DUYURULAR

FACEBOOK GRUBUMUZ AÇILDI... -

istatistikci.com'u Facebook'ta takip etmek için tıklayın !..

 Detaylar...
istatistikci.com üyelik avantajları -

istatistikci.com'a üye olarak, üyelerimize sunduğumuz avantajlardan hemen faydalanmaya başlayabilirsiniz!..

üyelik avantajlarını öğrenmek için tıklayın!..

 Detaylar...
Üniversite Temsilcimiz Olmak İster misiniz? -

istatistikci.com'da Üniversitenizi, Üniversitenizde istatistikci.com'u temsil etmek ve çok özel temsilcilik avantajlarından faydalanmak ister misiniz?
Detaylar için Tıklayın

 Detaylar...

Get This? Newsflash Scroller PRO for Mambo 4.5.1, © 2004 webraydian.com

Google+ 'dayız

Yazan: Yücel ULUISIK, Tarih: 06-02-2008 10:51

Okunma Sayısı : 3289    

Beğenilme : Yok

Yayınlama yeri : Makaleler, Ekonomi Makaleleri


CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ  SORUNUVE  TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER  Tasam Stratejik Öngörü Dergisi, Sayı:8, 2007, s.15-40.  Prof. Dr. Muhammet AKDİŞPamukkale Üniversitesiİkt. ve İd. Bil. Fakültesihttp://makdis.pamukkale.edu.tr ÖZET            Cari hesaplar dengesinin açık vermesi  sorunu gelişmekte olan ülkeler kadar bazı gelişmiş ülkelerin de önemli problemlerinden birisidir. Aslında bir ülkenin gelirinden fazla harcama yapmasından veya tasarrufundan fazla yatırım yapmasından kaynaklanan bu durumun varlığından çok sürdürülebilirliği tartışma konusudur.              Türkiye ekonomisi tarihi süreç içerisinde aşağı yukarı sürekli cari açık sorunları ile karşılaşmıştır. Ancak 2005 yılı cari açığının 22 milyar dolar gibi bir miktara ve GSMH’nın %6’sı gibi bir orana ulaşacak olması tedirginliği arttırmıştır. Özellikle cari açıkların GSMH’nın %5’ini aşmasının kriz işareti olarak yorumlandığı ve Türkiye’nin geçmişte de cari açıkların büyük olduğu dönemlerde krizlere uğradığı  dikkate alındığında  cari açıkların sürdürülüp sürdürülemeyeceği  merak edilmeye başlanmıştır.             Cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda üzerinde durulan temel değişkenler, ihracat, ithalat, reel efektif döviz kuru, faiz oranları, kısa vadeli sermaye hareketleri, uzun vadeli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ortamının istikrarı gibi unsurlardır. Bu unsurlar açısından Türkiye ekonomisi incelendiğinde, diğer değişkenler itibariyle önemli  iyileşmeler sağlandığı ancak özellikle döviz kuru ve faiz oranlarında dengeden uzakta olunduğu anlaşılmaktadır.  
THE SUSTAINABILITY PROBLEM OF CURRENT ACCOUNT DEFICITS AND  THE DEVELOPMENTS IN TURKISH ECONOMY ABSTRACT            The problem that the balance of current accounts give deficits is one of the major problems faced by developing countries as well as some developed ones. The point of discussion is the sustainability rather than the existence of this situation which is caused by the fact that a country spends more than its revenues or a country invests more than its savings.                      Turkish economy in her historical periods frequently faced with these current deficits problems. However, the raise of currents deficit in 2005 to 22 billion dollar and to the ratio of 6% of GNP has increased anxieties. Considering that current accounts exceeds the 5% of the GNP and it is seen as a sign of a crisis, and also thinking that crisis unfolded in the past with deficits of current accounts, the question whether deficits of current accounts will be lasted became an important discussion point.   The main variables on the sustainability of the current deficits are various as the export, import, reel effective foreign exchange, interest rates, short term capital movements, long term capital movements, structure of debts, exchange reserves and the sustainability of investing environments. As the Turkish economy is analysed in terms of these factors, it is found out that the economy is far from the balance at exchange and interest rates, although significant improvements are seen regarding other variables.  
 I-             GİRİŞ Cari açık olgusu bazı gelişmiş ülkelerle birlikte özellikle gelişmekte olan ekonomilerin temel problemlerinden biridir. Gelişmiş ekonomilerin büyük çoğunluğu veya petrol gibi doğal kaynak zengini ülkeler dışında hemen hemen tüm gelişmekte olan ekonomilerin sıklıkla karşılaştıkları bu problem zaman zaman finansal krizlerin de çıkmasına yol açmıştır. Çünkü cari açığın finanse edilebilmesindeki güçlükler veya cari açığı finanse ediyor gözüken kalemlerdeki ciddi yön değişiklikleri finansal krizlerin de tetikleyicisi olmaktadır. Şili ve Meksika’da 1980’lerin başlarında, Meksika ve Arjantin’de 1990’ların ortalarında ve Güneydoğu Asya ülkelerinde 1990’ların sonlarında görülen finansal krizler hep büyük ve kalıcı cari denge açıkları ile birlikte görülmüşlerdir. Bu nedenle finansal krizlerin yayılmasında cari açıkların büyüklüğünün önemli roller üstlendiği kabul edilmiştir (Baharumshah, 2003).  Türkiye ekonomisi uzun zamandır dış açık problemi ile karşı karşıyadır. Bu problem ülkemizde zaman zaman krizler ve istikrar programları ile sonuçlanan gelişmelere yol açmıştır. Dünya uygulaması ile Türkiye’nin geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, 2005 yıl sonu itibariyle cari açığın 22 milyar dolar seviyesine çıkacağı, cari açığın GSMH’ya oranının ise %6’yı aşacağı beklenmektedir. Cari açık miktarlarının daha önce karşılaşılmamış büyüklükte olması, cari açıkların GSMH’ya oranında da kritik eşik olarak kabul edilen %5 oranının (Freund, 2005) geçiliyor olması, Türkiye’de oluşan cari açığın bir krize yol açıp açmayacağını ve cari açığın sürdürülebilirliğini  ciddi olarak tartışmaya açmıştır. IMF’de cari açıkların Türkiye ekonomisinin geleceğinde en dikkate değer konulardan birisi olduğunu ifade etmiştir (IMF, 2005). Bu nedenle cari denge olgusu Türkiye ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Aşağıda bu konudaki düşüncelerimiz açıklanacaktır.  II-          ÖDEMELER BİLANÇOSU DENGESİ VE CARİ AÇIKLAR Bir ülkenin dış alem ile olan ekonomik ilişkilerinin ayrıntılı  bir dökümünü gösteren ödemeler bilançosu, özellikle dış ticaret dengesi  ve cari denge  konusunda dikkatle takip edilmektedir. Çünkü, ithalat ve ihracat farkından oluşan dış ticaret dengesi eğer  açıkla kapanıyorsa bu açığın kapatılmasına yönelik bir dizi değişkenin devreye girmesi gerekmektedir. Oluşan dış ticaret açığı ilk olarak hizmet gelirleri ile kapatılmaya çalışılır. Bu gelirlerle açık kapanmıyorsa  o zaman  yatırım gelirleri ve cari transferler gündeme gelecektir. Dış ticaret dengesinde oluşan açığın hizmet, yatırım ve cari transfer kalemleri ile ortadan kaldırılamaması cari işlemler hesabının açık vermesi sonucunu doğuracaktır. Geniş anlamda düşünüldüğünde cari açık, bir ülkenin harcamalarının tasarruflarından fazla olmasından kaynaklanmakta ve dış finansmanla kapatılmaya çalışılmaktadır. Yani, cari denge hesabındaki negatif büyüklük dış alem giderlerinin dış alem gelirlerinden fazla olmasının sonucudur. Toplam yurtiçi harcamaların, toplam yurt içi tasarruflardan fazla olması, bir dış tasarrufa ihtiyaç gösterecektir ki, bu da cari açık olarak karşımıza çıkacaktır.  GSMH = C+I+G+(X-M)+F (dış alem gelirleri)  ise,                (1)GSMH-C-G-I=X-M+F’dir.                                                   (2) GSMH’dan tüketim ve devlet harcamalarını çıkardığımızda tasarruflar kalacağına göre;   (GSMH-C-G)=S                                                                   (3) olur.  O zaman bu eşitliği;  S-I=(X-M)+F                                                                                    (4) olarak da yazmamız mümkündür. Dış ticaret dengesini temsil eden (X-M) ile dış alem gelirlerini temsil eden (F) toplamı ise bize cari dengeyi,  [CD=(X-M)+F]                                                                     (5) verecektir. Öyle ise eşitliğimiz,  S-I=CD                                                                                 (6) haline gelmektedir.   (6) nolu eşitlikte de görüldüğü gibi, bir ülkedeki tasarruflar ile yatırımlar arasındaki fark cari dengeyi oluşturmaktadır. Eğer  tasarruf yatırım eşitliği var ise cari denge sıfır bakiye vermekte; tasarruflar fazla ise cari denge pozitif (fazla), tasarruflar yetersiz ise cari denge negatif (açık) bakiye ile kapanmaktadır. Cari açık ortadan kaldırılmak isteniliyorsa, ya tasarruflar arttırılacak ya da yatırımlar kısılacaktır. Ekonomik büyümeyi  ve tasarrufları da arttıracak olan geliri arttırmak için yatırımları arttırmak gerektiğine göre, tasarruf yetersizliği içindeki ülkelerin cari açık vermekten başka alternatifi kalmamaktadır. (2) Numaralı eşitliği;   GSMH-C-G-I=CD                                                               (7) olarak yazdığımızda ise cari dengenin milli gelir ile harcamalar arasındaki fark olduğu görülecektir. Gelir harcamalardan yüksek ise bakiye pozitif (fazla), harcamalar gelirden büyükse bakiye negatif (açık) ortaya çıkmış olacaktır. Burada da aynı analizi yapmak mümkündür. Geliri arttırmak için yatırım yapmak gerektiğine göre, gelişmekte olan ülkelerin cari açık sorunu gelir  ile harcamaların dengelendiği noktaya kadar devam edecektir.  Sonuç ne olursa olsun ödemeler bilançosu dengede olur. Her bilançoda bir kalemdeki fazlalık veya eksiklik, diğer kalemlerdeki fazlalık veya eksiklik tarafından kapatılır. Ancak açığı kapatan kalemlerin yapısı ve özellikleri bir ülke ekonomisinin gelecek perspektifi açısından çok önemlidir. Yani ödemeler bilançosunda ilk açığın oluştuğu dış ticaret dengesi ve sonrasındaki her alt kalem ülke ekonomisi açısından durumun nezaketini arttırmaktadır.  Dış ticaret bilançosunun her kalemi ülkeye giren veya çıkan dövizlerin miktarını göstermektedir. Ödemeler bilançosunun ilk dengesini oluşturan dış ticaret açığı, eğer hizmetler dengesindeki gelir fazlalıkları ile karşılanabiliyorsa en iyi durum, eğer burada da açık veriliyor ve dengenin sağlanmasında sermaye hesabından yararlanılıyorsa daha az iyi bir durum; cari açığın kapanmasında kısa vadeli sermaye hareketleri daha önemli bir işlev görüyorsa riskli bir durum, cari açık sermaye hesabı ile de kapatılamıyor ve rezerv hareketlerine müracaat gerekiyorsa o zaman kötü bir durumdan bahsetmek mümkündür. Yani bilançonun ilk kaleminden başlayarak aşağıya doğru sıralanan bütün gelişmeler eğer bir öncekinin açığını kapatmaya yönelikse o ülke ekonomisindeki gelişmelerin ciddiyetle analiz edilmesine ihtiyaç vardır.   Ancak açık oluşturan kalemlerin yapısı ve özellikleri de burada göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıda da bahsedildiği gibi cari açığın oluşumu çok önemlidir. Eğer bu oluşum ithalat harcamalarının büyüklüğünden kaynaklanıyorsa, o zaman da ithalat kalemlerinin özellikleri önem kazanmaktadır. İthalat, ara ve yatırım mallarının çokluğuna bağlı ise ekonomik büyümenin  tetiklenmesi söz konusu olabilecektir. Ara ve yatırım malları ithalatının,  yani büyümenin dış alem gelirleri ile finanse edilmesi özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından çok da büyük problem olmayabilecektir.  Bu durumda yabancılar özel sektör yatırımlarını finanse edecekler, bu da milli ekonominin büyümesine katkı yapacak ve başkaca bir sorun doğurmayacaktır.  III-       DÜNYA’DA CARİ AÇIK PROBLEMİ Cari açık problemi öncelikle gelişmekte olan ülkelerin problemi olduğu kadar, bazı gelişmiş ekonomilerin de problemleri arasında yer alır. Özellikle ABD cari açık sorunu en başta gelen ülkelerdendir. Tablo.1’e baktığımızda gelişmiş ekonomiler içinde 2004 rakamları ile 668 milyar dolarlık açıkla ABD’nin başı çektiği görülecektir. Bunun dışında İspanya, Avustralya gibi ülkeler de cari açık problemine sahiptirler. Önemli miktardaki gelişmiş ülke ise cari fazlalar vermektedir. Hatta Japonya’nın 172 milyar dolarlık, AB ülkelerinin de toplamda 46 milyar dolarlık cari işlem fazlaları bulunmaktadır. Gelişmekte olan ekonomiler içinde ise yine  2004 rakamları ile Hindistan’ın 800 milyon dolarlık, Meksika’nın da 7.5 milyar dolarlık cari işlem açığı bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da bu açık sürecinin devam edeceği öngörülmektedir.    Tablo.1 Seçilmiş  Ülkeler İtibariyle  Ödemeler Bilançosundaki Cari Açık Miktarları (Milyar Dolar) 
 200020012002200320042005*
Gelişmiş EkonomilerABDAB BölgesiJaponyaDiğer gelişmiş ekonomiler2–262.0–416.0–37.0119.671.4–210.8–389.57.087.883.9–222.5–475.248.5112.691.6–219.6–519.726.7136.2137.2–314.0–668.146.7172.1135.3–451.1–759.023.7153.1131.1
Yeni Sanayileşen Asya Ülkeleri 40.1 50.6 59.3 84.4 90.2 78.0
Diğer gelişen piyasalar ve gelişen ülkeler(fazla veren asya ülkeleri hariç)88.443.842.510.285.831.0143.975.3227.7134.6410.1278.7
Bölgesel GuruplarAfrikaMerkezi ve Doğu AvrupaBağımsız devletler topluluğu7.3–32.746.146.10.7–16.632.640.7–8.2 –24.5 32.1 72.3 30.0 –16.0–3.1 –37.3 35.90.6–50.163.193.012.5 –56.4 105.3 109.7 217.621.5
Rusya44.633.430.935.459.9101.8
Çin20.517.435.445.968.7115.6
Hindistan4.61.47.16.90.813.5
Brezilya24.223.27.64.211.713.1
Meksika18.617.613.58.67.48.3
*TahminKaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.             Bazı ülkeler itibariyle cari açığın GSMH’ya oranlarına baktığımızda ise yine ABD’yi bu konuda oldukça ileride görmekteyiz. Tablo.2’den de görüleceği üzere, ABD’nin yıllar itibariyle cari açığının GSMH’ya oranı devamlı artış göstermiş, 2000’de %4.2 olan bu oran 2004’de %5.7’ye yükselmiştir. Bu yükselişin devam edeceği de beklenmektedir. ABD’den sonra cari açığın GSMH’ya oranında dikkat çeken iki ülke yine 2004 rakamları ile  %7.5 oranı ile Portekiz, %5.3 oranı ile  İspanya’dır. Avustralya ve Yeni Zelanda %6.4,  İzlanda %8.5, Meksika %5.5 oranları ile yine dikkat çeken farklı ülkelerdir.              Tablo.1 ve Tablo.2’nin  birlikte incelenmesi ile görülebileceği gibi ileri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler itibariyle farklı miktarlar ve oranlar söz konusu olsa bile dünyanın farklı ülkelerinde cari açık problemi bulunmaktadır. Bu problem Türkiye açısından da uzun dönemdir devam eden bir sorun olma özelliğini korumaktadır.         Tablo.2 Seçilmiş Bazı Ülkeler İtibariyle Cari Açık/GSMH’ya Oranları (1997-2006/%) 
Ülkeler/Yıllar2000200120022003200420052006
İleri Ekonomiler1.00.80.90.81.01.31.4
ABD4.23.84.54.75.76.16.1
AB Bölgesi1.20.90.30.60.40.3
Almanya1.60.22.22.13.84.34.4
Fransa1.31.61.00.40.41.31.5
Italya0.50.10.81.30.91.71.4
İspanya4.03.93.33.65.36.26.9
Yunanistan6.96.26.15.63.93.94.0
Portekiz10.310.17.65.47.58.47.7
İngiltere2.62.21.61.52.01.91.8
Avustralya4.12.34.15.96.45.75.0
Yeni Zelanda4.82.53.74.26.47.47.7
İzlanda10.54.61.45.18.512.011.4
Rusya38.929.725.723.329.435.836.5
Çin7.35.89.79.510.514.012.1
Hindistan7.72.310.08.30.78.89.0
Brezilya37.534.410.95.010.810.04.3
Meksika15.715.511.87.35.55.43.9
Kaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.  IV-        TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIK PROBLEMİ Türkiye ekonomisi aşağı yukarı bütün gelişme tarihi içinde dış açık problemi ile karşılaşmıştır. Yukarıda anlatılan çerçevede  Türkiye ekonomisindeki gelişmelerin son beş yılına baktığımızda (Tablo.3) gördüğümüz şudur: Türkiye ekonomisi son beş yılda sürekli cari açık problemi ile yüz yüze gelmiştir. 2000 yılı ve sonrasına bakıldığında her yıl verilen dış ticaret açıkları  öncelikle hizmet gelirleri ile finanse edilmeye çalışılmış, bu gelirler hiçbir zaman ticaret açıklarını finanse etmeye yetmediği için de cari açıklarla karşılaşılmıştır. Yıllar itibariyle de cari açıklar önemli ölçüde sermaye hesabındaki gelişmelerle kapatılmışlardır.  Örneğin 2004 yılında verilen 23,8 milyar dolarlık dış ticaret açığının 12,8 milyar dolarlık kısmı hizmet gelirleri ile finanse edilmiştir. Ancak yatırım gelirleri de 5,5 milyar dolara yakın açık verdiği için toplam açık 16  milyar doları geçmiş, 1,1 milyar dolarlık cari transfer sonrası dönem cari açığı 15,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu açık ise sermaye hesabındaki 17,6 milyar dolarlık fazlalık ile kapatılmıştır.   Tablo.3’ü grafikleştirdiğimizde durum daha açık olarak görülecektir. Grafik.1’den de izlenebileceği gibi, dış ticaret dengesi ve  cari denge izlenen tüm yıllarda birlikte gelişme göstermiş; dış ticaret dengesi cari dengenin de sürükleyicisi olmuştur. 2000-2005 arasında dış ticaret dengesindeki açık ve fazlalar, cari dengenin da aynı şekilde sonuçlanmasına neden olmuşlardır.  Ancak tabii ki ne dış ticaret açığı, ne de cari açık tek başına ekonominin bütününü açıklamaktan uzaktır. Cari açıktan hareketle ekonominin tümü hakkında veya ekonominin geleceği hakkında hüküm verebilmek için Cari açık/GSYİH oranına bakılması gerekmektedir. Büyüyen bir ekonomide cari açıklar verilmesi normal; ancak, GSYİH’nın belli bir yüzdesini geçen cari açıklar ise sürdürülemez olarak kabul edilmektedir.     Türkiye ekonomisinin dışa açıldığı 1980 yılından itibaren gelişen dış ticaret, cari açık ve cari açık/GSMH dengelerine bakmak konuyu daha iyi aydınlatmak açısından gerekli olmaktadır. Tablo.4’de de görüldüğü gibi, Türkiye ekonomisi Cumhuriyeti 1980’li yıllar itibariyle 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve  2001 yıllarında cari işlemler bilançosunu az veya çok fazla ile kapatmıştır. Sayılan yılların dışındaki yılların tamamında ise  cari işlemler dengesi hep negatif sonuç vermiştir. 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve 2001 yıllarında ise yine dış ticaret dengesi fazla vermesine rağmen, cari işlemler dengesi açıkla kapanmıştır.  Cari işlemler dengesinin GSMH’ya oranına baktığımızda ise oransal olarak en büyük açığın, 1980, 2000 ve 2004 yıllarında gerçekleştiği görülecektir. Bu yıllardaki açık diğer yılların hepsinden daha büyük bir oran olan %5’tir. Cari işlemler açıklarının en büyük oranlara ulaştığı, 1980 ve 2000 yıllarının ekonomik krizlerin  patlak verdiği ve ekonomik istikrar programlarının da uygulamaya konulduğu yıllar olmasına da dikkat edilmelidir.  Grafik.1. Türkiye’de Yıllar İtibariyle Dış Ticaret Açıkları ve Cari Açıklar (2000-2005)Kaynak. Tablo.3 ‘deki verilere göre tarafımızdan düzenlenmiştir.   Tablo.3 Türkiye’de Ödemeler Bilançosu Gelişmeleri (Analitik Sunum-Milyon $)
 İşlemler/Yıllar2000 2001 2002 2003 2004 2005*
A-CARİ İŞLEMLER HESABI-98193390-1524-8035-15604-18740
1.       İhracat f.o.b.307213437340124512066704769326
2.       İthalat f.o.b.-52680-38106-47407-65216-90925-98294
 Mal Dengesi-21959-3733-7283-14010-23878-28968
3.       Hizmet Gelirleri203641603014783190252292824657
4.       Hizmet Giderleri-8996-6900-6904-8520-10144-10496
 Mal ve Hizmet Dengesi-105915397596-3505-11094-14807
5.       Yatırım Gelirleri283627532486224626513416
6.       Yatırım Giderleri-6838-7753-7042-7803-8288-8648
 Mal, Hizmet ve Yatırım Geliri Dengesi-14593397-3960-9062-16731-20039
7.      Cari Transferler477429932436102711271299
        
B.SERMAYE HESABI      
C.FİNANS HESABI9584-14641115871201765236729
8.       Yurtdışında Doğrudan Yatırım-870-497-175-499-859-938
9.       Yurtiçinde Doğrudan Yatırım98232681005170627767249
10.       Portföy Hesabı-Varlıklar-593-788-2096-1386-1388-1218
11.       Portföy Hesabı-Yükümlülükler1615-372715033851941112421
11.1.            Hisse Senetleri489-79-1690514275528
11.2.            Borç Senetleri1126-36481519294679846893
12.       Diğer Yatırımlar-Varlıklar-1939-601-777-986-69552102
12.1.            Merkez Bankası1-39-30-28-24-16
12.2.            Genel Hükumet0000  
12.3.            Bankalar-1574233643348-53241129
12.4.            Diğer Sektörler-366-795-1390-1306-1607989
13.       Diğer Yatırımlar-Yükümlülükler10389-12296169844341466717113
13.1.            Merkez Bankası6197351336497-209-709
13.2.            Genel Hükumet117-1977-669-2194-1163-1977
13.3.            Bankalar3736-9644-2016284665648650
13.4.            Diğer Sektörler5917-141030473285947511149
 Cari,Sermaye ve Finansal Hesaplar-235-11251-366-915204817989
        
D.NET HATA VE NOKSAN-2762-1673154501222943826
        
 GENEL DENGE-2997-12924-2124097434221815
        
E.REZERV VARLIKLAR  (*)299712924212-4097-4342-21815
14.       Resmi Rezervler-3542694-6153-4047-824-15350
15.       Uluslararası Para Fonu Kredileri3351102306365-50-3518-6465
16.       Ödemeler Dengesi Finansmanı      
*Ocak-Kasım/2005Kaynak:TCMB   Tablo.4 Türkiye’de GSMH-Dış Ticaret Dengesi ve Cari Denge (1923-2004)
 GSMH (C.F.)İHRACATİTHALATDIŞ TİC.DENG.CARİ DENGEC.DENGE/GSMH
YILLAR(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $) 
198068.390,6 2.910,1 7.909,4 (4.999,3)(3.408,0)-0,05
8156.418,7 4.702,9 8.933,4 (4.230,5)(1.936,0)-0,03
8264.209,2 5.746,0 8.842,7 (3.096,7)(952,0)-0,01
8360.491,5 5.727,8 9.235,0 (3.507,2)(1.923,0)-0,03
8459.098,2 7.133,6 10.756,9 (3.623,3)(1.439,0)-0,02
8566.890,6 7.958,0 11.343,3 (3.385,3)(1.013,0)-0,02
8675.173,3 7.456,7 11.104,8 (3.648,1)(1.465,0)-0,02
8785.980,1 10.190,1 14.157,8 (3.967,7)(806,0)-0,01
8890.460,0 11.662,0 14.335,4 (2.673,4)1.596,0 0,02
89107.563,1 11.624,7 15.792,1 (4.167,4)938,0 0,01
1990152.000,6 12.959,3 22.302,3 (9.343,0)(2.625,0)-0,02
91151.705,2 13.598,0 21.047,0 (7.449,0)250,0 0,00
92160.256,0 14.714,0 22.871,0 (8.157,0)(974,0)-0,01
93181.806,2 15.345,0 29.428,0 (14.083,0)(6.433,0)-0,04
94130.900,0 18.105,0 23.270,0 (5.165,0)2.631,0 0,02
95171.900,0 21.637,0 35.709,0 (14.072,0)(2.339,0)-0,01
96184.600,0 23.224,0 43.627,0 (20.403,0)(2.437,0)-0,01
97191.100,0 26.261,0 48.559,0 (22.298,0)(2.638,0)-0,01
98204.725,6 26.973,0 45.921,0 (18.948,0)1.984,0 0,01
99186.911,8 26.587,0 40.671,0 (14.084,0)(1.344,0)-0,01
2000201.500,0 30.721,0 53.131,0 (22.410,0)(9.819,0)-0,05
2001144.600,0 34.373,0 (38.106,0)(3.733,0)3.390,0 0,02
2002182.900,0 40.124,0 (47.407,0)(7.283,0)(1.524,0)-0,01
2003238.400,0 51.206,0 (65.216,0)(14.010,0)(8.035,0)-0,03
2004301.600,0 67.001,0 (90.925,0)(23.924,0)(15.647,0)-0,05
2005*360,073.1(116.4)(43,3)(22,0)-0,06
*GeçiciKaynak: www.mahfiegilmez.nom.tr-www.ceterisparibus.net- Hazine, Dış Ticaret Müst. ve TCMB Kaynaklarından derlenerek hazırlanmıştır.  V-           TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SEBEPLERİNE BAKIŞ Ekonomistler ikinci dünya savaşından sonra dünyanın farklı ülkelerinde ortaya çıkan cari açık problemlerini analiz etme konusunda zaman zaman farklı değişkenlerin üzerinde odaklanmışlardır. Bu odaklanma büyük ölçüde konjonktürel kriz oluşturan unsurların farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki gelişmeleri Edwards (2001)’den yararlanarak aşağıdaki şekilde özetlememiz mümkündür:  A-    İlk Cari Açıklar ve Elastikiyet Yaklaşımı İkinci dünya savaşından sonra oluşan cari açık krizleri genellikle iktisatçılar tarafından elastikiyet yaklaşımını içeren ödemeler dengesi teorisi çerçevesinde tartışılmıştır. Buna göre cari açık oluşumu, gelirler ile harcamalar arasındaki farktan meydana gelmektedir. Bu farkı oluşturan ise nisbi fiyat değişmelerine bağlı olarak ortaya çıkan ticari akım değişmeleridir. Bu durumda da cari dengesi açık veren ülkelerin devalüasyon yapması gerekmektedir. Devalüasyon nispi fiyatları açık veren ülke lehine değiştirerek cari dengenin kurulmasına hizmet edecektir. Gelişmekte olan ülkeler 1970’lere kadar bu politikanın etkisi ve baskısı ile hareket etmişlerdir.  Ödemler dengesi krizleri konusundaki yaklaşımlar daha çok  Krugman’ın (1979) yılındaki seminer çalışmasından sonra yayılmıştır. Bu çalışmalar ödemeler dengesi krizlerinin uluslararası rezervleri bitirten ve sonuçta da hükümetleri döviz kurunda değişikliğe gitmeye zorlayan yoğun genişletici para ve maliye politikaları gibi zayıf ekonomik temellerden kaynaklandığını belirtmişlerdir (Kaminsky v.d., 1998).  B-    Cari Açığın Zamanlararası Olgu Olduğu Düşüncesi, 1980’ler Borç Krizi ve Lawson Doktrini 1970’lerin ikinci yarısından sonra özellikle 1973 petrol şokunu takip eden yıllarda pek çok gelişmekte olan ülke cari dengelerinde dalgalanmalar yaşamışlardır. Bu durum ekonomistleri dengesizliğin üzerinde düşünmeye itmiş ve sonuçta ticaret akımlarından hareketle cari dengenin zamanlararası boyutu üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu yaklaşımın iki temel öğesi vardır: Birincisi,  temel ulusal hesaplara göre cari denge, tasarruflarla yatırımların farkına eşittir. İkincisi ise tasarruflar ve yatırımlar, yatırımların beklenen getirisi  ve hayatın geleceği konusundaki düşünceler gibi zamanlararası değişkenlere bağlıdır. Öyle ise cari açık da zorunlu olarak zamanlararası bir olgudur. Bu dönemdeki iktisatçılar, yüksek cari açıkların yeni yatırım fırsatları oluşturacağını ve dolayısı ile bu konuyu büyütmemek gerektiğini ifade etmişlerdir. Sonuçta daha fazla yatırım yapılmış, bu da cari dengeyi daha fazla bozmuş; ancak bu konu çok önemli görülmemiştir. IMF ekonomistleri de bu düşünceyi onaylamışlardır.  1982’lerde baş gösteren dış borç krizinde bu anlayış ve uygulamaların büyük rolü olmuştur. Cari açıkların özel sektörün daha fazla yatırım ve  daha az tasarrufunun sonucu olduğunu söyleyen bu yaklaşım dönemin İngiltere Maliye Bakanı Nigel Lawson’a atfen “Lawson Doktrini” olarak isim yapmıştır. Bu yaklaşıma göre cari açıklara göre, bütçe açıkları daha önemlidir ve üzerinde durulması gereken konu bütçe açıklarıdır (Reisen, 1998).   Bu yaklaşıma, benzer analizi Avustralya ekonomisi için yapan iktisatçı J.D. Pitchford’un ismine izafeten “Pitchford Tezi” de denilmektedir.  Pitchford (1989), Avustralya ekonomisinde 1980’lerin ikinci yarısından sonra ortaya çıkan büyük cari açıkların önemli olmadığını, çünkü bu açıkların özel sektörün yatırımları ile tasarrufları arasındaki farktan kaynaklandığını; yatırımların kar fırsatlarının, tüketimlerin de zamanlararası uyum düzeltmesinin bir sonucu olduğunu, dolayısı ile sıkı mali disiplin uygulayan bir hükümetin bu konuda müdahalesinin olamayacağını belirtmiştir. Pitchford’un yaklaşımları Avustralya ekonomisi için büyük oranda doğru çıkmış; Avustralya 1991-2005 arasında büyük cari açıklarla (ortalama %5), ekonomik büyümesini de (ortalama %3)  birlikte devam ettirmiştir.  C-    1982 Borç Krizi Sonrası Cari Açığa Bakışlar 1982 borç krizinden sonra iktisatçılar Lawson doktrininden vazgeçmişler ve tasarruflar yüksek ve artıyor olsa bile  cari açıkların önemli problemlerin habercisi olduğunu açıklamaya başlamışlardır. Özellikle Şili’nin 1982 yılında uğradığı krizin özel sektöre yönelik sermaye girişlerinin yol açtığı %14 oranındaki cari açıklardan kaynaklandığının tartışılması Lawson doktrininde de  önemli bir çatlağa yol açmıştır.  D-    Sermaye Hareketlerinde 1990’lardaki Şişme, Cari Denge ve Meksika Krizi 1980’lerde pek çok gelişmekte olan ülke uluslararası sermaye piyasaları ile ilişkisini kesmişti. Uluslararası sermaye piyasaları ile ilgisine kesen ülkelerden bazıları  az miktarda cari açık verdi,  bazıları ise  cari dengelerini fazlalarla kapattılar. 1990’ların başlarında ise pek çok gelişmekte olan ülke özel sermaye akımları için cazibe merkezi haline geldi. Özellikle Latin Amerika ülkeleri bu süreçte ihracatlarının %35’ini aşan  miktarda net fon girişine sahne oldular. Bu ülkeler geniş kapital girişlerinin karşılığında, doğal olarak rezervlerindeki hızlı  artış kadar  sermaye hesaplarında da geniş açıklar verdiler. 1990’larda  Meksika’ya da hızlı bir uluslararası sermaye girişi oldu. 1992-1994 arasında Meksika GSMH’nın %7’si kadar cari açık verdi.  Ancak Lawson Doktrini bazı çevrelerde hala geçerliliğini sürdürüyordu ve bu durumun problem olmayacağı; çünkü mali dengenin kontrol altında olduğu, bu açığın özel sektörün kararlarından oluştuğu söyleniyordu. Sonuçta 1994  Meksika krizi patlak verdi. E-     1990 Finansal Krizleri Sonrası Cari Denge Konusuna Yaklaşımlar 1994 Meksika krizinden sonra pek çok iktisatçı Lawson Doktrininin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünmeye başladı. Cari açıkların iyi huylu bir olgu olamayacağı tartışılmaya açıldı. Hele hele üç-dört yıl süreyle gerçekleşen ve  GSMH’nın %5’in geçen cari açıkların tehlike işareti olarak görüldüğü ve hemen karşı tedbirlerin alınması gerektiği ifade edildi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a). 1997 yılında patlak veren ve tüm bölgeyi etkisi altına alan Asya krizinde de bu ülkelerin büyük cari açıklar  içerisinde olmaları tartışıldı (Kaminsky v.d, 1998). 1997 krizi öncesinde Güney Doğu Asya ülkelerinin Malezya hariç büyük cari açıklar içinde olmasından hareketle, cari açıkların kriz habercisi olduğu vurgulandı (Baharumshah v.d., 2003).  Ancak yenilerde  yapılan daha ileri kriz modelleri cari açıkların finansal krizlerde merkezi bir role sahip olmadığını ortaya koymaktadırlar (Edwards, 2001). Bu çalışmalarda finansal krizlerin finansal kırılganlıkların bir sonucu olduğu ve cari açıklardan bağımsız olduğu vurgulanmıştır. Finansal krizlerin kendi kendini tetikleyen beklentilerin bir sonucu olduğu, bankaların yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı, borçlanma kısıtlamalarına bağlı olduğu şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Gelinen aşama ise cari açıkların varlığı bir kriz işareti olarak görülmezken, bu açıkların sürdürülüp, sürdürülemeyeceği konusu önem kazanmıştır. Özellikle kritik eşik olan %5’lik sınır geçildiğinde gelir düşmeleri ve döviz kuru değişmeleri olarak ayarlama sürecinin başlayacağı ve bunun da üç-dört yıl alacağı açıklanmaya çalışılmıştır (Freund, 2005).   VI-       CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SORUNU Günümüz iktisat dünyasında tartışılan konu cari açıkların sürdürülebilir olup olmadığıdır. Doğal olarak cari açıkların sürdürülebilirliği, cari açık oluşturan unsurların neler olduğunun tespitine bağlı bulunmaktadır. Aslında cari açıkları oluşturan sorunlar bellidir. Çünkü dış ticaret açığı kalemleri olan ithalat ve ihracatın miktarlarını etkileyen faktörler ile hizmet gelirlerini oluşturan kalemlerin miktarlarını etkileyen faktörler bilinmektedir. Dış ticaret dengesini oluşturan ithalat (M), milli gelir (Ye) ile reel döviz kurlarının (R); ihracat (X) ise gene reel döviz kuru ile ihracat yapılan ülkelerin milli gelirinin (Yf) bir fonksiyonu olmaktadır.  Cari denge, dış ticaret dengesi ile  net dış alem faktör gelirlerinden (iNFA) meydana gelmektedir.  Dış alem faktör gelirleri net dış varlıkların (NFA) getirisi olarak hesaplanır. Yani, NFA=Dış varlıklar(FA)-Dış yükümlükler(FL)’dir. Dış alem faktör gelirleri ise faiz oranı ile net dış varlıkların çarpımından oluşur (iNFA=NFA.i). Bu durumda cari denge, bir ülkenin milli gelirinin, diğer ülkelerin milli gelirinin, döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının bir fonksiyonu olmaktadır.   Yani;  CD= f(Ye, Yf, R, NFA, i)’dir.                                                (8) Bu durumda bir ülkedeki milli gelir değişmelerinin, ülkenin ticaret yaptığı ülkelerdeki milli gelir değişmelerinin, reel döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının tümünün cari dengenin oluşmasında belli oranda etkili olduklarını kabul etmek gerekmektedir. Cari açıklar üzerinde yapılan ekonometrik analizler de benzer unsurları dikkate almışlardır.  Finlandiya (1992), Meksika (1992), İsveç (1992) ve Şili (1992)’de karşılaşılan ödemeler dengesi krizlerinin bir bankacılık krizi ile başladığından hareketle sermaye hareketleri ile bu ikiz krizler arasındaki bağlantıyı açıklayan yaklaşımlar (Goldfajn and Valdes, 1997); kurumsal ve makroekonomik istikrar yanında her ülkenin kendi parası ile borçlanmasını sağlayacak bir uluslararası sermaye piyasasının yokluğu (Özmen, 2005); döviz kurundaki ani değişikliklerin tetikleyeceği sermaye hareketleri (Apergis v.d, 2000); yabancı yatırımcıların ülke menkul kıymetlerine olan aşırı talebi, özellikle ABD için yapılan çalışmalarda net uluslararası yatırım pozisyonu, dolar kurunun düşüklüğü, euro-dolar, yen-dolar paritesi gibi değişkenler (Edwards, 2005);  gelir artış seviyesindeki düşmeler (Freund and Warnock, 2005); dış yükümlülüklerin seviyesi, yatırımların dağılımı, makroekonomik politikalardaki esneklik (Ostry, 1997); yüksek tasarruf düzeyi, yüksek açıklık derecesi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996b); ticarete konu olan ve olmayan mallar yanında tasarruf ve verimlilik davranışlarının altında yatan sebepler,  reel döviz kuru değişmeleri( Obstfeld and Rogoff, 2004); verimlilikteki ve sermaye piyasalarındaki gelişmeye bağlı servet artışları (Holman, 2001); dünya ekonomisindeki durgunluk, konjonktürel dalgalanmalar, verimlilik değişmeleri, küreselleşme ve piyasa esneklikleri, menkul kıymetlerin getirileri (Mann, 2000),  dış borç verme ve alma konusundaki yapı, gelişme ve kalkınma stratejileri ve uluslararası parasal sistem (Dooley v.d., 2004); döviz kuru politikası ile birlikte dış borçların seviyesi ve kompozisyonu, yatırım-tasarruf düzeyi, uluslararası ticaretin bileşimi ve açıklık düzeyi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a);  dışa açık menkul kıymet fiyatlarındaki gelişmeler, yüksek enerji fiyatları, para ve maliye politikalarındaki değişmeler, sosyal güvenlik harcamalarındaki değişmeler ( Obstfeld and Rogoff, 2004) gibi pek çok faktör cari açıkların oluşumu ve sürdürülebilirliği  analizlerine konu edilmişlerdir.  Türkiye’de özellikle 2005 sonu itibariyle beklenen önemli büyüklükteki cari açık konusunda da farklı açıklamalar olmuştur. Bazı iktisatçılar bu açığın TL’nin aşırı değerlenmesine yol açan yüksek faiz oranlarından kaynaklandığını (Cansen, 2006); ülkenin tasarruf açığından veya tasarruflarından daha fazla yatırım ve tüketim yapılmasından doğduğu (Kumcu, 2005); uygulanan yanlış para politikasının TL’yi aşırı değerli hale getirerek iç talep balonunu şişirdiği (Akat, 2006); cari denge açığının artışında döviz kuru ve reel büyüme etkisinin bariz olduğu (Gökçe, 2005); kısa süreli sermaye hareketlerindeki giriş artışı ve yüksek faiz oranlarından kaynaklandığı (Aysan, 2005); özel kesim tüketim harcamalarının özel kesim tasarruflarını aşması veya özel kesimin tasarruf yetersizliğine bağlı olduğu (Öztrak, 2005); döviz ucuzluğunun tetiklediği ithalat artışından kaynaklandığı (Uras, 2005); yüksek reel faizlerden kaynaklanan kısa vadeli spekülatif sermaye akımlarına bağlı olduğu (Yeldan, 2005); özel borçlanma ve talepteki artışların etkili olduğu (IMF, 2005); kurdaki değerlenme, petrol fiyatlarındaki artış ve büyüme artışının (Yıldırım, 2005a) önemli etkisi olduğu gibi farklı değişkenleri öne çıkaran farklı değerlendirmeler yapılmıştır.  Cari açık oluşturan unsurlar üzerinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan analizler, yatırım ve tasarruflar, yatırımların sektörel dağılımı, ülkenin dışarıya açıklığı, ihracat ve ithalatın dağılımı, ülkenin mali yapısı, bütçe ve dış borç dinamikleri, cari açıkları finanse eden sermayenin yapısı, dış ticaret hadleri, ülkenin diğer ülkelere göre rekabet gücü, uygulanan döviz kuru programı, politik istikrar, ülkenin sahip olduğu rezervler, piyasa beklentilerine göre oluşan faiz oranları ve tahvil fiyatları, enflasyonun düşüklüğü (Babaoğlu,2005) gibi  pek çok değişkenin de rollerine değinmişlerdir.  VII-     TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Cari açıkları oluşturan unsurların hepsini Türkiye açısından incelediğimizde ülkemizde, ihracat miktarındaki gelişmeler, ithalat kalemlerinin yapısı, dış ticareti doğrudan ilgilendiren reel döviz kurları, cari açığı finanse eden kısa ve uzun vadeli sermaye hareketlerindeki gelişmeler ve beklentiler, ülke rezervleri, faiz oranları, borçların büyüklüğü ve yapısı, yatırım ortamının istikrarı gibi değişkenler öne çıkmaktadır.  A-    Türkiye’de İhracatın Gelişimi İhracat performansı dışa açık bir ekonominin sürükleyici gücüdür. Kısa vadede dış ticaret bilançosundan kaynaklanan açıkların kapatılması, uzun vadede ise ülkenin cari dengesine ulaşması ihracatında gösterdiği gelişmeye bağlıdır. Ekonomistler ihracatın milli gelire oranının artmasını cari açıkların krize yol açmadan sürdürülebilmesi açısından önemli görmektedirler (Babaoğlu, 2005). Tablo.5 Türkiye’de geçen on yıllık süreçte dış ticaretteki gelişmeleri göstermektedir. Tablo.5’in incelenmesi ile de görüleceği gibi Türkiye’de ihracat hem rakamsal olarak, hem de milli gelirin bir yüzdesi olarak devamlı artmaktadır.  Dolar kurunda sırasıyla %170 ve %96 gibi büyük oranlı yükselişlerin yaşandığı 1994 ve 2001 yılları dışında ihracatın ithalatı karşılama oranı da %60’lar civarında seyretmiştir. Hele hele döviz kurlarında 2002 yılından beri negatif değişmeler olan Türkiye’nin bu yıldan itibaren ihracatını düzenli olarak arttırması, cari işlemler dengesi açısından olumlu bir gelişme olarak görülebilir.         Tablo.5 Türkiye’de Dış Ticaret Gelişmeleri (1994-2005)
Yıllar DIŞ TİCARET (Milyon $)İHR / İTHDÖVİZ  PARİTE
İHRACATDeğ.%İTHALATDeğ.%DENGEHACiM%$/TL Değ.%
199315.3454,329.42828,7-14.08344.77352,111.00859,9
199418.10618,023.270-20,9-5.16441.37677,829.764170,4
199521.63719,535.70953,5-14.07257.34660,645.91854,3
199623.2247,343.62722,2-20.40266.85153,281.54477,6
199726.26113,148.55911,3-22.29874.82054,1152.16186,6
199826.9742,745.921-5,4-18.94772.89558,7261.29371,7
199926.587-1,440.671-11,4-14.08467.25865,4419.54260,6
200027.7754,554.50334,0-26.72882.27851,0626.48649,3
200131.33412,841.399-24,0-10.06572.73375,71.228.83796,1
200236.05915,151.55424,5-15.49587.61369,91.511.05523,0
200347.25331,069.34034,5-22.087116.59368,11.502.995-0,5
200463.12133,697.54040,7-34.419160.66164,71.429.778-4,9
2005 (G)73.12214,7116,4816,3-43,358189,60262,91,3350 -6,6
Kaynak: DTM. B-    Türkiye’de İthalatın Gelişimi ve Yapısı Dış ticaret açıklarına ve dolayısı ile de cari açıklara  ithalat artışının sebep olduğu açıktır. İhracattan fazla olan ithalat, hizmet gelirleri ile de finanse edilemezse cari dengesizliklere sebebiyet vermektedir. Öyle ise ithalat artışını sınırlamak veya ithalatı azaltmak dış ticaret ve cari açıkların ortadan kaldırılmasına yarayabilecektir. Gerçekten böyle midir? Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ithalat artışını durdurmak veya ithalatı azaltmak mümkün müdür? Bu sorulara ülkemiz açısından doğru cevaplar verebilmek için ithalatın bileşimine bakmak gerekmektedir. Tablo.6’da görüldüğü gibi Türkiye’de ithalatın %85’i ara ve yatırım mallarından oluşmaktadır. %15’lik bölüm ise tüketim malı kaynaklı ithalattır. Günümüz gümrük birliği, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) standartları gibi engeller sebebiyle gelir ve refah artışına bağlı tüketim malı ithalatını frenlemek ne kadar mümkün değilse; yatırım ve üretim gücünü, rekabet gücünü devam ettirebilmek için gerekli ara ve yatırım malı ithalatını  kısmak da o derecede mümkün görülmemektedir. Kaldı ki, tüketim malı denilen kalemlerin içinde dayanıklı, yarı dayanıklı mallar ve ilaç da önemli bir oran tutmaktadır. Ayrıca yapılan ara ve yatırım malları ithalatının ticarete konu olmayan malların üretimine yönelik yatırımlara gitmesinin uzun vadede ihracata bir katkısının olmayacağı iddiası ise (Babaoğlu, 2005), mevcut dönem için doğru olsa bile ithalatı ve ihracatı etkileyen üretim kapasitesi itibariyle düşünüldüğünde gelecek için doğru değildir.   Tablo.6 Türkiye’de İthalat  ve İthalat Kompozisyonu
     YILLIK
   20002001200220032004
YATIRIM MALLARI  11.3806.9548.40011.32617.397
ARA MALLARI  35.99530.28637.65649.73567.549
  İşlenmemiş madeni yakıt ve yağlar (petrol v.b)6.1255.6336.2047.9789.933
 TÜKETİM MALLARI  6.9283.8144.8987.81312.100
İşlenmemiş gıda maddeleri  178115127119149
İşlenmiş gıda maddeleri  317239300404528
Benzin  344166329494556
Binek otomobilleri  2.5965888142.2204.214
Sanayide kullanılmayan taşıt araçları  66353339119
Diğer tüketim malları  3.4292.6713.2954.5376.535
 Dayanıklı tüketim malları 1.1266236879171.440
  Evde kullanılan elektrikli ve elektriksiz cihazlar392191176261404
  Mobilyalar185115126170283
  Diğerleri549317386486751
 Yarı dayanıklı tüketim malları 9327318691.2651.911
 Dayanıksız tüketim malları 1.3711.3171.7392.3553.184
  İlaçlar8068841.2081.6752.258
  Diğerleri565433531680926
DİĞERLERİ  199345600466493
TOPLAM  54.50341.39951.55469.34097.540
Kaynak:DTM. Türkiye’de cari açığın 2005 yılı itibariyle büyük çıkmasına sebep olan 2002 yılından itibaren artan ithalat rakamlarında yükselen enerji fiyatlarının da etkisini ihmal etmemek gerekmektedir. Kasım 2002'de Irak ile ilgili 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı alınmasından önce 19-27 dolar aralığında seyreden varil petrol fiyatı,  2005 sonu itibariyle  60 dolar seviyelerini test etmiştir. Türkiye’nin ham petrol faturası 2000-2004 yılları arasında yaklaşık %50 artarken, 2005’in Ocak-Ekim döneminde 2004’ ün aynı dönemine göre %50’ye yakın oranda artmıştır (DTM). Tüm bunlar göz önüne alındığında ithalat artışını durdurmanın, ara ve yatırım malları gibi büyüme için, ilaç v.b. tüketim malları gibi yaşam standartları için  zorunlu mallar dolayısı ile mümkün olmadığı görülecektir. Bu durumda ithalat artışından doğacak  cari denge açıklarını ortadan kaldırmak için ihracat ve hizmet gelirlerini arttırmak daha öne çıkmaktadır.  C-    Türkiye’de Reel Döviz Kurundaki Gelişmeler Cari dengenin sürdürülebilirliği açısından pek çok çalışmada dikkate alınan en önemli gösterge reel döviz kurundaki değişmelerdir. Reel döviz kurunda milli para lehine meydana gelen değişmeler, yani milli paranın değerlenmesi, yurtdışı malları yurtiçi mallara göre daha ucuz hale getirerek hem ülkenin rekabet gücünü kırarak ihracatını, hem de fiyat avantajları ile ithalatını olumsuz etkilemektedir. Milli paradaki değerlenme, talebi, yurtiçi mallardan yurtdışı mallara kaydırmaktadır.  Özellikle döviz kurlarındaki beklenmeyen dalgalanmalar, milli para talebi, ithalat ve ihracat yoluyla toplam talebi ve ithal edilen ara ve yatırım malları fiyatları yoluyla da toplam arzı etkilemektedir (Kandil and Mirzaie, 2003). Dolayısı ile reel döviz kurlarındaki değişmeler ithalat ve ihracat hacminin belirlenmesinde büyük rol üstlenmektedir.
 
