paper, 5789.15.FONTAINE, Thomson (2005), Currency Crises in developed and emerging market economies: E comparative empirical treatment, IMF Working Paper, WP/05/13.
16.FREUND, Caroline (2005), “Current account adjustment in industrial countries”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 1278-1298.
17.FREUND, Caroline and Frank WARNOCK (2005), “ Current account deficits in industrial countries: the bigger they are, the harder they fall”, www.nber.org.
18.GANDE,Amar and David PARSLEY (2004), “Sovereign Credit Ratings and International Portfolio Flows , Presented at the Joint ECB/IMF Workshop, November 16-17, www.imf.org.
19.GHYSELS, Eric and Junghoon SEON (2005), “The Asian financial crises: The role of derivativ securities trading and foreign investors in Korea”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 607-630.
20.GÖKÇE, Deniz (2005), “İthalat Artışının Kaynakları, Akşam, (29 Aralık).21.GOLDFAJN, Ilan and Rodrigo O VALDES. (1997), “Capital Flows and the Twin Crises: The Role of Liquidity”, IMF Working Paper, WP/97/87. 22.GÜNEŞ, Hurşit (2006), “2006'ya girerken: Ekonomide kritik yıl”, Milliyet, (6 Ocak). 23.Hazine (2005),http://www.hazine.gov.tr/guncelduyuru/2006finasmanprograi_sunum.pdf24.Hazine (2006), 5.1.2006 TarihliBasın Duyurusu.
25.HOLMAN, Jıll A. (2001), “Is the large US current account deficit sustainable”, FRBKS Economic Rewiew, 1/2001, www.kc.frb.org
26.Hurriyet (2005a), (12 Ekim).
27.---------- (2005b), (2 Aralık).
28.IMF (2000), “Debt- and Reserve-Related Indicators of External Vulnerability”, March-23.
29.----- (2005), Country Report-Turkey, November-2005, 05/412. 30.KAMINSKY, Graciela, Saul LIZONDO and Carmen M. (REINHART (1998), “Leading Indicators of Currency Crises”, IMF Staff Papers, Vol.45, No.1,1-45.
31.KANDIL, Magda andIda Aghdas MIRZAIE (2003), “The effects of exchange fluctiations on output and prices: Evidence form developing countries”, IMF Working Paper, WP/03/200.
32.KRUGMAN, Paul (1979), “A model of balance –of- payment crises”, Journal of money, credit and banking”, Vol. 11, August, 311-25.
33.KUMCU, Ercan (2005), “Kaynaklarımızın üzerinde harcıyoruz”, Hürriyet, (24 Kasım).34.LIPSEY, Robert, E (2001). “Foreign Direct Investors in Three Financial Crises”, Nber, Working Papers, 8084.35.LOUNGANI, Prakash and Assaf RAZIN (2001), “How Beneficial Is Foreign Direct Investment for Developing Countries?”, IMF- Finance and Development, June, Volume 38, Number 2.
36.MANN, Catherine, L. “Is the US current account deficit sustainable?”, IMF, Finance and Development, Marc 2000, Volume 37, Number 1.
37.MILESI-FERRETI, Gian Maria and Assaf RAZIN (1996a), “Sustainability of persistent current account deficits”, Nber Working Paper Series, 5467. 38.-------------------------------------------------------------- (1996b), “Current Account Sustainability: Selected East Asian and Latin American experiences”, Nber Working Paper Series, 5791.
39.OBSTFELD, Maurice and Kenneth ROGOFF (2004), “Is the Current Account Deficit Sustainable?” Nber Working Paper,10869.
40.OSTRY, Jonathan D. “ Current Account Imbalances in ASEAN Countries: Are they a problem?”, IMF Working Paper, WP/97/51. 41.ÖZMEN, Erdal (2005), “Macroeconomic and institutional determinants of current account deficits”, Applied Economic Letters, 2005, 12, 557-560. 42.ÖZTRAK, Faik (2005), “Tüketim Cari Açığı Arttırıyor”, Milliyet, (28 Ekim).43.PITCHFORD, J.D. (1989), A Sceptical View of Australia’s Current Account and Debt Problem, Australian Economic Review 86, 5-14.44.REINHART, Carmen M. (2002), Default, “Default, currency crises and sovereign credit ratings”, NBER, Working Papers,8738.
45.REISEN, Helmut, “Sustainable and excessive current account deficits”, OECD Development Centre, Working Paper, 132.