Türkiye’de reel efektif döviz kurunda görülen gelişmeler  Tablo.7’de gösterilmektedir. Buna göre 1995=100 hesabıyla ve Türkiye’nin yoğun ticaretinin olduğu 19 ülke tüketici fiyatlarını esas alan hesaplamaya göre Türk Lirası 2005/Kasım ayı itibariyle %71 değerli görülmektedir. 17 ülkeyi esas alan toptan eşya veya üretici fiyatlarına göre hesaplanan üretici fiyatları bazlı göstergede de  milli paranın değerlilik oranı %46’dır. Bu durum Türkiye’nin rekabet gücünü, yurtiçi-yurtdışı mal talebini ve dolayısı ile de dış ticaret dengesi yolu ile cari dengesini olumsuz etkileyen unsurlardan en önemlisidir. Reel efektif döviz kurundaki yükseklik,  ithal, ara ve yatırım malları fiyatlarının düşüklüğü dolayısı ile maliyet avantajları sağlasa da,  bu durum ithal girdi kullanan sanayi sektörleri dışındaki sektörleri etkilememektedir. Dolayısı ile milli paradaki  yaklaşık %71 değerlenmenin mevcut cari denge açıklarında büyük rol oynadığı açıkça söylenebilecektir.  Reel efektif döviz kurundaki yüksekliğin devamı uzun vadeli cari denge perspektifinde de en önemli olumsuz unsur olma özelliğini korumaktadır.  D-    Türkiye’de Faiz Oranları Bir ekonomide milli faiz oranları ile uluslararası faiz oranları arasındaki farklar kısa süreli sermaye hareketlerinin yön ve yer değiştirmesine  sebep olmaktadır. Milli piyasalardaki nisbi faiz yüksekliği uluslararası fonları cezbederek (Dadush v.d, 2000), ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasına katkı sağladığı gibi milli paranın aşırı değerlenmesine yol açarak dış ticaret ve dolayısı ile cari dengenin bozulmasına da sebep olmaktadır. Güneydoğu Asya krizinde de aşırı ölçüde giren kısa vadeli fonların oluşturduğu ihracatı düşürücü ve banka borçlarını arttırıcı  etkiler görülmüştür (Fontaine, 2005). IMF ‘de Türkiye’deki yüksek faiz oranlarını bir kırılganlık işareti olarak gördüğünü ifade etmiştir (IMF, 2005). 
Tablo.7 Türkiye’de Reel Efektif Döviz Kuru İndeksi
 TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)ÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)*
Ara-95103,197,0
Ara-96101,7100,1
Ara-97115,9110,7
Ara-98120,9107,9
Ara-99127,3108,8
Ara-00147,6118,3
Ara-01116,3107,3
Ara-02125,4117,1
Ara-03140,6126,3
Ara-04143,2131,3
Ara-05171,2146,7
* Endekste artış TL'nin reel değer kazancını ifade etmektedir.
Kaynak: TCMB
 Tablo.8’de Türkiye’de geçmiş on yıllık süreç itibariyle faiz oranları ve reel faizler gösterilmiştir. Tablo.8’in incelenmesi ile de anlaşılacağı gibi on yıllık periyotta sadece 2000 yılında negatif reel faiz yaşanmış, onun dışındaki yıllarda tümüyle pozitif reel faiz söz konusu olmuştur. Hazine’nin sıkı disiplin uyguladığı, kamu borçlanma gereğinin azalmaya, kamu bütçesinin fazla vermeye başladığı 2005 yılında bile reel faizler %8,5 gibi dünya ortalamasının çok üzerinde bir büyüklük göstermiştir. Milli paranın değerini belirleyen TCMB’nın gecelik borç alma  faiz oranları da günümüz itibariyle yüksek bir orandır. Gecelik faiz oranları 2002’lerdeki %57 düzeyinden, Ocak-2006 başı itibariyle %13,5 seviyelerine inmiştir (TCMB). Ancak 2006 yılında beklenen enflasyonunun TÜFE’de %6 olduğu düşünüldüğünde gecelik faiz oranları yaklaşık bir misli  reel fazlalığa tekabül etmektedir. Tablo.8 Türkiye’de yıllar itibariyle kamu borçlanma  faiz oranları ve reel faizler(1994-2005)
YıllarOrt. İç Borçl.Faizi(%)Tüfe (%Artış)Reel Faiz (%)
1994164,4125,538,9
1995121,978,943,0
1996135,279,855,4
1997127,299,128,1
1998122,569,752,8
1999109,568,840,7
200036,139-2,9
200199,868,531,3
200263,929,734,2
200344,518,426,1
200424,99,315,6
200516,27,78,5
Kaynak: Hazine, TUİK, Yıldırım(2005b)’den yararlanılarak tarafımızdan düzenlenmiştir.    Hazinenin ve TCMB’nin faizlerindeki bu büyüklükler hem milli paranın değerliliği, hem  sıcak paranın cezbedilmesi, hem de kamu borçlanma maliyetleri açısından çok önemlidir. Zaten de böyle olmuş ve 2005 yılı itibariyle aşırı sıcak para girişleri  ve yüksek faizler dolayısı ile TL aşırı değerliliğini koruyarak cari dengeyi olumsuz şekilde etkilemiştir. Türkiye’nin cari dengesini istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi için reel efektif döviz kurlarının normal seviyelerine inmesi, TL’nin aşırı değerli pozisyondan kurtarılması gerekmektedir.    E-     Türkiye’de Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri Kısa vadeli sermaye hareketleri ülkelere kısa vadeli amaçlar için gelmektedirler. Onun için bütün finansal krizlerde kısa vadeli sermaye hareketleri hemen hızlı bir geri dönüş sürecine girmişlerdir (Lipsey, 2000). Kısa vadeli sermaye hareketlerinin ve sermaye piyasalarındaki yabancı varlığının uzun vadeli kontratlarını bozarak dövize dönmeleri ile sürü etkisini tetikledikleri ve krizin derinleşmesi sağladıkları ortaya konulmuştur (Ghysels and Seon, 2005). Latin Amerika, Güneydoğu Asya, Rusya ve Türkiye’de meydana gelen krizlerde kısa vadeli spekülatif sermaye hareketlerinin  ani çıkışlarının önemli rolleri olmuştur (Akdiş, 2000).              Türkiye’de kısa vadeli sermaye hareketlerinin hesaplanması konusunda farklı tartışmalar söz konusudur. Çünkü özellikle son yıllarda ödemeler bilançosunun net hata-noksan kalemindeki artışların büyük oranda kaynağı tam tespit edilemeyen kısa vadeli sermaye hareketlerinden meydana geldiği tahmin edilmektedir.  Bu durum dikkate alınarak hazırlanan Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişi  Tablo.9’da verilmiştir. Tablo.9’da da görüleceği gibi sadece Ekim-2005’e kadar giren sıcak para miktarı 13,8 milyar dolara ulaşmıştır.  Türkiye’ye sermaye hareketleri yoluyla son bir yılda net hata ve noksan hariç net 30 milyar 911 milyon dolarlık giriş yaşandığı da belirtilmektedir. Yapılan hesaplamalara göre bu miktarın 2 milyar 821 milyon doları net doğrudan yabancı yatırımlardan, 11 milyar 287 milyon doları portföy yatırımlarından, 15 milyar 166 milyon doları kredi yoluyla bankalar ve diğer sektörlerin borçlanmalarından, 858 milyon doları mevduat girişlerinden kaynaklanmıştır (Hurriyet, 2005a). Yine yapılan hesaplamalara göre, geçen yıl kasım ayı sonunda YTL’ye dönüştürülüp bir yıl süreyle hisse senetlerinde tutulan "sıcak para", hem döviz kurundaki düşüş hem de hisse senedi fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar nedeniyle son bir yıllık dönemde dolar bazında yüzde 78.9 oranında getiri sağlamıştır. Hisse senetlerinin YTL bazındaki getirisi ise yüzde 69.4 düzeyinde gerçekleşmiştir (Hürriyet, 2005b).   Kısa vadeli yüksek getiri amacıyla yurda giden kısa vadeli sermayenin büyük boyutlara ulaşması, milli paranın değerlenmesi ile meydana getirdiği olumsuz sonuçlar yanında, ani çıkış hareketleri ile krizi tetikleme ve arttırma deneylerini de akla getirmektedir. Kısa vadeli sermaye hareketlerine bu açıdan bakıldığında Türkiye’de önemli miktarda sıcak para olduğu görülecektir. 1994, 2000 ve 2001 krizlerinde 5-7 milyar dolarlık sıcak para çıkışlarının krizi derinleştirdiği düşünüldüğünde (Akdiş, 2004), sıcak para açısından Türkiye’de hassas bir durumun varlığından söz edilebilir. Her ne kadar kısa vadeli sermaye hareketlerinin önlenmesi, vergilenmesi gibi yaklaşımlar globalleşme eğilimleri ile bağdaştırılamasa da, ülkenin kısa vadeli sermaye açısından cazip olmaktan çıkarılmasında ekonomik istikrarın devamı açısından büyük fayda bulunmaktadır. Buna da en başta merkez bankasının gecelik faizlerinin düşürülmesiyle başlamak gerekmektedir.   Tablo.9 Türkiye’de Yıllar İtibariyle Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri (milyon dolar)
 199419951996199719981999200020012002200320042005/10
Portföy Hesabı (Yükümlülükler)112370319502344-508941881.615-3.7271.5033.9579.20910.276
Net Hata ve Noksan191124591499-987-6971721-2.762-1.6711525.0332.3493.583
TOPLAM (Net Sıcak Para Girişi)3034316234491357-57865909-1147-5398165589901155813859
Kaynak: TCMB verilerinden yararlanarak tarafımızdan oluşturulmuştur.  F-     Türkiye’de Uzun Vadeli Sermaye Hareketleri Uzun vadeli sermaye hareketleri ev sahibi ülkeye, finansal yatırımlarla ve dış ticaretle sağlayamayacağı teknoloji transferini getirmek, beşeri sermayeyi geliştirmek, kar ve gelirlerini kısa süreli sermaye hareketleri gibi yurtdışına çıkarmamak, ölçek ekonomileri, marka, araştırma-geliştirme gibi aktiviteleri arttırmak gibi faydalar sağlar (Feldstein, 2000). Ayrıca uzun vadeli sermaye hareketleri, kriz dönemlerinde kısa vadeli sermaye hareketleri, borçlanmalar gibi araçlara göre  daha istikrarlı ve daha dayanıklıdırlar. 1980’lerde Latin Amerika’da, 1994-1995 Meksika krizlerinde ve 1997 Güney Doğu Asya krizlerinde uzun vadeli sermaye hareketlerinin istikrarlı yapısı açıkça ortaya çıkmıştır. Çünkü uzun vadeli sermaye hareketleri milli ekonomiye ilk problemde ülkeden kaçamayacak kadar bağlanmışlardır. Bu özellikleri sebebi  ile de pek çok gelişmekte olan ülke diğer yatırım araçlarına göre  uzun vadeli sermaye hareketlerine dönüş yapmışlardır (Loungani, 2001). Türkiye’ye yıllar itibariyle giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları Grafik.2’de gösterilmektedir. Grafik.2’den de izlenebileceği gibi özellikle son yıllar itibariyle Türkiye’ye giren  dış doğrudan yabancı yatırımlar artmaktadır. Ekim-2005 tarihi itibariyle Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 11.707’ye, toplam dış doğrudan yabancı yatırım da 4 milyar dolara; toplam yatırım miktarı ise Ocak-Ekim/2005 arasında olmak üzere 25 milyar dolara yaklaşmıştır (Hazine).  Bu durum Türkiye’nin bugünkü ve gelecekteki cari denge sorununun çözümü açısından büyük öneme sahip bulunmaktadır. Uzun vadeli sermaye hareketlerinin AB üyelik sürecinde artarak devam edeceği beklentisi ise cari denge sorununun sürdürülebilirliği noktasından geleceğe umutla bakılmasına sebep olmaktadır.  Grafik.2 Türkiye’de dış doğrudan yabancı yatırım miktarları (milyon dolar)Kaynak: Hazine G-    Türkiye’de Toplam Borçlar ve Borç Ödeme Kapasitesi  1990-1997 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerin yabancı bankalara olan borcu  175 milyar dolardan 454 milyar dolara çıkmıştır.  Kısa vadeli borçlardaki bu yükselme Meksika (1994-1995), Güney Doğu Asya (1997-1998), Rusya ve Brezilya (1998-1999) krizlerinin anahtar değişkenidir ( Dadush v.d, 2000). Dolayısı ile kısa vadeli borçların artması, cari dengenin sürdürülebilirliği açısından da bir risk oluşturmaktadır.  Türkiye’nin borç gelişimi ve gelinen son durum Tablo.10’da gösterilmektedir. Tablo.10’dan da izlenebileceği gibi Türkiye’nin toplam borçları 2000 yılından itibaren sürekli artmaktadır. Ancak kamu toplam borç yükünün GSMH’ya oranı özellikle 2001 yılında yükseldiği %110’luk seviyesinden sonra 2003 yılından itibaren azalma eğilimine girmiş ve %70’ler seviyesine düşmüştür. Doğal olarak burada Maastrich kriterlerine göre 10 puanlık bir yükseklik söz konusudur. Ancak trendin azalma yönünde olduğu gözlemlenmektedir.  Ayrıca borçların vade yapılarında ve faiz oranlarında da belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. TL cinsinden borçlanma kağıtlarında ortalama faizler bileşik bazda  %16’lara inmiş;  vadeler ise ortalamada 27,5 ay düzeylerine yükselmiştir. Bu oranların 2002 yılında sırası ile %62 ve 9 ay olduğu göz önünde bulundurulduğunda iç borçlanmada belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. Dış borçlanmalarda da benzer şekilde, 2002’lerde %10’larda olan euro cinsi tahvillerin faizleri %6’lar düzeyine inmiştir. Hazine’nin 4 Ocak 2006 tarihinde ihraç ettiği 30 yıl vadeli  tahvillerin  kupon faizi yüzde 6.8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran Amerikan tahvillerine göre 25 baz puanlık bir getiri farkına karşılık gelmektedir. Bu tahvillere 18 ülkeden ihraç miktarının 4 katı oranında talep gelmesi de önemlidir. Kamu borçlanma gereği de 1993-2002 ortalaması %10’lar düzeyinde iken, 2005 sonu itibariyle %1’ler düzeyine inmiştir (Hazine, 2005, 2006). Dolayısı ile tüm bu gelişmeler borçlar, borçların çevrilebilirliği ve cari dengenin sürdürülebilirliği açısından Türkiye’de önümüzdeki dönemde herhangi bir risk bulunmadığını, hatta bu konularda cari dengeyi daha da rahatlatacak gelişmeler yaşanabileceğini  göstermektedir.  Tablo.10 Yıllar itibariyle borçlar ve borç rasyoları
BORÇ GÖSTERGELERİBirim200020012002200320042005 
Kamu Brüt İç Borç StokuMilyar YTL36,4122,2149,9194,4224,5243,8Kasım
   TahvilMilyar YTL34,4102,1112,8169,0194,2225,9Kasım
   BonoMilyar YTL2,120,037,025,430,317,9Kasım
Kamu Kesimi İç Borç Stoku ($) Milyar $58,199,299,0129,6155,2180,6Kasım
Toplam Dış Borç StokuMilyar USD118,6113,7130,2145,3161,8165,2II Ç
Orta Uzun Vadeli Dış BorçlarMilyar USD90,397,3113,8122,3129,9128,3II Ç
 Kısa Vadeli Dış BorçlarMilyar USD28,316,416,423,031,936,9II Ç
Kamu Brüt Dış Borç StokuMilyar USD53,059,871,876,976,869,0II Ç
Kamu Toplam Brüt Borç YüküGSMH’Nın %55,4110,994,586,877,069,3Kas.; II Ç
İç borçlanma faizleri Yıllık bileşik %  62,746,024,716,3Kasım
Dış borçlanma maliyetleriEuro%  9,99,96,35,3 
İç borçlanmanın ort.vadesiAy  9,011,514,727,4 
Kaynak: Hazine, http://www.mahfiegilmez.nom.tr H-    Türkiye’de Döviz Rezervleri Döviz rezervlerindeki azalmaların ve yetersizliğin Güneydoğu Asya krizlerinde önemli bir rol oynadığından bahsedilmektedir (Fontain, 2005).  Ayrıca Krugman ‘da (1979), döviz rezervlerindeki azalışla birlikte ödemeler dengesi krizlerinin artacağını belirtmiştir. Birinci ve ikinci nesil kriz modellerinde rezervlerin önemli rollere sahip oldukları anlaşılmıştır. Özellikle Meksika krizinde 1994 yıl sonuna doğru  rezervlerin çok düşük seviyelere geldiği görülmüştür (Flood and Marion, 1996). Krizlere dayanıklılık yanında sürdürülebilir bir cari açık için de yeterli düzeyde bir rezerv zorunluluğu bulunmaktadır (Apergis v.d, 1998). Gelişmiş ülkeler itibariyle konu değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerde rezervlerin kısa vadeli borçlara oranının %13 (Fransa) ile %65 (ABD) arasında bir değer aldığı görülür. Rezervlerin ithalata oranı ise %7  (İngiltere),  %48  (İsviçre) arasındaki değerlerdir (IMF, 2000).   Türkiye Grafik.3’den de izlenebileceği gibi uluslararası rezervlerini sürekli yükseltmiş; 2001/Kasım ayında meydana gelen krizle birlikte 18 milyar dolara gerileyen döviz rezervleri, 2005 sonları itibariyle 50 milyar doları aşmıştır. Türkiye’nin kısa vadeli borçlarının toplamının yaklaşık 180 milyar dolar, ithalatının da  yaklaşık 110 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde;  rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %27, rezervlerin ithalata oranı ise %45’dir. Dolayısı ile gelişmiş ülke oranları ile karşılaştırıldığında şu an itibariyle gerek dış borç ve gerekse ithalatın finansmanı konusunda rezervler açısından bir risk görünmemektedir.  Ancak rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %1,44 ile %2,50 arasında gayet yüksek düzeylerde olan Kolombiya, Venezüella ve Malezya 1994-1997 arasında krizlerle karşılaşmışlardır (IMF, 2000). Bu nedenle Türkiye’nin rezervlerini biraz daha arttırmasında yarar görülebilir.  Ayrıca düşük döviz kurları sebebiyle Türkiye’nin rezervlerini şu aşamalarda daha da arttırması daha kolaydır. Böyle bir operasyon Türkiye açısından hem döviz kurunun dengesini bulması, hem kriz risklerini azaltması, hem de milli parasının istikrarını güvence altına alması açısından çok yararlı olacaktır.  Grafik.3 Türkiye’de brüt uluslararası döviz rezerv miktarları (milyar dolar)Kaynak: TCMB  İ-       Türkiye’nin Uluslar arası Piyasalardaki Kredi Derecesi Bir ülkenin uluslararası piyasalardaki kredi derecesi, o ülkeye olan kısa ve uzun vadeli sermaye akımlarının belirleyicisi olmaktadır. Kredi dereceleri o ülkenin borçlanma risk pirimi üzerinde önemli etkilere sahip olmakta, borçlanmasındaki kolaylık ve zorluk derecelendirmelerle irtibatlı bulunmaktadır (Reinhart, 2002). Her ne kadar sermaye girişi ile kredi derecelendirme arasında doğrusal bir bağdan bahsedilemese bile özellikle bir ülkeden sermaye kaçışının, o ülkenin kredi derecesinin düşürülmesi ile yakından ilgili olduğunu geçmiş deneyler ortaya koymuştur (Gande and Parsley, 2004). Ayrıca en azından mevcut yapının ve trendin korunması, yatırım ikliminin devam etmesi  açısından kredi derecelerindeki artışların  önemi büyüktür.              Bu anlamda baktığımızda Türkiye’nin kredi notu 2002 yılından itibaren  önemli iyileştirmeler göstermektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s’un 2002 sonrasındaki değerlendirmeleri Tablo.11’de sunulmuştur. Tablo.11’den de görüleceği gibi Türkiye’nin kredi notu Ocak-2002 tarihinden itibaren düzenli olarak yükselmiştir. Özellikle son yıl ve aylar itibariyle kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu sürekli yükselttikleri görülmüştür. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notu görünümünü durağandan pozitife çevirdiğini ve “BB-”  olan uzun vadeli hem döviz hem de lira cinsi kredi notlarını teyit ettiğini açıklamıştır (6.12.2005). Daha sonra Mart-1997'den bu yana Türkiye’nin notunu değiştirmeyen Moody's’in  kredi notunu B1'den Ba3'e yükselterek Standart and Poor’s ve Fitch ile aynı düzeye geldiği ilan edilmiştir (15.12.2005).              Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düzenli olarak yükseltmeleri, Türkiye’ye kısa ve uzun vadeli  sermaye girmesi, Türkiye’nin borçlanma faizlerindeki risk prim aralığını daraltması, kolay borçlanabilmesi ve  cari açıklarını finanse etmesi konusunda da güvende olmasını sağlamaktadır. Bu açıdan Türkiye’de yatırım ikliminin iyileştiği, ekonomik istikrar ve mali disiplin devam ettiği sürece de Türkiye’ye olan ilginin artacağı beklenmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de gelecek dönemde cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda bir risk görülmemektedir.  Tablo.11 Standart and Poor’s’un Türkiye Derecelendirmesi
DönemlerDerecelerNotlar
2002/1B-Durağan
2002/3B-Pozitif
2002/7B-Negatif
2002/11B-Durağan
2003/7B-Durağan
2003/10B-Durağan
2003/11B+Durağan
2004/3B+Pozitif
2004/10BB-Durağan
Kaynak: Hazine(2005)’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.  VIII-  SONUÇ Türkiye uzun yıllardan beri  dış ticaret açığı ve cari açık problemleri ile karşı karşıyadır. 2005 yılı itibariyle ise 22 milyar dolara yakın ve GSMH’ya oranı %6’yı aşan bir cari açıkla tarihi bir açık rekorunun arifesinde bulunmaktadır. Özellikle cari açıkların yüksek olduğu dönemlerde ülkemizin krizlerle karşılaşmış olması, diğer gelişmekte olan ekonomilerde görülen krizlerin de bir ödemeler dengesi krizi ile birlikte ortaya çıkmış olması, ekonomimizin geleceği açısından tedirginliği arttırmıştır.  Dünya’da cari açık problemi ile karşılaşan tek ülke ülkemiz değildir. Ayrıca başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkeler de uzun yıllardır büyük cari açıklarla birlikte yaşamışlardır. Özellikle Avustralya yüksek cari açıkları, yüksek büyüme oranları ile birlikte götürmeyi başarmıştır. Ekonomisi büyüyen, tasarrufları harcamalarına yetmeyen veya döviz gelirinden daha fazla döviz gideri olan ülkeler açısından cari dengenin açık vermesi kaçınılmazdır. Bu nedenlerle artık  cari açığın varlığı ve büyüklüğünden ziyade sürdürülebilir olup olmadığı tartışılmaktadır. Cari açığın sürdürülebilir olup olmadığı ise çok farklı verilerle analiz edilmektedir.  Cari açığın sürdürülebilirliği açısından dikkate alınan çeşitli göstergeler vardır. Bu göstergeler ihracat, ithalat, döviz kuru, faiz oranları, kısa ve uzun dönemli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ikliminin devamlılığı gibi unsurlarıdır. Türkiye’de ihracatın gelişimi önemli bir performans göstermektedir. Özellikle döviz kurlarındaki düşme ve rakip ülkelerdeki maliyet avantajlarına rağmen 2005 yılında Türkiye’nin ihracatı bir önceki yıla göre %15 civarında artarak 73 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatla birlikte ithalat da artmakla birlikte bu artış Türkiye’nin büyümesi açısından gerekli ara ve yatırım malları ithalatından meydana gelmektir. Uzun vadeli sermaye hareketleri açısından Türkiye özellikle son yıllar itibariyle cazibe merkezi olmaya başlamış, özellikle 2005 yılında ülkeye giren uzun vadeli sermaye bir önceki yıla göre neredeyse %100 oranında artarak 5 milyar dolara yaklaşmıştır. Türkiye borçlanmasında da önemli bir iyileşme sağlamış ve kamu borçlanma gereğini azaltarak, toplam kamu borç oranını Maastrich kriterlerine yaklaştırmıştır. Döviz rezervleri itibariyle 50 milyar doları geçen bir hacimle uluslararası standartlara göre yine iyi bir durumdadır. Yatırım ikliminin devamlılığı, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının art arda artan not düzeyleri ile de teyit edilmektedir.  Türkiye’deki  cari açıklarının sürdürülebilirliğinde döviz kurunun düşüklüğü ve faiz oranlarının yüksekliği   en önemli kırılma noktaları olarak görülmektedir. Türk Lirasının reel efektif döviz kuru indeksine göre %70 oranında değerli olması, hem ihracatı hem de ithalatı olumsuz etkilemektedir. Uzun vadede de Türk Lirasının aşırı değerliliği ihracat, ithalat ve döviz kazandırıcı diğer faaliyetleri olumsuz etkilemeye devam edecektir. Zaman içinde düşme göstermekle birlikte dünya ortalamasına göre yüksek düzeylerde bulunan  reel faiz oranları da kısa vadeli sermaye hareketleri açısından yüksek karlı bir ortam sunarak, Türk Lirasının aşırı değerlenmesine katkıda bulunmaktadır.  Türkiye ekonomisinin yakalamış olduğu istikrar ortamı ekonomik göstergelere de yansımakta ve Türkiye’de genel ekonomik yapı önemli bir iyileşmeye işaret etmektedir. Türkiye bu olumlu eğilimi AB üyelik süreci gibi dış olumlu göstergelerle destekleyerek diğer ekonomik sorunları ile birlikte cari hesaplarındaki dengesizlik problemine de çözüm üretebilecektir.  Ancak özellikle kısa vadede döviz kuru ve faiz oranlarındaki dengesizliği ortadan kaldıracak politika değişikliklerine ihtiyaç bulunmaktadır.   
FAYDALANILAN KAYNAKLAR 1.            AKAT, Asaf Savaş, (2006),  “2006 tahminleri (1)”, Vatan, (1 Ocak).2.            AKDİŞ, Muhammet (2000), Global Finansal Sistem, Finansal Krizler ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları.  3.            AKDİŞ, Muhammet (2004), "Kısa Vadeli Sermaye Hareketlerinin Yol Açtığı Finansal Krizler ve Bu Krizleri Önlemede Kullanılabilecek Araçlar: Tobin Vergisi", Active Bankacılık ve Finans Dergisi, Yıl:6, Sayı:36, (Mayıs-Haziran), s.36-48.4.            APERGIS, Nicholas, Konstantinos P. KATRAKILIS., and Nicholas M. TABAKIS, “Current account deficit sustainability: The case of Greece”, Applied Economics Letters, 2000, 7, 599-603. 5.            AYSAN, Mustafa (2005), “Ekonominin Döviz Açığı”, Radikal, (16 Mart).6.            BABAOĞLU, Barış (2005), Türkiye’de Cari İşlemler Dengesi Sürdürülebilirliği, TCMB Uzmanlık Tezi, Ankara.7.            BAHARUMSHAH Ahmad Zubaidi, Evan LAU and Stilianos  FOUNTAS (2003),  “On the sustainability of current account deficits: evidence from four ASEAN countries”,  Journal of Asian Economics,   Volume 14, Issue 3,  June, 465-487. 8.            CANSEN, Ege (2006), “Ekonomide dışa açılma nitelik değiştiriyor”, Hürriyet, 4 Ocak. 9.            DADUSH Uri, Dipak DASGUPTA, and Dilip RATHA (2000) “The Role of Short-Term Debt in Recent Crises”, IMF-Finance and Development, December, Volume 37, Number 4.

10.        DOOLEY Michael P., David Folkerts LANDAU, Peter M GARBER., “The US Current account deficit and economic development: collateral for a total return swap”, NBER Working Paper, 10727.

11.        EDWARDS, Sebastian (2001), “Does The Current Account Matter”, Nber Working Paper 8275.12.        ------------------------------(2005), “Is the US Current Account Deficit Sustainable? And if not, how costly is adjustment likely to be?”, Draft for confererence peresentation, march 16,2005.  www.nber.org.13.        FELDSTEIN, Martin (2000)  “Aspects of Global Economic Intergration: Outlook for the Future” NBER Working Paper,  7899. 14.        FLOOD, Robert P. and Nancy P. MARION (1996),  “Speculative attacks:Fundamentals and self-fulfillig prophecies”, Nber,  Working Paper, 5789.15.         FONTAINE, Thomson (2005), Currency Crises in developed and emerging market economies: E comparative empirical treatment, IMF Working Paper, WP/05/13.

16.        FREUND, Caroline (2005), “Current account adjustment in industrial countries”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 1278-1298.

17.        FREUND, Caroline and Frank WARNOCK (2005), “ Current account deficits in industrial countries: the bigger they are, the harder they fall”, www.nber.org.

18.        GANDE,  Amar and David PARSLEY (2004), “Sovereign Credit Ratings and International Portfolio Flows , Presented at the Joint ECB/IMF Workshop, November 16-17, www.imf.org.

19.        GHYSELS, Eric and Junghoon SEON (2005), “The Asian financial crises: The role of derivativ securities trading and foreign investors in Korea”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 607-630.

20.        GÖKÇE, Deniz (2005), “İthalat Artışının Kaynakları, Akşam, (29 Aralık).21.        GOLDFAJN, Ilan and Rodrigo O VALDES. (1997), “Capital Flows and the Twin Crises: The Role of Liquidity”, IMF Working Paper, WP/97/87. 22.        GÜNEŞ, Hurşit (2006), “2006'ya girerken: Ekonomide kritik yıl”, Milliyet, (6 Ocak). 23.           Hazine (2005),  http://www.hazine.gov.tr/guncelduyuru/2006finasmanprograi_sunum.pdf24.        Hazine (2006), 5.1.2006 Tarihli Basın Duyurusu.

25.        HOLMAN, Jıll A. (2001), “Is the large US current account deficit sustainable”, FRBKS Economic Rewiew, 1/2001, www.kc.frb.org

26.        Hurriyet (2005a), (12 Ekim).

27.        ---------- (2005b), (2 Aralık).

28.        IMF (2000), “Debt- and Reserve-Related Indicators of External Vulnerability”, March-23.

29.        ----- (2005), Country Report-Turkey, November-2005, 05/412. 30.        KAMINSKY, Graciela, Saul LIZONDO and Carmen M. (REINHART (1998), “Leading Indicators of Currency Crises”, IMF Staff Papers, Vol.45, No.1,1-45.

31.        KANDIL, Magda and  Ida Aghdas MIRZAIE (2003), “The effects of exchange fluctiations on output and prices: Evidence form developing countries”, IMF Working Paper, WP/03/200. 

32.        KRUGMAN, Paul (1979), “A model of balance –of- payment crises”, Journal of money, credit and banking”, Vol. 11, August, 311-25.

33.        KUMCU, Ercan (2005), Kaynaklarımızın üzerinde harcıyoruz”, Hürriyet, (24 Kasım).34.        LIPSEY, Robert, E (2001). “Foreign Direct Investors in Three Financial Crises”, Nber, Working Papers, 8084.35.        LOUNGANI, Prakash and Assaf RAZIN (2001), “How Beneficial Is Foreign Direct Investment for Developing Countries?”, IMF- Finance and Development, June, Volume 38, Number 2.

36.        MANN, Catherine, L. “Is the US current account deficit sustainable?”, IMF, Finance and Development, Marc 2000, Volume 37, Number 1.

37.        MILESI-FERRETI, Gian Maria and Assaf RAZIN (1996a), “Sustainability of persistent current account deficits”, Nber Working Paper Series, 5467. 38.        -------------------------------------------------------------- (1996b), “Current Account Sustainability: Selected East Asian and Latin American experiences”, Nber Working Paper Series, 5791.

39.        OBSTFELD, Maurice and Kenneth ROGOFF (2004), Is the Current Account Deficit Sustainable?” Nber Working Paper,  10869.

40.        OSTRY, Jonathan D. “ Current Account Imbalances in ASEAN Countries: Are they a problem?”, IMF Working Paper, WP/97/51. 41.        ÖZMEN, Erdal (2005), “Macroeconomic and institutional determinants of current account deficits”, Applied Economic Letters, 2005, 12, 557-560. 42.        ÖZTRAK, Faik (2005), “Tüketim Cari Açığı Arttırıyor”, Milliyet, (28 Ekim).43.        PITCHFORD, J.D. (1989), A Sceptical View of Australia’s Current Account and Debt Problem, Australian Economic Review 86, 5-14.44.        REINHART, Carmen M. (2002), Default, “Default, currency crises and sovereign credit ratings”, NBER, Working Papers,  8738.

45.        REISEN, Helmut, “Sustainable and excessive current account deficits”, OECD Development Centre, Working Paper, 132.

46.        URAS, Güngör (2005), “On ayda petrol, kömür ve gaz faturası 16.8 milyar dolar”, Milliyet, (23 Aralık).47.        YELDAN, Erinç (2005), “AB Müzakere Süreci ve Cari Açığın Finansmanı"
(12 Ekim),
www.bagımsızsosyalbilimciler.org.

48.        YILDIRIM, Abdurrahman (2005), “Daha az borçlanmanın sonucu tek haneli reel faiz”, Sabah Gazetesi, (24 Kasım).

49.        -------------------------------- (2005), “Kronik cari açığın çözümü yatırım ortamını iyileştirmekten geçiyor”, Sabah Gazetesi, (17 Kasım).  

Son Güncelleme : 07-10-2008 19:21

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Beğenilme
Yazdır
Arkadışıma Gönder
İlgili Makaleler

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.5 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

Üye Girişi

Kimler Sitede

Şuanda 23 misafir bağlı

Aktif Üyeler

Şu an aktif üye yok

İstatistikler

Üyeler: 3528
Haberler: 87
Web Bağlantıları: 9

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

istatistikci.com toplam ziyaretçi sayısıistatistikci.com toplam ziyaretçi sayısıistatistikci.com toplam ziyaretçi sayısıistatistikci.com toplam ziyaretçi sayısıistatistikci.com toplam ziyaretçi sayısıistatistikci.com toplam ziyaretçi sayısıistatistikci.com toplam ziyaretçi sayısı
mod_vvisit_counterBugün122
mod_vvisit_counterDün1030
mod_vvisit_counterBu Hafta2033
mod_vvisit_counterBu Ay16185
mod_vvisit_counterToplam681946

Reklamlar

Yazan: Yücel ULUISIK, Tarih: 06-02-2008 10:51

Okunma Sayısı : 3289    

Beğenilme : Yok

Yayınlama yeri : Makaleler, Ekonomi Makaleleri


CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ  SORUNUVE  TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER  Tasam Stratejik Öngörü Dergisi, Sayı:8, 2007, s.15-40.  Prof. Dr. Muhammet AKDİŞPamukkale Üniversitesiİkt. ve İd. Bil. Fakültesihttp://makdis.pamukkale.edu.tr ÖZET            Cari hesaplar dengesinin açık vermesi  sorunu gelişmekte olan ülkeler kadar bazı gelişmiş ülkelerin de önemli problemlerinden birisidir. Aslında bir ülkenin gelirinden fazla harcama yapmasından veya tasarrufundan fazla yatırım yapmasından kaynaklanan bu durumun varlığından çok sürdürülebilirliği tartışma konusudur.              Türkiye ekonomisi tarihi süreç içerisinde aşağı yukarı sürekli cari açık sorunları ile karşılaşmıştır. Ancak 2005 yılı cari açığının 22 milyar dolar gibi bir miktara ve GSMH’nın %6’sı gibi bir orana ulaşacak olması tedirginliği arttırmıştır. Özellikle cari açıkların GSMH’nın %5’ini aşmasının kriz işareti olarak yorumlandığı ve Türkiye’nin geçmişte de cari açıkların büyük olduğu dönemlerde krizlere uğradığı  dikkate alındığında  cari açıkların sürdürülüp sürdürülemeyeceği  merak edilmeye başlanmıştır.             Cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda üzerinde durulan temel değişkenler, ihracat, ithalat, reel efektif döviz kuru, faiz oranları, kısa vadeli sermaye hareketleri, uzun vadeli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ortamının istikrarı gibi unsurlardır. Bu unsurlar açısından Türkiye ekonomisi incelendiğinde, diğer değişkenler itibariyle önemli  iyileşmeler sağlandığı ancak özellikle döviz kuru ve faiz oranlarında dengeden uzakta olunduğu anlaşılmaktadır.  
THE SUSTAINABILITY PROBLEM OF CURRENT ACCOUNT DEFICITS AND  THE DEVELOPMENTS IN TURKISH ECONOMY ABSTRACT            The problem that the balance of current accounts give deficits is one of the major problems faced by developing countries as well as some developed ones. The point of discussion is the sustainability rather than the existence of this situation which is caused by the fact that a country spends more than its revenues or a country invests more than its savings.                      Turkish economy in her historical periods frequently faced with these current deficits problems. However, the raise of currents deficit in 2005 to 22 billion dollar and to the ratio of 6% of GNP has increased anxieties. Considering that current accounts exceeds the 5% of the GNP and it is seen as a sign of a crisis, and also thinking that crisis unfolded in the past with deficits of current accounts, the question whether deficits of current accounts will be lasted became an important discussion point.   The main variables on the sustainability of the current deficits are various as the export, import, reel effective foreign exchange, interest rates, short term capital movements, long term capital movements, structure of debts, exchange reserves and the sustainability of investing environments. As the Turkish economy is analysed in terms of these factors, it is found out that the economy is far from the balance at exchange and interest rates, although significant improvements are seen regarding other variables.  
 I-             GİRİŞ Cari açık olgusu bazı gelişmiş ülkelerle birlikte özellikle gelişmekte olan ekonomilerin temel problemlerinden biridir. Gelişmiş ekonomilerin büyük çoğunluğu veya petrol gibi doğal kaynak zengini ülkeler dışında hemen hemen tüm gelişmekte olan ekonomilerin sıklıkla karşılaştıkları bu problem zaman zaman finansal krizlerin de çıkmasına yol açmıştır. Çünkü cari açığın finanse edilebilmesindeki güçlükler veya cari açığı finanse ediyor gözüken kalemlerdeki ciddi yön değişiklikleri finansal krizlerin de tetikleyicisi olmaktadır. Şili ve Meksika’da 1980’lerin başlarında, Meksika ve Arjantin’de 1990’ların ortalarında ve Güneydoğu Asya ülkelerinde 1990’ların sonlarında görülen finansal krizler hep büyük ve kalıcı cari denge açıkları ile birlikte görülmüşlerdir. Bu nedenle finansal krizlerin yayılmasında cari açıkların büyüklüğünün önemli roller üstlendiği kabul edilmiştir (Baharumshah, 2003).  Türkiye ekonomisi uzun zamandır dış açık problemi ile karşı karşıyadır. Bu problem ülkemizde zaman zaman krizler ve istikrar programları ile sonuçlanan gelişmelere yol açmıştır. Dünya uygulaması ile Türkiye’nin geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, 2005 yıl sonu itibariyle cari açığın 22 milyar dolar seviyesine çıkacağı, cari açığın GSMH’ya oranının ise %6’yı aşacağı beklenmektedir. Cari açık miktarlarının daha önce karşılaşılmamış büyüklükte olması, cari açıkların GSMH’ya oranında da kritik eşik olarak kabul edilen %5 oranının (Freund, 2005) geçiliyor olması, Türkiye’de oluşan cari açığın bir krize yol açıp açmayacağını ve cari açığın sürdürülebilirliğini  ciddi olarak tartışmaya açmıştır. IMF’de cari açıkların Türkiye ekonomisinin geleceğinde en dikkate değer konulardan birisi olduğunu ifade etmiştir (IMF, 2005). Bu nedenle cari denge olgusu Türkiye ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Aşağıda bu konudaki düşüncelerimiz açıklanacaktır.  II-          ÖDEMELER BİLANÇOSU DENGESİ VE CARİ AÇIKLAR Bir ülkenin dış alem ile olan ekonomik ilişkilerinin ayrıntılı  bir dökümünü gösteren ödemeler bilançosu, özellikle dış ticaret dengesi  ve cari denge  konusunda dikkatle takip edilmektedir. Çünkü, ithalat ve ihracat farkından oluşan dış ticaret dengesi eğer  açıkla kapanıyorsa bu açığın kapatılmasına yönelik bir dizi değişkenin devreye girmesi gerekmektedir. Oluşan dış ticaret açığı ilk olarak hizmet gelirleri ile kapatılmaya çalışılır. Bu gelirlerle açık kapanmıyorsa  o zaman  yatırım gelirleri ve cari transferler gündeme gelecektir. Dış ticaret dengesinde oluşan açığın hizmet, yatırım ve cari transfer kalemleri ile ortadan kaldırılamaması cari işlemler hesabının açık vermesi sonucunu doğuracaktır. Geniş anlamda düşünüldüğünde cari açık, bir ülkenin harcamalarının tasarruflarından fazla olmasından kaynaklanmakta ve dış finansmanla kapatılmaya çalışılmaktadır. Yani, cari denge hesabındaki negatif büyüklük dış alem giderlerinin dış alem gelirlerinden fazla olmasının sonucudur. Toplam yurtiçi harcamaların, toplam yurt içi tasarruflardan fazla olması, bir dış tasarrufa ihtiyaç gösterecektir ki, bu da cari açık olarak karşımıza çıkacaktır.  GSMH = C+I+G+(X-M)+F (dış alem gelirleri)  ise,                (1)GSMH-C-G-I=X-M+F’dir.                                                   (2) GSMH’dan tüketim ve devlet harcamalarını çıkardığımızda tasarruflar kalacağına göre;   (GSMH-C-G)=S                                                                   (3) olur.  O zaman bu eşitliği;  S-I=(X-M)+F                                                                                    (4) olarak da yazmamız mümkündür. Dış ticaret dengesini temsil eden (X-M) ile dış alem gelirlerini temsil eden (F) toplamı ise bize cari dengeyi,  [CD=(X-M)+F]                                                                     (5) verecektir. Öyle ise eşitliğimiz,  S-I=CD                                                                                 (6) haline gelmektedir.   (6) nolu eşitlikte de görüldüğü gibi, bir ülkedeki tasarruflar ile yatırımlar arasındaki fark cari dengeyi oluşturmaktadır. Eğer  tasarruf yatırım eşitliği var ise cari denge sıfır bakiye vermekte; tasarruflar fazla ise cari denge pozitif (fazla), tasarruflar yetersiz ise cari denge negatif (açık) bakiye ile kapanmaktadır. Cari açık ortadan kaldırılmak isteniliyorsa, ya tasarruflar arttırılacak ya da yatırımlar kısılacaktır. Ekonomik büyümeyi  ve tasarrufları da arttıracak olan geliri arttırmak için yatırımları arttırmak gerektiğine göre, tasarruf yetersizliği içindeki ülkelerin cari açık vermekten başka alternatifi kalmamaktadır. (2) Numaralı eşitliği;   GSMH-C-G-I=CD                                                               (7) olarak yazdığımızda ise cari dengenin milli gelir ile harcamalar arasındaki fark olduğu görülecektir. Gelir harcamalardan yüksek ise bakiye pozitif (fazla), harcamalar gelirden büyükse bakiye negatif (açık) ortaya çıkmış olacaktır. Burada da aynı analizi yapmak mümkündür. Geliri arttırmak için yatırım yapmak gerektiğine göre, gelişmekte olan ülkelerin cari açık sorunu gelir  ile harcamaların dengelendiği noktaya kadar devam edecektir.  Sonuç ne olursa olsun ödemeler bilançosu dengede olur. Her bilançoda bir kalemdeki fazlalık veya eksiklik, diğer kalemlerdeki fazlalık veya eksiklik tarafından kapatılır. Ancak açığı kapatan kalemlerin yapısı ve özellikleri bir ülke ekonomisinin gelecek perspektifi açısından çok önemlidir. Yani ödemeler bilançosunda ilk açığın oluştuğu dış ticaret dengesi ve sonrasındaki her alt kalem ülke ekonomisi açısından durumun nezaketini arttırmaktadır.  Dış ticaret bilançosunun her kalemi ülkeye giren veya çıkan dövizlerin miktarını göstermektedir. Ödemeler bilançosunun ilk dengesini oluşturan dış ticaret açığı, eğer hizmetler dengesindeki gelir fazlalıkları ile karşılanabiliyorsa en iyi durum, eğer burada da açık veriliyor ve dengenin sağlanmasında sermaye hesabından yararlanılıyorsa daha az iyi bir durum; cari açığın kapanmasında kısa vadeli sermaye hareketleri daha önemli bir işlev görüyorsa riskli bir durum, cari açık sermaye hesabı ile de kapatılamıyor ve rezerv hareketlerine müracaat gerekiyorsa o zaman kötü bir durumdan bahsetmek mümkündür. Yani bilançonun ilk kaleminden başlayarak aşağıya doğru sıralanan bütün gelişmeler eğer bir öncekinin açığını kapatmaya yönelikse o ülke ekonomisindeki gelişmelerin ciddiyetle analiz edilmesine ihtiyaç vardır.   Ancak açık oluşturan kalemlerin yapısı ve özellikleri de burada göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıda da bahsedildiği gibi cari açığın oluşumu çok önemlidir. Eğer bu oluşum ithalat harcamalarının büyüklüğünden kaynaklanıyorsa, o zaman da ithalat kalemlerinin özellikleri önem kazanmaktadır. İthalat, ara ve yatırım mallarının çokluğuna bağlı ise ekonomik büyümenin  tetiklenmesi söz konusu olabilecektir. Ara ve yatırım malları ithalatının,  yani büyümenin dış alem gelirleri ile finanse edilmesi özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından çok da büyük problem olmayabilecektir.  Bu durumda yabancılar özel sektör yatırımlarını finanse edecekler, bu da milli ekonominin büyümesine katkı yapacak ve başkaca bir sorun doğurmayacaktır.  III-       DÜNYA’DA CARİ AÇIK PROBLEMİ Cari açık problemi öncelikle gelişmekte olan ülkelerin problemi olduğu kadar, bazı gelişmiş ekonomilerin de problemleri arasında yer alır. Özellikle ABD cari açık sorunu en başta gelen ülkelerdendir. Tablo.1’e baktığımızda gelişmiş ekonomiler içinde 2004 rakamları ile 668 milyar dolarlık açıkla ABD’nin başı çektiği görülecektir. Bunun dışında İspanya, Avustralya gibi ülkeler de cari açık problemine sahiptirler. Önemli miktardaki gelişmiş ülke ise cari fazlalar vermektedir. Hatta Japonya’nın 172 milyar dolarlık, AB ülkelerinin de toplamda 46 milyar dolarlık cari işlem fazlaları bulunmaktadır. Gelişmekte olan ekonomiler içinde ise yine  2004 rakamları ile Hindistan’ın 800 milyon dolarlık, Meksika’nın da 7.5 milyar dolarlık cari işlem açığı bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da bu açık sürecinin devam edeceği öngörülmektedir.    Tablo.1 Seçilmiş  Ülkeler İtibariyle  Ödemeler Bilançosundaki Cari Açık Miktarları (Milyar Dolar) 
 200020012002200320042005*
Gelişmiş EkonomilerABDAB BölgesiJaponyaDiğer gelişmiş ekonomiler2–262.0–416.0–37.0119.671.4–210.8–389.57.087.883.9–222.5–475.248.5112.691.6–219.6–519.726.7136.2137.2–314.0–668.146.7172.1135.3–451.1–759.023.7153.1131.1
Yeni Sanayileşen Asya Ülkeleri 40.1 50.6 59.3 84.4 90.2 78.0
Diğer gelişen piyasalar ve gelişen ülkeler(fazla veren asya ülkeleri hariç)88.443.842.510.285.831.0143.975.3227.7134.6410.1278.7
Bölgesel GuruplarAfrikaMerkezi ve Doğu AvrupaBağımsız devletler topluluğu7.3–32.746.146.10.7–16.632.640.7–8.2 –24.5 32.1 72.3 30.0 –16.0–3.1 –37.3 35.90.6–50.163.193.012.5 –56.4 105.3 109.7 217.621.5
Rusya44.633.430.935.459.9101.8
Çin20.517.435.445.968.7115.6
Hindistan4.61.47.16.90.813.5
Brezilya24.223.27.64.211.713.1
Meksika18.617.613.58.67.48.3
*TahminKaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.             Bazı ülkeler itibariyle cari açığın GSMH’ya oranlarına baktığımızda ise yine ABD’yi bu konuda oldukça ileride görmekteyiz. Tablo.2’den de görüleceği üzere, ABD’nin yıllar itibariyle cari açığının GSMH’ya oranı devamlı artış göstermiş, 2000’de %4.2 olan bu oran 2004’de %5.7’ye yükselmiştir. Bu yükselişin devam edeceği de beklenmektedir. ABD’den sonra cari açığın GSMH’ya oranında dikkat çeken iki ülke yine 2004 rakamları ile  %7.5 oranı ile Portekiz, %5.3 oranı ile  İspanya’dır. Avustralya ve Yeni Zelanda %6.4,  İzlanda %8.5, Meksika %5.5 oranları ile yine dikkat çeken farklı ülkelerdir.              Tablo.1 ve Tablo.2’nin  birlikte incelenmesi ile görülebileceği gibi ileri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler itibariyle farklı miktarlar ve oranlar söz konusu olsa bile dünyanın farklı ülkelerinde cari açık problemi bulunmaktadır. Bu problem Türkiye açısından da uzun dönemdir devam eden bir sorun olma özelliğini korumaktadır.         Tablo.2 Seçilmiş Bazı Ülkeler İtibariyle Cari Açık/GSMH’ya Oranları (1997-2006/%) 
Ülkeler/Yıllar2000200120022003200420052006
İleri Ekonomiler1.00.80.90.81.01.31.4
ABD4.23.84.54.75.76.16.1
AB Bölgesi1.20.90.30.60.40.3
Almanya1.60.22.22.13.84.34.4
Fransa1.31.61.00.40.41.31.5
Italya0.50.10.81.30.91.71.4
İspanya4.03.93.33.65.36.26.9
Yunanistan6.96.26.15.63.93.94.0
Portekiz10.310.17.65.47.58.47.7
İngiltere2.62.21.61.52.01.91.8
Avustralya4.12.34.15.96.45.75.0
Yeni Zelanda4.82.53.74.26.47.47.7
İzlanda10.54.61.45.18.512.011.4
Rusya38.929.725.723.329.435.836.5
Çin7.35.89.79.510.514.012.1
Hindistan7.72.310.08.30.78.89.0
Brezilya37.534.410.95.010.810.04.3
Meksika15.715.511.87.35.55.43.9
Kaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.  IV-        TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIK PROBLEMİ Türkiye ekonomisi aşağı yukarı bütün gelişme tarihi içinde dış açık problemi ile karşılaşmıştır. Yukarıda anlatılan çerçevede  Türkiye ekonomisindeki gelişmelerin son beş yılına baktığımızda (Tablo.3) gördüğümüz şudur: Türkiye ekonomisi son beş yılda sürekli cari açık problemi ile yüz yüze gelmiştir. 2000 yılı ve sonrasına bakıldığında her yıl verilen dış ticaret açıkları  öncelikle hizmet gelirleri ile finanse edilmeye çalışılmış, bu gelirler hiçbir zaman ticaret açıklarını finanse etmeye yetmediği için de cari açıklarla karşılaşılmıştır. Yıllar itibariyle de cari açıklar önemli ölçüde sermaye hesabındaki gelişmelerle kapatılmışlardır.  Örneğin 2004 yılında verilen 23,8 milyar dolarlık dış ticaret açığının 12,8 milyar dolarlık kısmı hizmet gelirleri ile finanse edilmiştir. Ancak yatırım gelirleri de 5,5 milyar dolara yakın açık verdiği için toplam açık 16  milyar doları geçmiş, 1,1 milyar dolarlık cari transfer sonrası dönem cari açığı 15,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu açık ise sermaye hesabındaki 17,6 milyar dolarlık fazlalık ile kapatılmıştır.   Tablo.3’ü grafikleştirdiğimizde durum daha açık olarak görülecektir. Grafik.1’den de izlenebileceği gibi, dış ticaret dengesi ve  cari denge izlenen tüm yıllarda birlikte gelişme göstermiş; dış ticaret dengesi cari dengenin de sürükleyicisi olmuştur. 2000-2005 arasında dış ticaret dengesindeki açık ve fazlalar, cari dengenin da aynı şekilde sonuçlanmasına neden olmuşlardır.  Ancak tabii ki ne dış ticaret açığı, ne de cari açık tek başına ekonominin bütününü açıklamaktan uzaktır. Cari açıktan hareketle ekonominin tümü hakkında veya ekonominin geleceği hakkında hüküm verebilmek için Cari açık/GSYİH oranına bakılması gerekmektedir. Büyüyen bir ekonomide cari açıklar verilmesi normal; ancak, GSYİH’nın belli bir yüzdesini geçen cari açıklar ise sürdürülemez olarak kabul edilmektedir.     Türkiye ekonomisinin dışa açıldığı 1980 yılından itibaren gelişen dış ticaret, cari açık ve cari açık/GSMH dengelerine bakmak konuyu daha iyi aydınlatmak açısından gerekli olmaktadır. Tablo.4’de de görüldüğü gibi, Türkiye ekonomisi Cumhuriyeti 1980’li yıllar itibariyle 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve  2001 yıllarında cari işlemler bilançosunu az veya çok fazla ile kapatmıştır. Sayılan yılların dışındaki yılların tamamında ise  cari işlemler dengesi hep negatif sonuç vermiştir. 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve 2001 yıllarında ise yine dış ticaret dengesi fazla vermesine rağmen, cari işlemler dengesi açıkla kapanmıştır.  Cari işlemler dengesinin GSMH’ya oranına baktığımızda ise oransal olarak en büyük açığın, 1980, 2000 ve 2004 yıllarında gerçekleştiği görülecektir. Bu yıllardaki açık diğer yılların hepsinden daha büyük bir oran olan %5’tir. Cari işlemler açıklarının en büyük oranlara ulaştığı, 1980 ve 2000 yıllarının ekonomik krizlerin  patlak verdiği ve ekonomik istikrar programlarının da uygulamaya konulduğu yıllar olmasına da dikkat edilmelidir.  Grafik.1. Türkiye’de Yıllar İtibariyle Dış Ticaret Açıkları ve Cari Açıklar (2000-2005)Kaynak. Tablo.3 ‘deki verilere göre tarafımızdan düzenlenmiştir.   Tablo.3 Türkiye’de Ödemeler Bilançosu Gelişmeleri (Analitik Sunum-Milyon $)
 İşlemler/Yıllar2000 2001 2002 2003 2004 2005*
A-CARİ İŞLEMLER HESABI-98193390-1524-8035-15604-18740
1.       İhracat f.o.b.307213437340124512066704769326
2.       İthalat f.o.b.-52680-38106-47407-65216-90925-98294
 Mal Dengesi-21959-3733-7283-14010-23878-28968
3.       Hizmet Gelirleri203641603014783190252292824657
4.       Hizmet Giderleri-8996-6900-6904-8520-10144-10496
 Mal ve Hizmet Dengesi-105915397596-3505-11094-14807
5.       Yatırım Gelirleri283627532486224626513416
6.       Yatırım Giderleri-6838-7753-7042-7803-8288-8648
 Mal, Hizmet ve Yatırım Geliri Dengesi-14593397-3960-9062-16731-20039
7.      Cari Transferler477429932436102711271299
        
B.SERMAYE HESABI      
C.FİNANS HESABI9584-14641115871201765236729
8.       Yurtdışında Doğrudan Yatırım-870-497-175-499-859-938
9.       Yurtiçinde Doğrudan Yatırım98232681005170627767249
10.       Portföy Hesabı-Varlıklar-593-788-2096-1386-1388-1218
11.       Portföy Hesabı-Yükümlülükler1615-372715033851941112421
11.1.            Hisse Senetleri489-79-1690514275528
11.2.            Borç Senetleri1126-36481519294679846893
12.       Diğer Yatırımlar-Varlıklar-1939-601-777-986-69552102
12.1.            Merkez Bankası1-39-30-28-24-16
12.2.            Genel Hükumet0000  
12.3.            Bankalar-1574233643348-53241129
12.4.            Diğer Sektörler-366-795-1390-1306-1607989
13.       Diğer Yatırımlar-Yükümlülükler10389-12296169844341466717113
13.1.            Merkez Bankası6197351336497-209-709
13.2.            Genel Hükumet117-1977-669-2194-1163-1977
13.3.            Bankalar3736-9644-2016284665648650
13.4.            Diğer Sektörler5917-141030473285947511149
 Cari,Sermaye ve Finansal Hesaplar-235-11251-366-915204817989
        
D.NET HATA VE NOKSAN-2762-1673154501222943826
        
 GENEL DENGE-2997-12924-2124097434221815
        
E.REZERV VARLIKLAR  (*)299712924212-4097-4342-21815
14.       Resmi Rezervler-3542694-6153-4047-824-15350
15.       Uluslararası Para Fonu Kredileri3351102306365-50-3518-6465
16.       Ödemeler Dengesi Finansmanı      
*Ocak-Kasım/2005Kaynak:TCMB   Tablo.4 Türkiye’de GSMH-Dış Ticaret Dengesi ve Cari Denge (1923-2004)
 GSMH (C.F.)İHRACATİTHALATDIŞ TİC.DENG.CARİ DENGEC.DENGE/GSMH
YILLAR(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $) 
198068.390,6 2.910,1 7.909,4 (4.999,3)(3.408,0)-0,05
8156.418,7 4.702,9 8.933,4 (4.230,5)(1.936,0)-0,03
8264.209,2 5.746,0 8.842,7 (3.096,7)(952,0)-0,01
8360.491,5 5.727,8 9.235,0 (3.507,2)(1.923,0)-0,03
8459.098,2 7.133,6 10.756,9 (3.623,3)(1.439,0)-0,02
8566.890,6 7.958,0 11.343,3 (3.385,3)(1.013,0)-0,02
8675.173,3 7.456,7 11.104,8 (3.648,1)(1.465,0)-0,02
8785.980,1 10.190,1 14.157,8 (3.967,7)(806,0)-0,01
8890.460,0 11.662,0 14.335,4 (2.673,4)1.596,0 0,02
89107.563,1 11.624,7 15.792,1 (4.167,4)938,0 0,01
1990152.000,6 12.959,3 22.302,3 (9.343,0)(2.625,0)-0,02
91151.705,2 13.598,0 21.047,0 (7.449,0)250,0 0,00
92160.256,0 14.714,0 22.871,0 (8.157,0)(974,0)-0,01
93181.806,2 15.345,0 29.428,0 (14.083,0)(6.433,0)-0,04
94130.900,0 18.105,0 23.270,0 (5.165,0)2.631,0 0,02
95171.900,0 21.637,0 35.709,0 (14.072,0)(2.339,0)-0,01
96184.600,0 23.224,0 43.627,0 (20.403,0)(2.437,0)-0,01
97191.100,0 26.261,0 48.559,0 (22.298,0)(2.638,0)-0,01
98204.725,6 26.973,0 45.921,0 (18.948,0)1.984,0 0,01
99186.911,8 26.587,0 40.671,0 (14.084,0)(1.344,0)-0,01
2000201.500,0 30.721,0 53.131,0 (22.410,0)(9.819,0)-0,05
2001144.600,0 34.373,0 (38.106,0)(3.733,0)3.390,0 0,02
2002182.900,0 40.124,0 (47.407,0)(7.283,0)(1.524,0)-0,01
2003238.400,0 51.206,0 (65.216,0)(14.010,0)(8.035,0)-0,03
2004301.600,0 67.001,0 (90.925,0)(23.924,0)(15.647,0)-0,05
2005*360,073.1(116.4)(43,3)(22,0)-0,06
*GeçiciKaynak: www.mahfiegilmez.nom.tr-www.ceterisparibus.net- Hazine, Dış Ticaret Müst. ve TCMB Kaynaklarından derlenerek hazırlanmıştır.  V-           TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SEBEPLERİNE BAKIŞ Ekonomistler ikinci dünya savaşından sonra dünyanın farklı ülkelerinde ortaya çıkan cari açık problemlerini analiz etme konusunda zaman zaman farklı değişkenlerin üzerinde odaklanmışlardır. Bu odaklanma büyük ölçüde konjonktürel kriz oluşturan unsurların farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki gelişmeleri Edwards (2001)’den yararlanarak aşağıdaki şekilde özetlememiz mümkündür:  A-    İlk Cari Açıklar ve Elastikiyet Yaklaşımı İkinci dünya savaşından sonra oluşan cari açık krizleri genellikle iktisatçılar tarafından elastikiyet yaklaşımını içeren ödemeler dengesi teorisi çerçevesinde tartışılmıştır. Buna göre cari açık oluşumu, gelirler ile harcamalar arasındaki farktan meydana gelmektedir. Bu farkı oluşturan ise nisbi fiyat değişmelerine bağlı olarak ortaya çıkan ticari akım değişmeleridir. Bu durumda da cari dengesi açık veren ülkelerin devalüasyon yapması gerekmektedir. Devalüasyon nispi fiyatları açık veren ülke lehine değiştirerek cari dengenin kurulmasına hizmet edecektir. Gelişmekte olan ülkeler 1970’lere kadar bu politikanın etkisi ve baskısı ile hareket etmişlerdir.  Ödemler dengesi krizleri konusundaki yaklaşımlar daha çok  Krugman’ın (1979) yılındaki seminer çalışmasından sonra yayılmıştır. Bu çalışmalar ödemeler dengesi krizlerinin uluslararası rezervleri bitirten ve sonuçta da hükümetleri döviz kurunda değişikliğe gitmeye zorlayan yoğun genişletici para ve maliye politikaları gibi zayıf ekonomik temellerden kaynaklandığını belirtmişlerdir (Kaminsky v.d., 1998).  B-    Cari Açığın Zamanlararası Olgu Olduğu Düşüncesi, 1980’ler Borç Krizi ve Lawson Doktrini 1970’lerin ikinci yarısından sonra özellikle 1973 petrol şokunu takip eden yıllarda pek çok gelişmekte olan ülke cari dengelerinde dalgalanmalar yaşamışlardır. Bu durum ekonomistleri dengesizliğin üzerinde düşünmeye itmiş ve sonuçta ticaret akımlarından hareketle cari dengenin zamanlararası boyutu üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu yaklaşımın iki temel öğesi vardır: Birincisi,  temel ulusal hesaplara göre cari denge, tasarruflarla yatırımların farkına eşittir. İkincisi ise tasarruflar ve yatırımlar, yatırımların beklenen getirisi  ve hayatın geleceği konusundaki düşünceler gibi zamanlararası değişkenlere bağlıdır. Öyle ise cari açık da zorunlu olarak zamanlararası bir olgudur. Bu dönemdeki iktisatçılar, yüksek cari açıkların yeni yatırım fırsatları oluşturacağını ve dolayısı ile bu konuyu büyütmemek gerektiğini ifade etmişlerdir. Sonuçta daha fazla yatırım yapılmış, bu da cari dengeyi daha fazla bozmuş; ancak bu konu çok önemli görülmemiştir. IMF ekonomistleri de bu düşünceyi onaylamışlardır.  1982’lerde baş gösteren dış borç krizinde bu anlayış ve uygulamaların büyük rolü olmuştur. Cari açıkların özel sektörün daha fazla yatırım ve  daha az tasarrufunun sonucu olduğunu söyleyen bu yaklaşım dönemin İngiltere Maliye Bakanı Nigel Lawson’a atfen “Lawson Doktrini” olarak isim yapmıştır. Bu yaklaşıma göre cari açıklara göre, bütçe açıkları daha önemlidir ve üzerinde durulması gereken konu bütçe açıklarıdır (Reisen, 1998).   Bu yaklaşıma, benzer analizi Avustralya ekonomisi için yapan iktisatçı J.D. Pitchford’un ismine izafeten “Pitchford Tezi” de denilmektedir.  Pitchford (1989), Avustralya ekonomisinde 1980’lerin ikinci yarısından sonra ortaya çıkan büyük cari açıkların önemli olmadığını, çünkü bu açıkların özel sektörün yatırımları ile tasarrufları arasındaki farktan kaynaklandığını; yatırımların kar fırsatlarının, tüketimlerin de zamanlararası uyum düzeltmesinin bir sonucu olduğunu, dolayısı ile sıkı mali disiplin uygulayan bir hükümetin bu konuda müdahalesinin olamayacağını belirtmiştir. Pitchford’un yaklaşımları Avustralya ekonomisi için büyük oranda doğru çıkmış; Avustralya 1991-2005 arasında büyük cari açıklarla (ortalama %5), ekonomik büyümesini de (ortalama %3)  birlikte devam ettirmiştir.  C-    1982 Borç Krizi Sonrası Cari Açığa Bakışlar 1982 borç krizinden sonra iktisatçılar Lawson doktrininden vazgeçmişler ve tasarruflar yüksek ve artıyor olsa bile  cari açıkların önemli problemlerin habercisi olduğunu açıklamaya başlamışlardır. Özellikle Şili’nin 1982 yılında uğradığı krizin özel sektöre yönelik sermaye girişlerinin yol açtığı %14 oranındaki cari açıklardan kaynaklandığının tartışılması Lawson doktrininde de  önemli bir çatlağa yol açmıştır.  D-    Sermaye Hareketlerinde 1990’lardaki Şişme, Cari Denge ve Meksika Krizi 1980’lerde pek çok gelişmekte olan ülke uluslararası sermaye piyasaları ile ilişkisini kesmişti. Uluslararası sermaye piyasaları ile ilgisine kesen ülkelerden bazıları  az miktarda cari açık verdi,  bazıları ise  cari dengelerini fazlalarla kapattılar. 1990’ların başlarında ise pek çok gelişmekte olan ülke özel sermaye akımları için cazibe merkezi haline geldi. Özellikle Latin Amerika ülkeleri bu süreçte ihracatlarının %35’ini aşan  miktarda net fon girişine sahne oldular. Bu ülkeler geniş kapital girişlerinin karşılığında, doğal olarak rezervlerindeki hızlı  artış kadar  sermaye hesaplarında da geniş açıklar verdiler. 1990’larda  Meksika’ya da hızlı bir uluslararası sermaye girişi oldu. 1992-1994 arasında Meksika GSMH’nın %7’si kadar cari açık verdi.  Ancak Lawson Doktrini bazı çevrelerde hala geçerliliğini sürdürüyordu ve bu durumun problem olmayacağı; çünkü mali dengenin kontrol altında olduğu, bu açığın özel sektörün kararlarından oluştuğu söyleniyordu. Sonuçta 1994  Meksika krizi patlak verdi. E-     1990 Finansal Krizleri Sonrası Cari Denge Konusuna Yaklaşımlar 1994 Meksika krizinden sonra pek çok iktisatçı Lawson Doktrininin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünmeye başladı. Cari açıkların iyi huylu bir olgu olamayacağı tartışılmaya açıldı. Hele hele üç-dört yıl süreyle gerçekleşen ve  GSMH’nın %5’in geçen cari açıkların tehlike işareti olarak görüldüğü ve hemen karşı tedbirlerin alınması gerektiği ifade edildi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a). 1997 yılında patlak veren ve tüm bölgeyi etkisi altına alan Asya krizinde de bu ülkelerin büyük cari açıklar  içerisinde olmaları tartışıldı (Kaminsky v.d, 1998). 1997 krizi öncesinde Güney Doğu Asya ülkelerinin Malezya hariç büyük cari açıklar içinde olmasından hareketle, cari açıkların kriz habercisi olduğu vurgulandı (Baharumshah v.d., 2003).  Ancak yenilerde  yapılan daha ileri kriz modelleri cari açıkların finansal krizlerde merkezi bir role sahip olmadığını ortaya koymaktadırlar (Edwards, 2001). Bu çalışmalarda finansal krizlerin finansal kırılganlıkların bir sonucu olduğu ve cari açıklardan bağımsız olduğu vurgulanmıştır. Finansal krizlerin kendi kendini tetikleyen beklentilerin bir sonucu olduğu, bankaların yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı, borçlanma kısıtlamalarına bağlı olduğu şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Gelinen aşama ise cari açıkların varlığı bir kriz işareti olarak görülmezken, bu açıkların sürdürülüp, sürdürülemeyeceği konusu önem kazanmıştır. Özellikle kritik eşik olan %5’lik sınır geçildiğinde gelir düşmeleri ve döviz kuru değişmeleri olarak ayarlama sürecinin başlayacağı ve bunun da üç-dört yıl alacağı açıklanmaya çalışılmıştır (Freund, 2005).   VI-       CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SORUNU Günümüz iktisat dünyasında tartışılan konu cari açıkların sürdürülebilir olup olmadığıdır. Doğal olarak cari açıkların sürdürülebilirliği, cari açık oluşturan unsurların neler olduğunun tespitine bağlı bulunmaktadır. Aslında cari açıkları oluşturan sorunlar bellidir. Çünkü dış ticaret açığı kalemleri olan ithalat ve ihracatın miktarlarını etkileyen faktörler ile hizmet gelirlerini oluşturan kalemlerin miktarlarını etkileyen faktörler bilinmektedir. Dış ticaret dengesini oluşturan ithalat (M), milli gelir (Ye) ile reel döviz kurlarının (R); ihracat (X) ise gene reel döviz kuru ile ihracat yapılan ülkelerin milli gelirinin (Yf) bir fonksiyonu olmaktadır.  Cari denge, dış ticaret dengesi ile  net dış alem faktör gelirlerinden (iNFA) meydana gelmektedir.  Dış alem faktör gelirleri net dış varlıkların (NFA) getirisi olarak hesaplanır. Yani, NFA=Dış varlıklar(FA)-Dış yükümlükler(FL)’dir. Dış alem faktör gelirleri ise faiz oranı ile net dış varlıkların çarpımından oluşur (iNFA=NFA.i). Bu durumda cari denge, bir ülkenin milli gelirinin, diğer ülkelerin milli gelirinin, döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının bir fonksiyonu olmaktadır.   Yani;  CD= f(Ye, Yf, R, NFA, i)’dir.                                                (8) Bu durumda bir ülkedeki milli gelir değişmelerinin, ülkenin ticaret yaptığı ülkelerdeki milli gelir değişmelerinin, reel döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının tümünün cari dengenin oluşmasında belli oranda etkili olduklarını kabul etmek gerekmektedir. Cari açıklar üzerinde yapılan ekonometrik analizler de benzer unsurları dikkate almışlardır.  Finlandiya (1992), Meksika (1992), İsveç (1992) ve Şili (1992)’de karşılaşılan ödemeler dengesi krizlerinin bir bankacılık krizi ile başladığından hareketle sermaye hareketleri ile bu ikiz krizler arasındaki bağlantıyı açıklayan yaklaşımlar (Goldfajn and Valdes, 1997); kurumsal ve makroekonomik istikrar yanında her ülkenin kendi parası ile borçlanmasını sağlayacak bir uluslararası sermaye piyasasının yokluğu (Özmen, 2005); döviz kurundaki ani değişikliklerin tetikleyeceği sermaye hareketleri (Apergis v.d, 2000); yabancı yatırımcıların ülke menkul kıymetlerine olan aşırı talebi, özellikle ABD için yapılan çalışmalarda net uluslararası yatırım pozisyonu, dolar kurunun düşüklüğü, euro-dolar, yen-dolar paritesi gibi değişkenler (Edwards, 2005);  gelir artış seviyesindeki düşmeler (Freund and Warnock, 2005); dış yükümlülüklerin seviyesi, yatırımların dağılımı, makroekonomik politikalardaki esneklik (Ostry, 1997); yüksek tasarruf düzeyi, yüksek açıklık derecesi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996b); ticarete konu olan ve olmayan mallar yanında tasarruf ve verimlilik davranışlarının altında yatan sebepler,  reel döviz kuru değişmeleri( Obstfeld and Rogoff, 2004); verimlilikteki ve sermaye piyasalarındaki gelişmeye bağlı servet artışları (Holman, 2001); dünya ekonomisindeki durgunluk, konjonktürel dalgalanmalar, verimlilik değişmeleri, küreselleşme ve piyasa esneklikleri, menkul kıymetlerin getirileri (Mann, 2000),  dış borç verme ve alma konusundaki yapı, gelişme ve kalkınma stratejileri ve uluslararası parasal sistem (Dooley v.d., 2004); döviz kuru politikası ile birlikte dış borçların seviyesi ve kompozisyonu, yatırım-tasarruf düzeyi, uluslararası ticaretin bileşimi ve açıklık düzeyi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a);  dışa açık menkul kıymet fiyatlarındaki gelişmeler, yüksek enerji fiyatları, para ve maliye politikalarındaki değişmeler, sosyal güvenlik harcamalarındaki değişmeler ( Obstfeld and Rogoff, 2004) gibi pek çok faktör cari açıkların oluşumu ve sürdürülebilirliği  analizlerine konu edilmişlerdir.  Türkiye’de özellikle 2005 sonu itibariyle beklenen önemli büyüklükteki cari açık konusunda da farklı açıklamalar olmuştur. Bazı iktisatçılar bu açığın TL’nin aşırı değerlenmesine yol açan yüksek faiz oranlarından kaynaklandığını (Cansen, 2006); ülkenin tasarruf açığından veya tasarruflarından daha fazla yatırım ve tüketim yapılmasından doğduğu (Kumcu, 2005); uygulanan yanlış para politikasının TL’yi aşırı değerli hale getirerek iç talep balonunu şişirdiği (Akat, 2006); cari denge açığının artışında döviz kuru ve reel büyüme etkisinin bariz olduğu (Gökçe, 2005); kısa süreli sermaye hareketlerindeki giriş artışı ve yüksek faiz oranlarından kaynaklandığı (Aysan, 2005); özel kesim tüketim harcamalarının özel kesim tasarruflarını aşması veya özel kesimin tasarruf yetersizliğine bağlı olduğu (Öztrak, 2005); döviz ucuzluğunun tetiklediği ithalat artışından kaynaklandığı (Uras, 2005); yüksek reel faizlerden kaynaklanan kısa vadeli spekülatif sermaye akımlarına bağlı olduğu (Yeldan, 2005); özel borçlanma ve talepteki artışların etkili olduğu (IMF, 2005); kurdaki değerlenme, petrol fiyatlarındaki artış ve büyüme artışının (Yıldırım, 2005a) önemli etkisi olduğu gibi farklı değişkenleri öne çıkaran farklı değerlendirmeler yapılmıştır.  Cari açık oluşturan unsurlar üzerinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan analizler, yatırım ve tasarruflar, yatırımların sektörel dağılımı, ülkenin dışarıya açıklığı, ihracat ve ithalatın dağılımı, ülkenin mali yapısı, bütçe ve dış borç dinamikleri, cari açıkları finanse eden sermayenin yapısı, dış ticaret hadleri, ülkenin diğer ülkelere göre rekabet gücü, uygulanan döviz kuru programı, politik istikrar, ülkenin sahip olduğu rezervler, piyasa beklentilerine göre oluşan faiz oranları ve tahvil fiyatları, enflasyonun düşüklüğü (Babaoğlu,2005) gibi  pek çok değişkenin de rollerine değinmişlerdir.  VII-     TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Cari açıkları oluşturan unsurların hepsini Türkiye açısından incelediğimizde ülkemizde, ihracat miktarındaki gelişmeler, ithalat kalemlerinin yapısı, dış ticareti doğrudan ilgilendiren reel döviz kurları, cari açığı finanse eden kısa ve uzun vadeli sermaye hareketlerindeki gelişmeler ve beklentiler, ülke rezervleri, faiz oranları, borçların büyüklüğü ve yapısı, yatırım ortamının istikrarı gibi değişkenler öne çıkmaktadır.  A-    Türkiye’de İhracatın Gelişimi İhracat performansı dışa açık bir ekonominin sürükleyici gücüdür. Kısa vadede dış ticaret bilançosundan kaynaklanan açıkların kapatılması, uzun vadede ise ülkenin cari dengesine ulaşması ihracatında gösterdiği gelişmeye bağlıdır. Ekonomistler ihracatın milli gelire oranının artmasını cari açıkların krize yol açmadan sürdürülebilmesi açısından önemli görmektedirler (Babaoğlu, 2005). Tablo.5 Türkiye’de geçen on yıllık süreçte dış ticaretteki gelişmeleri göstermektedir. Tablo.5’in incelenmesi ile de görüleceği gibi Türkiye’de ihracat hem rakamsal olarak, hem de milli gelirin bir yüzdesi olarak devamlı artmaktadır.  Dolar kurunda sırasıyla %170 ve %96 gibi büyük oranlı yükselişlerin yaşandığı 1994 ve 2001 yılları dışında ihracatın ithalatı karşılama oranı da %60’lar civarında seyretmiştir. Hele hele döviz kurlarında 2002 yılından beri negatif değişmeler olan Türkiye’nin bu yıldan itibaren ihracatını düzenli olarak arttırması, cari işlemler dengesi açısından olumlu bir gelişme olarak görülebilir.         Tablo.5 Türkiye’de Dış Ticaret Gelişmeleri (1994-2005)
Yıllar DIŞ TİCARET (Milyon $)İHR / İTHDÖVİZ  PARİTE
İHRACATDeğ.%İTHALATDeğ.%DENGEHACiM%$/TL Değ.%
199315.3454,329.42828,7-14.08344.77352,111.00859,9
199418.10618,023.270-20,9-5.16441.37677,829.764170,4
199521.63719,535.70953,5-14.07257.34660,645.91854,3
199623.2247,343.62722,2-20.40266.85153,281.54477,6
199726.26113,148.55911,3-22.29874.82054,1152.16186,6
199826.9742,745.921-5,4-18.94772.89558,7261.29371,7
199926.587-1,440.671-11,4-14.08467.25865,4419.54260,6
200027.7754,554.50334,0-26.72882.27851,0626.48649,3
200131.33412,841.399-24,0-10.06572.73375,71.228.83796,1
200236.05915,151.55424,5-15.49587.61369,91.511.05523,0
200347.25331,069.34034,5-22.087116.59368,11.502.995-0,5
200463.12133,697.54040,7-34.419160.66164,71.429.778-4,9
2005 (G)73.12214,7116,4816,3-43,358189,60262,91,3350 -6,6
Kaynak: DTM. B-    Türkiye’de İthalatın Gelişimi ve Yapısı Dış ticaret açıklarına ve dolayısı ile de cari açıklara  ithalat artışının sebep olduğu açıktır. İhracattan fazla olan ithalat, hizmet gelirleri ile de finanse edilemezse cari dengesizliklere sebebiyet vermektedir. Öyle ise ithalat artışını sınırlamak veya ithalatı azaltmak dış ticaret ve cari açıkların ortadan kaldırılmasına yarayabilecektir. Gerçekten böyle midir? Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ithalat artışını durdurmak veya ithalatı azaltmak mümkün müdür? Bu sorulara ülkemiz açısından doğru cevaplar verebilmek için ithalatın bileşimine bakmak gerekmektedir. Tablo.6’da görüldüğü gibi Türkiye’de ithalatın %85’i ara ve yatırım mallarından oluşmaktadır. %15’lik bölüm ise tüketim malı kaynaklı ithalattır. Günümüz gümrük birliği, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) standartları gibi engeller sebebiyle gelir ve refah artışına bağlı tüketim malı ithalatını frenlemek ne kadar mümkün değilse; yatırım ve üretim gücünü, rekabet gücünü devam ettirebilmek için gerekli ara ve yatırım malı ithalatını  kısmak da o derecede mümkün görülmemektedir. Kaldı ki, tüketim malı denilen kalemlerin içinde dayanıklı, yarı dayanıklı mallar ve ilaç da önemli bir oran tutmaktadır. Ayrıca yapılan ara ve yatırım malları ithalatının ticarete konu olmayan malların üretimine yönelik yatırımlara gitmesinin uzun vadede ihracata bir katkısının olmayacağı iddiası ise (Babaoğlu, 2005), mevcut dönem için doğru olsa bile ithalatı ve ihracatı etkileyen üretim kapasitesi itibariyle düşünüldüğünde gelecek için doğru değildir.   Tablo.6 Türkiye’de İthalat  ve İthalat Kompozisyonu
     YILLIK
   20002001200220032004
YATIRIM MALLARI  11.3806.9548.40011.32617.397
ARA MALLARI  35.99530.28637.65649.73567.549
  İşlenmemiş madeni yakıt ve yağlar (petrol v.b)6.1255.6336.2047.9789.933
 TÜKETİM MALLARI  6.9283.8144.8987.81312.100
İşlenmemiş gıda maddeleri  178115127119149
İşlenmiş gıda maddeleri  317239300404528
Benzin  344166329494556
Binek otomobilleri  2.5965888142.2204.214
Sanayide kullanılmayan taşıt araçları  66353339119
Diğer tüketim malları  3.4292.6713.2954.5376.535
 Dayanıklı tüketim malları 1.1266236879171.440
  Evde kullanılan elektrikli ve elektriksiz cihazlar392191176261404
  Mobilyalar185115126170283
  Diğerleri549317386486751
 Yarı dayanıklı tüketim malları 9327318691.2651.911
 Dayanıksız tüketim malları 1.3711.3171.7392.3553.184
  İlaçlar8068841.2081.6752.258
  Diğerleri565433531680926
DİĞERLERİ  199345600466493
TOPLAM  54.50341.39951.55469.34097.540
Kaynak:DTM. Türkiye’de cari açığın 2005 yılı itibariyle büyük çıkmasına sebep olan 2002 yılından itibaren artan ithalat rakamlarında yükselen enerji fiyatlarının da etkisini ihmal etmemek gerekmektedir. Kasım 2002'de Irak ile ilgili 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı alınmasından önce 19-27 dolar aralığında seyreden varil petrol fiyatı,  2005 sonu itibariyle  60 dolar seviyelerini test etmiştir. Türkiye’nin ham petrol faturası 2000-2004 yılları arasında yaklaşık %50 artarken, 2005’in Ocak-Ekim döneminde 2004’ ün aynı dönemine göre %50’ye yakın oranda artmıştır (DTM). Tüm bunlar göz önüne alındığında ithalat artışını durdurmanın, ara ve yatırım malları gibi büyüme için, ilaç v.b. tüketim malları gibi yaşam standartları için  zorunlu mallar dolayısı ile mümkün olmadığı görülecektir. Bu durumda ithalat artışından doğacak  cari denge açıklarını ortadan kaldırmak için ihracat ve hizmet gelirlerini arttırmak daha öne çıkmaktadır.  C-    Türkiye’de Reel Döviz Kurundaki Gelişmeler Cari dengenin sürdürülebilirliği açısından pek çok çalışmada dikkate alınan en önemli gösterge reel döviz kurundaki değişmelerdir. Reel döviz kurunda milli para lehine meydana gelen değişmeler, yani milli paranın değerlenmesi, yurtdışı malları yurtiçi mallara göre daha ucuz hale getirerek hem ülkenin rekabet gücünü kırarak ihracatını, hem de fiyat avantajları ile ithalatını olumsuz etkilemektedir. Milli paradaki değerlenme, talebi, yurtiçi mallardan yurtdışı mallara kaydırmaktadır.  Özellikle döviz kurlarındaki beklenmeyen dalgalanmalar, milli para talebi, ithalat ve ihracat yoluyla toplam talebi ve ithal edilen ara ve yatırım malları fiyatları yoluyla da toplam arzı etkilemektedir (Kandil and Mirzaie, 2003). Dolayısı ile reel döviz kurlarındaki değişmeler ithalat ve ihracat hacminin belirlenmesinde büyük rol üstlenmektedir.
 
Türkiye’de reel efektif döviz kurunda görülen gelişmeler  Tablo.7’de gösterilmektedir. Buna göre 1995=100 hesabıyla ve Türkiye’nin yoğun ticaretinin olduğu 19 ülke tüketici fiyatlarını esas alan hesaplamaya göre Türk Lirası 2005/Kasım ayı itibariyle %71 değerli görülmektedir. 17 ülkeyi esas alan toptan eşya veya üretici fiyatlarına göre hesaplanan üretici fiyatları bazlı göstergede de  milli paranın değerlilik oranı %46’dır. Bu durum Türkiye’nin rekabet gücünü, yurtiçi-yurtdışı mal talebini ve dolayısı ile de dış ticaret dengesi yolu ile cari dengesini olumsuz etkileyen unsurlardan en önemlisidir. Reel efektif döviz kurundaki yükseklik,  ithal, ara ve yatırım malları fiyatlarının düşüklüğü dolayısı ile maliyet avantajları sağlasa da,  bu durum ithal girdi kullanan sanayi sektörleri dışındaki sektörleri etkilememektedir. Dolayısı ile milli paradaki  yaklaşık %71 değerlenmenin mevcut cari denge açıklarında büyük rol oynadığı açıkça söylenebilecektir.  Reel efektif döviz kurundaki yüksekliğin devamı uzun vadeli cari denge perspektifinde de en önemli olumsuz unsur olma özelliğini korumaktadır.  D-    Türkiye’de Faiz Oranları Bir ekonomide milli faiz oranları ile uluslararası faiz oranları arasındaki farklar kısa süreli sermaye hareketlerinin yön ve yer değiştirmesine  sebep olmaktadır. Milli piyasalardaki nisbi faiz yüksekliği uluslararası fonları cezbederek (Dadush v.d, 2000), ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasına katkı sağladığı gibi milli paranın aşırı değerlenmesine yol açarak dış ticaret ve dolayısı ile cari dengenin bozulmasına da sebep olmaktadır. Güneydoğu Asya krizinde de aşırı ölçüde giren kısa vadeli fonların oluşturduğu ihracatı düşürücü ve banka borçlarını arttırıcı  etkiler görülmüştür (Fontaine, 2005). IMF ‘de Türkiye’deki yüksek faiz oranlarını bir kırılganlık işareti olarak gördüğünü ifade etmiştir (IMF, 2005). 
Tablo.7 Türkiye’de Reel Efektif Döviz Kuru İndeksi
 TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)ÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)*
Ara-95103,197,0
Ara-96101,7100,1
Ara-97115,9110,7
Ara-98120,9107,9
Ara-99127,3108,8
Ara-00147,6118,3
Ara-01116,3107,3
Ara-02125,4117,1
Ara-03140,6126,3
Ara-04143,2131,3
Ara-05171,2146,7
* Endekste artış TL'nin reel değer kazancını ifade etmektedir.
Kaynak: TCMB
 Tablo.8’de Türkiye’de geçmiş on yıllık süreç itibariyle faiz oranları ve reel faizler gösterilmiştir. Tablo.8’in incelenmesi ile de anlaşılacağı gibi on yıllık periyotta sadece 2000 yılında negatif reel faiz yaşanmış, onun dışındaki yıllarda tümüyle pozitif reel faiz söz konusu olmuştur. Hazine’nin sıkı disiplin uyguladığı, kamu borçlanma gereğinin azalmaya, kamu bütçesinin fazla vermeye başladığı 2005 yılında bile reel faizler %8,5 gibi dünya ortalamasının çok üzerinde bir büyüklük göstermiştir. Milli paranın değerini belirleyen TCMB’nın gecelik borç alma  faiz oranları da günümüz itibariyle yüksek bir orandır. Gecelik faiz oranları 2002’lerdeki %57 düzeyinden, Ocak-2006 başı itibariyle %13,5 seviyelerine inmiştir (TCMB). Ancak 2006 yılında beklenen enflasyonunun TÜFE’de %6 olduğu düşünüldüğünde gecelik faiz oranları yaklaşık bir misli  reel fazlalığa tekabül etmektedir. Tablo.8 Türkiye’de yıllar itibariyle kamu borçlanma  faiz oranları ve reel faizler(1994-2005)
YıllarOrt. İç Borçl.Faizi(%)Tüfe (%Artış)Reel Faiz (%)
1994164,4125,538,9
1995121,978,943,0
1996135,279,855,4
1997127,299,128,1
1998122,569,752,8
1999109,568,840,7
200036,139-2,9
200199,868,531,3
200263,929,734,2
200344,518,426,1
200424,99,315,6
200516,27,78,5
Kaynak: Hazine, TUİK, Yıldırım(2005b)’den yararlanılarak tarafımızdan düzenlenmiştir.    Hazinenin ve TCMB’nin faizlerindeki bu büyüklükler hem milli paranın değerliliği, hem  sıcak paranın cezbedilmesi, hem de kamu borçlanma maliyetleri açısından çok önemlidir. Zaten de böyle olmuş ve 2005 yılı itibariyle aşırı sıcak para girişleri  ve yüksek faizler dolayısı ile TL aşırı değerliliğini koruyarak cari dengeyi olumsuz şekilde etkilemiştir. Türkiye’nin cari dengesini istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi için reel efektif döviz kurlarının normal seviyelerine inmesi, TL’nin aşırı değerli pozisyondan kurtarılması gerekmektedir.    E-     Türkiye’de Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri Kısa vadeli sermaye hareketleri ülkelere kısa vadeli amaçlar için gelmektedirler. Onun için bütün finansal krizlerde kısa vadeli sermaye hareketleri hemen hızlı bir geri dönüş sürecine girmişlerdir (Lipsey, 2000). Kısa vadeli sermaye hareketlerinin ve sermaye piyasalarındaki yabancı varlığının uzun vadeli kontratlarını bozarak dövize dönmeleri ile sürü etkisini tetikledikleri ve krizin derinleşmesi sağladıkları ortaya konulmuştur (Ghysels and Seon, 2005). Latin Amerika, Güneydoğu Asya, Rusya ve Türkiye’de meydana gelen krizlerde kısa vadeli spekülatif sermaye hareketlerinin  ani çıkışlarının önemli rolleri olmuştur (Akdiş, 2000).              Türkiye’de kısa vadeli sermaye hareketlerinin hesaplanması konusunda farklı tartışmalar söz konusudur. Çünkü özellikle son yıllarda ödemeler bilançosunun net hata-noksan kalemindeki artışların büyük oranda kaynağı tam tespit edilemeyen kısa vadeli sermaye hareketlerinden meydana geldiği tahmin edilmektedir.  Bu durum dikkate alınarak hazırlanan Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişi  Tablo.9’da verilmiştir. Tablo.9’da da görüleceği gibi sadece Ekim-2005’e kadar giren sıcak para miktarı 13,8 milyar dolara ulaşmıştır.  Türkiye’ye sermaye hareketleri yoluyla son bir yılda net hata ve noksan hariç net 30 milyar 911 milyon dolarlık giriş yaşandığı da belirtilmektedir. Yapılan hesaplamalara göre bu miktarın 2 milyar 821 milyon doları net doğrudan yabancı yatırımlardan, 11 milyar 287 milyon doları portföy yatırımlarından, 15 milyar 166 milyon doları kredi yoluyla bankalar ve diğer sektörlerin borçlanmalarından, 858 milyon doları mevduat girişlerinden kaynaklanmıştır (Hurriyet, 2005a). Yine yapılan hesaplamalara göre, geçen yıl kasım ayı sonunda YTL’ye dönüştürülüp bir yıl süreyle hisse senetlerinde tutulan "sıcak para", hem döviz kurundaki düşüş hem de hisse senedi fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar nedeniyle son bir yıllık dönemde dolar bazında yüzde 78.9 oranında getiri sağlamıştır. Hisse senetlerinin YTL bazındaki getirisi ise yüzde 69.4 düzeyinde gerçekleşmiştir (Hürriyet, 2005b).   Kısa vadeli yüksek getiri amacıyla yurda giden kısa vadeli sermayenin büyük boyutlara ulaşması, milli paranın değerlenmesi ile meydana getirdiği olumsuz sonuçlar yanında, ani çıkış hareketleri ile krizi tetikleme ve arttırma deneylerini de akla getirmektedir. Kısa vadeli sermaye hareketlerine bu açıdan bakıldığında Türkiye’de önemli miktarda sıcak para olduğu görülecektir. 1994, 2000 ve 2001 krizlerinde 5-7 milyar dolarlık sıcak para çıkışlarının krizi derinleştirdiği düşünüldüğünde (Akdiş, 2004), sıcak para açısından Türkiye’de hassas bir durumun varlığından söz edilebilir. Her ne kadar kısa vadeli sermaye hareketlerinin önlenmesi, vergilenmesi gibi yaklaşımlar globalleşme eğilimleri ile bağdaştırılamasa da, ülkenin kısa vadeli sermaye açısından cazip olmaktan çıkarılmasında ekonomik istikrarın devamı açısından büyük fayda bulunmaktadır. Buna da en başta merkez bankasının gecelik faizlerinin düşürülmesiyle başlamak gerekmektedir.   Tablo.9 Türkiye’de Yıllar İtibariyle Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri (milyon dolar)
 199419951996199719981999200020012002200320042005/10
Portföy Hesabı (Yükümlülükler)112370319502344-508941881.615-3.7271.5033.9579.20910.276
Net Hata ve Noksan191124591499-987-6971721-2.762-1.6711525.0332.3493.583
TOPLAM (Net Sıcak Para Girişi)3034316234491357-57865909-1147-5398165589901155813859
Kaynak: TCMB verilerinden yararlanarak tarafımızdan oluşturulmuştur.  F-     Türkiye’de Uzun Vadeli Sermaye Hareketleri Uzun vadeli sermaye hareketleri ev sahibi ülkeye, finansal yatırımlarla ve dış ticaretle sağlayamayacağı teknoloji transferini getirmek, beşeri sermayeyi geliştirmek, kar ve gelirlerini kısa süreli sermaye hareketleri gibi yurtdışına çıkarmamak, ölçek ekonomileri, marka, araştırma-geliştirme gibi aktiviteleri arttırmak gibi faydalar sağlar (Feldstein, 2000). Ayrıca uzun vadeli sermaye hareketleri, kriz dönemlerinde kısa vadeli sermaye hareketleri, borçlanmalar gibi araçlara göre  daha istikrarlı ve daha dayanıklıdırlar. 1980’lerde Latin Amerika’da, 1994-1995 Meksika krizlerinde ve 1997 Güney Doğu Asya krizlerinde uzun vadeli sermaye hareketlerinin istikrarlı yapısı açıkça ortaya çıkmıştır. Çünkü uzun vadeli sermaye hareketleri milli ekonomiye ilk problemde ülkeden kaçamayacak kadar bağlanmışlardır. Bu özellikleri sebebi  ile de pek çok gelişmekte olan ülke diğer yatırım araçlarına göre  uzun vadeli sermaye hareketlerine dönüş yapmışlardır (Loungani, 2001). Türkiye’ye yıllar itibariyle giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları Grafik.2’de gösterilmektedir. Grafik.2’den de izlenebileceği gibi özellikle son yıllar itibariyle Türkiye’ye giren  dış doğrudan yabancı yatırımlar artmaktadır. Ekim-2005 tarihi itibariyle Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 11.707’ye, toplam dış doğrudan yabancı yatırım da 4 milyar dolara; toplam yatırım miktarı ise Ocak-Ekim/2005 arasında olmak üzere 25 milyar dolara yaklaşmıştır (Hazine).  Bu durum Türkiye’nin bugünkü ve gelecekteki cari denge sorununun çözümü açısından büyük öneme sahip bulunmaktadır. Uzun vadeli sermaye hareketlerinin AB üyelik sürecinde artarak devam edeceği beklentisi ise cari denge sorununun sürdürülebilirliği noktasından geleceğe umutla bakılmasına sebep olmaktadır.  Grafik.2 Türkiye’de dış doğrudan yabancı yatırım miktarları (milyon dolar)Kaynak: Hazine G-    Türkiye’de Toplam Borçlar ve Borç Ödeme Kapasitesi  1990-1997 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerin yabancı bankalara olan borcu  175 milyar dolardan 454 milyar dolara çıkmıştır.  Kısa vadeli borçlardaki bu yükselme Meksika (1994-1995), Güney Doğu Asya (1997-1998), Rusya ve Brezilya (1998-1999) krizlerinin anahtar değişkenidir ( Dadush v.d, 2000). Dolayısı ile kısa vadeli borçların artması, cari dengenin sürdürülebilirliği açısından da bir risk oluşturmaktadır.  Türkiye’nin borç gelişimi ve gelinen son durum Tablo.10’da gösterilmektedir. Tablo.10’dan da izlenebileceği gibi Türkiye’nin toplam borçları 2000 yılından itibaren sürekli artmaktadır. Ancak kamu toplam borç yükünün GSMH’ya oranı özellikle 2001 yılında yükseldiği %110’luk seviyesinden sonra 2003 yılından itibaren azalma eğilimine girmiş ve %70’ler seviyesine düşmüştür. Doğal olarak burada Maastrich kriterlerine göre 10 puanlık bir yükseklik söz konusudur. Ancak trendin azalma yönünde olduğu gözlemlenmektedir.  Ayrıca borçların vade yapılarında ve faiz oranlarında da belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. TL cinsinden borçlanma kağıtlarında ortalama faizler bileşik bazda  %16’lara inmiş;  vadeler ise ortalamada 27,5 ay düzeylerine yükselmiştir. Bu oranların 2002 yılında sırası ile %62 ve 9 ay olduğu göz önünde bulundurulduğunda iç borçlanmada belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. Dış borçlanmalarda da benzer şekilde, 2002’lerde %10’larda olan euro cinsi tahvillerin faizleri %6’lar düzeyine inmiştir. Hazine’nin 4 Ocak 2006 tarihinde ihraç ettiği 30 yıl vadeli  tahvillerin  kupon faizi yüzde 6.8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran Amerikan tahvillerine göre 25 baz puanlık bir getiri farkına karşılık gelmektedir. Bu tahvillere 18 ülkeden ihraç miktarının 4 katı oranında talep gelmesi de önemlidir. Kamu borçlanma gereği de 1993-2002 ortalaması %10’lar düzeyinde iken, 2005 sonu itibariyle %1’ler düzeyine inmiştir (Hazine, 2005, 2006). Dolayısı ile tüm bu gelişmeler borçlar, borçların çevrilebilirliği ve cari dengenin sürdürülebilirliği açısından Türkiye’de önümüzdeki dönemde herhangi bir risk bulunmadığını, hatta bu konularda cari dengeyi daha da rahatlatacak gelişmeler yaşanabileceğini  göstermektedir.  Tablo.10 Yıllar itibariyle borçlar ve borç rasyoları
BORÇ GÖSTERGELERİBirim200020012002200320042005 
Kamu Brüt İç Borç StokuMilyar YTL36,4122,2149,9194,4224,5243,8Kasım
   TahvilMilyar YTL34,4102,1112,8169,0194,2225,9Kasım
   BonoMilyar YTL2,120,037,025,430,317,9Kasım
Kamu Kesimi İç Borç Stoku ($) Milyar $58,199,299,0129,6155,2180,6Kasım
Toplam Dış Borç StokuMilyar USD118,6113,7130,2145,3161,8165,2II Ç
Orta Uzun Vadeli Dış BorçlarMilyar USD90,397,3113,8122,3129,9128,3II Ç
 Kısa Vadeli Dış BorçlarMilyar USD28,316,416,423,031,936,9II Ç
Kamu Brüt Dış Borç StokuMilyar USD53,059,871,876,976,869,0II Ç
Kamu Toplam Brüt Borç YüküGSMH’Nın %55,4110,994,586,877,069,3Kas.; II Ç
İç borçlanma faizleri Yıllık bileşik %  62,746,024,716,3Kasım
Dış borçlanma maliyetleriEuro%  9,99,96,35,3 
İç borçlanmanın ort.vadesiAy  9,011,514,727,4 
Kaynak: Hazine, http://www.mahfiegilmez.nom.tr H-    Türkiye’de Döviz Rezervleri Döviz rezervlerindeki azalmaların ve yetersizliğin Güneydoğu Asya krizlerinde önemli bir rol oynadığından bahsedilmektedir (Fontain, 2005).  Ayrıca Krugman ‘da (1979), döviz rezervlerindeki azalışla birlikte ödemeler dengesi krizlerinin artacağını belirtmiştir. Birinci ve ikinci nesil kriz modellerinde rezervlerin önemli rollere sahip oldukları anlaşılmıştır. Özellikle Meksika krizinde 1994 yıl sonuna doğru  rezervlerin çok düşük seviyelere geldiği görülmüştür (Flood and Marion, 1996). Krizlere dayanıklılık yanında sürdürülebilir bir cari açık için de yeterli düzeyde bir rezerv zorunluluğu bulunmaktadır (Apergis v.d, 1998). Gelişmiş ülkeler itibariyle konu değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerde rezervlerin kısa vadeli borçlara oranının %13 (Fransa) ile %65 (ABD) arasında bir değer aldığı görülür. Rezervlerin ithalata oranı ise %7  (İngiltere),  %48  (İsviçre) arasındaki değerlerdir (IMF, 2000).   Türkiye Grafik.3’den de izlenebileceği gibi uluslararası rezervlerini sürekli yükseltmiş; 2001/Kasım ayında meydana gelen krizle birlikte 18 milyar dolara gerileyen döviz rezervleri, 2005 sonları itibariyle 50 milyar doları aşmıştır. Türkiye’nin kısa vadeli borçlarının toplamının yaklaşık 180 milyar dolar, ithalatının da  yaklaşık 110 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde;  rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %27, rezervlerin ithalata oranı ise %45’dir. Dolayısı ile gelişmiş ülke oranları ile karşılaştırıldığında şu an itibariyle gerek dış borç ve gerekse ithalatın finansmanı konusunda rezervler açısından bir risk görünmemektedir.  Ancak rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %1,44 ile %2,50 arasında gayet yüksek düzeylerde olan Kolombiya, Venezüella ve Malezya 1994-1997 arasında krizlerle karşılaşmışlardır (IMF, 2000). Bu nedenle Türkiye’nin rezervlerini biraz daha arttırmasında yarar görülebilir.  Ayrıca düşük döviz kurları sebebiyle Türkiye’nin rezervlerini şu aşamalarda daha da arttırması daha kolaydır. Böyle bir operasyon Türkiye açısından hem döviz kurunun dengesini bulması, hem kriz risklerini azaltması, hem de milli parasının istikrarını güvence altına alması açısından çok yararlı olacaktır.  Grafik.3 Türkiye’de brüt uluslararası döviz rezerv miktarları (milyar dolar)Kaynak: TCMB  İ-       Türkiye’nin Uluslar arası Piyasalardaki Kredi Derecesi Bir ülkenin uluslararası piyasalardaki kredi derecesi, o ülkeye olan kısa ve uzun vadeli sermaye akımlarının belirleyicisi olmaktadır. Kredi dereceleri o ülkenin borçlanma risk pirimi üzerinde önemli etkilere sahip olmakta, borçlanmasındaki kolaylık ve zorluk derecelendirmelerle irtibatlı bulunmaktadır (Reinhart, 2002). Her ne kadar sermaye girişi ile kredi derecelendirme arasında doğrusal bir bağdan bahsedilemese bile özellikle bir ülkeden sermaye kaçışının, o ülkenin kredi derecesinin düşürülmesi ile yakından ilgili olduğunu geçmiş deneyler ortaya koymuştur (Gande and Parsley, 2004). Ayrıca en azından mevcut yapının ve trendin korunması, yatırım ikliminin devam etmesi  açısından kredi derecelerindeki artışların  önemi büyüktür.              Bu anlamda baktığımızda Türkiye’nin kredi notu 2002 yılından itibaren  önemli iyileştirmeler göstermektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s’un 2002 sonrasındaki değerlendirmeleri Tablo.11’de sunulmuştur. Tablo.11’den de görüleceği gibi Türkiye’nin kredi notu Ocak-2002 tarihinden itibaren düzenli olarak yükselmiştir. Özellikle son yıl ve aylar itibariyle kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu sürekli yükselttikleri görülmüştür. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notu görünümünü durağandan pozitife çevirdiğini ve “BB-”  olan uzun vadeli hem döviz hem de lira cinsi kredi notlarını teyit ettiğini açıklamıştır (6.12.2005). Daha sonra Mart-1997'den bu yana Türkiye’nin notunu değiştirmeyen Moody's’in  kredi notunu B1'den Ba3'e yükselterek Standart and Poor’s ve Fitch ile aynı düzeye geldiği ilan edilmiştir (15.12.2005).              Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düzenli olarak yükseltmeleri, Türkiye’ye kısa ve uzun vadeli  sermaye girmesi, Türkiye’nin borçlanma faizlerindeki risk prim aralığını daraltması, kolay borçlanabilmesi ve  cari açıklarını finanse etmesi konusunda da güvende olmasını sağlamaktadır. Bu açıdan Türkiye’de yatırım ikliminin iyileştiği, ekonomik istikrar ve mali disiplin devam ettiği sürece de Türkiye’ye olan ilginin artacağı beklenmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de gelecek dönemde cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda bir risk görülmemektedir.  Tablo.11 Standart and Poor’s’un Türkiye Derecelendirmesi
DönemlerDerecelerNotlar
2002/1B-Durağan
2002/3B-Pozitif
2002/7B-Negatif
2002/11B-Durağan
2003/7B-Durağan
2003/10B-Durağan
2003/11B+Durağan
2004/3B+Pozitif
2004/10BB-Durağan
Kaynak: Hazine(2005)’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.  VIII-  SONUÇ Türkiye uzun yıllardan beri  dış ticaret açığı ve cari açık problemleri ile karşı karşıyadır. 2005 yılı itibariyle ise 22 milyar dolara yakın ve GSMH’ya oranı %6’yı aşan bir cari açıkla tarihi bir açık rekorunun arifesinde bulunmaktadır. Özellikle cari açıkların yüksek olduğu dönemlerde ülkemizin krizlerle karşılaşmış olması, diğer gelişmekte olan ekonomilerde görülen krizlerin de bir ödemeler dengesi krizi ile birlikte ortaya çıkmış olması, ekonomimizin geleceği açısından tedirginliği arttırmıştır.  Dünya’da cari açık problemi ile karşılaşan tek ülke ülkemiz değildir. Ayrıca başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkeler de uzun yıllardır büyük cari açıklarla birlikte yaşamışlardır. Özellikle Avustralya yüksek cari açıkları, yüksek büyüme oranları ile birlikte götürmeyi başarmıştır. Ekonomisi büyüyen, tasarrufları harcamalarına yetmeyen veya döviz gelirinden daha fazla döviz gideri olan ülkeler açısından cari dengenin açık vermesi kaçınılmazdır. Bu nedenlerle artık  cari açığın varlığı ve büyüklüğünden ziyade sürdürülebilir olup olmadığı tartışılmaktadır. Cari açığın sürdürülebilir olup olmadığı ise çok farklı verilerle analiz edilmektedir.  Cari açığın sürdürülebilirliği açısından dikkate alınan çeşitli göstergeler vardır. Bu göstergeler ihracat, ithalat, döviz kuru, faiz oranları, kısa ve uzun dönemli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ikliminin devamlılığı gibi unsurlarıdır. Türkiye’de ihracatın gelişimi önemli bir performans göstermektedir. Özellikle döviz kurlarındaki düşme ve rakip ülkelerdeki maliyet avantajlarına rağmen 2005 yılında Türkiye’nin ihracatı bir önceki yıla göre %15 civarında artarak 73 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatla birlikte ithalat da artmakla birlikte bu artış Türkiye’nin büyümesi açısından gerekli ara ve yatırım malları ithalatından meydana gelmektir. Uzun vadeli sermaye hareketleri açısından Türkiye özellikle son yıllar itibariyle cazibe merkezi olmaya başlamış, özellikle 2005 yılında ülkeye giren uzun vadeli sermaye bir önceki yıla göre neredeyse %100 oranında artarak 5 milyar dolara yaklaşmıştır. Türkiye borçlanmasında da önemli bir iyileşme sağlamış ve kamu borçlanma gereğini azaltarak, toplam kamu borç oranını Maastrich kriterlerine yaklaştırmıştır. Döviz rezervleri itibariyle 50 milyar doları geçen bir hacimle uluslararası standartlara göre yine iyi bir durumdadır. Yatırım ikliminin devamlılığı, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının art arda artan not düzeyleri ile de teyit edilmektedir.  Türkiye’deki  cari açıklarının sürdürülebilirliğinde döviz kurunun düşüklüğü ve faiz oranlarının yüksekliği   en önemli kırılma noktaları olarak görülmektedir. Türk Lirasının reel efektif döviz kuru indeksine göre %70 oranında değerli olması, hem ihracatı hem de ithalatı olumsuz etkilemektedir. Uzun vadede de Türk Lirasının aşırı değerliliği ihracat, ithalat ve döviz kazandırıcı diğer faaliyetleri olumsuz etkilemeye devam edecektir. Zaman içinde düşme göstermekle birlikte dünya ortalamasına göre yüksek düzeylerde bulunan  reel faiz oranları da kısa vadeli sermaye hareketleri açısından yüksek karlı bir ortam sunarak, Türk Lirasının aşırı değerlenmesine katkıda bulunmaktadır.  Türkiye ekonomisinin yakalamış olduğu istikrar ortamı ekonomik göstergelere de yansımakta ve Türkiye’de genel ekonomik yapı önemli bir iyileşmeye işaret etmektedir. Türkiye bu olumlu eğilimi AB üyelik süreci gibi dış olumlu göstergelerle destekleyerek diğer ekonomik sorunları ile birlikte cari hesaplarındaki dengesizlik problemine de çözüm üretebilecektir.  Ancak özellikle kısa vadede döviz kuru ve faiz oranlarındaki dengesizliği ortadan kaldıracak politika değişikliklerine ihtiyaç bulunmaktadır.   
FAYDALANILAN KAYNAKLAR 1.            AKAT, Asaf Savaş, (2006),  “2006 tahminleri (1)”, Vatan, (1 Ocak).2.            AKDİŞ, Muhammet (2000), Global Finansal Sistem, Finansal Krizler ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları.  3.            AKDİŞ, Muhammet (2004), "Kısa Vadeli Sermaye Hareketlerinin Yol Açtığı Finansal Krizler ve Bu Krizleri Önlemede Kullanılabilecek Araçlar: Tobin Vergisi", Active Bankacılık ve Finans Dergisi, Yıl:6, Sayı:36, (Mayıs-Haziran), s.36-48.4.            APERGIS, Nicholas, Konstantinos P. KATRAKILIS., and Nicholas M. TABAKIS, “Current account deficit sustainability: The case of Greece”, Applied Economics Letters, 2000, 7, 599-603. 5.            AYSAN, Mustafa (2005), “Ekonominin Döviz Açığı”, Radikal, (16 Mart).6.            BABAOĞLU, Barış (2005), Türkiye’de Cari İşlemler Dengesi Sürdürülebilirliği, TCMB Uzmanlık Tezi, Ankara.7.            BAHARUMSHAH Ahmad Zubaidi, Evan LAU and Stilianos  FOUNTAS (2003),  “On the sustainability of current account deficits: evidence from four ASEAN countries”,  Journal of Asian Economics,   Volume 14, Issue 3,  June, 465-487. 8.            CANSEN, Ege (2006), “Ekonomide dışa açılma nitelik değiştiriyor”, Hürriyet, 4 Ocak. 9.            DADUSH Uri, Dipak DASGUPTA, and Dilip RATHA (2000) “The Role of Short-Term Debt in Recent Crises”, IMF-Finance and Development, December, Volume 37, Number 4.

10.        DOOLEY Michael P., David Folkerts LANDAU, Peter M GARBER., “The US Current account deficit and economic development: collateral for a total return swap”, NBER Working Paper, 10727.

11.        EDWARDS, Sebastian (2001), “Does The Current Account Matter”, Nber Working Paper 8275.12.        ------------------------------(2005), “Is the US Current Account Deficit Sustainable? And if not, how costly is adjustment likely to be?”, Draft for confererence peresentation, march 16,2005.  www.nber.org.13.        FELDSTEIN, Martin (2000)  “Aspects of Global Economic Intergration: Outlook for the Future” NBER Working Paper,  7899. 14.        FLOOD, Robert P. and Nancy P. MARION (1996),  “Speculative attacks:Fundamentals and self-fulfillig prophecies”, Nber,  Working Paper, 5789.15.         FONTAINE, Thomson (2005), Currency Crises in developed and emerging market economies: E comparative empirical treatment, IMF Working Paper, WP/05/13.

16.        FREUND, Caroline (2005), “Current account adjustment in industrial countries”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 1278-1298.

17.        FREUND, Caroline and Frank WARNOCK (2005), “ Current account deficits in industrial countries: the bigger they are, the harder they fall”, www.nber.org.

18.        GANDE,  Amar and David PARSLEY (2004), “Sovereign Credit Ratings and International Portfolio Flows , Presented at the Joint ECB/IMF Workshop, November 16-17, www.imf.org.

19.        GHYSELS, Eric and Junghoon SEON (2005), “The Asian financial crises: The role of derivativ securities trading and foreign investors in Korea”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 607-630.

20.        GÖKÇE, Deniz (2005), “İthalat Artışının Kaynakları, Akşam, (29 Aralık).21.        GOLDFAJN, Ilan and Rodrigo O VALDES. (1997), “Capital Flows and the Twin Crises: The Role of Liquidity”, IMF Working Paper, WP/97/87. 22.        GÜNEŞ, Hurşit (2006), “2006'ya girerken: Ekonomide kritik yıl”, Milliyet, (6 Ocak). 23.           Hazine (2005),  http://www.hazine.gov.tr/guncelduyuru/2006finasmanprograi_sunum.pdf24.        Hazine (2006), 5.1.2006 Tarihli Basın Duyurusu.

25.        HOLMAN, Jıll A. (2001), “Is the large US current account deficit sustainable”, FRBKS Economic Rewiew, 1/2001, www.kc.frb.org

26.        Hurriyet (2005a), (12 Ekim).

27.        ---------- (2005b), (2 Aralık).

28.        IMF (2000), “Debt- and Reserve-Related Indicators of External Vulnerability”, March-23.

29.        ----- (2005), Country Report-Turkey, November-2005, 05/412. 30.        KAMINSKY, Graciela, Saul LIZONDO and Carmen M. (REINHART (1998), “Leading Indicators of Currency Crises”, IMF Staff Papers, Vol.45, No.1,1-45.

31.        KANDIL, Magda and  Ida Aghdas MIRZAIE (2003), “The effects of exchange fluctiations on output and prices: Evidence form developing countries”, IMF Working Paper, WP/03/200. 

32.        KRUGMAN, Paul (1979), “A model of balance –of- payment crises”, Journal of money, credit and banking”, Vol. 11, August, 311-25.

33.        KUMCU, Ercan (2005), Kaynaklarımızın üzerinde harcıyoruz”, Hürriyet, (24 Kasım).34.        LIPSEY, Robert, E (2001). “Foreign Direct Investors in Three Financial Crises”, Nber, Working Papers, 8084.35.        LOUNGANI, Prakash and Assaf RAZIN (2001), “How Beneficial Is Foreign Direct Investment for Developing Countries?”, IMF- Finance and Development, June, Volume 38, Number 2.

36.        MANN, Catherine, L. “Is the US current account deficit sustainable?”, IMF, Finance and Development, Marc 2000, Volume 37, Number 1.

37.        MILESI-FERRETI, Gian Maria and Assaf RAZIN (1996a), “Sustainability of persistent current account deficits”, Nber Working Paper Series, 5467. 38.        -------------------------------------------------------------- (1996b), “Current Account Sustainability: Selected East Asian and Latin American experiences”, Nber Working Paper Series, 5791.

39.        OBSTFELD, Maurice and Kenneth ROGOFF (2004), Is the Current Account Deficit Sustainable?” Nber Working Paper,  10869.

40.        OSTRY, Jonathan D. “ Current Account Imbalances in ASEAN Countries: Are they a problem?”, IMF Working Paper, WP/97/51. 41.        ÖZMEN, Erdal (2005), “Macroeconomic and institutional determinants of current account deficits”, Applied Economic Letters, 2005, 12, 557-560. 42.        ÖZTRAK, Faik (2005), “Tüketim Cari Açığı Arttırıyor”, Milliyet, (28 Ekim).43.        PITCHFORD, J.D. (1989), A Sceptical View of Australia’s Current Account and Debt Problem, Australian Economic Review 86, 5-14.44.        REINHART, Carmen M. (2002), Default, “Default, currency crises and sovereign credit ratings”, NBER, Working Papers,  8738.

45.        REISEN, Helmut, “Sustainable and excessive current account deficits”, OECD Development Centre, Working Paper, 132.

46.        URAS, Güngör (2005), “On ayda petrol, kömür ve gaz faturası 16.8 milyar dolar”, Milliyet, (23 Aralık).47.        YELDAN, Erinç (2005), “AB Müzakere Süreci ve Cari Açığın Finansmanı"
(12 Ekim),
www.bagımsızsosyalbilimciler.org.

48.        YILDIRIM, Abdurrahman (2005), “Daha az borçlanmanın sonucu tek haneli reel faiz”, Sabah Gazetesi, (24 Kasım).

49.        -------------------------------- (2005), “Kronik cari açığın çözümü yatırım ortamını iyileştirmekten geçiyor”, Sabah Gazetesi, (17 Kasım).  

Son Güncelleme : 07-10-2008 19:21

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Beğenilme
Yazdır
Arkadışıma Gönder
İlgili Makaleler

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.5 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
powered_by.png, 1 kB
Anasayfa arrow Makaleler arrow Ekonomi Makaleleri arrow CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SORUNU
CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SORUNU PDF Yazdır E-posta

Yazan: Yücel ULUISIK, Tarih: 06-02-2008 10:51

Okunma Sayısı : 3289    

Beğenilme : Yok

Yayınlama yeri : Makaleler, Ekonomi Makaleleri


CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ  SORUNUVE  TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER  Tasam Stratejik Öngörü Dergisi, Sayı:8, 2007, s.15-40.  Prof. Dr. Muhammet AKDİŞPamukkale Üniversitesiİkt. ve İd. Bil. Fakültesihttp://makdis.pamukkale.edu.tr ÖZET            Cari hesaplar dengesinin açık vermesi  sorunu gelişmekte olan ülkeler kadar bazı gelişmiş ülkelerin de önemli problemlerinden birisidir. Aslında bir ülkenin gelirinden fazla harcama yapmasından veya tasarrufundan fazla yatırım yapmasından kaynaklanan bu durumun varlığından çok sürdürülebilirliği tartışma konusudur.              Türkiye ekonomisi tarihi süreç içerisinde aşağı yukarı sürekli cari açık sorunları ile karşılaşmıştır. Ancak 2005 yılı cari açığının 22 milyar dolar gibi bir miktara ve GSMH’nın %6’sı gibi bir orana ulaşacak olması tedirginliği arttırmıştır. Özellikle cari açıkların GSMH’nın %5’ini aşmasının kriz işareti olarak yorumlandığı ve Türkiye’nin geçmişte de cari açıkların büyük olduğu dönemlerde krizlere uğradığı  dikkate alındığında  cari açıkların sürdürülüp sürdürülemeyeceği  merak edilmeye başlanmıştır.             Cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda üzerinde durulan temel değişkenler, ihracat, ithalat, reel efektif döviz kuru, faiz oranları, kısa vadeli sermaye hareketleri, uzun vadeli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ortamının istikrarı gibi unsurlardır. Bu unsurlar açısından Türkiye ekonomisi incelendiğinde, diğer değişkenler itibariyle önemli  iyileşmeler sağlandığı ancak özellikle döviz kuru ve faiz oranlarında dengeden uzakta olunduğu anlaşılmaktadır.  
THE SUSTAINABILITY PROBLEM OF CURRENT ACCOUNT DEFICITS AND  THE DEVELOPMENTS IN TURKISH ECONOMY ABSTRACT            The problem that the balance of current accounts give deficits is one of the major problems faced by developing countries as well as some developed ones. The point of discussion is the sustainability rather than the existence of this situation which is caused by the fact that a country spends more than its revenues or a country invests more than its savings.                      Turkish economy in her historical periods frequently faced with these current deficits problems. However, the raise of currents deficit in 2005 to 22 billion dollar and to the ratio of 6% of GNP has increased anxieties. Considering that current accounts exceeds the 5% of the GNP and it is seen as a sign of a crisis, and also thinking that crisis unfolded in the past with deficits of current accounts, the question whether deficits of current accounts will be lasted became an important discussion point.   The main variables on the sustainability of the current deficits are various as the export, import, reel effective foreign exchange, interest rates, short term capital movements, long term capital movements, structure of debts, exchange reserves and the sustainability of investing environments. As the Turkish economy is analysed in terms of these factors, it is found out that the economy is far from the balance at exchange and interest rates, although significant improvements are seen regarding other variables.  
 I-             GİRİŞ Cari açık olgusu bazı gelişmiş ülkelerle birlikte özellikle gelişmekte olan ekonomilerin temel problemlerinden biridir. Gelişmiş ekonomilerin büyük çoğunluğu veya petrol gibi doğal kaynak zengini ülkeler dışında hemen hemen tüm gelişmekte olan ekonomilerin sıklıkla karşılaştıkları bu problem zaman zaman finansal krizlerin de çıkmasına yol açmıştır. Çünkü cari açığın finanse edilebilmesindeki güçlükler veya cari açığı finanse ediyor gözüken kalemlerdeki ciddi yön değişiklikleri finansal krizlerin de tetikleyicisi olmaktadır. Şili ve Meksika’da 1980’lerin başlarında, Meksika ve Arjantin’de 1990’ların ortalarında ve Güneydoğu Asya ülkelerinde 1990’ların sonlarında görülen finansal krizler hep büyük ve kalıcı cari denge açıkları ile birlikte görülmüşlerdir. Bu nedenle finansal krizlerin yayılmasında cari açıkların büyüklüğünün önemli roller üstlendiği kabul edilmiştir (Baharumshah, 2003).  Türkiye ekonomisi uzun zamandır dış açık problemi ile karşı karşıyadır. Bu problem ülkemizde zaman zaman krizler ve istikrar programları ile sonuçlanan gelişmelere yol açmıştır. Dünya uygulaması ile Türkiye’nin geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, 2005 yıl sonu itibariyle cari açığın 22 milyar dolar seviyesine çıkacağı, cari açığın GSMH’ya oranının ise %6’yı aşacağı beklenmektedir. Cari açık miktarlarının daha önce karşılaşılmamış büyüklükte olması, cari açıkların GSMH’ya oranında da kritik eşik olarak kabul edilen %5 oranının (Freund, 2005) geçiliyor olması, Türkiye’de oluşan cari açığın bir krize yol açıp açmayacağını ve cari açığın sürdürülebilirliğini  ciddi olarak tartışmaya açmıştır. IMF’de cari açıkların Türkiye ekonomisinin geleceğinde en dikkate değer konulardan birisi olduğunu ifade etmiştir (IMF, 2005). Bu nedenle cari denge olgusu Türkiye ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Aşağıda bu konudaki düşüncelerimiz açıklanacaktır.  II-          ÖDEMELER BİLANÇOSU DENGESİ VE CARİ AÇIKLAR Bir ülkenin dış alem ile olan ekonomik ilişkilerinin ayrıntılı  bir dökümünü gösteren ödemeler bilançosu, özellikle dış ticaret dengesi  ve cari denge  konusunda dikkatle takip edilmektedir. Çünkü, ithalat ve ihracat farkından oluşan dış ticaret dengesi eğer  açıkla kapanıyorsa bu açığın kapatılmasına yönelik bir dizi değişkenin devreye girmesi gerekmektedir. Oluşan dış ticaret açığı ilk olarak hizmet gelirleri ile kapatılmaya çalışılır. Bu gelirlerle açık kapanmıyorsa  o zaman  yatırım gelirleri ve cari transferler gündeme gelecektir. Dış ticaret dengesinde oluşan açığın hizmet, yatırım ve cari transfer kalemleri ile ortadan kaldırılamaması cari işlemler hesabının açık vermesi sonucunu doğuracaktır. Geniş anlamda düşünüldüğünde cari açık, bir ülkenin harcamalarının tasarruflarından fazla olmasından kaynaklanmakta ve dış finansmanla kapatılmaya çalışılmaktadır. Yani, cari denge hesabındaki negatif büyüklük dış alem giderlerinin dış alem gelirlerinden fazla olmasının sonucudur. Toplam yurtiçi harcamaların, toplam yurt içi tasarruflardan fazla olması, bir dış tasarrufa ihtiyaç gösterecektir ki, bu da cari açık olarak karşımıza çıkacaktır.  GSMH = C+I+G+(X-M)+F (dış alem gelirleri)  ise,                (1)GSMH-C-G-I=X-M+F’dir.                                                   (2) GSMH’dan tüketim ve devlet harcamalarını çıkardığımızda tasarruflar kalacağına göre;   (GSMH-C-G)=S                                                                   (3) olur.  O zaman bu eşitliği;  S-I=(X-M)+F                                                                                    (4) olarak da yazmamız mümkündür. Dış ticaret dengesini temsil eden (X-M) ile dış alem gelirlerini temsil eden (F) toplamı ise bize cari dengeyi,  [CD=(X-M)+F]                                                                     (5) verecektir. Öyle ise eşitliğimiz,  S-I=CD                                                                                 (6) haline gelmektedir.   (6) nolu eşitlikte de görüldüğü gibi, bir ülkedeki tasarruflar ile yatırımlar arasındaki fark cari dengeyi oluşturmaktadır. Eğer  tasarruf yatırım eşitliği var ise cari denge sıfır bakiye vermekte; tasarruflar fazla ise cari denge pozitif (fazla), tasarruflar yetersiz ise cari denge negatif (açık) bakiye ile kapanmaktadır. Cari açık ortadan kaldırılmak isteniliyorsa, ya tasarruflar arttırılacak ya da yatırımlar kısılacaktır. Ekonomik büyümeyi  ve tasarrufları da arttıracak olan geliri arttırmak için yatırımları arttırmak gerektiğine göre, tasarruf yetersizliği içindeki ülkelerin cari açık vermekten başka alternatifi kalmamaktadır. (2) Numaralı eşitliği;   GSMH-C-G-I=CD                                                               (7) olarak yazdığımızda ise cari dengenin milli gelir ile harcamalar arasındaki fark olduğu görülecektir. Gelir harcamalardan yüksek ise bakiye pozitif (fazla), harcamalar gelirden büyükse bakiye negatif (açık) ortaya çıkmış olacaktır. Burada da aynı analizi yapmak mümkündür. Geliri arttırmak için yatırım yapmak gerektiğine göre, gelişmekte olan ülkelerin cari açık sorunu gelir  ile harcamaların dengelendiği noktaya kadar devam edecektir.  Sonuç ne olursa olsun ödemeler bilançosu dengede olur. Her bilançoda bir kalemdeki fazlalık veya eksiklik, diğer kalemlerdeki fazlalık veya eksiklik tarafından kapatılır. Ancak açığı kapatan kalemlerin yapısı ve özellikleri bir ülke ekonomisinin gelecek perspektifi açısından çok önemlidir. Yani ödemeler bilançosunda ilk açığın oluştuğu dış ticaret dengesi ve sonrasındaki her alt kalem ülke ekonomisi açısından durumun nezaketini arttırmaktadır.  Dış ticaret bilançosunun her kalemi ülkeye giren veya çıkan dövizlerin miktarını göstermektedir. Ödemeler bilançosunun ilk dengesini oluşturan dış ticaret açığı, eğer hizmetler dengesindeki gelir fazlalıkları ile karşılanabiliyorsa en iyi durum, eğer burada da açık veriliyor ve dengenin sağlanmasında sermaye hesabından yararlanılıyorsa daha az iyi bir durum; cari açığın kapanmasında kısa vadeli sermaye hareketleri daha önemli bir işlev görüyorsa riskli bir durum, cari açık sermaye hesabı ile de kapatılamıyor ve rezerv hareketlerine müracaat gerekiyorsa o zaman kötü bir durumdan bahsetmek mümkündür. Yani bilançonun ilk kaleminden başlayarak aşağıya doğru sıralanan bütün gelişmeler eğer bir öncekinin açığını kapatmaya yönelikse o ülke ekonomisindeki gelişmelerin ciddiyetle analiz edilmesine ihtiyaç vardır.   Ancak açık oluşturan kalemlerin yapısı ve özellikleri de burada göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıda da bahsedildiği gibi cari açığın oluşumu çok önemlidir. Eğer bu oluşum ithalat harcamalarının büyüklüğünden kaynaklanıyorsa, o zaman da ithalat kalemlerinin özellikleri önem kazanmaktadır. İthalat, ara ve yatırım mallarının çokluğuna bağlı ise ekonomik büyümenin  tetiklenmesi söz konusu olabilecektir. Ara ve yatırım malları ithalatının,  yani büyümenin dış alem gelirleri ile finanse edilmesi özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından çok da büyük problem olmayabilecektir.  Bu durumda yabancılar özel sektör yatırımlarını finanse edecekler, bu da milli ekonominin büyümesine katkı yapacak ve başkaca bir sorun doğurmayacaktır.  III-       DÜNYA’DA CARİ AÇIK PROBLEMİ Cari açık problemi öncelikle gelişmekte olan ülkelerin problemi olduğu kadar, bazı gelişmiş ekonomilerin de problemleri arasında yer alır. Özellikle ABD cari açık sorunu en başta gelen ülkelerdendir. Tablo.1’e baktığımızda gelişmiş ekonomiler içinde 2004 rakamları ile 668 milyar dolarlık açıkla ABD’nin başı çektiği görülecektir. Bunun dışında İspanya, Avustralya gibi ülkeler de cari açık problemine sahiptirler. Önemli miktardaki gelişmiş ülke ise cari fazlalar vermektedir. Hatta Japonya’nın 172 milyar dolarlık, AB ülkelerinin de toplamda 46 milyar dolarlık cari işlem fazlaları bulunmaktadır. Gelişmekte olan ekonomiler içinde ise yine  2004 rakamları ile Hindistan’ın 800 milyon dolarlık, Meksika’nın da 7.5 milyar dolarlık cari işlem açığı bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da bu açık sürecinin devam edeceği öngörülmektedir.    Tablo.1 Seçilmiş  Ülkeler İtibariyle  Ödemeler Bilançosundaki Cari Açık Miktarları (Milyar Dolar) 
 200020012002200320042005*
Gelişmiş EkonomilerABDAB BölgesiJaponyaDiğer gelişmiş ekonomiler2–262.0–416.0–37.0119.671.4–210.8–389.57.087.883.9–222.5–475.248.5112.691.6–219.6–519.726.7136.2137.2–314.0–668.146.7172.1135.3–451.1–759.023.7153.1131.1
Yeni Sanayileşen Asya Ülkeleri 40.1 50.6 59.3 84.4 90.2 78.0
Diğer gelişen piyasalar ve gelişen ülkeler(fazla veren asya ülkeleri hariç)88.443.842.510.285.831.0143.975.3227.7134.6410.1278.7
Bölgesel GuruplarAfrikaMerkezi ve Doğu AvrupaBağımsız devletler topluluğu7.3–32.746.146.10.7–16.632.640.7–8.2 –24.5 32.1 72.3 30.0 –16.0–3.1 –37.3 35.90.6–50.163.193.012.5 –56.4 105.3 109.7 217.621.5
Rusya44.633.430.935.459.9101.8
Çin20.517.435.445.968.7115.6
Hindistan4.61.47.16.90.813.5
Brezilya24.223.27.64.211.713.1
Meksika18.617.613.58.67.48.3
*TahminKaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.             Bazı ülkeler itibariyle cari açığın GSMH’ya oranlarına baktığımızda ise yine ABD’yi bu konuda oldukça ileride görmekteyiz. Tablo.2’den de görüleceği üzere, ABD’nin yıllar itibariyle cari açığının GSMH’ya oranı devamlı artış göstermiş, 2000’de %4.2 olan bu oran 2004’de %5.7’ye yükselmiştir. Bu yükselişin devam edeceği de beklenmektedir. ABD’den sonra cari açığın GSMH’ya oranında dikkat çeken iki ülke yine 2004 rakamları ile  %7.5 oranı ile Portekiz, %5.3 oranı ile  İspanya’dır. Avustralya ve Yeni Zelanda %6.4,  İzlanda %8.5, Meksika %5.5 oranları ile yine dikkat çeken farklı ülkelerdir.              Tablo.1 ve Tablo.2’nin  birlikte incelenmesi ile görülebileceği gibi ileri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler itibariyle farklı miktarlar ve oranlar söz konusu olsa bile dünyanın farklı ülkelerinde cari açık problemi bulunmaktadır. Bu problem Türkiye açısından da uzun dönemdir devam eden bir sorun olma özelliğini korumaktadır.         Tablo.2 Seçilmiş Bazı Ülkeler İtibariyle Cari Açık/GSMH’ya Oranları (1997-2006/%) 
Ülkeler/Yıllar2000200120022003200420052006
İleri Ekonomiler1.00.80.90.81.01.31.4
ABD4.23.84.54.75.76.16.1
AB Bölgesi1.20.90.30.60.40.3
Almanya1.60.22.22.13.84.34.4
Fransa1.31.61.00.40.41.31.5
Italya0.50.10.81.30.91.71.4
İspanya4.03.93.33.65.36.26.9
Yunanistan6.96.26.15.63.93.94.0
Portekiz10.310.17.65.47.58.47.7
İngiltere2.62.21.61.52.01.91.8
Avustralya4.12.34.15.96.45.75.0
Yeni Zelanda4.82.53.74.26.47.47.7
İzlanda10.54.61.45.18.512.011.4
Rusya38.929.725.723.329.435.836.5
Çin7.35.89.79.510.514.012.1
Hindistan7.72.310.08.30.78.89.0
Brezilya37.534.410.95.010.810.04.3
Meksika15.715.511.87.35.55.43.9
Kaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.  IV-        TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIK PROBLEMİ Türkiye ekonomisi aşağı yukarı bütün gelişme tarihi içinde dış açık problemi ile karşılaşmıştır. Yukarıda anlatılan çerçevede  Türkiye ekonomisindeki gelişmelerin son beş yılına baktığımızda (Tablo.3) gördüğümüz şudur: Türkiye ekonomisi son beş yılda sürekli cari açık problemi ile yüz yüze gelmiştir. 2000 yılı ve sonrasına bakıldığında her yıl verilen dış ticaret açıkları  öncelikle hizmet gelirleri ile finanse edilmeye çalışılmış, bu gelirler hiçbir zaman ticaret açıklarını finanse etmeye yetmediği için de cari açıklarla karşılaşılmıştır. Yıllar itibariyle de cari açıklar önemli ölçüde sermaye hesabındaki gelişmelerle kapatılmışlardır.  Örneğin 2004 yılında verilen 23,8 milyar dolarlık dış ticaret açığının 12,8 milyar dolarlık kısmı hizmet gelirleri ile finanse edilmiştir. Ancak yatırım gelirleri de 5,5 milyar dolara yakın açık verdiği için toplam açık 16  milyar doları geçmiş, 1,1 milyar dolarlık cari transfer sonrası dönem cari açığı 15,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu açık ise sermaye hesabındaki 17,6 milyar dolarlık fazlalık ile kapatılmıştır.   Tablo.3’ü grafikleştirdiğimizde durum daha açık olarak görülecektir. Grafik.1’den de izlenebileceği gibi, dış ticaret dengesi ve  cari denge izlenen tüm yıllarda birlikte gelişme göstermiş; dış ticaret dengesi cari dengenin de sürükleyicisi olmuştur. 2000-2005 arasında dış ticaret dengesindeki açık ve fazlalar, cari dengenin da aynı şekilde sonuçlanmasına neden olmuşlardır.  Ancak tabii ki ne dış ticaret açığı, ne de cari açık tek başına ekonominin bütününü açıklamaktan uzaktır. Cari açıktan hareketle ekonominin tümü hakkında veya ekonominin geleceği hakkında hüküm verebilmek için Cari açık/GSYİH oranına bakılması gerekmektedir. Büyüyen bir ekonomide cari açıklar verilmesi normal; ancak, GSYİH’nın belli bir yüzdesini geçen cari açıklar ise sürdürülemez olarak kabul edilmektedir.     Türkiye ekonomisinin dışa açıldığı 1980 yılından itibaren gelişen dış ticaret, cari açık ve cari açık/GSMH dengelerine bakmak konuyu daha iyi aydınlatmak açısından gerekli olmaktadır. Tablo.4’de de görüldüğü gibi, Türkiye ekonomisi Cumhuriyeti 1980’li yıllar itibariyle 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve  2001 yıllarında cari işlemler bilançosunu az veya çok fazla ile kapatmıştır. Sayılan yılların dışındaki yılların tamamında ise  cari işlemler dengesi hep negatif sonuç vermiştir. 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve 2001 yıllarında ise yine dış ticaret dengesi fazla vermesine rağmen, cari işlemler dengesi açıkla kapanmıştır.  Cari işlemler dengesinin GSMH’ya oranına baktığımızda ise oransal olarak en büyük açığın, 1980, 2000 ve 2004 yıllarında gerçekleştiği görülecektir. Bu yıllardaki açık diğer yılların hepsinden daha büyük bir oran olan %5’tir. Cari işlemler açıklarının en büyük oranlara ulaştığı, 1980 ve 2000 yıllarının ekonomik krizlerin  patlak verdiği ve ekonomik istikrar programlarının da uygulamaya konulduğu yıllar olmasına da dikkat edilmelidir.  Grafik.1. Türkiye’de Yıllar İtibariyle Dış Ticaret Açıkları ve Cari Açıklar (2000-2005)Kaynak. Tablo.3 ‘deki verilere göre tarafımızdan düzenlenmiştir.   Tablo.3 Türkiye’de Ödemeler Bilançosu Gelişmeleri (Analitik Sunum-Milyon $)
 İşlemler/Yıllar2000 2001 2002 2003 2004 2005*
A-CARİ İŞLEMLER HESABI-98193390-1524-8035-15604-18740
1.       İhracat f.o.b.307213437340124512066704769326
2.       İthalat f.o.b.-52680-38106-47407-65216-90925-98294
 Mal Dengesi-21959-3733-7283-14010-23878-28968
3.       Hizmet Gelirleri203641603014783190252292824657
4.       Hizmet Giderleri-8996-6900-6904-8520-10144-10496
 Mal ve Hizmet Dengesi-105915397596-3505-11094-14807
5.       Yatırım Gelirleri283627532486224626513416
6.       Yatırım Giderleri-6838-7753-7042-7803-8288-8648
 Mal, Hizmet ve Yatırım Geliri Dengesi-14593397-3960-9062-16731-20039
7.      Cari Transferler477429932436102711271299
        
B.SERMAYE HESABI      
C.FİNANS HESABI9584-14641115871201765236729
8.       Yurtdışında Doğrudan Yatırım-870-497-175-499-859-938
9.       Yurtiçinde Doğrudan Yatırım98232681005170627767249
10.       Portföy Hesabı-Varlıklar-593-788-2096-1386-1388-1218
11.       Portföy Hesabı-Yükümlülükler1615-372715033851941112421
11.1.            Hisse Senetleri489-79-1690514275528
11.2.            Borç Senetleri1126-36481519294679846893
12.       Diğer Yatırımlar-Varlıklar-1939-601-777-986-69552102
12.1.            Merkez Bankası1-39-30-28-24-16
12.2.            Genel Hükumet0000  
12.3.            Bankalar-1574233643348-53241129
12.4.            Diğer Sektörler-366-795-1390-1306-1607989
13.       Diğer Yatırımlar-Yükümlülükler10389-12296169844341466717113
13.1.            Merkez Bankası6197351336497-209-709
13.2.            Genel Hükumet117-1977-669-2194-1163-1977
13.3.            Bankalar3736-9644-2016284665648650
13.4.            Diğer Sektörler5917-141030473285947511149
 Cari,Sermaye ve Finansal Hesaplar-235-11251-366-915204817989
        
D.NET HATA VE NOKSAN-2762-1673154501222943826
        
 GENEL DENGE-2997-12924-2124097434221815
        
E.REZERV VARLIKLAR  (*)299712924212-4097-4342-21815
14.       Resmi Rezervler-3542694-6153-4047-824-15350
15.       Uluslararası Para Fonu Kredileri3351102306365-50-3518-6465
16.       Ödemeler Dengesi Finansmanı      
*Ocak-Kasım/2005Kaynak:TCMB   Tablo.4 Türkiye’de GSMH-Dış Ticaret Dengesi ve Cari Denge (1923-2004)
 GSMH (C.F.)İHRACATİTHALATDIŞ TİC.DENG.CARİ DENGEC.DENGE/GSMH
YILLAR(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $) 
198068.390,6 2.910,1 7.909,4 (4.999,3)(3.408,0)-0,05
8156.418,7 4.702,9 8.933,4 (4.230,5)(1.936,0)-0,03
8264.209,2 5.746,0 8.842,7 (3.096,7)(952,0)-0,01
8360.491,5 5.727,8 9.235,0 (3.507,2)(1.923,0)-0,03
8459.098,2 7.133,6 10.756,9 (3.623,3)(1.439,0)-0,02
8566.890,6 7.958,0 11.343,3 (3.385,3)(1.013,0)-0,02
8675.173,3 7.456,7 11.104,8 (3.648,1)(1.465,0)-0,02
8785.980,1 10.190,1 14.157,8 (3.967,7)(806,0)-0,01
8890.460,0 11.662,0 14.335,4 (2.673,4)1.596,0 0,02
89107.563,1 11.624,7 15.792,1 (4.167,4)938,0 0,01
1990152.000,6 12.959,3 22.302,3 (9.343,0)(2.625,0)-0,02
91151.705,2 13.598,0 21.047,0 (7.449,0)250,0 0,00
92160.256,0 14.714,0 22.871,0 (8.157,0)(974,0)-0,01
93181.806,2 15.345,0 29.428,0 (14.083,0)(6.433,0)-0,04
94130.900,0 18.105,0 23.270,0 (5.165,0)2.631,0 0,02
95171.900,0 21.637,0 35.709,0 (14.072,0)(2.339,0)-0,01
96184.600,0 23.224,0 43.627,0 (20.403,0)(2.437,0)-0,01
97191.100,0 26.261,0 48.559,0 (22.298,0)(2.638,0)-0,01
98204.725,6 26.973,0 45.921,0 (18.948,0)1.984,0 0,01
99186.911,8 26.587,0 40.671,0 (14.084,0)(1.344,0)-0,01
2000201.500,0 30.721,0 53.131,0 (22.410,0)(9.819,0)-0,05
2001144.600,0 34.373,0 (38.106,0)(3.733,0)3.390,0 0,02
2002182.900,0 40.124,0 (47.407,0)(7.283,0)(1.524,0)-0,01
2003238.400,0 51.206,0 (65.216,0)(14.010,0)(8.035,0)-0,03
2004301.600,0 67.001,0 (90.925,0)(23.924,0)(15.647,0)-0,05
2005*360,073.1(116.4)(43,3)(22,0)-0,06
*GeçiciKaynak: www.mahfiegilmez.nom.tr-www.ceterisparibus.net- Hazine, Dış Ticaret Müst. ve TCMB Kaynaklarından derlenerek hazırlanmıştır.  V-           TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SEBEPLERİNE BAKIŞ Ekonomistler ikinci dünya savaşından sonra dünyanın farklı ülkelerinde ortaya çıkan cari açık problemlerini analiz etme konusunda zaman zaman farklı değişkenlerin üzerinde odaklanmışlardır. Bu odaklanma büyük ölçüde konjonktürel kriz oluşturan unsurların farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki gelişmeleri Edwards (2001)’den yararlanarak aşağıdaki şekilde özetlememiz mümkündür:  A-    İlk Cari Açıklar ve Elastikiyet Yaklaşımı İkinci dünya savaşından sonra oluşan cari açık krizleri genellikle iktisatçılar tarafından elastikiyet yaklaşımını içeren ödemeler dengesi teorisi çerçevesinde tartışılmıştır. Buna göre cari açık oluşumu, gelirler ile harcamalar arasındaki farktan meydana gelmektedir. Bu farkı oluşturan ise nisbi fiyat değişmelerine bağlı olarak ortaya çıkan ticari akım değişmeleridir. Bu durumda da cari dengesi açık veren ülkelerin devalüasyon yapması gerekmektedir. Devalüasyon nispi fiyatları açık veren ülke lehine değiştirerek cari dengenin kurulmasına hizmet edecektir. Gelişmekte olan ülkeler 1970’lere kadar bu politikanın etkisi ve baskısı ile hareket etmişlerdir.  Ödemler dengesi krizleri konusundaki yaklaşımlar daha çok  Krugman’ın (1979) yılındaki seminer çalışmasından sonra yayılmıştır. Bu çalışmalar ödemeler dengesi krizlerinin uluslararası rezervleri bitirten ve sonuçta da hükümetleri döviz kurunda değişikliğe gitmeye zorlayan yoğun genişletici para ve maliye politikaları gibi zayıf ekonomik temellerden kaynaklandığını belirtmişlerdir (Kaminsky v.d., 1998).  B-    Cari Açığın Zamanlararası Olgu Olduğu Düşüncesi, 1980’ler Borç Krizi ve Lawson Doktrini 1970’lerin ikinci yarısından sonra özellikle 1973 petrol şokunu takip eden yıllarda pek çok gelişmekte olan ülke cari dengelerinde dalgalanmalar yaşamışlardır. Bu durum ekonomistleri dengesizliğin üzerinde düşünmeye itmiş ve sonuçta ticaret akımlarından hareketle cari dengenin zamanlararası boyutu üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu yaklaşımın iki temel öğesi vardır: Birincisi,  temel ulusal hesaplara göre cari denge, tasarruflarla yatırımların farkına eşittir. İkincisi ise tasarruflar ve yatırımlar, yatırımların beklenen getirisi  ve hayatın geleceği konusundaki düşünceler gibi zamanlararası değişkenlere bağlıdır. Öyle ise cari açık da zorunlu olarak zamanlararası bir olgudur. Bu dönemdeki iktisatçılar, yüksek cari açıkların yeni yatırım fırsatları oluşturacağını ve dolayısı ile bu konuyu büyütmemek gerektiğini ifade etmişlerdir. Sonuçta daha fazla yatırım yapılmış, bu da cari dengeyi daha fazla bozmuş; ancak bu konu çok önemli görülmemiştir. IMF ekonomistleri de bu düşünceyi onaylamışlardır.  1982’lerde baş gösteren dış borç krizinde bu anlayış ve uygulamaların büyük rolü olmuştur. Cari açıkların özel sektörün daha fazla yatırım ve  daha az tasarrufunun sonucu olduğunu söyleyen bu yaklaşım dönemin İngiltere Maliye Bakanı Nigel Lawson’a atfen “Lawson Doktrini” olarak isim yapmıştır. Bu yaklaşıma göre cari açıklara göre, bütçe açıkları daha önemlidir ve üzerinde durulması gereken konu bütçe açıklarıdır (Reisen, 1998).   Bu yaklaşıma, benzer analizi Avustralya ekonomisi için yapan iktisatçı J.D. Pitchford’un ismine izafeten “Pitchford Tezi” de denilmektedir.  Pitchford (1989), Avustralya ekonomisinde 1980’lerin ikinci yarısından sonra ortaya çıkan büyük cari açıkların önemli olmadığını, çünkü bu açıkların özel sektörün yatırımları ile tasarrufları arasındaki farktan kaynaklandığını; yatırımların kar fırsatlarının, tüketimlerin de zamanlararası uyum düzeltmesinin bir sonucu olduğunu, dolayısı ile sıkı mali disiplin uygulayan bir hükümetin bu konuda müdahalesinin olamayacağını belirtmiştir. Pitchford’un yaklaşımları Avustralya ekonomisi için büyük oranda doğru çıkmış; Avustralya 1991-2005 arasında büyük cari açıklarla (ortalama %5), ekonomik büyümesini de (ortalama %3)  birlikte devam ettirmiştir.  C-    1982 Borç Krizi Sonrası Cari Açığa Bakışlar 1982 borç krizinden sonra iktisatçılar Lawson doktrininden vazgeçmişler ve tasarruflar yüksek ve artıyor olsa bile  cari açıkların önemli problemlerin habercisi olduğunu açıklamaya başlamışlardır. Özellikle Şili’nin 1982 yılında uğradığı krizin özel sektöre yönelik sermaye girişlerinin yol açtığı %14 oranındaki cari açıklardan kaynaklandığının tartışılması Lawson doktrininde de  önemli bir çatlağa yol açmıştır.  D-    Sermaye Hareketlerinde 1990’lardaki Şişme, Cari Denge ve Meksika Krizi 1980’lerde pek çok gelişmekte olan ülke uluslararası sermaye piyasaları ile ilişkisini kesmişti. Uluslararası sermaye piyasaları ile ilgisine kesen ülkelerden bazıları  az miktarda cari açık verdi,  bazıları ise  cari dengelerini fazlalarla kapattılar. 1990’ların başlarında ise pek çok gelişmekte olan ülke özel sermaye akımları için cazibe merkezi haline geldi. Özellikle Latin Amerika ülkeleri bu süreçte ihracatlarının %35’ini aşan  miktarda net fon girişine sahne oldular. Bu ülkeler geniş kapital girişlerinin karşılığında, doğal olarak rezervlerindeki hızlı  artış kadar  sermaye hesaplarında da geniş açıklar verdiler. 1990’larda  Meksika’ya da hızlı bir uluslararası sermaye girişi oldu. 1992-1994 arasında Meksika GSMH’nın %7’si kadar cari açık verdi.  Ancak Lawson Doktrini bazı çevrelerde hala geçerliliğini sürdürüyordu ve bu durumun problem olmayacağı; çünkü mali dengenin kontrol altında olduğu, bu açığın özel sektörün kararlarından oluştuğu söyleniyordu. Sonuçta 1994  Meksika krizi patlak verdi. E-     1990 Finansal Krizleri Sonrası Cari Denge Konusuna Yaklaşımlar 1994 Meksika krizinden sonra pek çok iktisatçı Lawson Doktrininin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünmeye başladı. Cari açıkların iyi huylu bir olgu olamayacağı tartışılmaya açıldı. Hele hele üç-dört yıl süreyle gerçekleşen ve  GSMH’nın %5’in geçen cari açıkların tehlike işareti olarak görüldüğü ve hemen karşı tedbirlerin alınması gerektiği ifade edildi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a). 1997 yılında patlak veren ve tüm bölgeyi etkisi altına alan Asya krizinde de bu ülkelerin büyük cari açıklar  içerisinde olmaları tartışıldı (Kaminsky v.d, 1998). 1997 krizi öncesinde Güney Doğu Asya ülkelerinin Malezya hariç büyük cari açıklar içinde olmasından hareketle, cari açıkların kriz habercisi olduğu vurgulandı (Baharumshah v.d., 2003).  Ancak yenilerde  yapılan daha ileri kriz modelleri cari açıkların finansal krizlerde merkezi bir role sahip olmadığını ortaya koymaktadırlar (Edwards, 2001). Bu çalışmalarda finansal krizlerin finansal kırılganlıkların bir sonucu olduğu ve cari açıklardan bağımsız olduğu vurgulanmıştır. Finansal krizlerin kendi kendini tetikleyen beklentilerin bir sonucu olduğu, bankaların yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı, borçlanma kısıtlamalarına bağlı olduğu şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Gelinen aşama ise cari açıkların varlığı bir kriz işareti olarak görülmezken, bu açıkların sürdürülüp, sürdürülemeyeceği konusu önem kazanmıştır. Özellikle kritik eşik olan %5’lik sınır geçildiğinde gelir düşmeleri ve döviz kuru değişmeleri olarak ayarlama sürecinin başlayacağı ve bunun da üç-dört yıl alacağı açıklanmaya çalışılmıştır (Freund, 2005).   VI-       CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SORUNU Günümüz iktisat dünyasında tartışılan konu cari açıkların sürdürülebilir olup olmadığıdır. Doğal olarak cari açıkların sürdürülebilirliği, cari açık oluşturan unsurların neler olduğunun tespitine bağlı bulunmaktadır. Aslında cari açıkları oluşturan sorunlar bellidir. Çünkü dış ticaret açığı kalemleri olan ithalat ve ihracatın miktarlarını etkileyen faktörler ile hizmet gelirlerini oluşturan kalemlerin miktarlarını etkileyen faktörler bilinmektedir. Dış ticaret dengesini oluşturan ithalat (M), milli gelir (Ye) ile reel döviz kurlarının (R); ihracat (X) ise gene reel döviz kuru ile ihracat yapılan ülkelerin milli gelirinin (Yf) bir fonksiyonu olmaktadır.  Cari denge, dış ticaret dengesi ile  net dış alem faktör gelirlerinden (iNFA) meydana gelmektedir.  Dış alem faktör gelirleri net dış varlıkların (NFA) getirisi olarak hesaplanır. Yani, NFA=Dış varlıklar(FA)-Dış yükümlükler(FL)’dir. Dış alem faktör gelirleri ise faiz oranı ile net dış varlıkların çarpımından oluşur (iNFA=NFA.i). Bu durumda cari denge, bir ülkenin milli gelirinin, diğer ülkelerin milli gelirinin, döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının bir fonksiyonu olmaktadır.   Yani;  CD= f(Ye, Yf, R, NFA, i)’dir.                                                (8) Bu durumda bir ülkedeki milli gelir değişmelerinin, ülkenin ticaret yaptığı ülkelerdeki milli gelir değişmelerinin, reel döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının tümünün cari dengenin oluşmasında belli oranda etkili olduklarını kabul etmek gerekmektedir. Cari açıklar üzerinde yapılan ekonometrik analizler de benzer unsurları dikkate almışlardır.  Finlandiya (1992), Meksika (1992), İsveç (1992) ve Şili (1992)’de karşılaşılan ödemeler dengesi krizlerinin bir bankacılık krizi ile başladığından hareketle sermaye hareketleri ile bu ikiz krizler arasındaki bağlantıyı açıklayan yaklaşımlar (Goldfajn and Valdes, 1997); kurumsal ve makroekonomik istikrar yanında her ülkenin kendi parası ile borçlanmasını sağlayacak bir uluslararası sermaye piyasasının yokluğu (Özmen, 2005); döviz kurundaki ani değişikliklerin tetikleyeceği sermaye hareketleri (Apergis v.d, 2000); yabancı yatırımcıların ülke menkul kıymetlerine olan aşırı talebi, özellikle ABD için yapılan çalışmalarda net uluslararası yatırım pozisyonu, dolar kurunun düşüklüğü, euro-dolar, yen-dolar paritesi gibi değişkenler (Edwards, 2005);  gelir artış seviyesindeki düşmeler (Freund and Warnock, 2005); dış yükümlülüklerin seviyesi, yatırımların dağılımı, makroekonomik politikalardaki esneklik (Ostry, 1997); yüksek tasarruf düzeyi, yüksek açıklık derecesi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996b); ticarete konu olan ve olmayan mallar yanında tasarruf ve verimlilik davranışlarının altında yatan sebepler,  reel döviz kuru değişmeleri( Obstfeld and Rogoff, 2004); verimlilikteki ve sermaye piyasalarındaki gelişmeye bağlı servet artışları (Holman, 2001); dünya ekonomisindeki durgunluk, konjonktürel dalgalanmalar, verimlilik değişmeleri, küreselleşme ve piyasa esneklikleri, menkul kıymetlerin getirileri (Mann, 2000),  dış borç verme ve alma konusundaki yapı, gelişme ve kalkınma stratejileri ve uluslararası parasal sistem (Dooley v.d., 2004); döviz kuru politikası ile birlikte dış borçların seviyesi ve kompozisyonu, yatırım-tasarruf düzeyi, uluslararası ticaretin bileşimi ve açıklık düzeyi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a);  dışa açık menkul kıymet fiyatlarındaki gelişmeler, yüksek enerji fiyatları, para ve maliye politikalarındaki değişmeler, sosyal güvenlik harcamalarındaki değişmeler ( Obstfeld and Rogoff, 2004) gibi pek çok faktör cari açıkların oluşumu ve sürdürülebilirliği  analizlerine konu edilmişlerdir.  Türkiye’de özellikle 2005 sonu itibariyle beklenen önemli büyüklükteki cari açık konusunda da farklı açıklamalar olmuştur. Bazı iktisatçılar bu açığın TL’nin aşırı değerlenmesine yol açan yüksek faiz oranlarından kaynaklandığını (Cansen, 2006); ülkenin tasarruf açığından veya tasarruflarından daha fazla yatırım ve tüketim yapılmasından doğduğu (Kumcu, 2005); uygulanan yanlış para politikasının TL’yi aşırı değerli hale getirerek iç talep balonunu şişirdiği (Akat, 2006); cari denge açığının artışında döviz kuru ve reel büyüme etkisinin bariz olduğu (Gökçe, 2005); kısa süreli sermaye hareketlerindeki giriş artışı ve yüksek faiz oranlarından kaynaklandığı (Aysan, 2005); özel kesim tüketim harcamalarının özel kesim tasarruflarını aşması veya özel kesimin tasarruf yetersizliğine bağlı olduğu (Öztrak, 2005); döviz ucuzluğunun tetiklediği ithalat artışından kaynaklandığı (Uras, 2005); yüksek reel faizlerden kaynaklanan kısa vadeli spekülatif sermaye akımlarına bağlı olduğu (Yeldan, 2005); özel borçlanma ve talepteki artışların etkili olduğu (IMF, 2005); kurdaki değerlenme, petrol fiyatlarındaki artış ve büyüme artışının (Yıldırım, 2005a) önemli etkisi olduğu gibi farklı değişkenleri öne çıkaran farklı değerlendirmeler yapılmıştır.  Cari açık oluşturan unsurlar üzerinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan analizler, yatırım ve tasarruflar, yatırımların sektörel dağılımı, ülkenin dışarıya açıklığı, ihracat ve ithalatın dağılımı, ülkenin mali yapısı, bütçe ve dış borç dinamikleri, cari açıkları finanse eden sermayenin yapısı, dış ticaret hadleri, ülkenin diğer ülkelere göre rekabet gücü, uygulanan döviz kuru programı, politik istikrar, ülkenin sahip olduğu rezervler, piyasa beklentilerine göre oluşan faiz oranları ve tahvil fiyatları, enflasyonun düşüklüğü (Babaoğlu,2005) gibi  pek çok değişkenin de rollerine değinmişlerdir.  VII-     TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Cari açıkları oluşturan unsurların hepsini Türkiye açısından incelediğimizde ülkemizde, ihracat miktarındaki gelişmeler, ithalat kalemlerinin yapısı, dış ticareti doğrudan ilgilendiren reel döviz kurları, cari açığı finanse eden kısa ve uzun vadeli sermaye hareketlerindeki gelişmeler ve beklentiler, ülke rezervleri, faiz oranları, borçların büyüklüğü ve yapısı, yatırım ortamının istikrarı gibi değişkenler öne çıkmaktadır.  A-    Türkiye’de İhracatın Gelişimi İhracat performansı dışa açık bir ekonominin sürükleyici gücüdür. Kısa vadede dış ticaret bilançosundan kaynaklanan açıkların kapatılması, uzun vadede ise ülkenin cari dengesine ulaşması ihracatında gösterdiği gelişmeye bağlıdır. Ekonomistler ihracatın milli gelire oranının artmasını cari açıkların krize yol açmadan sürdürülebilmesi açısından önemli görmektedirler (Babaoğlu, 2005). Tablo.5 Türkiye’de geçen on yıllık süreçte dış ticaretteki gelişmeleri göstermektedir. Tablo.5’in incelenmesi ile de görüleceği gibi Türkiye’de ihracat hem rakamsal olarak, hem de milli gelirin bir yüzdesi olarak devamlı artmaktadır.  Dolar kurunda sırasıyla %170 ve %96 gibi büyük oranlı yükselişlerin yaşandığı 1994 ve 2001 yılları dışında ihracatın ithalatı karşılama oranı da %60’lar civarında seyretmiştir. Hele hele döviz kurlarında 2002 yılından beri negatif değişmeler olan Türkiye’nin bu yıldan itibaren ihracatını düzenli olarak arttırması, cari işlemler dengesi açısından olumlu bir gelişme olarak görülebilir.         Tablo.5 Türkiye’de Dış Ticaret Gelişmeleri (1994-2005)
Yıllar DIŞ TİCARET (Milyon $)İHR / İTHDÖVİZ  PARİTE
İHRACATDeğ.%İTHALATDeğ.%DENGEHACiM%$/TL Değ.%
199315.3454,329.42828,7-14.08344.77352,111.00859,9
199418.10618,023.270-20,9-5.16441.37677,829.764170,4
199521.63719,535.70953,5-14.07257.34660,645.91854,3
199623.2247,343.62722,2-20.40266.85153,281.54477,6
199726.26113,148.55911,3-22.29874.82054,1152.16186,6
199826.9742,745.921-5,4-18.94772.89558,7261.29371,7
199926.587-1,440.671-11,4-14.08467.25865,4419.54260,6
200027.7754,554.50334,0-26.72882.27851,0626.48649,3
200131.33412,841.399-24,0-10.06572.73375,71.228.83796,1
200236.05915,151.55424,5-15.49587.61369,91.511.05523,0
200347.25331,069.34034,5-22.087116.59368,11.502.995-0,5
200463.12133,697.54040,7-34.419160.66164,71.429.778-4,9
2005 (G)73.12214,7116,4816,3-43,358189,60262,91,3350 -6,6
Kaynak: DTM. B-    Türkiye’de İthalatın Gelişimi ve Yapısı Dış ticaret açıklarına ve dolayısı ile de cari açıklara  ithalat artışının sebep olduğu açıktır. İhracattan fazla olan ithalat, hizmet gelirleri ile de finanse edilemezse cari dengesizliklere sebebiyet vermektedir. Öyle ise ithalat artışını sınırlamak veya ithalatı azaltmak dış ticaret ve cari açıkların ortadan kaldırılmasına yarayabilecektir. Gerçekten böyle midir? Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ithalat artışını durdurmak veya ithalatı azaltmak mümkün müdür? Bu sorulara ülkemiz açısından doğru cevaplar verebilmek için ithalatın bileşimine bakmak gerekmektedir. Tablo.6’da görüldüğü gibi Türkiye’de ithalatın %85’i ara ve yatırım mallarından oluşmaktadır. %15’lik bölüm ise tüketim malı kaynaklı ithalattır. Günümüz gümrük birliği, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) standartları gibi engeller sebebiyle gelir ve refah artışına bağlı tüketim malı ithalatını frenlemek ne kadar mümkün değilse; yatırım ve üretim gücünü, rekabet gücünü devam ettirebilmek için gerekli ara ve yatırım malı ithalatını  kısmak da o derecede mümkün görülmemektedir. Kaldı ki, tüketim malı denilen kalemlerin içinde dayanıklı, yarı dayanıklı mallar ve ilaç da önemli bir oran tutmaktadır. Ayrıca yapılan ara ve yatırım malları ithalatının ticarete konu olmayan malların üretimine yönelik yatırımlara gitmesinin uzun vadede ihracata bir katkısının olmayacağı iddiası ise (Babaoğlu, 2005), mevcut dönem için doğru olsa bile ithalatı ve ihracatı etkileyen üretim kapasitesi itibariyle düşünüldüğünde gelecek için doğru değildir.   Tablo.6 Türkiye’de İthalat  ve İthalat Kompozisyonu
     YILLIK
   20002001200220032004
YATIRIM MALLARI  11.3806.9548.40011.32617.397
ARA MALLARI  35.99530.28637.65649.73567.549
  İşlenmemiş madeni yakıt ve yağlar (petrol v.b)6.1255.6336.2047.9789.933
 TÜKETİM MALLARI  6.9283.8144.8987.81312.100
İşlenmemiş gıda maddeleri  178115127119149
İşlenmiş gıda maddeleri  317239300404528
Benzin  344166329494556
Binek otomobilleri  2.5965888142.2204.214
Sanayide kullanılmayan taşıt araçları  66353339119
Diğer tüketim malları  3.4292.6713.2954.5376.535
 Dayanıklı tüketim malları 1.1266236879171.440
  Evde kullanılan elektrikli ve elektriksiz cihazlar392191176261404
  Mobilyalar185115126170283
  Diğerleri549317386486751
 Yarı dayanıklı tüketim malları 9327318691.2651.911
 Dayanıksız tüketim malları 1.3711.3171.7392.3553.184
  İlaçlar8068841.2081.6752.258
  Diğerleri565433531680926
DİĞERLERİ  199345600466493
TOPLAM  54.50341.39951.55469.34097.540
Kaynak:DTM. Türkiye’de cari açığın 2005 yılı itibariyle büyük çıkmasına sebep olan 2002 yılından itibaren artan ithalat rakamlarında yükselen enerji fiyatlarının da etkisini ihmal etmemek gerekmektedir. Kasım 2002'de Irak ile ilgili 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı alınmasından önce 19-27 dolar aralığında seyreden varil petrol fiyatı,  2005 sonu itibariyle  60 dolar seviyelerini test etmiştir. Türkiye’nin ham petrol faturası 2000-2004 yılları arasında yaklaşık %50 artarken, 2005’in Ocak-Ekim döneminde 2004’ ün aynı dönemine göre %50’ye yakın oranda artmıştır (DTM). Tüm bunlar göz önüne alındığında ithalat artışını durdurmanın, ara ve yatırım malları gibi büyüme için, ilaç v.b. tüketim malları gibi yaşam standartları için  zorunlu mallar dolayısı ile mümkün olmadığı görülecektir. Bu durumda ithalat artışından doğacak  cari denge açıklarını ortadan kaldırmak için ihracat ve hizmet gelirlerini arttırmak daha öne çıkmaktadır.  C-    Türkiye’de Reel Döviz Kurundaki Gelişmeler Cari dengenin sürdürülebilirliği açısından pek çok çalışmada dikkate alınan en önemli gösterge reel döviz kurundaki değişmelerdir. Reel döviz kurunda milli para lehine meydana gelen değişmeler, yani milli paranın değerlenmesi, yurtdışı malları yurtiçi mallara göre daha ucuz hale getirerek hem ülkenin rekabet gücünü kırarak ihracatını, hem de fiyat avantajları ile ithalatını olumsuz etkilemektedir. Milli paradaki değerlenme, talebi, yurtiçi mallardan yurtdışı mallara kaydırmaktadır.  Özellikle döviz kurlarındaki beklenmeyen dalgalanmalar, milli para talebi, ithalat ve ihracat yoluyla toplam talebi ve ithal edilen ara ve yatırım malları fiyatları yoluyla da toplam arzı etkilemektedir (Kandil and Mirzaie, 2003). Dolayısı ile reel döviz kurlarındaki değişmeler ithalat ve ihracat hacminin belirlenmesinde büyük rol üstlenmektedir.
 
Türkiye’de reel efektif döviz kurunda görülen gelişmeler  Tablo.7’de gösterilmektedir. Buna göre 1995=100 hesabıyla ve Türkiye’nin yoğun ticaretinin olduğu 19 ülke tüketici fiyatlarını esas alan hesaplamaya göre Türk Lirası 2005/Kasım ayı itibariyle %71 değerli görülmektedir. 17 ülkeyi esas alan toptan eşya veya üretici fiyatlarına göre hesaplanan üretici fiyatları bazlı göstergede de  milli paranın değerlilik oranı %46’dır. Bu durum Türkiye’nin rekabet gücünü, yurtiçi-yurtdışı mal talebini ve dolayısı ile de dış ticaret dengesi yolu ile cari dengesini olumsuz etkileyen unsurlardan en önemlisidir. Reel efektif döviz kurundaki yükseklik,  ithal, ara ve yatırım malları fiyatlarının düşüklüğü dolayısı ile maliyet avantajları sağlasa da,  bu durum ithal girdi kullanan sanayi sektörleri dışındaki sektörleri etkilememektedir. Dolayısı ile milli paradaki  yaklaşık %71 değerlenmenin mevcut cari denge açıklarında büyük rol oynadığı açıkça söylenebilecektir.  Reel efektif döviz kurundaki yüksekliğin devamı uzun vadeli cari denge perspektifinde de en önemli olumsuz unsur olma özelliğini korumaktadır.  D-    Türkiye’de Faiz Oranları Bir ekonomide milli faiz oranları ile uluslararası faiz oranları arasındaki farklar kısa süreli sermaye hareketlerinin yön ve yer değiştirmesine  sebep olmaktadır. Milli piyasalardaki nisbi faiz yüksekliği uluslararası fonları cezbederek (Dadush v.d, 2000), ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasına katkı sağladığı gibi milli paranın aşırı değerlenmesine yol açarak dış ticaret ve dolayısı ile cari dengenin bozulmasına da sebep olmaktadır. Güneydoğu Asya krizinde de aşırı ölçüde giren kısa vadeli fonların oluşturduğu ihracatı düşürücü ve banka borçlarını arttırıcı  etkiler görülmüştür (Fontaine, 2005). IMF ‘de Türkiye’deki yüksek faiz oranlarını bir kırılganlık işareti olarak gördüğünü ifade etmiştir (IMF, 2005). 
Tablo.7 Türkiye’de Reel Efektif Döviz Kuru İndeksi
 TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)ÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)*
Ara-95103,197,0
Ara-96101,7100,1
Ara-97115,9110,7
Ara-98120,9107,9
Ara-99127,3108,8
Ara-00147,6118,3
Ara-01116,3107,3
Ara-02125,4117,1
Ara-03140,6126,3
Ara-04143,2131,3
Ara-05171,2146,7
* Endekste artış TL'nin reel değer kazancını ifade etmektedir.
Kaynak: TCMB
 Tablo.8’de Türkiye’de geçmiş on yıllık süreç itibariyle faiz oranları ve reel faizler gösterilmiştir. Tablo.8’in incelenmesi ile de anlaşılacağı gibi on yıllık periyotta sadece 2000 yılında negatif reel faiz yaşanmış, onun dışındaki yıllarda tümüyle pozitif reel faiz söz konusu olmuştur. Hazine’nin sıkı disiplin uyguladığı, kamu borçlanma gereğinin azalmaya, kamu bütçesinin fazla vermeye başladığı 2005 yılında bile reel faizler %8,5 gibi dünya ortalamasının çok üzerinde bir büyüklük göstermiştir. Milli paranın değerini belirleyen TCMB’nın gecelik borç alma  faiz oranları da günümüz itibariyle yüksek bir orandır. Gecelik faiz oranları 2002’lerdeki %57 düzeyinden, Ocak-2006 başı itibariyle %13,5 seviyelerine inmiştir (TCMB). Ancak 2006 yılında beklenen enflasyonunun TÜFE’de %6 olduğu düşünüldüğünde gecelik faiz oranları yaklaşık bir misli  reel fazlalığa tekabül etmektedir. Tablo.8 Türkiye’de yıllar itibariyle kamu borçlanma  faiz oranları ve reel faizler(1994-2005)
YıllarOrt. İç Borçl.Faizi(%)Tüfe (%Artış)Reel Faiz (%)
1994164,4125,538,9
1995121,978,943,0
1996135,279,855,4
1997127,299,128,1
1998122,569,752,8
1999109,568,840,7
200036,139-2,9
200199,868,531,3
200263,929,734,2
200344,518,426,1
200424,99,315,6
200516,27,78,5
Kaynak: Hazine, TUİK, Yıldırım(2005b)’den yararlanılarak tarafımızdan düzenlenmiştir.    Hazinenin ve TCMB’nin faizlerindeki bu büyüklükler hem milli paranın değerliliği, hem  sıcak paranın cezbedilmesi, hem de kamu borçlanma maliyetleri açısından çok önemlidir. Zaten de böyle olmuş ve 2005 yılı itibariyle aşırı sıcak para girişleri  ve yüksek faizler dolayısı ile TL aşırı değerliliğini koruyarak cari dengeyi olumsuz şekilde etkilemiştir. Türkiye’nin cari dengesini istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi için reel efektif döviz kurlarının normal seviyelerine inmesi, TL’nin aşırı değerli pozisyondan kurtarılması gerekmektedir.    E-     Türkiye’de Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri Kısa vadeli sermaye hareketleri ülkelere kısa vadeli amaçlar için gelmektedirler. Onun için bütün finansal krizlerde kısa vadeli sermaye hareketleri hemen hızlı bir geri dönüş sürecine girmişlerdir (Lipsey, 2000). Kısa vadeli sermaye hareketlerinin ve sermaye piyasalarındaki yabancı varlığının uzun vadeli kontratlarını bozarak dövize dönmeleri ile sürü etkisini tetikledikleri ve krizin derinleşmesi sağladıkları ortaya konulmuştur (Ghysels and Seon, 2005). Latin Amerika, Güneydoğu Asya, Rusya ve Türkiye’de meydana gelen krizlerde kısa vadeli spekülatif sermaye hareketlerinin  ani çıkışlarının önemli rolleri olmuştur (Akdiş, 2000).              Türkiye’de kısa vadeli sermaye hareketlerinin hesaplanması konusunda farklı tartışmalar söz konusudur. Çünkü özellikle son yıllarda ödemeler bilançosunun net hata-noksan kalemindeki artışların büyük oranda kaynağı tam tespit edilemeyen kısa vadeli sermaye hareketlerinden meydana geldiği tahmin edilmektedir.  Bu durum dikkate alınarak hazırlanan Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişi  Tablo.9’da verilmiştir. Tablo.9’da da görüleceği gibi sadece Ekim-2005’e kadar giren sıcak para miktarı 13,8 milyar dolara ulaşmıştır.  Türkiye’ye sermaye hareketleri yoluyla son bir yılda net hata ve noksan hariç net 30 milyar 911 milyon dolarlık giriş yaşandığı da belirtilmektedir. Yapılan hesaplamalara göre bu miktarın 2 milyar 821 milyon doları net doğrudan yabancı yatırımlardan, 11 milyar 287 milyon doları portföy yatırımlarından, 15 milyar 166 milyon doları kredi yoluyla bankalar ve diğer sektörlerin borçlanmalarından, 858 milyon doları mevduat girişlerinden kaynaklanmıştır (Hurriyet, 2005a). Yine yapılan hesaplamalara göre, geçen yıl kasım ayı sonunda YTL’ye dönüştürülüp bir yıl süreyle hisse senetlerinde tutulan "sıcak para", hem döviz kurundaki düşüş hem de hisse senedi fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar nedeniyle son bir yıllık dönemde dolar bazında yüzde 78.9 oranında getiri sağlamıştır. Hisse senetlerinin YTL bazındaki getirisi ise yüzde 69.4 düzeyinde gerçekleşmiştir (Hürriyet, 2005b).   Kısa vadeli yüksek getiri amacıyla yurda giden kısa vadeli sermayenin büyük boyutlara ulaşması, milli paranın değerlenmesi ile meydana getirdiği olumsuz sonuçlar yanında, ani çıkış hareketleri ile krizi tetikleme ve arttırma deneylerini de akla getirmektedir. Kısa vadeli sermaye hareketlerine bu açıdan bakıldığında Türkiye’de önemli miktarda sıcak para olduğu görülecektir. 1994, 2000 ve 2001 krizlerinde 5-7 milyar dolarlık sıcak para çıkışlarının krizi derinleştirdiği düşünüldüğünde (Akdiş, 2004), sıcak para açısından Türkiye’de hassas bir durumun varlığından söz edilebilir. Her ne kadar kısa vadeli sermaye hareketlerinin önlenmesi, vergilenmesi gibi yaklaşımlar globalleşme eğilimleri ile bağdaştırılamasa da, ülkenin kısa vadeli sermaye açısından cazip olmaktan çıkarılmasında ekonomik istikrarın devamı açısından büyük fayda bulunmaktadır. Buna da en başta merkez bankasının gecelik faizlerinin düşürülmesiyle başlamak gerekmektedir.   Tablo.9 Türkiye’de Yıllar İtibariyle Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri (milyon dolar)
 199419951996199719981999200020012002200320042005/10
Portföy Hesabı (Yükümlülükler)112370319502344-508941881.615-3.7271.5033.9579.20910.276
Net Hata ve Noksan191124591499-987-6971721-2.762-1.6711525.0332.3493.583
TOPLAM (Net Sıcak Para Girişi)3034316234491357-57865909-1147-5398165589901155813859
Kaynak: TCMB verilerinden yararlanarak tarafımızdan oluşturulmuştur.  F-     Türkiye’de Uzun Vadeli Sermaye Hareketleri Uzun vadeli sermaye hareketleri ev sahibi ülkeye, finansal yatırımlarla ve dış ticaretle sağlayamayacağı teknoloji transferini getirmek, beşeri sermayeyi geliştirmek, kar ve gelirlerini kısa süreli sermaye hareketleri gibi yurtdışına çıkarmamak, ölçek ekonomileri, marka, araştırma-geliştirme gibi aktiviteleri arttırmak gibi faydalar sağlar (Feldstein, 2000). Ayrıca uzun vadeli sermaye hareketleri, kriz dönemlerinde kısa vadeli sermaye hareketleri, borçlanmalar gibi araçlara göre  daha istikrarlı ve daha dayanıklıdırlar. 1980’lerde Latin Amerika’da, 1994-1995 Meksika krizlerinde ve 1997 Güney Doğu Asya krizlerinde uzun vadeli sermaye hareketlerinin istikrarlı yapısı açıkça ortaya çıkmıştır. Çünkü uzun vadeli sermaye hareketleri milli ekonomiye ilk problemde ülkeden kaçamayacak kadar bağlanmışlardır. Bu özellikleri sebebi  ile de pek çok gelişmekte olan ülke diğer yatırım araçlarına göre  uzun vadeli sermaye hareketlerine dönüş yapmışlardır (Loungani, 2001). Türkiye’ye yıllar itibariyle giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları Grafik.2’de gösterilmektedir. Grafik.2’den de izlenebileceği gibi özellikle son yıllar itibariyle Türkiye’ye giren  dış doğrudan yabancı yatırımlar artmaktadır. Ekim-2005 tarihi itibariyle Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 11.707’ye, toplam dış doğrudan yabancı yatırım da 4 milyar dolara; toplam yatırım miktarı ise Ocak-Ekim/2005 arasında olmak üzere 25 milyar dolara yaklaşmıştır (Hazine).  Bu durum Türkiye’nin bugünkü ve gelecekteki cari denge sorununun çözümü açısından büyük öneme sahip bulunmaktadır. Uzun vadeli sermaye hareketlerinin AB üyelik sürecinde artarak devam edeceği beklentisi ise cari denge sorununun sürdürülebilirliği noktasından geleceğe umutla bakılmasına sebep olmaktadır.  Grafik.2 Türkiye’de dış doğrudan yabancı yatırım miktarları (milyon dolar)Kaynak: Hazine G-    Türkiye’de Toplam Borçlar ve Borç Ödeme Kapasitesi  1990-1997 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerin yabancı bankalara olan borcu  175 milyar dolardan 454 milyar dolara çıkmıştır.  Kısa vadeli borçlardaki bu yükselme Meksika (1994-1995), Güney Doğu Asya (1997-1998), Rusya ve Brezilya (1998-1999) krizlerinin anahtar değişkenidir ( Dadush v.d, 2000). Dolayısı ile kısa vadeli borçların artması, cari dengenin sürdürülebilirliği açısından da bir risk oluşturmaktadır.  Türkiye’nin borç gelişimi ve gelinen son durum Tablo.10’da gösterilmektedir. Tablo.10’dan da izlenebileceği gibi Türkiye’nin toplam borçları 2000 yılından itibaren sürekli artmaktadır. Ancak kamu toplam borç yükünün GSMH’ya oranı özellikle 2001 yılında yükseldiği %110’luk seviyesinden sonra 2003 yılından itibaren azalma eğilimine girmiş ve %70’ler seviyesine düşmüştür. Doğal olarak burada Maastrich kriterlerine göre 10 puanlık bir yükseklik söz konusudur. Ancak trendin azalma yönünde olduğu gözlemlenmektedir.  Ayrıca borçların vade yapılarında ve faiz oranlarında da belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. TL cinsinden borçlanma kağıtlarında ortalama faizler bileşik bazda  %16’lara inmiş;  vadeler ise ortalamada 27,5 ay düzeylerine yükselmiştir. Bu oranların 2002 yılında sırası ile %62 ve 9 ay olduğu göz önünde bulundurulduğunda iç borçlanmada belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. Dış borçlanmalarda da benzer şekilde, 2002’lerde %10’larda olan euro cinsi tahvillerin faizleri %6’lar düzeyine inmiştir. Hazine’nin 4 Ocak 2006 tarihinde ihraç ettiği 30 yıl vadeli  tahvillerin  kupon faizi yüzde 6.8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran Amerikan tahvillerine göre 25 baz puanlık bir getiri farkına karşılık gelmektedir. Bu tahvillere 18 ülkeden ihraç miktarının 4 katı oranında talep gelmesi de önemlidir. Kamu borçlanma gereği de 1993-2002 ortalaması %10’lar düzeyinde iken, 2005 sonu itibariyle %1’ler düzeyine inmiştir (Hazine, 2005, 2006). Dolayısı ile tüm bu gelişmeler borçlar, borçların çevrilebilirliği ve cari dengenin sürdürülebilirliği açısından Türkiye’de önümüzdeki dönemde herhangi bir risk bulunmadığını, hatta bu konularda cari dengeyi daha da rahatlatacak gelişmeler yaşanabileceğini  göstermektedir.  Tablo.10 Yıllar itibariyle borçlar ve borç rasyoları
BORÇ GÖSTERGELERİBirim200020012002200320042005 
Kamu Brüt İç Borç StokuMilyar YTL36,4122,2149,9194,4224,5243,8Kasım
   TahvilMilyar YTL34,4102,1112,8169,0194,2225,9Kasım
   BonoMilyar YTL2,120,037,025,430,317,9Kasım
Kamu Kesimi İç Borç Stoku ($) Milyar $58,199,299,0129,6155,2180,6Kasım
Toplam Dış Borç StokuMilyar USD118,6113,7130,2145,3161,8165,2II Ç
Orta Uzun Vadeli Dış BorçlarMilyar USD90,397,3113,8122,3129,9128,3II Ç
 Kısa Vadeli Dış BorçlarMilyar USD28,316,416,423,031,936,9II Ç
Kamu Brüt Dış Borç StokuMilyar USD53,059,871,876,976,869,0II Ç
Kamu Toplam Brüt Borç YüküGSMH’Nın %55,4110,994,586,877,069,3Kas.; II Ç
İç borçlanma faizleri Yıllık bileşik %  62,746,024,716,3Kasım
Dış borçlanma maliyetleriEuro%  9,99,96,35,3 
İç borçlanmanın ort.vadesiAy  9,011,514,727,4 
Kaynak: Hazine, http://www.mahfiegilmez.nom.tr H-    Türkiye’de Döviz Rezervleri Döviz rezervlerindeki azalmaların ve yetersizliğin Güneydoğu Asya krizlerinde önemli bir rol oynadığından bahsedilmektedir (Fontain, 2005).  Ayrıca Krugman ‘da (1979), döviz rezervlerindeki azalışla birlikte ödemeler dengesi krizlerinin artacağını belirtmiştir. Birinci ve ikinci nesil kriz modellerinde rezervlerin önemli rollere sahip oldukları anlaşılmıştır. Özellikle Meksika krizinde 1994 yıl sonuna doğru  rezervlerin çok düşük seviyelere geldiği görülmüştür (Flood and Marion, 1996). Krizlere dayanıklılık yanında sürdürülebilir bir cari açık için de yeterli düzeyde bir rezerv zorunluluğu bulunmaktadır (Apergis v.d, 1998). Gelişmiş ülkeler itibariyle konu değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerde rezervlerin kısa vadeli borçlara oranının %13 (Fransa) ile %65 (ABD) arasında bir değer aldığı görülür. Rezervlerin ithalata oranı ise %7  (İngiltere),  %48  (İsviçre) arasındaki değerlerdir (IMF, 2000).   Türkiye Grafik.3’den de izlenebileceği gibi uluslararası rezervlerini sürekli yükseltmiş; 2001/Kasım ayında meydana gelen krizle birlikte 18 milyar dolara gerileyen döviz rezervleri, 2005 sonları itibariyle 50 milyar doları aşmıştır. Türkiye’nin kısa vadeli borçlarının toplamının yaklaşık 180 milyar dolar, ithalatının da  yaklaşık 110 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde;  rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %27, rezervlerin ithalata oranı ise %45’dir. Dolayısı ile gelişmiş ülke oranları ile karşılaştırıldığında şu an itibariyle gerek dış borç ve gerekse ithalatın finansmanı konusunda rezervler açısından bir risk görünmemektedir.  Ancak rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %1,44 ile %2,50 arasında gayet yüksek düzeylerde olan Kolombiya, Venezüella ve Malezya 1994-1997 arasında krizlerle karşılaşmışlardır (IMF, 2000). Bu nedenle Türkiye’nin rezervlerini biraz daha arttırmasında yarar görülebilir.  Ayrıca düşük döviz kurları sebebiyle Türkiye’nin rezervlerini şu aşamalarda daha da arttırması daha kolaydır. Böyle bir operasyon Türkiye açısından hem döviz kurunun dengesini bulması, hem kriz risklerini azaltması, hem de milli parasının istikrarını güvence altına alması açısından çok yararlı olacaktır.  Grafik.3 Türkiye’de brüt uluslararası döviz rezerv miktarları (milyar dolar)Kaynak: TCMB  İ-       Türkiye’nin Uluslar arası Piyasalardaki Kredi Derecesi Bir ülkenin uluslararası piyasalardaki kredi derecesi, o ülkeye olan kısa ve uzun vadeli sermaye akımlarının belirleyicisi olmaktadır. Kredi dereceleri o ülkenin borçlanma risk pirimi üzerinde önemli etkilere sahip olmakta, borçlanmasındaki kolaylık ve zorluk derecelendirmelerle irtibatlı bulunmaktadır (Reinhart, 2002). Her ne kadar sermaye girişi ile kredi derecelendirme arasında doğrusal bir bağdan bahsedilemese bile özellikle bir ülkeden sermaye kaçışının, o ülkenin kredi derecesinin düşürülmesi ile yakından ilgili olduğunu geçmiş deneyler ortaya koymuştur (Gande and Parsley, 2004). Ayrıca en azından mevcut yapının ve trendin korunması, yatırım ikliminin devam etmesi  açısından kredi derecelerindeki artışların  önemi büyüktür.              Bu anlamda baktığımızda Türkiye’nin kredi notu 2002 yılından itibaren  önemli iyileştirmeler göstermektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s’un 2002 sonrasındaki değerlendirmeleri Tablo.11’de sunulmuştur. Tablo.11’den de görüleceği gibi Türkiye’nin kredi notu Ocak-2002 tarihinden itibaren düzenli olarak yükselmiştir. Özellikle son yıl ve aylar itibariyle kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu sürekli yükselttikleri görülmüştür. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notu görünümünü durağandan pozitife çevirdiğini ve “BB-”  olan uzun vadeli hem döviz hem de lira cinsi kredi notlarını teyit ettiğini açıklamıştır (6.12.2005). Daha sonra Mart-1997'den bu yana Türkiye’nin notunu değiştirmeyen Moody's’in  kredi notunu B1'den Ba3'e yükselterek Standart and Poor’s ve Fitch ile aynı düzeye geldiği ilan edilmiştir (15.12.2005).              Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düzenli olarak yükseltmeleri, Türkiye’ye kısa ve uzun vadeli  sermaye girmesi, Türkiye’nin borçlanma faizlerindeki risk prim aralığını daraltması, kolay borçlanabilmesi ve  cari açıklarını finanse etmesi konusunda da güvende olmasını sağlamaktadır. Bu açıdan Türkiye’de yatırım ikliminin iyileştiği, ekonomik istikrar ve mali disiplin devam ettiği sürece de Türkiye’ye olan ilginin artacağı beklenmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de gelecek dönemde cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda bir risk görülmemektedir.  Tablo.11 Standart and Poor’s’un Türkiye Derecelendirmesi
DönemlerDerecelerNotlar
2002/1B-Durağan
2002/3B-Pozitif
2002/7B-Negatif
2002/11B-Durağan
2003/7B-Durağan
2003/10B-Durağan
2003/11B+Durağan
2004/3B+Pozitif
2004/10BB-Durağan
Kaynak: Hazine(2005)’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.  VIII-  SONUÇ Türkiye uzun yıllardan beri  dış ticaret açığı ve cari açık problemleri ile karşı karşıyadır. 2005 yılı itibariyle ise 22 milyar dolara yakın ve GSMH’ya oranı %6’yı aşan bir cari açıkla tarihi bir açık rekorunun arifesinde bulunmaktadır. Özellikle cari açıkların yüksek olduğu dönemlerde ülkemizin krizlerle karşılaşmış olması, diğer gelişmekte olan ekonomilerde görülen krizlerin de bir ödemeler dengesi krizi ile birlikte ortaya çıkmış olması, ekonomimizin geleceği açısından tedirginliği arttırmıştır.  Dünya’da cari açık problemi ile karşılaşan tek ülke ülkemiz değildir. Ayrıca başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkeler de uzun yıllardır büyük cari açıklarla birlikte yaşamışlardır. Özellikle Avustralya yüksek cari açıkları, yüksek büyüme oranları ile birlikte götürmeyi başarmıştır. Ekonomisi büyüyen, tasarrufları harcamalarına yetmeyen veya döviz gelirinden daha fazla döviz gideri olan ülkeler açısından cari dengenin açık vermesi kaçınılmazdır. Bu nedenlerle artık  cari açığın varlığı ve büyüklüğünden ziyade sürdürülebilir olup olmadığı tartışılmaktadır. Cari açığın sürdürülebilir olup olmadığı ise çok farklı verilerle analiz edilmektedir.  Cari açığın sürdürülebilirliği açısından dikkate alınan çeşitli göstergeler vardır. Bu göstergeler ihracat, ithalat, döviz kuru, faiz oranları, kısa ve uzun dönemli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ikliminin devamlılığı gibi unsurlarıdır. Türkiye’de ihracatın gelişimi önemli bir performans göstermektedir. Özellikle döviz kurlarındaki düşme ve rakip ülkelerdeki maliyet avantajlarına rağmen 2005 yılında Türkiye’nin ihracatı bir önceki yıla göre %15 civarında artarak 73 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatla birlikte ithalat da artmakla birlikte bu artış Türkiye’nin büyümesi açısından gerekli ara ve yatırım malları ithalatından meydana gelmektir. Uzun vadeli sermaye hareketleri açısından Türkiye özellikle son yıllar itibariyle cazibe merkezi olmaya başlamış, özellikle 2005 yılında ülkeye giren uzun vadeli sermaye bir önceki yıla göre neredeyse %100 oranında artarak 5 milyar dolara yaklaşmıştır. Türkiye borçlanmasında da önemli bir iyileşme sağlamış ve kamu borçlanma gereğini azaltarak, toplam kamu borç oranını Maastrich kriterlerine yaklaştırmıştır. Döviz rezervleri itibariyle 50 milyar doları geçen bir hacimle uluslararası standartlara göre yine iyi bir durumdadır. Yatırım ikliminin devamlılığı, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının art arda artan not düzeyleri ile de teyit edilmektedir.  Türkiye’deki  cari açıklarının sürdürülebilirliğinde döviz kurunun düşüklüğü ve faiz oranlarının yüksekliği   en önemli kırılma noktaları olarak görülmektedir. Türk Lirasının reel efektif döviz kuru indeksine göre %70 oranında değerli olması, hem ihracatı hem de ithalatı olumsuz etkilemektedir. Uzun vadede de Türk Lirasının aşırı değerliliği ihracat, ithalat ve döviz kazandırıcı diğer faaliyetleri olumsuz etkilemeye devam edecektir. Zaman içinde düşme göstermekle birlikte dünya ortalamasına göre yüksek düzeylerde bulunan  reel faiz oranları da kısa vadeli sermaye hareketleri açısından yüksek karlı bir ortam sunarak, Türk Lirasının aşırı değerlenmesine katkıda bulunmaktadır.  Türkiye ekonomisinin yakalamış olduğu istikrar ortamı ekonomik göstergelere de yansımakta ve Türkiye’de genel ekonomik yapı önemli bir iyileşmeye işaret etmektedir. Türkiye bu olumlu eğilimi AB üyelik süreci gibi dış olumlu göstergelerle destekleyerek diğer ekonomik sorunları ile birlikte cari hesaplarındaki dengesizlik problemine de çözüm üretebilecektir.  Ancak özellikle kısa vadede döviz kuru ve faiz oranlarındaki dengesizliği ortadan kaldıracak politika değişikliklerine ihtiyaç bulunmaktadır.   
FAYDALANILAN KAYNAKLAR 1.            AKAT, Asaf Savaş, (2006),  “2006 tahminleri (1)”, Vatan, (1 Ocak).2.            AKDİŞ, Muhammet (2000), Global Finansal Sistem, Finansal Krizler ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları.  3.            AKDİŞ, Muhammet (2004), "Kısa Vadeli Sermaye Hareketlerinin Yol Açtığı Finansal Krizler ve Bu Krizleri Önlemede Kullanılabilecek Araçlar: Tobin Vergisi", Active Bankacılık ve Finans Dergisi, Yıl:6, Sayı:36, (Mayıs-Haziran), s.36-48.4.            APERGIS, Nicholas, Konstantinos P. KATRAKILIS., and Nicholas M. TABAKIS, “Current account deficit sustainability: The case of Greece”, Applied Economics Letters, 2000, 7, 599-603. 5.            AYSAN, Mustafa (2005), “Ekonominin Döviz Açığı”, Radikal, (16 Mart).6.            BABAOĞLU, Barış (2005), Türkiye’de Cari İşlemler Dengesi Sürdürülebilirliği, TCMB Uzmanlık Tezi, Ankara.7.            BAHARUMSHAH Ahmad Zubaidi, Evan LAU and Stilianos  FOUNTAS (2003),  “On the sustainability of current account deficits: evidence from four ASEAN countries”,  Journal of Asian Economics,   Volume 14, Issue 3,  June, 465-487. 8.            CANSEN, Ege (2006), “Ekonomide dışa açılma nitelik değiştiriyor”, Hürriyet, 4 Ocak. 9.            DADUSH Uri, Dipak DASGUPTA, and Dilip RATHA (2000) “The Role of Short-Term Debt in Recent Crises”, IMF-Finance and Development, December, Volume 37, Number 4.

10.        DOOLEY Michael P., David Folkerts LANDAU, Peter M GARBER., “The US Current account deficit and economic development: collateral for a total return swap”, NBER Working Paper, 10727.

11.        EDWARDS, Sebastian (2001), “Does The Current Account Matter”, Nber Working Paper 8275.12.        ------------------------------(2005), “Is the US Current Account Deficit Sustainable? And if not, how costly is adjustment likely to be?”, Draft for confererence peresentation, march 16,2005.  www.nber.org.13.        FELDSTEIN, Martin (2000)  “Aspects of Global Economic Intergration: Outlook for the Future” NBER Working Paper,  7899. 14.        FLOOD, Robert P. and Nancy P. MARION (1996),  “Speculative attacks:Fundamentals and self-fulfillig prophecies”, Nber,  Working Paper, 5789.15.         FONTAINE, Thomson (2005), Currency Crises in developed and emerging market economies: E comparative empirical treatment, IMF Working Paper, WP/05/13.

16.        FREUND, Caroline (2005), “Current account adjustment in industrial countries”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 1278-1298.

17.        FREUND, Caroline and Frank WARNOCK (2005), “ Current account deficits in industrial countries: the bigger they are, the harder they fall”, www.nber.org.

18.        GANDE,  Amar and David PARSLEY (2004), “Sovereign Credit Ratings and International Portfolio Flows , Presented at the Joint ECB/IMF Workshop, November 16-17, www.imf.org.

19.        GHYSELS, Eric and Junghoon SEON (2005), “The Asian financial crises: The role of derivativ securities trading and foreign investors in Korea”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 607-630.

20.        GÖKÇE, Deniz (2005), “İthalat Artışının Kaynakları, Akşam, (29 Aralık).21.        GOLDFAJN, Ilan and Rodrigo O VALDES. (1997), “Capital Flows and the Twin Crises: The Role of Liquidity”, IMF Working Paper, WP/97/87. 22.        GÜNEŞ, Hurşit (2006), “2006'ya girerken: Ekonomide kritik yıl”, Milliyet, (6 Ocak). 23.           Hazine (2005),  http://www.hazine.gov.tr/guncelduyuru/2006finasmanprograi_sunum.pdf24.        Hazine (2006), 5.1.2006 Tarihli Basın Duyurusu.

25.        HOLMAN, Jıll A. (2001), “Is the large US current account deficit sustainable”, FRBKS Economic Rewiew, 1/2001, www.kc.frb.org

26.        Hurriyet (2005a), (12 Ekim).

27.        ---------- (2005b), (2 Aralık).

28.        IMF (2000), “Debt- and Reserve-Related Indicators of External Vulnerability”, March-23.

29.        ----- (2005), Country Report-Turkey, November-2005, 05/412. 30.        KAMINSKY, Graciela, Saul LIZONDO and Carmen M. (REINHART (1998), “Leading Indicators of Currency Crises”, IMF Staff Papers, Vol.45, No.1,1-45.

31.        KANDIL, Magda and  Ida Aghdas MIRZAIE (2003), “The effects of exchange fluctiations on output and prices: Evidence form developing countries”, IMF Working Paper, WP/03/200. 

32.        KRUGMAN, Paul (1979), “A model of balance –of- payment crises”, Journal of money, credit and banking”, Vol. 11, August, 311-25.

33.        KUMCU, Ercan (2005), Kaynaklarımızın üzerinde harcıyoruz”, Hürriyet, (24 Kasım).34.        LIPSEY, Robert, E (2001). “Foreign Direct Investors in Three Financial Crises”, Nber, Working Papers, 8084.35.        LOUNGANI, Prakash and Assaf RAZIN (2001), “How Beneficial Is Foreign Direct Investment for Developing Countries?”, IMF- Finance and Development, June, Volume 38, Number 2.

36.        MANN, Catherine, L. “Is the US current account deficit sustainable?”, IMF, Finance and Development, Marc 2000, Volume 37, Number 1.

37.        MILESI-FERRETI, Gian Maria and Assaf RAZIN (1996a), “Sustainability of persistent current account deficits”, Nber Working Paper Series, 5467. 38.        -------------------------------------------------------------- (1996b), “Current Account Sustainability: Selected East Asian and Latin American experiences”, Nber Working Paper Series, 5791.

39.        OBSTFELD, Maurice and Kenneth ROGOFF (2004), Is the Current Account Deficit Sustainable?” Nber Working Paper,  10869.

40.        OSTRY, Jonathan D. “ Current Account Imbalances in ASEAN Countries: Are they a problem?”, IMF Working Paper, WP/97/51. 41.        ÖZMEN, Erdal (2005), “Macroeconomic and institutional determinants of current account deficits”, Applied Economic Letters, 2005, 12, 557-560. 42.        ÖZTRAK, Faik (2005), “Tüketim Cari Açığı Arttırıyor”, Milliyet, (28 Ekim).43.        PITCHFORD, J.D. (1989), A Sceptical View of Australia’s Current Account and Debt Problem, Australian Economic Review 86, 5-14.44.        REINHART, Carmen M. (2002), Default, “Default, currency crises and sovereign credit ratings”, NBER, Working Papers,  8738.

45.        REISEN, Helmut, “Sustainable and excessive current account deficits”, OECD Development Centre, Working Paper, 132.

46.        URAS, Güngör (2005), “On ayda petrol, kömür ve gaz faturası 16.8 milyar dolar”, Milliyet, (23 Aralık).47.        YELDAN, Erinç (2005), “AB Müzakere Süreci ve Cari Açığın Finansmanı"
(12 Ekim),
www.bagımsızsosyalbilimciler.org.

48.        YILDIRIM, Abdurrahman (2005), “Daha az borçlanmanın sonucu tek haneli reel faiz”, Sabah Gazetesi, (24 Kasım).

49.        -------------------------------- (2005), “Kronik cari açığın çözümü yatırım ortamını iyileştirmekten geçiyor”, Sabah Gazetesi, (17 Kasım).  

Son Güncelleme : 07-10-2008 19:21

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Beğenilme
Yazdır
Arkadışıma Gönder
İlgili Makaleler

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.5 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
 
< Önceki   Sonraki >

Reklamlar

Yazan: Yücel ULUISIK, Tarih: 06-02-2008 10:51

Okunma Sayısı : 3289    

Beğenilme : Yok

Yayınlama yeri : Makaleler, Ekonomi Makaleleri


CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ  SORUNUVE  TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER  Tasam Stratejik Öngörü Dergisi, Sayı:8, 2007, s.15-40.  Prof. Dr. Muhammet AKDİŞPamukkale Üniversitesiİkt. ve İd. Bil. Fakültesihttp://makdis.pamukkale.edu.tr ÖZET            Cari hesaplar dengesinin açık vermesi  sorunu gelişmekte olan ülkeler kadar bazı gelişmiş ülkelerin de önemli problemlerinden birisidir. Aslında bir ülkenin gelirinden fazla harcama yapmasından veya tasarrufundan fazla yatırım yapmasından kaynaklanan bu durumun varlığından çok sürdürülebilirliği tartışma konusudur.              Türkiye ekonomisi tarihi süreç içerisinde aşağı yukarı sürekli cari açık sorunları ile karşılaşmıştır. Ancak 2005 yılı cari açığının 22 milyar dolar gibi bir miktara ve GSMH’nın %6’sı gibi bir orana ulaşacak olması tedirginliği arttırmıştır. Özellikle cari açıkların GSMH’nın %5’ini aşmasının kriz işareti olarak yorumlandığı ve Türkiye’nin geçmişte de cari açıkların büyük olduğu dönemlerde krizlere uğradığı  dikkate alındığında  cari açıkların sürdürülüp sürdürülemeyeceği  merak edilmeye başlanmıştır.             Cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda üzerinde durulan temel değişkenler, ihracat, ithalat, reel efektif döviz kuru, faiz oranları, kısa vadeli sermaye hareketleri, uzun vadeli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ortamının istikrarı gibi unsurlardır. Bu unsurlar açısından Türkiye ekonomisi incelendiğinde, diğer değişkenler itibariyle önemli  iyileşmeler sağlandığı ancak özellikle döviz kuru ve faiz oranlarında dengeden uzakta olunduğu anlaşılmaktadır.  
THE SUSTAINABILITY PROBLEM OF CURRENT ACCOUNT DEFICITS AND  THE DEVELOPMENTS IN TURKISH ECONOMY ABSTRACT            The problem that the balance of current accounts give deficits is one of the major problems faced by developing countries as well as some developed ones. The point of discussion is the sustainability rather than the existence of this situation which is caused by the fact that a country spends more than its revenues or a country invests more than its savings.                      Turkish economy in her historical periods frequently faced with these current deficits problems. However, the raise of currents deficit in 2005 to 22 billion dollar and to the ratio of 6% of GNP has increased anxieties. Considering that current accounts exceeds the 5% of the GNP and it is seen as a sign of a crisis, and also thinking that crisis unfolded in the past with deficits of current accounts, the question whether deficits of current accounts will be lasted became an important discussion point.   The main variables on the sustainability of the current deficits are various as the export, import, reel effective foreign exchange, interest rates, short term capital movements, long term capital movements, structure of debts, exchange reserves and the sustainability of investing environments. As the Turkish economy is analysed in terms of these factors, it is found out that the economy is far from the balance at exchange and interest rates, although significant improvements are seen regarding other variables.  
 I-             GİRİŞ Cari açık olgusu bazı gelişmiş ülkelerle birlikte özellikle gelişmekte olan ekonomilerin temel problemlerinden biridir. Gelişmiş ekonomilerin büyük çoğunluğu veya petrol gibi doğal kaynak zengini ülkeler dışında hemen hemen tüm gelişmekte olan ekonomilerin sıklıkla karşılaştıkları bu problem zaman zaman finansal krizlerin de çıkmasına yol açmıştır. Çünkü cari açığın finanse edilebilmesindeki güçlükler veya cari açığı finanse ediyor gözüken kalemlerdeki ciddi yön değişiklikleri finansal krizlerin de tetikleyicisi olmaktadır. Şili ve Meksika’da 1980’lerin başlarında, Meksika ve Arjantin’de 1990’ların ortalarında ve Güneydoğu Asya ülkelerinde 1990’ların sonlarında görülen finansal krizler hep büyük ve kalıcı cari denge açıkları ile birlikte görülmüşlerdir. Bu nedenle finansal krizlerin yayılmasında cari açıkların büyüklüğünün önemli roller üstlendiği kabul edilmiştir (Baharumshah, 2003).  Türkiye ekonomisi uzun zamandır dış açık problemi ile karşı karşıyadır. Bu problem ülkemizde zaman zaman krizler ve istikrar programları ile sonuçlanan gelişmelere yol açmıştır. Dünya uygulaması ile Türkiye’nin geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, 2005 yıl sonu itibariyle cari açığın 22 milyar dolar seviyesine çıkacağı, cari açığın GSMH’ya oranının ise %6’yı aşacağı beklenmektedir. Cari açık miktarlarının daha önce karşılaşılmamış büyüklükte olması, cari açıkların GSMH’ya oranında da kritik eşik olarak kabul edilen %5 oranının (Freund, 2005) geçiliyor olması, Türkiye’de oluşan cari açığın bir krize yol açıp açmayacağını ve cari açığın sürdürülebilirliğini  ciddi olarak tartışmaya açmıştır. IMF’de cari açıkların Türkiye ekonomisinin geleceğinde en dikkate değer konulardan birisi olduğunu ifade etmiştir (IMF, 2005). Bu nedenle cari denge olgusu Türkiye ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Aşağıda bu konudaki düşüncelerimiz açıklanacaktır.  II-          ÖDEMELER BİLANÇOSU DENGESİ VE CARİ AÇIKLAR Bir ülkenin dış alem ile olan ekonomik ilişkilerinin ayrıntılı  bir dökümünü gösteren ödemeler bilançosu, özellikle dış ticaret dengesi  ve cari denge  konusunda dikkatle takip edilmektedir. Çünkü, ithalat ve ihracat farkından oluşan dış ticaret dengesi eğer  açıkla kapanıyorsa bu açığın kapatılmasına yönelik bir dizi değişkenin devreye girmesi gerekmektedir. Oluşan dış ticaret açığı ilk olarak hizmet gelirleri ile kapatılmaya çalışılır. Bu gelirlerle açık kapanmıyorsa  o zaman  yatırım gelirleri ve cari transferler gündeme gelecektir. Dış ticaret dengesinde oluşan açığın hizmet, yatırım ve cari transfer kalemleri ile ortadan kaldırılamaması cari işlemler hesabının açık vermesi sonucunu doğuracaktır. Geniş anlamda düşünüldüğünde cari açık, bir ülkenin harcamalarının tasarruflarından fazla olmasından kaynaklanmakta ve dış finansmanla kapatılmaya çalışılmaktadır. Yani, cari denge hesabındaki negatif büyüklük dış alem giderlerinin dış alem gelirlerinden fazla olmasının sonucudur. Toplam yurtiçi harcamaların, toplam yurt içi tasarruflardan fazla olması, bir dış tasarrufa ihtiyaç gösterecektir ki, bu da cari açık olarak karşımıza çıkacaktır.  GSMH = C+I+G+(X-M)+F (dış alem gelirleri)  ise,                (1)GSMH-C-G-I=X-M+F’dir.                                                   (2) GSMH’dan tüketim ve devlet harcamalarını çıkardığımızda tasarruflar kalacağına göre;   (GSMH-C-G)=S                                                                   (3) olur.  O zaman bu eşitliği;  S-I=(X-M)+F                                                                                    (4) olarak da yazmamız mümkündür. Dış ticaret dengesini temsil eden (X-M) ile dış alem gelirlerini temsil eden (F) toplamı ise bize cari dengeyi,  [CD=(X-M)+F]                                                                     (5) verecektir. Öyle ise eşitliğimiz,  S-I=CD                                                                                 (6) haline gelmektedir.   (6) nolu eşitlikte de görüldüğü gibi, bir ülkedeki tasarruflar ile yatırımlar arasındaki fark cari dengeyi oluşturmaktadır. Eğer  tasarruf yatırım eşitliği var ise cari denge sıfır bakiye vermekte; tasarruflar fazla ise cari denge pozitif (fazla), tasarruflar yetersiz ise cari denge negatif (açık) bakiye ile kapanmaktadır. Cari açık ortadan kaldırılmak isteniliyorsa, ya tasarruflar arttırılacak ya da yatırımlar kısılacaktır. Ekonomik büyümeyi  ve tasarrufları da arttıracak olan geliri arttırmak için yatırımları arttırmak gerektiğine göre, tasarruf yetersizliği içindeki ülkelerin cari açık vermekten başka alternatifi kalmamaktadır. (2) Numaralı eşitliği;   GSMH-C-G-I=CD                                                               (7) olarak yazdığımızda ise cari dengenin milli gelir ile harcamalar arasındaki fark olduğu görülecektir. Gelir harcamalardan yüksek ise bakiye pozitif (fazla), harcamalar gelirden büyükse bakiye negatif (açık) ortaya çıkmış olacaktır. Burada da aynı analizi yapmak mümkündür. Geliri arttırmak için yatırım yapmak gerektiğine göre, gelişmekte olan ülkelerin cari açık sorunu gelir  ile harcamaların dengelendiği noktaya kadar devam edecektir.  Sonuç ne olursa olsun ödemeler bilançosu dengede olur. Her bilançoda bir kalemdeki fazlalık veya eksiklik, diğer kalemlerdeki fazlalık veya eksiklik tarafından kapatılır. Ancak açığı kapatan kalemlerin yapısı ve özellikleri bir ülke ekonomisinin gelecek perspektifi açısından çok önemlidir. Yani ödemeler bilançosunda ilk açığın oluştuğu dış ticaret dengesi ve sonrasındaki her alt kalem ülke ekonomisi açısından durumun nezaketini arttırmaktadır.  Dış ticaret bilançosunun her kalemi ülkeye giren veya çıkan dövizlerin miktarını göstermektedir. Ödemeler bilançosunun ilk dengesini oluşturan dış ticaret açığı, eğer hizmetler dengesindeki gelir fazlalıkları ile karşılanabiliyorsa en iyi durum, eğer burada da açık veriliyor ve dengenin sağlanmasında sermaye hesabından yararlanılıyorsa daha az iyi bir durum; cari açığın kapanmasında kısa vadeli sermaye hareketleri daha önemli bir işlev görüyorsa riskli bir durum, cari açık sermaye hesabı ile de kapatılamıyor ve rezerv hareketlerine müracaat gerekiyorsa o zaman kötü bir durumdan bahsetmek mümkündür. Yani bilançonun ilk kaleminden başlayarak aşağıya doğru sıralanan bütün gelişmeler eğer bir öncekinin açığını kapatmaya yönelikse o ülke ekonomisindeki gelişmelerin ciddiyetle analiz edilmesine ihtiyaç vardır.   Ancak açık oluşturan kalemlerin yapısı ve özellikleri de burada göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıda da bahsedildiği gibi cari açığın oluşumu çok önemlidir. Eğer bu oluşum ithalat harcamalarının büyüklüğünden kaynaklanıyorsa, o zaman da ithalat kalemlerinin özellikleri önem kazanmaktadır. İthalat, ara ve yatırım mallarının çokluğuna bağlı ise ekonomik büyümenin  tetiklenmesi söz konusu olabilecektir. Ara ve yatırım malları ithalatının,  yani büyümenin dış alem gelirleri ile finanse edilmesi özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından çok da büyük problem olmayabilecektir.  Bu durumda yabancılar özel sektör yatırımlarını finanse edecekler, bu da milli ekonominin büyümesine katkı yapacak ve başkaca bir sorun doğurmayacaktır.  III-       DÜNYA’DA CARİ AÇIK PROBLEMİ Cari açık problemi öncelikle gelişmekte olan ülkelerin problemi olduğu kadar, bazı gelişmiş ekonomilerin de problemleri arasında yer alır. Özellikle ABD cari açık sorunu en başta gelen ülkelerdendir. Tablo.1’e baktığımızda gelişmiş ekonomiler içinde 2004 rakamları ile 668 milyar dolarlık açıkla ABD’nin başı çektiği görülecektir. Bunun dışında İspanya, Avustralya gibi ülkeler de cari açık problemine sahiptirler. Önemli miktardaki gelişmiş ülke ise cari fazlalar vermektedir. Hatta Japonya’nın 172 milyar dolarlık, AB ülkelerinin de toplamda 46 milyar dolarlık cari işlem fazlaları bulunmaktadır. Gelişmekte olan ekonomiler içinde ise yine  2004 rakamları ile Hindistan’ın 800 milyon dolarlık, Meksika’nın da 7.5 milyar dolarlık cari işlem açığı bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da bu açık sürecinin devam edeceği öngörülmektedir.    Tablo.1 Seçilmiş  Ülkeler İtibariyle  Ödemeler Bilançosundaki Cari Açık Miktarları (Milyar Dolar) 
 200020012002200320042005*
Gelişmiş EkonomilerABDAB BölgesiJaponyaDiğer gelişmiş ekonomiler2–262.0–416.0–37.0119.671.4–210.8–389.57.087.883.9–222.5–475.248.5112.691.6–219.6–519.726.7136.2137.2–314.0–668.146.7172.1135.3–451.1–759.023.7153.1131.1
Yeni Sanayileşen Asya Ülkeleri 40.1 50.6 59.3 84.4 90.2 78.0
Diğer gelişen piyasalar ve gelişen ülkeler(fazla veren asya ülkeleri hariç)88.443.842.510.285.831.0143.975.3227.7134.6410.1278.7
Bölgesel GuruplarAfrikaMerkezi ve Doğu AvrupaBağımsız devletler topluluğu7.3–32.746.146.10.7–16.632.640.7–8.2 –24.5 32.1 72.3 30.0 –16.0–3.1 –37.3 35.90.6–50.163.193.012.5 –56.4 105.3 109.7 217.621.5
Rusya44.633.430.935.459.9101.8
Çin20.517.435.445.968.7115.6
Hindistan4.61.47.16.90.813.5
Brezilya24.223.27.64.211.713.1
Meksika18.617.613.58.67.48.3
*TahminKaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.             Bazı ülkeler itibariyle cari açığın GSMH’ya oranlarına baktığımızda ise yine ABD’yi bu konuda oldukça ileride görmekteyiz. Tablo.2’den de görüleceği üzere, ABD’nin yıllar itibariyle cari açığının GSMH’ya oranı devamlı artış göstermiş, 2000’de %4.2 olan bu oran 2004’de %5.7’ye yükselmiştir. Bu yükselişin devam edeceği de beklenmektedir. ABD’den sonra cari açığın GSMH’ya oranında dikkat çeken iki ülke yine 2004 rakamları ile  %7.5 oranı ile Portekiz, %5.3 oranı ile  İspanya’dır. Avustralya ve Yeni Zelanda %6.4,  İzlanda %8.5, Meksika %5.5 oranları ile yine dikkat çeken farklı ülkelerdir.              Tablo.1 ve Tablo.2’nin  birlikte incelenmesi ile görülebileceği gibi ileri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler itibariyle farklı miktarlar ve oranlar söz konusu olsa bile dünyanın farklı ülkelerinde cari açık problemi bulunmaktadır. Bu problem Türkiye açısından da uzun dönemdir devam eden bir sorun olma özelliğini korumaktadır.         Tablo.2 Seçilmiş Bazı Ülkeler İtibariyle Cari Açık/GSMH’ya Oranları (1997-2006/%) 
Ülkeler/Yıllar2000200120022003200420052006
İleri Ekonomiler1.00.80.90.81.01.31.4
ABD4.23.84.54.75.76.16.1
AB Bölgesi1.20.90.30.60.40.3
Almanya1.60.22.22.13.84.34.4
Fransa1.31.61.00.40.41.31.5
Italya0.50.10.81.30.91.71.4
İspanya4.03.93.33.65.36.26.9
Yunanistan6.96.26.15.63.93.94.0
Portekiz10.310.17.65.47.58.47.7
İngiltere2.62.21.61.52.01.91.8
Avustralya4.12.34.15.96.45.75.0
Yeni Zelanda4.82.53.74.26.47.47.7
İzlanda10.54.61.45.18.512.011.4
Rusya38.929.725.723.329.435.836.5
Çin7.35.89.79.510.514.012.1
Hindistan7.72.310.08.30.78.89.0
Brezilya37.534.410.95.010.810.04.3
Meksika15.715.511.87.35.55.43.9
Kaynak: IMF World Economic Outlook-September-15/2005’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.  IV-        TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIK PROBLEMİ Türkiye ekonomisi aşağı yukarı bütün gelişme tarihi içinde dış açık problemi ile karşılaşmıştır. Yukarıda anlatılan çerçevede  Türkiye ekonomisindeki gelişmelerin son beş yılına baktığımızda (Tablo.3) gördüğümüz şudur: Türkiye ekonomisi son beş yılda sürekli cari açık problemi ile yüz yüze gelmiştir. 2000 yılı ve sonrasına bakıldığında her yıl verilen dış ticaret açıkları  öncelikle hizmet gelirleri ile finanse edilmeye çalışılmış, bu gelirler hiçbir zaman ticaret açıklarını finanse etmeye yetmediği için de cari açıklarla karşılaşılmıştır. Yıllar itibariyle de cari açıklar önemli ölçüde sermaye hesabındaki gelişmelerle kapatılmışlardır.  Örneğin 2004 yılında verilen 23,8 milyar dolarlık dış ticaret açığının 12,8 milyar dolarlık kısmı hizmet gelirleri ile finanse edilmiştir. Ancak yatırım gelirleri de 5,5 milyar dolara yakın açık verdiği için toplam açık 16  milyar doları geçmiş, 1,1 milyar dolarlık cari transfer sonrası dönem cari açığı 15,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu açık ise sermaye hesabındaki 17,6 milyar dolarlık fazlalık ile kapatılmıştır.   Tablo.3’ü grafikleştirdiğimizde durum daha açık olarak görülecektir. Grafik.1’den de izlenebileceği gibi, dış ticaret dengesi ve  cari denge izlenen tüm yıllarda birlikte gelişme göstermiş; dış ticaret dengesi cari dengenin de sürükleyicisi olmuştur. 2000-2005 arasında dış ticaret dengesindeki açık ve fazlalar, cari dengenin da aynı şekilde sonuçlanmasına neden olmuşlardır.  Ancak tabii ki ne dış ticaret açığı, ne de cari açık tek başına ekonominin bütününü açıklamaktan uzaktır. Cari açıktan hareketle ekonominin tümü hakkında veya ekonominin geleceği hakkında hüküm verebilmek için Cari açık/GSYİH oranına bakılması gerekmektedir. Büyüyen bir ekonomide cari açıklar verilmesi normal; ancak, GSYİH’nın belli bir yüzdesini geçen cari açıklar ise sürdürülemez olarak kabul edilmektedir.     Türkiye ekonomisinin dışa açıldığı 1980 yılından itibaren gelişen dış ticaret, cari açık ve cari açık/GSMH dengelerine bakmak konuyu daha iyi aydınlatmak açısından gerekli olmaktadır. Tablo.4’de de görüldüğü gibi, Türkiye ekonomisi Cumhuriyeti 1980’li yıllar itibariyle 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve  2001 yıllarında cari işlemler bilançosunu az veya çok fazla ile kapatmıştır. Sayılan yılların dışındaki yılların tamamında ise  cari işlemler dengesi hep negatif sonuç vermiştir. 1988, 1989, 1991, 1994, 1998 ve 2001 yıllarında ise yine dış ticaret dengesi fazla vermesine rağmen, cari işlemler dengesi açıkla kapanmıştır.  Cari işlemler dengesinin GSMH’ya oranına baktığımızda ise oransal olarak en büyük açığın, 1980, 2000 ve 2004 yıllarında gerçekleştiği görülecektir. Bu yıllardaki açık diğer yılların hepsinden daha büyük bir oran olan %5’tir. Cari işlemler açıklarının en büyük oranlara ulaştığı, 1980 ve 2000 yıllarının ekonomik krizlerin  patlak verdiği ve ekonomik istikrar programlarının da uygulamaya konulduğu yıllar olmasına da dikkat edilmelidir.  Grafik.1. Türkiye’de Yıllar İtibariyle Dış Ticaret Açıkları ve Cari Açıklar (2000-2005)Kaynak. Tablo.3 ‘deki verilere göre tarafımızdan düzenlenmiştir.   Tablo.3 Türkiye’de Ödemeler Bilançosu Gelişmeleri (Analitik Sunum-Milyon $)
 İşlemler/Yıllar2000 2001 2002 2003 2004 2005*
A-CARİ İŞLEMLER HESABI-98193390-1524-8035-15604-18740
1.       İhracat f.o.b.307213437340124512066704769326
2.       İthalat f.o.b.-52680-38106-47407-65216-90925-98294
 Mal Dengesi-21959-3733-7283-14010-23878-28968
3.       Hizmet Gelirleri203641603014783190252292824657
4.       Hizmet Giderleri-8996-6900-6904-8520-10144-10496
 Mal ve Hizmet Dengesi-105915397596-3505-11094-14807
5.       Yatırım Gelirleri283627532486224626513416
6.       Yatırım Giderleri-6838-7753-7042-7803-8288-8648
 Mal, Hizmet ve Yatırım Geliri Dengesi-14593397-3960-9062-16731-20039
7.      Cari Transferler477429932436102711271299
        
B.SERMAYE HESABI      
C.FİNANS HESABI9584-14641115871201765236729
8.       Yurtdışında Doğrudan Yatırım-870-497-175-499-859-938
9.       Yurtiçinde Doğrudan Yatırım98232681005170627767249
10.       Portföy Hesabı-Varlıklar-593-788-2096-1386-1388-1218
11.       Portföy Hesabı-Yükümlülükler1615-372715033851941112421
11.1.            Hisse Senetleri489-79-1690514275528
11.2.            Borç Senetleri1126-36481519294679846893
12.       Diğer Yatırımlar-Varlıklar-1939-601-777-986-69552102
12.1.            Merkez Bankası1-39-30-28-24-16
12.2.            Genel Hükumet0000  
12.3.            Bankalar-1574233643348-53241129
12.4.            Diğer Sektörler-366-795-1390-1306-1607989
13.       Diğer Yatırımlar-Yükümlülükler10389-12296169844341466717113
13.1.            Merkez Bankası6197351336497-209-709
13.2.            Genel Hükumet117-1977-669-2194-1163-1977
13.3.            Bankalar3736-9644-2016284665648650
13.4.            Diğer Sektörler5917-141030473285947511149
 Cari,Sermaye ve Finansal Hesaplar-235-11251-366-915204817989
        
D.NET HATA VE NOKSAN-2762-1673154501222943826
        
 GENEL DENGE-2997-12924-2124097434221815
        
E.REZERV VARLIKLAR  (*)299712924212-4097-4342-21815
14.       Resmi Rezervler-3542694-6153-4047-824-15350
15.       Uluslararası Para Fonu Kredileri3351102306365-50-3518-6465
16.       Ödemeler Dengesi Finansmanı      
*Ocak-Kasım/2005Kaynak:TCMB   Tablo.4 Türkiye’de GSMH-Dış Ticaret Dengesi ve Cari Denge (1923-2004)
 GSMH (C.F.)İHRACATİTHALATDIŞ TİC.DENG.CARİ DENGEC.DENGE/GSMH
YILLAR(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $)(Milyon $) 
198068.390,6 2.910,1 7.909,4 (4.999,3)(3.408,0)-0,05
8156.418,7 4.702,9 8.933,4 (4.230,5)(1.936,0)-0,03
8264.209,2 5.746,0 8.842,7 (3.096,7)(952,0)-0,01
8360.491,5 5.727,8 9.235,0 (3.507,2)(1.923,0)-0,03
8459.098,2 7.133,6 10.756,9 (3.623,3)(1.439,0)-0,02
8566.890,6 7.958,0 11.343,3 (3.385,3)(1.013,0)-0,02
8675.173,3 7.456,7 11.104,8 (3.648,1)(1.465,0)-0,02
8785.980,1 10.190,1 14.157,8 (3.967,7)(806,0)-0,01
8890.460,0 11.662,0 14.335,4 (2.673,4)1.596,0 0,02
89107.563,1 11.624,7 15.792,1 (4.167,4)938,0 0,01
1990152.000,6 12.959,3 22.302,3 (9.343,0)(2.625,0)-0,02
91151.705,2 13.598,0 21.047,0 (7.449,0)250,0 0,00
92160.256,0 14.714,0 22.871,0 (8.157,0)(974,0)-0,01
93181.806,2 15.345,0 29.428,0 (14.083,0)(6.433,0)-0,04
94130.900,0 18.105,0 23.270,0 (5.165,0)2.631,0 0,02
95171.900,0 21.637,0 35.709,0 (14.072,0)(2.339,0)-0,01
96184.600,0 23.224,0 43.627,0 (20.403,0)(2.437,0)-0,01
97191.100,0 26.261,0 48.559,0 (22.298,0)(2.638,0)-0,01
98204.725,6 26.973,0 45.921,0 (18.948,0)1.984,0 0,01
99186.911,8 26.587,0 40.671,0 (14.084,0)(1.344,0)-0,01
2000201.500,0 30.721,0 53.131,0 (22.410,0)(9.819,0)-0,05
2001144.600,0 34.373,0 (38.106,0)(3.733,0)3.390,0 0,02
2002182.900,0 40.124,0 (47.407,0)(7.283,0)(1.524,0)-0,01
2003238.400,0 51.206,0 (65.216,0)(14.010,0)(8.035,0)-0,03
2004301.600,0 67.001,0 (90.925,0)(23.924,0)(15.647,0)-0,05
2005*360,073.1(116.4)(43,3)(22,0)-0,06
*GeçiciKaynak: www.mahfiegilmez.nom.tr-www.ceterisparibus.net- Hazine, Dış Ticaret Müst. ve TCMB Kaynaklarından derlenerek hazırlanmıştır.  V-           TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SEBEPLERİNE BAKIŞ Ekonomistler ikinci dünya savaşından sonra dünyanın farklı ülkelerinde ortaya çıkan cari açık problemlerini analiz etme konusunda zaman zaman farklı değişkenlerin üzerinde odaklanmışlardır. Bu odaklanma büyük ölçüde konjonktürel kriz oluşturan unsurların farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki gelişmeleri Edwards (2001)’den yararlanarak aşağıdaki şekilde özetlememiz mümkündür:  A-    İlk Cari Açıklar ve Elastikiyet Yaklaşımı İkinci dünya savaşından sonra oluşan cari açık krizleri genellikle iktisatçılar tarafından elastikiyet yaklaşımını içeren ödemeler dengesi teorisi çerçevesinde tartışılmıştır. Buna göre cari açık oluşumu, gelirler ile harcamalar arasındaki farktan meydana gelmektedir. Bu farkı oluşturan ise nisbi fiyat değişmelerine bağlı olarak ortaya çıkan ticari akım değişmeleridir. Bu durumda da cari dengesi açık veren ülkelerin devalüasyon yapması gerekmektedir. Devalüasyon nispi fiyatları açık veren ülke lehine değiştirerek cari dengenin kurulmasına hizmet edecektir. Gelişmekte olan ülkeler 1970’lere kadar bu politikanın etkisi ve baskısı ile hareket etmişlerdir.  Ödemler dengesi krizleri konusundaki yaklaşımlar daha çok  Krugman’ın (1979) yılındaki seminer çalışmasından sonra yayılmıştır. Bu çalışmalar ödemeler dengesi krizlerinin uluslararası rezervleri bitirten ve sonuçta da hükümetleri döviz kurunda değişikliğe gitmeye zorlayan yoğun genişletici para ve maliye politikaları gibi zayıf ekonomik temellerden kaynaklandığını belirtmişlerdir (Kaminsky v.d., 1998).  B-    Cari Açığın Zamanlararası Olgu Olduğu Düşüncesi, 1980’ler Borç Krizi ve Lawson Doktrini 1970’lerin ikinci yarısından sonra özellikle 1973 petrol şokunu takip eden yıllarda pek çok gelişmekte olan ülke cari dengelerinde dalgalanmalar yaşamışlardır. Bu durum ekonomistleri dengesizliğin üzerinde düşünmeye itmiş ve sonuçta ticaret akımlarından hareketle cari dengenin zamanlararası boyutu üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu yaklaşımın iki temel öğesi vardır: Birincisi,  temel ulusal hesaplara göre cari denge, tasarruflarla yatırımların farkına eşittir. İkincisi ise tasarruflar ve yatırımlar, yatırımların beklenen getirisi  ve hayatın geleceği konusundaki düşünceler gibi zamanlararası değişkenlere bağlıdır. Öyle ise cari açık da zorunlu olarak zamanlararası bir olgudur. Bu dönemdeki iktisatçılar, yüksek cari açıkların yeni yatırım fırsatları oluşturacağını ve dolayısı ile bu konuyu büyütmemek gerektiğini ifade etmişlerdir. Sonuçta daha fazla yatırım yapılmış, bu da cari dengeyi daha fazla bozmuş; ancak bu konu çok önemli görülmemiştir. IMF ekonomistleri de bu düşünceyi onaylamışlardır.  1982’lerde baş gösteren dış borç krizinde bu anlayış ve uygulamaların büyük rolü olmuştur. Cari açıkların özel sektörün daha fazla yatırım ve  daha az tasarrufunun sonucu olduğunu söyleyen bu yaklaşım dönemin İngiltere Maliye Bakanı Nigel Lawson’a atfen “Lawson Doktrini” olarak isim yapmıştır. Bu yaklaşıma göre cari açıklara göre, bütçe açıkları daha önemlidir ve üzerinde durulması gereken konu bütçe açıklarıdır (Reisen, 1998).   Bu yaklaşıma, benzer analizi Avustralya ekonomisi için yapan iktisatçı J.D. Pitchford’un ismine izafeten “Pitchford Tezi” de denilmektedir.  Pitchford (1989), Avustralya ekonomisinde 1980’lerin ikinci yarısından sonra ortaya çıkan büyük cari açıkların önemli olmadığını, çünkü bu açıkların özel sektörün yatırımları ile tasarrufları arasındaki farktan kaynaklandığını; yatırımların kar fırsatlarının, tüketimlerin de zamanlararası uyum düzeltmesinin bir sonucu olduğunu, dolayısı ile sıkı mali disiplin uygulayan bir hükümetin bu konuda müdahalesinin olamayacağını belirtmiştir. Pitchford’un yaklaşımları Avustralya ekonomisi için büyük oranda doğru çıkmış; Avustralya 1991-2005 arasında büyük cari açıklarla (ortalama %5), ekonomik büyümesini de (ortalama %3)  birlikte devam ettirmiştir.  C-    1982 Borç Krizi Sonrası Cari Açığa Bakışlar 1982 borç krizinden sonra iktisatçılar Lawson doktrininden vazgeçmişler ve tasarruflar yüksek ve artıyor olsa bile  cari açıkların önemli problemlerin habercisi olduğunu açıklamaya başlamışlardır. Özellikle Şili’nin 1982 yılında uğradığı krizin özel sektöre yönelik sermaye girişlerinin yol açtığı %14 oranındaki cari açıklardan kaynaklandığının tartışılması Lawson doktrininde de  önemli bir çatlağa yol açmıştır.  D-    Sermaye Hareketlerinde 1990’lardaki Şişme, Cari Denge ve Meksika Krizi 1980’lerde pek çok gelişmekte olan ülke uluslararası sermaye piyasaları ile ilişkisini kesmişti. Uluslararası sermaye piyasaları ile ilgisine kesen ülkelerden bazıları  az miktarda cari açık verdi,  bazıları ise  cari dengelerini fazlalarla kapattılar. 1990’ların başlarında ise pek çok gelişmekte olan ülke özel sermaye akımları için cazibe merkezi haline geldi. Özellikle Latin Amerika ülkeleri bu süreçte ihracatlarının %35’ini aşan  miktarda net fon girişine sahne oldular. Bu ülkeler geniş kapital girişlerinin karşılığında, doğal olarak rezervlerindeki hızlı  artış kadar  sermaye hesaplarında da geniş açıklar verdiler. 1990’larda  Meksika’ya da hızlı bir uluslararası sermaye girişi oldu. 1992-1994 arasında Meksika GSMH’nın %7’si kadar cari açık verdi.  Ancak Lawson Doktrini bazı çevrelerde hala geçerliliğini sürdürüyordu ve bu durumun problem olmayacağı; çünkü mali dengenin kontrol altında olduğu, bu açığın özel sektörün kararlarından oluştuğu söyleniyordu. Sonuçta 1994  Meksika krizi patlak verdi. E-     1990 Finansal Krizleri Sonrası Cari Denge Konusuna Yaklaşımlar 1994 Meksika krizinden sonra pek çok iktisatçı Lawson Doktrininin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünmeye başladı. Cari açıkların iyi huylu bir olgu olamayacağı tartışılmaya açıldı. Hele hele üç-dört yıl süreyle gerçekleşen ve  GSMH’nın %5’in geçen cari açıkların tehlike işareti olarak görüldüğü ve hemen karşı tedbirlerin alınması gerektiği ifade edildi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a). 1997 yılında patlak veren ve tüm bölgeyi etkisi altına alan Asya krizinde de bu ülkelerin büyük cari açıklar  içerisinde olmaları tartışıldı (Kaminsky v.d, 1998). 1997 krizi öncesinde Güney Doğu Asya ülkelerinin Malezya hariç büyük cari açıklar içinde olmasından hareketle, cari açıkların kriz habercisi olduğu vurgulandı (Baharumshah v.d., 2003).  Ancak yenilerde  yapılan daha ileri kriz modelleri cari açıkların finansal krizlerde merkezi bir role sahip olmadığını ortaya koymaktadırlar (Edwards, 2001). Bu çalışmalarda finansal krizlerin finansal kırılganlıkların bir sonucu olduğu ve cari açıklardan bağımsız olduğu vurgulanmıştır. Finansal krizlerin kendi kendini tetikleyen beklentilerin bir sonucu olduğu, bankaların yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı, borçlanma kısıtlamalarına bağlı olduğu şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Gelinen aşama ise cari açıkların varlığı bir kriz işareti olarak görülmezken, bu açıkların sürdürülüp, sürdürülemeyeceği konusu önem kazanmıştır. Özellikle kritik eşik olan %5’lik sınır geçildiğinde gelir düşmeleri ve döviz kuru değişmeleri olarak ayarlama sürecinin başlayacağı ve bunun da üç-dört yıl alacağı açıklanmaya çalışılmıştır (Freund, 2005).   VI-       CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SORUNU Günümüz iktisat dünyasında tartışılan konu cari açıkların sürdürülebilir olup olmadığıdır. Doğal olarak cari açıkların sürdürülebilirliği, cari açık oluşturan unsurların neler olduğunun tespitine bağlı bulunmaktadır. Aslında cari açıkları oluşturan sorunlar bellidir. Çünkü dış ticaret açığı kalemleri olan ithalat ve ihracatın miktarlarını etkileyen faktörler ile hizmet gelirlerini oluşturan kalemlerin miktarlarını etkileyen faktörler bilinmektedir. Dış ticaret dengesini oluşturan ithalat (M), milli gelir (Ye) ile reel döviz kurlarının (R); ihracat (X) ise gene reel döviz kuru ile ihracat yapılan ülkelerin milli gelirinin (Yf) bir fonksiyonu olmaktadır.  Cari denge, dış ticaret dengesi ile  net dış alem faktör gelirlerinden (iNFA) meydana gelmektedir.  Dış alem faktör gelirleri net dış varlıkların (NFA) getirisi olarak hesaplanır. Yani, NFA=Dış varlıklar(FA)-Dış yükümlükler(FL)’dir. Dış alem faktör gelirleri ise faiz oranı ile net dış varlıkların çarpımından oluşur (iNFA=NFA.i). Bu durumda cari denge, bir ülkenin milli gelirinin, diğer ülkelerin milli gelirinin, döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının bir fonksiyonu olmaktadır.   Yani;  CD= f(Ye, Yf, R, NFA, i)’dir.                                                (8) Bu durumda bir ülkedeki milli gelir değişmelerinin, ülkenin ticaret yaptığı ülkelerdeki milli gelir değişmelerinin, reel döviz kurlarının, net dış varlıkların ve faiz oranlarının tümünün cari dengenin oluşmasında belli oranda etkili olduklarını kabul etmek gerekmektedir. Cari açıklar üzerinde yapılan ekonometrik analizler de benzer unsurları dikkate almışlardır.  Finlandiya (1992), Meksika (1992), İsveç (1992) ve Şili (1992)’de karşılaşılan ödemeler dengesi krizlerinin bir bankacılık krizi ile başladığından hareketle sermaye hareketleri ile bu ikiz krizler arasındaki bağlantıyı açıklayan yaklaşımlar (Goldfajn and Valdes, 1997); kurumsal ve makroekonomik istikrar yanında her ülkenin kendi parası ile borçlanmasını sağlayacak bir uluslararası sermaye piyasasının yokluğu (Özmen, 2005); döviz kurundaki ani değişikliklerin tetikleyeceği sermaye hareketleri (Apergis v.d, 2000); yabancı yatırımcıların ülke menkul kıymetlerine olan aşırı talebi, özellikle ABD için yapılan çalışmalarda net uluslararası yatırım pozisyonu, dolar kurunun düşüklüğü, euro-dolar, yen-dolar paritesi gibi değişkenler (Edwards, 2005);  gelir artış seviyesindeki düşmeler (Freund and Warnock, 2005); dış yükümlülüklerin seviyesi, yatırımların dağılımı, makroekonomik politikalardaki esneklik (Ostry, 1997); yüksek tasarruf düzeyi, yüksek açıklık derecesi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996b); ticarete konu olan ve olmayan mallar yanında tasarruf ve verimlilik davranışlarının altında yatan sebepler,  reel döviz kuru değişmeleri( Obstfeld and Rogoff, 2004); verimlilikteki ve sermaye piyasalarındaki gelişmeye bağlı servet artışları (Holman, 2001); dünya ekonomisindeki durgunluk, konjonktürel dalgalanmalar, verimlilik değişmeleri, küreselleşme ve piyasa esneklikleri, menkul kıymetlerin getirileri (Mann, 2000),  dış borç verme ve alma konusundaki yapı, gelişme ve kalkınma stratejileri ve uluslararası parasal sistem (Dooley v.d., 2004); döviz kuru politikası ile birlikte dış borçların seviyesi ve kompozisyonu, yatırım-tasarruf düzeyi, uluslararası ticaretin bileşimi ve açıklık düzeyi (Milesi-Ferreti and Razin, 1996a);  dışa açık menkul kıymet fiyatlarındaki gelişmeler, yüksek enerji fiyatları, para ve maliye politikalarındaki değişmeler, sosyal güvenlik harcamalarındaki değişmeler ( Obstfeld and Rogoff, 2004) gibi pek çok faktör cari açıkların oluşumu ve sürdürülebilirliği  analizlerine konu edilmişlerdir.  Türkiye’de özellikle 2005 sonu itibariyle beklenen önemli büyüklükteki cari açık konusunda da farklı açıklamalar olmuştur. Bazı iktisatçılar bu açığın TL’nin aşırı değerlenmesine yol açan yüksek faiz oranlarından kaynaklandığını (Cansen, 2006); ülkenin tasarruf açığından veya tasarruflarından daha fazla yatırım ve tüketim yapılmasından doğduğu (Kumcu, 2005); uygulanan yanlış para politikasının TL’yi aşırı değerli hale getirerek iç talep balonunu şişirdiği (Akat, 2006); cari denge açığının artışında döviz kuru ve reel büyüme etkisinin bariz olduğu (Gökçe, 2005); kısa süreli sermaye hareketlerindeki giriş artışı ve yüksek faiz oranlarından kaynaklandığı (Aysan, 2005); özel kesim tüketim harcamalarının özel kesim tasarruflarını aşması veya özel kesimin tasarruf yetersizliğine bağlı olduğu (Öztrak, 2005); döviz ucuzluğunun tetiklediği ithalat artışından kaynaklandığı (Uras, 2005); yüksek reel faizlerden kaynaklanan kısa vadeli spekülatif sermaye akımlarına bağlı olduğu (Yeldan, 2005); özel borçlanma ve talepteki artışların etkili olduğu (IMF, 2005); kurdaki değerlenme, petrol fiyatlarındaki artış ve büyüme artışının (Yıldırım, 2005a) önemli etkisi olduğu gibi farklı değişkenleri öne çıkaran farklı değerlendirmeler yapılmıştır.  Cari açık oluşturan unsurlar üzerinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan analizler, yatırım ve tasarruflar, yatırımların sektörel dağılımı, ülkenin dışarıya açıklığı, ihracat ve ithalatın dağılımı, ülkenin mali yapısı, bütçe ve dış borç dinamikleri, cari açıkları finanse eden sermayenin yapısı, dış ticaret hadleri, ülkenin diğer ülkelere göre rekabet gücü, uygulanan döviz kuru programı, politik istikrar, ülkenin sahip olduğu rezervler, piyasa beklentilerine göre oluşan faiz oranları ve tahvil fiyatları, enflasyonun düşüklüğü (Babaoğlu,2005) gibi  pek çok değişkenin de rollerine değinmişlerdir.  VII-     TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Cari açıkları oluşturan unsurların hepsini Türkiye açısından incelediğimizde ülkemizde, ihracat miktarındaki gelişmeler, ithalat kalemlerinin yapısı, dış ticareti doğrudan ilgilendiren reel döviz kurları, cari açığı finanse eden kısa ve uzun vadeli sermaye hareketlerindeki gelişmeler ve beklentiler, ülke rezervleri, faiz oranları, borçların büyüklüğü ve yapısı, yatırım ortamının istikrarı gibi değişkenler öne çıkmaktadır.  A-    Türkiye’de İhracatın Gelişimi İhracat performansı dışa açık bir ekonominin sürükleyici gücüdür. Kısa vadede dış ticaret bilançosundan kaynaklanan açıkların kapatılması, uzun vadede ise ülkenin cari dengesine ulaşması ihracatında gösterdiği gelişmeye bağlıdır. Ekonomistler ihracatın milli gelire oranının artmasını cari açıkların krize yol açmadan sürdürülebilmesi açısından önemli görmektedirler (Babaoğlu, 2005). Tablo.5 Türkiye’de geçen on yıllık süreçte dış ticaretteki gelişmeleri göstermektedir. Tablo.5’in incelenmesi ile de görüleceği gibi Türkiye’de ihracat hem rakamsal olarak, hem de milli gelirin bir yüzdesi olarak devamlı artmaktadır.  Dolar kurunda sırasıyla %170 ve %96 gibi büyük oranlı yükselişlerin yaşandığı 1994 ve 2001 yılları dışında ihracatın ithalatı karşılama oranı da %60’lar civarında seyretmiştir. Hele hele döviz kurlarında 2002 yılından beri negatif değişmeler olan Türkiye’nin bu yıldan itibaren ihracatını düzenli olarak arttırması, cari işlemler dengesi açısından olumlu bir gelişme olarak görülebilir.         Tablo.5 Türkiye’de Dış Ticaret Gelişmeleri (1994-2005)
Yıllar DIŞ TİCARET (Milyon $)İHR / İTHDÖVİZ  PARİTE
İHRACATDeğ.%İTHALATDeğ.%DENGEHACiM%$/TL Değ.%
199315.3454,329.42828,7-14.08344.77352,111.00859,9
199418.10618,023.270-20,9-5.16441.37677,829.764170,4
199521.63719,535.70953,5-14.07257.34660,645.91854,3
199623.2247,343.62722,2-20.40266.85153,281.54477,6
199726.26113,148.55911,3-22.29874.82054,1152.16186,6
199826.9742,745.921-5,4-18.94772.89558,7261.29371,7
199926.587-1,440.671-11,4-14.08467.25865,4419.54260,6
200027.7754,554.50334,0-26.72882.27851,0626.48649,3
200131.33412,841.399-24,0-10.06572.73375,71.228.83796,1
200236.05915,151.55424,5-15.49587.61369,91.511.05523,0
200347.25331,069.34034,5-22.087116.59368,11.502.995-0,5
200463.12133,697.54040,7-34.419160.66164,71.429.778-4,9
2005 (G)73.12214,7116,4816,3-43,358189,60262,91,3350 -6,6
Kaynak: DTM. B-    Türkiye’de İthalatın Gelişimi ve Yapısı Dış ticaret açıklarına ve dolayısı ile de cari açıklara  ithalat artışının sebep olduğu açıktır. İhracattan fazla olan ithalat, hizmet gelirleri ile de finanse edilemezse cari dengesizliklere sebebiyet vermektedir. Öyle ise ithalat artışını sınırlamak veya ithalatı azaltmak dış ticaret ve cari açıkların ortadan kaldırılmasına yarayabilecektir. Gerçekten böyle midir? Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ithalat artışını durdurmak veya ithalatı azaltmak mümkün müdür? Bu sorulara ülkemiz açısından doğru cevaplar verebilmek için ithalatın bileşimine bakmak gerekmektedir. Tablo.6’da görüldüğü gibi Türkiye’de ithalatın %85’i ara ve yatırım mallarından oluşmaktadır. %15’lik bölüm ise tüketim malı kaynaklı ithalattır. Günümüz gümrük birliği, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) standartları gibi engeller sebebiyle gelir ve refah artışına bağlı tüketim malı ithalatını frenlemek ne kadar mümkün değilse; yatırım ve üretim gücünü, rekabet gücünü devam ettirebilmek için gerekli ara ve yatırım malı ithalatını  kısmak da o derecede mümkün görülmemektedir. Kaldı ki, tüketim malı denilen kalemlerin içinde dayanıklı, yarı dayanıklı mallar ve ilaç da önemli bir oran tutmaktadır. Ayrıca yapılan ara ve yatırım malları ithalatının ticarete konu olmayan malların üretimine yönelik yatırımlara gitmesinin uzun vadede ihracata bir katkısının olmayacağı iddiası ise (Babaoğlu, 2005), mevcut dönem için doğru olsa bile ithalatı ve ihracatı etkileyen üretim kapasitesi itibariyle düşünüldüğünde gelecek için doğru değildir.   Tablo.6 Türkiye’de İthalat  ve İthalat Kompozisyonu
     YILLIK
   20002001200220032004
YATIRIM MALLARI  11.3806.9548.40011.32617.397
ARA MALLARI  35.99530.28637.65649.73567.549
  İşlenmemiş madeni yakıt ve yağlar (petrol v.b)6.1255.6336.2047.9789.933
 TÜKETİM MALLARI  6.9283.8144.8987.81312.100
İşlenmemiş gıda maddeleri  178115127119149
İşlenmiş gıda maddeleri  317239300404528
Benzin  344166329494556
Binek otomobilleri  2.5965888142.2204.214
Sanayide kullanılmayan taşıt araçları  66353339119
Diğer tüketim malları  3.4292.6713.2954.5376.535
 Dayanıklı tüketim malları 1.1266236879171.440
  Evde kullanılan elektrikli ve elektriksiz cihazlar392191176261404
  Mobilyalar185115126170283
  Diğerleri549317386486751
 Yarı dayanıklı tüketim malları 9327318691.2651.911
 Dayanıksız tüketim malları 1.3711.3171.7392.3553.184
  İlaçlar8068841.2081.6752.258
  Diğerleri565433531680926
DİĞERLERİ  199345600466493
TOPLAM  54.50341.39951.55469.34097.540
Kaynak:DTM. Türkiye’de cari açığın 2005 yılı itibariyle büyük çıkmasına sebep olan 2002 yılından itibaren artan ithalat rakamlarında yükselen enerji fiyatlarının da etkisini ihmal etmemek gerekmektedir. Kasım 2002'de Irak ile ilgili 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı alınmasından önce 19-27 dolar aralığında seyreden varil petrol fiyatı,  2005 sonu itibariyle  60 dolar seviyelerini test etmiştir. Türkiye’nin ham petrol faturası 2000-2004 yılları arasında yaklaşık %50 artarken, 2005’in Ocak-Ekim döneminde 2004’ ün aynı dönemine göre %50’ye yakın oranda artmıştır (DTM). Tüm bunlar göz önüne alındığında ithalat artışını durdurmanın, ara ve yatırım malları gibi büyüme için, ilaç v.b. tüketim malları gibi yaşam standartları için  zorunlu mallar dolayısı ile mümkün olmadığı görülecektir. Bu durumda ithalat artışından doğacak  cari denge açıklarını ortadan kaldırmak için ihracat ve hizmet gelirlerini arttırmak daha öne çıkmaktadır.  C-    Türkiye’de Reel Döviz Kurundaki Gelişmeler Cari dengenin sürdürülebilirliği açısından pek çok çalışmada dikkate alınan en önemli gösterge reel döviz kurundaki değişmelerdir. Reel döviz kurunda milli para lehine meydana gelen değişmeler, yani milli paranın değerlenmesi, yurtdışı malları yurtiçi mallara göre daha ucuz hale getirerek hem ülkenin rekabet gücünü kırarak ihracatını, hem de fiyat avantajları ile ithalatını olumsuz etkilemektedir. Milli paradaki değerlenme, talebi, yurtiçi mallardan yurtdışı mallara kaydırmaktadır.  Özellikle döviz kurlarındaki beklenmeyen dalgalanmalar, milli para talebi, ithalat ve ihracat yoluyla toplam talebi ve ithal edilen ara ve yatırım malları fiyatları yoluyla da toplam arzı etkilemektedir (Kandil and Mirzaie, 2003). Dolayısı ile reel döviz kurlarındaki değişmeler ithalat ve ihracat hacminin belirlenmesinde büyük rol üstlenmektedir.
 
Türkiye’de reel efektif döviz kurunda görülen gelişmeler  Tablo.7’de gösterilmektedir. Buna göre 1995=100 hesabıyla ve Türkiye’nin yoğun ticaretinin olduğu 19 ülke tüketici fiyatlarını esas alan hesaplamaya göre Türk Lirası 2005/Kasım ayı itibariyle %71 değerli görülmektedir. 17 ülkeyi esas alan toptan eşya veya üretici fiyatlarına göre hesaplanan üretici fiyatları bazlı göstergede de  milli paranın değerlilik oranı %46’dır. Bu durum Türkiye’nin rekabet gücünü, yurtiçi-yurtdışı mal talebini ve dolayısı ile de dış ticaret dengesi yolu ile cari dengesini olumsuz etkileyen unsurlardan en önemlisidir. Reel efektif döviz kurundaki yükseklik,  ithal, ara ve yatırım malları fiyatlarının düşüklüğü dolayısı ile maliyet avantajları sağlasa da,  bu durum ithal girdi kullanan sanayi sektörleri dışındaki sektörleri etkilememektedir. Dolayısı ile milli paradaki  yaklaşık %71 değerlenmenin mevcut cari denge açıklarında büyük rol oynadığı açıkça söylenebilecektir.  Reel efektif döviz kurundaki yüksekliğin devamı uzun vadeli cari denge perspektifinde de en önemli olumsuz unsur olma özelliğini korumaktadır.  D-    Türkiye’de Faiz Oranları Bir ekonomide milli faiz oranları ile uluslararası faiz oranları arasındaki farklar kısa süreli sermaye hareketlerinin yön ve yer değiştirmesine  sebep olmaktadır. Milli piyasalardaki nisbi faiz yüksekliği uluslararası fonları cezbederek (Dadush v.d, 2000), ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasına katkı sağladığı gibi milli paranın aşırı değerlenmesine yol açarak dış ticaret ve dolayısı ile cari dengenin bozulmasına da sebep olmaktadır. Güneydoğu Asya krizinde de aşırı ölçüde giren kısa vadeli fonların oluşturduğu ihracatı düşürücü ve banka borçlarını arttırıcı  etkiler görülmüştür (Fontaine, 2005). IMF ‘de Türkiye’deki yüksek faiz oranlarını bir kırılganlık işareti olarak gördüğünü ifade etmiştir (IMF, 2005). 
Tablo.7 Türkiye’de Reel Efektif Döviz Kuru İndeksi
 TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)ÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (1995=100)*
Ara-95103,197,0
Ara-96101,7100,1
Ara-97115,9110,7
Ara-98120,9107,9
Ara-99127,3108,8
Ara-00147,6118,3
Ara-01116,3107,3
Ara-02125,4117,1
Ara-03140,6126,3
Ara-04143,2131,3
Ara-05171,2146,7
* Endekste artış TL'nin reel değer kazancını ifade etmektedir.
Kaynak: TCMB
 Tablo.8’de Türkiye’de geçmiş on yıllık süreç itibariyle faiz oranları ve reel faizler gösterilmiştir. Tablo.8’in incelenmesi ile de anlaşılacağı gibi on yıllık periyotta sadece 2000 yılında negatif reel faiz yaşanmış, onun dışındaki yıllarda tümüyle pozitif reel faiz söz konusu olmuştur. Hazine’nin sıkı disiplin uyguladığı, kamu borçlanma gereğinin azalmaya, kamu bütçesinin fazla vermeye başladığı 2005 yılında bile reel faizler %8,5 gibi dünya ortalamasının çok üzerinde bir büyüklük göstermiştir. Milli paranın değerini belirleyen TCMB’nın gecelik borç alma  faiz oranları da günümüz itibariyle yüksek bir orandır. Gecelik faiz oranları 2002’lerdeki %57 düzeyinden, Ocak-2006 başı itibariyle %13,5 seviyelerine inmiştir (TCMB). Ancak 2006 yılında beklenen enflasyonunun TÜFE’de %6 olduğu düşünüldüğünde gecelik faiz oranları yaklaşık bir misli  reel fazlalığa tekabül etmektedir. Tablo.8 Türkiye’de yıllar itibariyle kamu borçlanma  faiz oranları ve reel faizler(1994-2005)
YıllarOrt. İç Borçl.Faizi(%)Tüfe (%Artış)Reel Faiz (%)
1994164,4125,538,9
1995121,978,943,0
1996135,279,855,4
1997127,299,128,1
1998122,569,752,8
1999109,568,840,7
200036,139-2,9
200199,868,531,3
200263,929,734,2
200344,518,426,1
200424,99,315,6
200516,27,78,5
Kaynak: Hazine, TUİK, Yıldırım(2005b)’den yararlanılarak tarafımızdan düzenlenmiştir.    Hazinenin ve TCMB’nin faizlerindeki bu büyüklükler hem milli paranın değerliliği, hem  sıcak paranın cezbedilmesi, hem de kamu borçlanma maliyetleri açısından çok önemlidir. Zaten de böyle olmuş ve 2005 yılı itibariyle aşırı sıcak para girişleri  ve yüksek faizler dolayısı ile TL aşırı değerliliğini koruyarak cari dengeyi olumsuz şekilde etkilemiştir. Türkiye’nin cari dengesini istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi için reel efektif döviz kurlarının normal seviyelerine inmesi, TL’nin aşırı değerli pozisyondan kurtarılması gerekmektedir.    E-     Türkiye’de Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri Kısa vadeli sermaye hareketleri ülkelere kısa vadeli amaçlar için gelmektedirler. Onun için bütün finansal krizlerde kısa vadeli sermaye hareketleri hemen hızlı bir geri dönüş sürecine girmişlerdir (Lipsey, 2000). Kısa vadeli sermaye hareketlerinin ve sermaye piyasalarındaki yabancı varlığının uzun vadeli kontratlarını bozarak dövize dönmeleri ile sürü etkisini tetikledikleri ve krizin derinleşmesi sağladıkları ortaya konulmuştur (Ghysels and Seon, 2005). Latin Amerika, Güneydoğu Asya, Rusya ve Türkiye’de meydana gelen krizlerde kısa vadeli spekülatif sermaye hareketlerinin  ani çıkışlarının önemli rolleri olmuştur (Akdiş, 2000).              Türkiye’de kısa vadeli sermaye hareketlerinin hesaplanması konusunda farklı tartışmalar söz konusudur. Çünkü özellikle son yıllarda ödemeler bilançosunun net hata-noksan kalemindeki artışların büyük oranda kaynağı tam tespit edilemeyen kısa vadeli sermaye hareketlerinden meydana geldiği tahmin edilmektedir.  Bu durum dikkate alınarak hazırlanan Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişi  Tablo.9’da verilmiştir. Tablo.9’da da görüleceği gibi sadece Ekim-2005’e kadar giren sıcak para miktarı 13,8 milyar dolara ulaşmıştır.  Türkiye’ye sermaye hareketleri yoluyla son bir yılda net hata ve noksan hariç net 30 milyar 911 milyon dolarlık giriş yaşandığı da belirtilmektedir. Yapılan hesaplamalara göre bu miktarın 2 milyar 821 milyon doları net doğrudan yabancı yatırımlardan, 11 milyar 287 milyon doları portföy yatırımlarından, 15 milyar 166 milyon doları kredi yoluyla bankalar ve diğer sektörlerin borçlanmalarından, 858 milyon doları mevduat girişlerinden kaynaklanmıştır (Hurriyet, 2005a). Yine yapılan hesaplamalara göre, geçen yıl kasım ayı sonunda YTL’ye dönüştürülüp bir yıl süreyle hisse senetlerinde tutulan "sıcak para", hem döviz kurundaki düşüş hem de hisse senedi fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar nedeniyle son bir yıllık dönemde dolar bazında yüzde 78.9 oranında getiri sağlamıştır. Hisse senetlerinin YTL bazındaki getirisi ise yüzde 69.4 düzeyinde gerçekleşmiştir (Hürriyet, 2005b).   Kısa vadeli yüksek getiri amacıyla yurda giden kısa vadeli sermayenin büyük boyutlara ulaşması, milli paranın değerlenmesi ile meydana getirdiği olumsuz sonuçlar yanında, ani çıkış hareketleri ile krizi tetikleme ve arttırma deneylerini de akla getirmektedir. Kısa vadeli sermaye hareketlerine bu açıdan bakıldığında Türkiye’de önemli miktarda sıcak para olduğu görülecektir. 1994, 2000 ve 2001 krizlerinde 5-7 milyar dolarlık sıcak para çıkışlarının krizi derinleştirdiği düşünüldüğünde (Akdiş, 2004), sıcak para açısından Türkiye’de hassas bir durumun varlığından söz edilebilir. Her ne kadar kısa vadeli sermaye hareketlerinin önlenmesi, vergilenmesi gibi yaklaşımlar globalleşme eğilimleri ile bağdaştırılamasa da, ülkenin kısa vadeli sermaye açısından cazip olmaktan çıkarılmasında ekonomik istikrarın devamı açısından büyük fayda bulunmaktadır. Buna da en başta merkez bankasının gecelik faizlerinin düşürülmesiyle başlamak gerekmektedir.   Tablo.9 Türkiye’de Yıllar İtibariyle Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri (milyon dolar)
 199419951996199719981999200020012002200320042005/10
Portföy Hesabı (Yükümlülükler)112370319502344-508941881.615-3.7271.5033.9579.20910.276
Net Hata ve Noksan191124591499-987-6971721-2.762-1.6711525.0332.3493.583
TOPLAM (Net Sıcak Para Girişi)3034316234491357-57865909-1147-5398165589901155813859
Kaynak: TCMB verilerinden yararlanarak tarafımızdan oluşturulmuştur.  F-     Türkiye’de Uzun Vadeli Sermaye Hareketleri Uzun vadeli sermaye hareketleri ev sahibi ülkeye, finansal yatırımlarla ve dış ticaretle sağlayamayacağı teknoloji transferini getirmek, beşeri sermayeyi geliştirmek, kar ve gelirlerini kısa süreli sermaye hareketleri gibi yurtdışına çıkarmamak, ölçek ekonomileri, marka, araştırma-geliştirme gibi aktiviteleri arttırmak gibi faydalar sağlar (Feldstein, 2000). Ayrıca uzun vadeli sermaye hareketleri, kriz dönemlerinde kısa vadeli sermaye hareketleri, borçlanmalar gibi araçlara göre  daha istikrarlı ve daha dayanıklıdırlar. 1980’lerde Latin Amerika’da, 1994-1995 Meksika krizlerinde ve 1997 Güney Doğu Asya krizlerinde uzun vadeli sermaye hareketlerinin istikrarlı yapısı açıkça ortaya çıkmıştır. Çünkü uzun vadeli sermaye hareketleri milli ekonomiye ilk problemde ülkeden kaçamayacak kadar bağlanmışlardır. Bu özellikleri sebebi  ile de pek çok gelişmekte olan ülke diğer yatırım araçlarına göre  uzun vadeli sermaye hareketlerine dönüş yapmışlardır (Loungani, 2001). Türkiye’ye yıllar itibariyle giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları Grafik.2’de gösterilmektedir. Grafik.2’den de izlenebileceği gibi özellikle son yıllar itibariyle Türkiye’ye giren  dış doğrudan yabancı yatırımlar artmaktadır. Ekim-2005 tarihi itibariyle Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 11.707’ye, toplam dış doğrudan yabancı yatırım da 4 milyar dolara; toplam yatırım miktarı ise Ocak-Ekim/2005 arasında olmak üzere 25 milyar dolara yaklaşmıştır (Hazine).  Bu durum Türkiye’nin bugünkü ve gelecekteki cari denge sorununun çözümü açısından büyük öneme sahip bulunmaktadır. Uzun vadeli sermaye hareketlerinin AB üyelik sürecinde artarak devam edeceği beklentisi ise cari denge sorununun sürdürülebilirliği noktasından geleceğe umutla bakılmasına sebep olmaktadır.  Grafik.2 Türkiye’de dış doğrudan yabancı yatırım miktarları (milyon dolar)Kaynak: Hazine G-    Türkiye’de Toplam Borçlar ve Borç Ödeme Kapasitesi  1990-1997 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerin yabancı bankalara olan borcu  175 milyar dolardan 454 milyar dolara çıkmıştır.  Kısa vadeli borçlardaki bu yükselme Meksika (1994-1995), Güney Doğu Asya (1997-1998), Rusya ve Brezilya (1998-1999) krizlerinin anahtar değişkenidir ( Dadush v.d, 2000). Dolayısı ile kısa vadeli borçların artması, cari dengenin sürdürülebilirliği açısından da bir risk oluşturmaktadır.  Türkiye’nin borç gelişimi ve gelinen son durum Tablo.10’da gösterilmektedir. Tablo.10’dan da izlenebileceği gibi Türkiye’nin toplam borçları 2000 yılından itibaren sürekli artmaktadır. Ancak kamu toplam borç yükünün GSMH’ya oranı özellikle 2001 yılında yükseldiği %110’luk seviyesinden sonra 2003 yılından itibaren azalma eğilimine girmiş ve %70’ler seviyesine düşmüştür. Doğal olarak burada Maastrich kriterlerine göre 10 puanlık bir yükseklik söz konusudur. Ancak trendin azalma yönünde olduğu gözlemlenmektedir.  Ayrıca borçların vade yapılarında ve faiz oranlarında da belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. TL cinsinden borçlanma kağıtlarında ortalama faizler bileşik bazda  %16’lara inmiş;  vadeler ise ortalamada 27,5 ay düzeylerine yükselmiştir. Bu oranların 2002 yılında sırası ile %62 ve 9 ay olduğu göz önünde bulundurulduğunda iç borçlanmada belirgin iyileşmeler göze çarpmaktadır. Dış borçlanmalarda da benzer şekilde, 2002’lerde %10’larda olan euro cinsi tahvillerin faizleri %6’lar düzeyine inmiştir. Hazine’nin 4 Ocak 2006 tarihinde ihraç ettiği 30 yıl vadeli  tahvillerin  kupon faizi yüzde 6.8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran Amerikan tahvillerine göre 25 baz puanlık bir getiri farkına karşılık gelmektedir. Bu tahvillere 18 ülkeden ihraç miktarının 4 katı oranında talep gelmesi de önemlidir. Kamu borçlanma gereği de 1993-2002 ortalaması %10’lar düzeyinde iken, 2005 sonu itibariyle %1’ler düzeyine inmiştir (Hazine, 2005, 2006). Dolayısı ile tüm bu gelişmeler borçlar, borçların çevrilebilirliği ve cari dengenin sürdürülebilirliği açısından Türkiye’de önümüzdeki dönemde herhangi bir risk bulunmadığını, hatta bu konularda cari dengeyi daha da rahatlatacak gelişmeler yaşanabileceğini  göstermektedir.  Tablo.10 Yıllar itibariyle borçlar ve borç rasyoları
BORÇ GÖSTERGELERİBirim200020012002200320042005 
Kamu Brüt İç Borç StokuMilyar YTL36,4122,2149,9194,4224,5243,8Kasım
   TahvilMilyar YTL34,4102,1112,8169,0194,2225,9Kasım
   BonoMilyar YTL2,120,037,025,430,317,9Kasım
Kamu Kesimi İç Borç Stoku ($) Milyar $58,199,299,0129,6155,2180,6Kasım
Toplam Dış Borç StokuMilyar USD118,6113,7130,2145,3161,8165,2II Ç
Orta Uzun Vadeli Dış BorçlarMilyar USD90,397,3113,8122,3129,9128,3II Ç
 Kısa Vadeli Dış BorçlarMilyar USD28,316,416,423,031,936,9II Ç
Kamu Brüt Dış Borç StokuMilyar USD53,059,871,876,976,869,0II Ç
Kamu Toplam Brüt Borç YüküGSMH’Nın %55,4110,994,586,877,069,3Kas.; II Ç
İç borçlanma faizleri Yıllık bileşik %  62,746,024,716,3Kasım
Dış borçlanma maliyetleriEuro%  9,99,96,35,3 
İç borçlanmanın ort.vadesiAy  9,011,514,727,4 
Kaynak: Hazine, http://www.mahfiegilmez.nom.tr H-    Türkiye’de Döviz Rezervleri Döviz rezervlerindeki azalmaların ve yetersizliğin Güneydoğu Asya krizlerinde önemli bir rol oynadığından bahsedilmektedir (Fontain, 2005).  Ayrıca Krugman ‘da (1979), döviz rezervlerindeki azalışla birlikte ödemeler dengesi krizlerinin artacağını belirtmiştir. Birinci ve ikinci nesil kriz modellerinde rezervlerin önemli rollere sahip oldukları anlaşılmıştır. Özellikle Meksika krizinde 1994 yıl sonuna doğru  rezervlerin çok düşük seviyelere geldiği görülmüştür (Flood and Marion, 1996). Krizlere dayanıklılık yanında sürdürülebilir bir cari açık için de yeterli düzeyde bir rezerv zorunluluğu bulunmaktadır (Apergis v.d, 1998). Gelişmiş ülkeler itibariyle konu değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerde rezervlerin kısa vadeli borçlara oranının %13 (Fransa) ile %65 (ABD) arasında bir değer aldığı görülür. Rezervlerin ithalata oranı ise %7  (İngiltere),  %48  (İsviçre) arasındaki değerlerdir (IMF, 2000).   Türkiye Grafik.3’den de izlenebileceği gibi uluslararası rezervlerini sürekli yükseltmiş; 2001/Kasım ayında meydana gelen krizle birlikte 18 milyar dolara gerileyen döviz rezervleri, 2005 sonları itibariyle 50 milyar doları aşmıştır. Türkiye’nin kısa vadeli borçlarının toplamının yaklaşık 180 milyar dolar, ithalatının da  yaklaşık 110 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde;  rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %27, rezervlerin ithalata oranı ise %45’dir. Dolayısı ile gelişmiş ülke oranları ile karşılaştırıldığında şu an itibariyle gerek dış borç ve gerekse ithalatın finansmanı konusunda rezervler açısından bir risk görünmemektedir.  Ancak rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı %1,44 ile %2,50 arasında gayet yüksek düzeylerde olan Kolombiya, Venezüella ve Malezya 1994-1997 arasında krizlerle karşılaşmışlardır (IMF, 2000). Bu nedenle Türkiye’nin rezervlerini biraz daha arttırmasında yarar görülebilir.  Ayrıca düşük döviz kurları sebebiyle Türkiye’nin rezervlerini şu aşamalarda daha da arttırması daha kolaydır. Böyle bir operasyon Türkiye açısından hem döviz kurunun dengesini bulması, hem kriz risklerini azaltması, hem de milli parasının istikrarını güvence altına alması açısından çok yararlı olacaktır.  Grafik.3 Türkiye’de brüt uluslararası döviz rezerv miktarları (milyar dolar)Kaynak: TCMB  İ-       Türkiye’nin Uluslar arası Piyasalardaki Kredi Derecesi Bir ülkenin uluslararası piyasalardaki kredi derecesi, o ülkeye olan kısa ve uzun vadeli sermaye akımlarının belirleyicisi olmaktadır. Kredi dereceleri o ülkenin borçlanma risk pirimi üzerinde önemli etkilere sahip olmakta, borçlanmasındaki kolaylık ve zorluk derecelendirmelerle irtibatlı bulunmaktadır (Reinhart, 2002). Her ne kadar sermaye girişi ile kredi derecelendirme arasında doğrusal bir bağdan bahsedilemese bile özellikle bir ülkeden sermaye kaçışının, o ülkenin kredi derecesinin düşürülmesi ile yakından ilgili olduğunu geçmiş deneyler ortaya koymuştur (Gande and Parsley, 2004). Ayrıca en azından mevcut yapının ve trendin korunması, yatırım ikliminin devam etmesi  açısından kredi derecelerindeki artışların  önemi büyüktür.              Bu anlamda baktığımızda Türkiye’nin kredi notu 2002 yılından itibaren  önemli iyileştirmeler göstermektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s’un 2002 sonrasındaki değerlendirmeleri Tablo.11’de sunulmuştur. Tablo.11’den de görüleceği gibi Türkiye’nin kredi notu Ocak-2002 tarihinden itibaren düzenli olarak yükselmiştir. Özellikle son yıl ve aylar itibariyle kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu sürekli yükselttikleri görülmüştür. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notu görünümünü durağandan pozitife çevirdiğini ve “BB-”  olan uzun vadeli hem döviz hem de lira cinsi kredi notlarını teyit ettiğini açıklamıştır (6.12.2005). Daha sonra Mart-1997'den bu yana Türkiye’nin notunu değiştirmeyen Moody's’in  kredi notunu B1'den Ba3'e yükselterek Standart and Poor’s ve Fitch ile aynı düzeye geldiği ilan edilmiştir (15.12.2005).              Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düzenli olarak yükseltmeleri, Türkiye’ye kısa ve uzun vadeli  sermaye girmesi, Türkiye’nin borçlanma faizlerindeki risk prim aralığını daraltması, kolay borçlanabilmesi ve  cari açıklarını finanse etmesi konusunda da güvende olmasını sağlamaktadır. Bu açıdan Türkiye’de yatırım ikliminin iyileştiği, ekonomik istikrar ve mali disiplin devam ettiği sürece de Türkiye’ye olan ilginin artacağı beklenmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de gelecek dönemde cari açıkların sürdürülebilirliği konusunda bir risk görülmemektedir.  Tablo.11 Standart and Poor’s’un Türkiye Derecelendirmesi
DönemlerDerecelerNotlar
2002/1B-Durağan
2002/3B-Pozitif
2002/7B-Negatif
2002/11B-Durağan
2003/7B-Durağan
2003/10B-Durağan
2003/11B+Durağan
2004/3B+Pozitif
2004/10BB-Durağan
Kaynak: Hazine(2005)’e göre tarafımızdan düzenlenmiştir.  VIII-  SONUÇ Türkiye uzun yıllardan beri  dış ticaret açığı ve cari açık problemleri ile karşı karşıyadır. 2005 yılı itibariyle ise 22 milyar dolara yakın ve GSMH’ya oranı %6’yı aşan bir cari açıkla tarihi bir açık rekorunun arifesinde bulunmaktadır. Özellikle cari açıkların yüksek olduğu dönemlerde ülkemizin krizlerle karşılaşmış olması, diğer gelişmekte olan ekonomilerde görülen krizlerin de bir ödemeler dengesi krizi ile birlikte ortaya çıkmış olması, ekonomimizin geleceği açısından tedirginliği arttırmıştır.  Dünya’da cari açık problemi ile karşılaşan tek ülke ülkemiz değildir. Ayrıca başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkeler de uzun yıllardır büyük cari açıklarla birlikte yaşamışlardır. Özellikle Avustralya yüksek cari açıkları, yüksek büyüme oranları ile birlikte götürmeyi başarmıştır. Ekonomisi büyüyen, tasarrufları harcamalarına yetmeyen veya döviz gelirinden daha fazla döviz gideri olan ülkeler açısından cari dengenin açık vermesi kaçınılmazdır. Bu nedenlerle artık  cari açığın varlığı ve büyüklüğünden ziyade sürdürülebilir olup olmadığı tartışılmaktadır. Cari açığın sürdürülebilir olup olmadığı ise çok farklı verilerle analiz edilmektedir.  Cari açığın sürdürülebilirliği açısından dikkate alınan çeşitli göstergeler vardır. Bu göstergeler ihracat, ithalat, döviz kuru, faiz oranları, kısa ve uzun dönemli sermaye hareketleri, borçların yapısı, döviz rezervleri, yatırım ikliminin devamlılığı gibi unsurlarıdır. Türkiye’de ihracatın gelişimi önemli bir performans göstermektedir. Özellikle döviz kurlarındaki düşme ve rakip ülkelerdeki maliyet avantajlarına rağmen 2005 yılında Türkiye’nin ihracatı bir önceki yıla göre %15 civarında artarak 73 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatla birlikte ithalat da artmakla birlikte bu artış Türkiye’nin büyümesi açısından gerekli ara ve yatırım malları ithalatından meydana gelmektir. Uzun vadeli sermaye hareketleri açısından Türkiye özellikle son yıllar itibariyle cazibe merkezi olmaya başlamış, özellikle 2005 yılında ülkeye giren uzun vadeli sermaye bir önceki yıla göre neredeyse %100 oranında artarak 5 milyar dolara yaklaşmıştır. Türkiye borçlanmasında da önemli bir iyileşme sağlamış ve kamu borçlanma gereğini azaltarak, toplam kamu borç oranını Maastrich kriterlerine yaklaştırmıştır. Döviz rezervleri itibariyle 50 milyar doları geçen bir hacimle uluslararası standartlara göre yine iyi bir durumdadır. Yatırım ikliminin devamlılığı, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının art arda artan not düzeyleri ile de teyit edilmektedir.  Türkiye’deki  cari açıklarının sürdürülebilirliğinde döviz kurunun düşüklüğü ve faiz oranlarının yüksekliği   en önemli kırılma noktaları olarak görülmektedir. Türk Lirasının reel efektif döviz kuru indeksine göre %70 oranında değerli olması, hem ihracatı hem de ithalatı olumsuz etkilemektedir. Uzun vadede de Türk Lirasının aşırı değerliliği ihracat, ithalat ve döviz kazandırıcı diğer faaliyetleri olumsuz etkilemeye devam edecektir. Zaman içinde düşme göstermekle birlikte dünya ortalamasına göre yüksek düzeylerde bulunan  reel faiz oranları da kısa vadeli sermaye hareketleri açısından yüksek karlı bir ortam sunarak, Türk Lirasının aşırı değerlenmesine katkıda bulunmaktadır.  Türkiye ekonomisinin yakalamış olduğu istikrar ortamı ekonomik göstergelere de yansımakta ve Türkiye’de genel ekonomik yapı önemli bir iyileşmeye işaret etmektedir. Türkiye bu olumlu eğilimi AB üyelik süreci gibi dış olumlu göstergelerle destekleyerek diğer ekonomik sorunları ile birlikte cari hesaplarındaki dengesizlik problemine de çözüm üretebilecektir.  Ancak özellikle kısa vadede döviz kuru ve faiz oranlarındaki dengesizliği ortadan kaldıracak politika değişikliklerine ihtiyaç bulunmaktadır.   
FAYDALANILAN KAYNAKLAR 1.            AKAT, Asaf Savaş, (2006),  “2006 tahminleri (1)”, Vatan, (1 Ocak).2.            AKDİŞ, Muhammet (2000), Global Finansal Sistem, Finansal Krizler ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları.  3.            AKDİŞ, Muhammet (2004), "Kısa Vadeli Sermaye Hareketlerinin Yol Açtığı Finansal Krizler ve Bu Krizleri Önlemede Kullanılabilecek Araçlar: Tobin Vergisi", Active Bankacılık ve Finans Dergisi, Yıl:6, Sayı:36, (Mayıs-Haziran), s.36-48.4.            APERGIS, Nicholas, Konstantinos P. KATRAKILIS., and Nicholas M. TABAKIS, “Current account deficit sustainability: The case of Greece”, Applied Economics Letters, 2000, 7, 599-603. 5.            AYSAN, Mustafa (2005), “Ekonominin Döviz Açığı”, Radikal, (16 Mart).6.            BABAOĞLU, Barış (2005), Türkiye’de Cari İşlemler Dengesi Sürdürülebilirliği, TCMB Uzmanlık Tezi, Ankara.7.            BAHARUMSHAH Ahmad Zubaidi, Evan LAU and Stilianos  FOUNTAS (2003),  “On the sustainability of current account deficits: evidence from four ASEAN countries”,  Journal of Asian Economics,   Volume 14, Issue 3,  June, 465-487. 8.            CANSEN, Ege (2006), “Ekonomide dışa açılma nitelik değiştiriyor”, Hürriyet, 4 Ocak. 9.            DADUSH Uri, Dipak DASGUPTA, and Dilip RATHA (2000) “The Role of Short-Term Debt in Recent Crises”, IMF-Finance and Development, December, Volume 37, Number 4.

10.        DOOLEY Michael P., David Folkerts LANDAU, Peter M GARBER., “The US Current account deficit and economic development: collateral for a total return swap”, NBER Working Paper, 10727.

11.        EDWARDS, Sebastian (2001), “Does The Current Account Matter”, Nber Working Paper 8275.12.        ------------------------------(2005), “Is the US Current Account Deficit Sustainable? And if not, how costly is adjustment likely to be?”, Draft for confererence peresentation, march 16,2005.  www.nber.org.13.        FELDSTEIN, Martin (2000)  “Aspects of Global Economic Intergration: Outlook for the Future” NBER Working Paper,  7899. 14.        FLOOD, Robert P. and Nancy P. MARION (1996),  “Speculative attacks:Fundamentals and self-fulfillig prophecies”, Nber,  Working Paper, 5789.15.         FONTAINE, Thomson (2005), Currency Crises in developed and emerging market economies: E comparative empirical treatment, IMF Working Paper, WP/05/13.

16.        FREUND, Caroline (2005), “Current account adjustment in industrial countries”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 1278-1298.

17.        FREUND, Caroline and Frank WARNOCK (2005), “ Current account deficits in industrial countries: the bigger they are, the harder they fall”, www.nber.org.

18.        GANDE,  Amar and David PARSLEY (2004), “Sovereign Credit Ratings and International Portfolio Flows , Presented at the Joint ECB/IMF Workshop, November 16-17, www.imf.org.

19.        GHYSELS, Eric and Junghoon SEON (2005), “The Asian financial crises: The role of derivativ securities trading and foreign investors in Korea”, Journal of International Monetary and Finance, 24, 607-630.

20.        GÖKÇE, Deniz (2005), “İthalat Artışının Kaynakları, Akşam, (29 Aralık).21.        GOLDFAJN, Ilan and Rodrigo O VALDES. (1997), “Capital Flows and the Twin Crises: The Role of Liquidity”, IMF Working Paper, WP/97/87. 22.        GÜNEŞ, Hurşit (2006), “2006'ya girerken: Ekonomide kritik yıl”, Milliyet, (6 Ocak). 23.           Hazine (2005),  http://www.hazine.gov.tr/guncelduyuru/2006finasmanprograi_sunum.pdf24.        Hazine (2006), 5.1.2006 Tarihli Basın Duyurusu.

25.        HOLMAN, Jıll A. (2001), “Is the large US current account deficit sustainable”, FRBKS Economic Rewiew, 1/2001, www.kc.frb.org

26.        Hurriyet (2005a), (12 Ekim).

27.        ---------- (2005b), (2 Aralık).

28.        IMF (2000), “Debt- and Reserve-Related Indicators of External Vulnerability”, March-23.

29.        ----- (2005), Country Report-Turkey, November-2005, 05/412. 30.        KAMINSKY, Graciela, Saul LIZONDO and Carmen M. (REINHART (1998), “Leading Indicators of Currency Crises”, IMF Staff Papers, Vol.45, No.1,1-45.

31.        KANDIL, Magda and  Ida Aghdas MIRZAIE (2003), “The effects of exchange fluctiations on output and prices: Evidence form developing countries”, IMF Working Paper, WP/03/200. 

32.        KRUGMAN, Paul (1979), “A model of balance –of- payment crises”, Journal of money, credit and banking”, Vol. 11, August, 311-25.

33.        KUMCU, Ercan (2005), Kaynaklarımızın üzerinde harcıyoruz”, Hürriyet, (24 Kasım).34.        LIPSEY, Robert, E (2001). “Foreign Direct Investors in Three Financial Crises”, Nber, Working Papers, 8084.35.        LOUNGANI, Prakash and Assaf RAZIN (2001), “How Beneficial Is Foreign Direct Investment for Developing Countries?”, IMF- Finance and Development, June, Volume 38, Number 2.

36.        MANN, Catherine, L. “Is the US current account deficit sustainable?”, IMF, Finance and Development, Marc 2000, Volume 37, Number 1.

37.        MILESI-FERRETI, Gian Maria and Assaf RAZIN (1996a), “Sustainability of persistent current account deficits”, Nber Working Paper Series, 5467. 38.        -------------------------------------------------------------- (1996b), “Current Account Sustainability: Selected East Asian and Latin American experiences”, Nber Working Paper Series, 5791.

39.        OBSTFELD, Maurice and Kenneth ROGOFF (2004), Is the Current Account Deficit Sustainable?” Nber Working Paper,  10869.

40.        OSTRY, Jonathan D. “ Current Account Imbalances in ASEAN Countries: Are they a problem?”, IMF Working Paper, WP/97/51. 41.        ÖZMEN, Erdal (2005), “Macroeconomic and institutional determinants of current account deficits”, Applied Economic Letters, 2005, 12, 557-560. 42.        ÖZTRAK, Faik (2005), “Tüketim Cari Açığı Arttırıyor”, Milliyet, (28 Ekim).43.        PITCHFORD, J.D. (1989), A Sceptical View of Australia’s Current Account and Debt Problem, Australian Economic Review 86, 5-14.44.        REINHART, Carmen M. (2002), Default, “Default, currency crises and sovereign credit ratings”, NBER, Working Papers,  8738.

45.        REISEN, Helmut, “Sustainable and excessive current account deficits”, OECD Development Centre, Working Paper, 132.

46.        URAS, Güngör (2005), “On ayda petrol, kömür ve gaz faturası 16.8 milyar dolar”, Milliyet, (23 Aralık).47.        YELDAN, Erinç (2005), “AB Müzakere Süreci ve Cari Açığın Finansmanı"
(12 Ekim),
www.bagımsızsosyalbilimciler.org.

48.        YILDIRIM, Abdurrahman (2005), “Daha az borçlanmanın sonucu tek haneli reel faiz”, Sabah Gazetesi, (24 Kasım).

49.        -------------------------------- (2005), “Kronik cari açığın çözümü yatırım ortamını iyileştirmekten geçiyor”, Sabah Gazetesi, (17 Kasım).  

Son Güncelleme : 07-10-2008 19:21

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Beğenilme
Yazdır
Arkadışıma Gönder
İlgili Makaleler

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.5 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
© 2012 istatistikci.com | Türkiye'nin İstatistik Portalı | istatistik
1996 - 2007 Türkiye'nin İstatistik Portalı
2012 film izle -hd dizi izle albüm indir